Mustafa Aktar – Rasathane ile Bilimde Yüz Elli Yıl (2022)

 

1868 yılında İstanbul’da kurulan rasathane, Türkiye’nin bilim yolculuğunda dönüm noktasıdır.

Mustafa Aktar da bu çalışmasında, 150 yıllık süreçte rasathanenin hangi sosyal, ekonomik ve politik rolleri üstlendiğini çarpıcı biçimde ortaya koyuyor.

Kendisi de uzun yıllar Boğaziçi Üniversitesi Kandilli Rasathanesi’nde araştırmacı olarak görev yapan Aktar, rasathanenin, Tanzimat’tan Cumhuriyet’e uzanana kültürel devrimin neredeyse bir izdüşümü gibi toplumsal gelişmede ne denli kritik bir rol üstlendiğini ortaya koyuyor.

Aktar bunu yaparken, söz konusu süreçte dünyadaki bilimsel gelişmeler ile bizdeki bilimsel düzeyi ayrıntılı bir bakışla karşılaştırıyor.

Kitaptan bir alıntı:

“Rasathaneler özünde bilim için oluşturulmuş birer gözlem laboratuvarıdır; ancak tarih boyunca bunun çok ötesinde bir anlam taşımışlardır. Bunun sebebi, bazı kritik dönemlerde, evrene bakış açımızı değiştiren toplumların en yenilikçi ve hatta en devrimci düşüncelerini üreten kuruluşlar arasında yer almalarıdır.

Gün gelmiş insan aklının ulaştığı en üst noktayı simgelemiş ve gün gelmiş şeytani düşüncelerin yeşerdiği bir sapkınlık yuvası olarak kabul edilmişlerdir.”

  • Künye: Mustafa Aktar – Rasathane ile Bilimde Yüz Elli Yıl, Yapı Kredi Yayınları, bilim, 308 sayfa, 2022

Léo Grasset – Zürafa Boynun Neden Uzun? (2022)

Filler dünyasında mutlak bir diktatörlüğün mandalarda ise sonsuz bir demokrasinin hüküm sürdüğünü biliyor muydunuz?

Léo Grasset, Afrika savanlarından sunduğu birbirinden ilginç hayvan hikâyeleriyle karşımızda.

“Toki sabırlı bir çita. Afrika savanının uzun otları içine uzanıyor ve sessiz adımlarla avına doğru ilerliyor. Avı genç bir Thomson ceylanı. Toki, bu narin ve zarif ceylanı şimdiden güçlü dişlerinin arasında hayal ediyor ve gözden kaçırmıyor…”

Meraklı bir belgesel izleyicisi misiniz?

Benzerlerini defalarca seyrettiğiniz halde, bir çitanın can havliyle koşan bir ceylanı kovaladığını görünce kendinizi o görüntülerden alıkoyamıyor musunuz?

Peki, ceylanın bu koşusunun tamamen rasgele olduğunu ve bir sonraki hamlesinin kesinlikle öngörülemez olduğunu biliyor musunuz?

Ya da belki de belgeseller hiç ilginizi çekmiyordur.

Ama fillerde mutlak bir diktatörlüğün, mandalarda ise sonsuz bir demokrasinin hüküm sürdüğünü duymak da mı ilginizi çekmez?

En azından 70 cm boyuyla sırf eğlence olsun diye altı erkek aslanın arasına dalma cesaretini gösteren bal porsuğu daha yakından tanınmayı hak ediyor.

Yaşadığımız çevreden hayli farklı Afrika savanları böylesi pek çok sürprizle doludur.

Bu yabani toprakların bir tanığı da zebralar üzerine yaptığı incelemeler için Zimbabve’deki Hwange Ulusal Parkı’nda altı ay geçiren genç Fransız biyolog Grasset’dir.

Grasset buradaki deneyimlerinden yola çıkarak kolay kolay tanık olamayacağınız savan hikâyelerini eğlenceli bir dille anlatıyor.

Kitap, Aslan Kral’la ilgili şok gerçekler sunmasıyla da dikkat çekiyor.

  • Künye: Léo Grasset – Zürafa Boynun Neden Uzun?, çeviren: Yonca Aşçı Dalar, İş Kültür Yayınları, bilim, 136 sayfa, 2022

Sanne Blauw – Tarafgir Sayılar (2022)

Sayılar her zaman nesnel olmadığından onlara daha şüpheci yaklaşmak gerekir.

Sanne Blauw, pek çok tarihsel örnekten yola çıkarak sayıların algılarımızı nasıl yönlendirdiğini ve hatta manipüle ettiğini gözler önüne seriyor.

Hayatımızın hemen her alanını kontrol eden nedir?

Bu sorunun ilk akla gelen cevabı muhtemelen sayılar olmayacaktır, hâlbuki okulda nasıl bir öğrenci olduğumuzdan işyerindeki satış rakamlarımızın değerlendirilmesine, seçim tahminlerinden ekonomik krizin etkilerine uzanan çok çeşitli konularda bir şeyler söyler sayılar.

Peki, bu değerlendirme ve gerçeklikler ne kadar doğrudur?

Sahi sayılar her zaman nesnel midir?

Sayıların temsil ettiği hikâyelere, enteresan bir şekilde bu durumun medya, politikacılar ve iş insanları tarafından sıkça unutulmasına veya kendi çıkarları için kullanmalarına bakarsak pek de öyle olmadığını görürüz.

Blauw, ‘Tarafgir Sayılar’da eğlenceli bir dille, tarihsel örnekler üzerinden, sayılarla olan ilişkimizi masaya yatırarak yönlendirilmiş algılarımıza ayna tutuyor.

Eski çağ tacirinin arpa hesabından İngiltere’deki her bireyin mülkünü kayıt altına almak isteyen Fatih William’a, Kırım Savaşı zamanı Üsküdar sırtlarındaki hastanede asker ölümlerini dert edinip ilk grafikleri keşfeden ve bilmeden belki de tarihin ilk büyük veri dalgasını başlatan başhemşire Florence Nightingale’e uzanan ilginç ve düşündürücü bir yolculuk bu.

Çalışma, pandemiyle hayatımıza giren günlük istatistiklerden IQ, sigara, kanser gibi daha uzun vadeli araştırmalara kadar sayılara nasıl daha şüpheci yaklaşabileceğimize dair öneriler sunan bir rehber.

  • Künye: Sanne Blauw – Tarafgir Sayılar: Sayılar Bizi Doğru Yanlış Nasıl Yönlendirir?, çeviren: Çiçek Öztek, Alef Yayınları, bilim, 224 sayfa, 2022

Bernhard Kegel – Epigenetik (2022)

Epigenetik programlar, çevre ile genom arasında halka görevi gören muhteşem yapılardır.

Bernhard Kegel, insanların sonradan kazandığı deneyimlerin sonraki kuşaklara epigenetikle nasıl aktarıldığını her okurun rahatça anlayabileceği şekilde gözler önüne seriyor.

Doğuştan gelen özelliklerin “gen” denen aktif DNA dizilimleriyle kuşaktan kuşağa aktarıldığını biliyoruz.

Fakat bilim insanları yakın zaman içerisinde, sonradan kazanılan özelliklerin de kuşaktan kuşağa aktarılabildiğini keşfettiler.

Gelgelelim, tuhaf bir şey vardı: Sonradan kazanılan bu özellikler DNA dizilimlerinde bir değişikliğe yol açmıyor ama yine de sonraki kuşaklara aktarılabiliyordu.

Çok geçmeden DNA dizilimleriyle bağlantılı ikincil enformasyon yapıları keşfedildi.

Epigenetik sözcüğü işte bu yapıları ifade ediyor.

Bu epigenetik “programlar”, genleri, hatta bir kromozomun tamamını “açıp kapatabiliyor”, çevre ile genom arasında ara halka görevi yapıyor.

Kegel. epigenetiğin sonuçlarını etraflıca ve ustaca betimliyor.

Biyolojide etkileyici bir paradigma değişimine tanık olacaksınız.

  • Künye: Bernhard Kegel – Epigenetik: Deneyimler Kalıtımla Nasıl Aktarılır?, çeviren: Sema Özgün, Say Yayınları, bilim, 384 sayfa, 2022

Simon Kyaga – Yaratıcılık ve Akıl Hastalığı (2021)

Hep söylendiği gibi, deha ile delilik arasında bir ilişki var mı?

Simon Kyaga’nın bir milyonu aşkın insanı içeren eldeki araştırması, bu soruya alabileceğimiz en sağlam ve güncel yanıtları barındırıyor.

Aristoteles ‘Problemata’da, şöyle sormuştu:

“Felsefede, siyasette, şiirde veya sanatta üstün olan kişilerin açıkça melankolik olması ve bazılarının kara safradan kaynaklanan hastalıklardan aşırı derecede mustarip olması acaba nedendir?”

Delilik ile deha arasında gerçekten ince bir çizgi var mıdır?

Çoğumuz buna inanmaya meyilli olsak da tarih bilimi bu görüşün çürütüldüğü fikirlerle dolu.

Son zamanlarda yaratıcılık ve yaratıcılıkla akıl hastalığı arasındaki ilişkiyi inceleyen çalışmalarda artış söz konusu.

‘Yaratıcılık ve Akıl Hastalığı’ da, bu eski fikir hakkındaki mevcut bilgilere kapsamlı bir inceleme sağlıyor ve yeni deneysel bulguları sunuyor.

Şimdi, Aristoteles’in melankoli ile büyük başarılar arasında var olduğunu iddia ettiği korelasyonun doğru olduğu sonucuna kesin olarak varabilir miyiz?

Burada sunulan ve bir milyonu aşkın insanı içeren yeni araştırma bu tartışmaya bir son vermeyi ve aynı zamanda bulgularının sonuçları hakkında yeni tartışmalara kapı açmayı amaçlıyor.

  • Künye: Simon Kyaga – Yaratıcılık ve Akıl Hastalığı: Mevzubahis Deli Deha, çeviren: Arlet İncidüzen, Ayrıntı Yayınları, bilim, 256 sayfa, 2021

David Sinclair ve Matthew LaPlante – Yaşam Döngüsü (2022)

Yaşlılık aslında bir hastalık mı?

Ve en önemlisi de, bunun tedavisi var mı?

Harvard Tıp Fakültesi’ndeki laboratuvarında pek çok araştırma yapmış David Sinclair, yaşlanmanın aslında tedavi edilebilir bir hastalık olduğunu savunuyor.

Biliminsanları yıllarca yaşlanmanın sebeplerini aradı ve sonunda kimsenin yaşlılıktan ölmediği fikrine ulaştılar.

Bu düşünceye göre insanlar yaşa bağlı hastalıklardan ölürler.

Çünkü yaşlanma ve ölüm kaçınılmaz sondur.

  • Peki, bu gerçekten doğru mu?
  • Yaşlanma hakkında bildiğimiz her şey yanlış olabilir mi?

‘Yaşam Döngüsü’nde, genetik ve yaşlanma konusunda dünyanın önde gelen otoritelerinden biri olan ve hayatını insanların daha uzun, daha sağlıklı ve hastalıksız yaşamalarını sağlamaya adayan Sinclair, tüm bu sorulara açıklık getiriyor.

Sinclair’e göre, genetik yapımızda var olan ve yaşamda karşılaştığımız zorluklara hücrelerimizin içinde karşı koyan bir hayatta kalma devresi, zamanla işleyişinde ortaya çıkan bozulmalarla bizi yaşlandırır.

Ancak bu bozulmaları tersine çevirmek ve sadece yaşam süremizi değil, sağlıklı geçirdiğimiz yılların sayısını artırmak da mümkün.

Tıbbi çalışmaların ön saflarında yer alan araştırmacıların keşfettiği en son bulgulardan yararlanan Sinclair, şaşırtıcı ve çok basit yöntemler paylaşarak daha uzun bir yaşam için genetik saati tersine çevirmenin bilimsel kanıtlara dayanan yol haritasını önümüze seriyor.

TIME dergisinin “Dünyadaki En Etkili 100 Kişisi” listesinde yer alan Sinclair’ın vizyonu, insanların uzun yıllar sağlıklı yaşadığı bir dünyanın nasıl bir yer olacağını ve oraya ulaşmak için neler yapmamız gerektiğini gösteriyor.

  • Künye: David A. Sinclair ve Matthew D. LaPlante – Yaşam Döngüsü: Yaşlanmanın Sebepleri ve Nasıl Önlenebileceği Üzerine Devrim Yaratan Bir Teori, çeviren: Cenk Tezcan, Epsilon Yayıncılık, sağlık, 480 sayfa, 2022

José Cordeiro ve David Wood – Ölümsüz İnsan (2022)

Ölüme çare bulmak mümkün mü?

José Cordeiro ve David Wood, yaşlılığın, yaşlılığa bağlı hastalıkların olmadığı bir yaşamın tüm olasılıkları üzerine derinlemesine düşünüyor.

‘Ölümsüz İnsan’, çok yakında uzun ömürlülüğün mümkün olduğunu ve sonsuza dek yaşayabileceğimizin mümkün olduğunu savunuyor.

Yaşlanma ve ölüm, insan hayatının en büyük korkularından.

Bu yadsınamaz sona çözüm bulmak mümkün mü?

Cordeiro ve Wood, bu can alıcı soruya parmak basıyor ve insanın ölümlü olmaya mahkûm olmadığını bilimsel olarak ele alıyor.

Gelecekte bizi neler bekliyor?

Yazarlar, biyolojik ölümsüzlüğün nasıl bir seçenek haline gelebileceğini, yaşlanmanın da bir hastalık olduğunu ve tedavi edilebileceğini, ölümlülüğün bilimsel olarak nasıl sonlandırılacağını açıklıyor.

Bu geleceğe ulaşmak için yapılan araştırmaları, teknolojik ilerlemeleri, bilimin biyolojik yaşlanmayı durdurmaya ne kadar yakın olduğunu sade bir dille anlatıyor.

  • Künye: José Cordeiro ve David Wood – Ölümsüz İnsan, çeviren: Sevim İrem Altınkılınç, Nemesis Kitap, inceleme, 344 sayfa, 2022

Robert P. Crease – Bilim Devrimcileri (2021)

Siyasi olarak da toplumsal olarak da bilim karşıtı düşüncelerin tavan yaptığı günümüzde özellikle okunması gereken bir çalışma.

Robert Crease, tarih boyunca halkın bilim algısını ve bilimin “otorite” olarak rolünü şekillendiren önemli düşünürleri mercek altına alıyor.

  • Bilimsel bir keşif ne zaman kabul edilen bir gerçeğe dönüştü?
  • Bilimsel gerçekleri inkâr etmek neden kolaylaştı?
  • Ve biz bu konuda neler yapabiliriz?

Filozof ve bilim tarihçisi Crease ‘Bilim Devrimcileri’nde bu soruları, bilimsel altyapının kökenlerini ve dünyanın önemli on düşünürünün bilimsel aklı şekillendirmedeki rollerini bir bir tanımlayarak yanıtlıyor.

‘Bilim Devrimcileri’ kitabında günümüz politikacıları ve hükümet yetkilileri; bilim insanlarını bilim dışı yorumlarıyla eleştirirken, bu güvensizlik düzeyine nasıl geldiğimizi ve bundan nasıl kurtulabileceğimizi örnekleriyle ortaya koyuyor.

Eserde tarih boyunca gözlerini kırpmadan hayatlarını da tehlikeye atarak bilimsel aklı üstün kılmaya çalışan on düşünür ve bilim devrimcisine yer veriliyor.

Bilimin cehaletinin ve yanlış kullanımının insan yaşamına ve kültüre yönelik en büyük tehdidi nasıl oluşturduğu inceleniyor.

Bilimi ortak yarar için uygulamanın ne anlama geldiğine ve bilimden bağımsız siyasi eylemin tehlikesine dair güncel ve önemli bir araştırma olan ‘Bilim Devrimcileri’, hem mevcut bilim karşıtı söylemin kökenlerini hem de modern dünyanın dağılmasını önlemek için neler yapılabileceğini anlamamıza yardımcı oluyor.

Kitapta fikirleri ele alınan isimler şöyle: Mustafa Kemal Atatürk, Francis Bacon, Galileo Galilei, René Descartes, Giambattista Vico, Mary Shelley, Auguste Comte, Max Weber, Edmund Husserl, Hannah Arendt.

  • Künye: Robert P. Crease – Bilim Devrimcileri, çeviren: Özlem Özarpacı, The Kitap Yayınları, bilim, 328 sayfa, 2021

María Teresa Ruiz – Yıldızların Çocukları (2021)

Astronomi üzerine kısa ve öz bir çalışma arayanlara bu kitabı tavsiye ediyoruz.

Ünlü astronom María Teresa Ruiz, ‘Yıldızların Çocukları’nda evren hakkındaki mevcut bilgilerimizi büyük bir yetkinlikle derleyerek nereden gelip nereye gittiğimizi açıklıyor.

Temel astronomik teorilere ulaşmamızı sağlayan araştırmaları, bu araştırmalar için kullanılan metot, teknik ve araçları anlatıyor.

Tüm bunları sade ve çekici bir üslupta aktarırken bir bilgi karmaşası içinde kaybolmanıza asla müsaade etmiyor.

Merak ve keşfetme duygusunun insanlığın evrimindeki asli rolüne odaklanan Ruiz, insanın bilgiye duyduğu açlığı bir çocuğun çevresini keşfetmek için duyduğu doyumsuz arzuya benzetiyor.

  • Künye: María Teresa Ruiz – Yıldızların Çocukları: Evrenin ve İnsanlığın Kökenine Harika Bir Yolculuk, çeviren: Selin Oransayoğlu, Babil Kitap, bilim, 92 sayfa, 2021

Henri Bergson – Süre ve Eşzamanlılık (2021)

Einstein’ın görelilik kuramının felsefede nasıl devrimci bir dönüşüm yarattığını ilk fark edenlerden biri Henri Bergson’du.

Bergson ‘Süre ve Eşzamanlılık’ta, Einstein’la zamanın doğası hakkında hararetli bir tartışmaya girişiyor.

Einstein’ın 20. yüzyılın başında ortaya attığı görelilik kuramı çığır açıp modern fizik biliminin çehresini sonsuza dek değiştirdi.

Bu dâhiyane ve yenilikçi kuram, bilim insanları arasında ilk andan itibaren heyecanla karşılandıysa da felsefi içermeleri nedeniyle dönemin felsefecileri arasında kuşkuya, hatta infiale neden olacaktı: Uzay ve zamanı aynı potada eritiyor, zamanı uzay cinsinden ifade etmeye izin veriyor, böylece evrenin dokusunu kökten değiştiriyordu.

Bu kuramın felsefe açısından barındırdığı tehlikeyi görenlerin başında, zaman olgusunun felsefenin temel sorunlarının anahtarı olduğunu düşünen Henri Bergson geliyordu.

Yirminci yüzyılın en önemli filozoflarından biri olan Bergson, bu kitapta, Einstein’la zamanın doğası hakkında girdiği hararetli tartışmayı açıyor.

Görelilik kuramının felsefi anlamını ortaya koyuyor.

Bir filozofun, fizik biliminin en çetrefil sorunlarına felsefenin gözlükleriyle nasıl bakabildiğini tüm çıplaklığıyla gözler önüne seriyor.

  • Künye: Henri Bergson – Süre ve Eşzamanlılık: Einstein’ın Teorisi Hakkında, çeviren: Erdem Baykal, Fol Kitap, felsefe, 224 sayfa, 2021