Rodrigo Quian Quiroga – Borges ve Bellek (2017)

Görsel algı ve belleğin işleyiş dinamikleri, Rodrigo Quian Quiroga’nın esas çalışma alanları.

Yazar, bu deneyiminden yola çıkarak, Jorge Luis Borges’in kimi öykülerinde karşımıza çıktığı şekliyle belleğin görünümleri ve işlenişini irdeliyor.

Quiroga’nın, Borges’in bu türdeki öykülerine verdiği örneklerden biri, ‘Bellek Funes’.

‘Bellek Funes’, yaşadıklarını tüm ayrıntılarıyla hatırlayan, unutmak gibi bir sorunu hiç yaşamayan, fakat aklındakileri bir türlü kavramlara dökemeyen Funes isimli başkahramanıyla hatırlanacaktır.

Quiroga öyküdeki bu duruma odaklanarak,

Beyindeki belli nöronların somut ayrıntıları neden göz ardı ettiğini ve soyut kavramlar yoluyla belleği nasıl oluşturduğunu ve beyinde uzun süreli belleğin oluşma sürecini ayrıntılı bir bakışla ele alıyor.

Kitap, Borges’in öykülerinin yanı sıra, olağanüstü belleğe sahip kişilerin yaşamöyküleri, beynin anatomisi, görme mekanizmasına ilişkin kuramlar ve Borges ile aynı konuları düşünmüş William James, Gustav Spiller ve John Stuart Mill gibi düşünürlerin fikirleri gibi keyifli konular da yer alıyor.

Belleğin bilişsel işlenişine daha yakından bakmak isteyenlere.

  • Künye: Rodrigo Quian Quiroga – Borges ve Bellek, çeviren: Ferit Burak Aydar, Boğaziçi Üniversitesi Yayınları, sinirbilim, 184 sayfa

John Gribbin – Schrödinger’in Yavru Kedileri (2008)

John Gribbin, oldukça ilgi çeken ve geniş bir okur kitlesine ulaşan ‘Shrödinger’in Kedisinin Peşinde’den on yıl sonra, ‘Shrödinger’in Yavru Kedileri’ ile kuantum konusuna kaldığı yerden devam ediyor.

Gribbin ilk kitabında, kuantum kuramının tarihsel gelişimine odaklanmıştı.

Şimdi ise, yine kendine has esprili üslubuyla, alanın güncel meselelerini gözüne kestiriyor.

Yazar kuantum bilgilerimizi güncelliyor, sonra bize bazı bilmeceler soruyor ve bunları yapamayacağımızı görünce de onları teker teker açıklıyor.

  • Künye: John Gribbin – Schrödinger’in Yavru Kedileri, çeviren: Nedim Çatlı, Metis Yayınları, bilim, 290 sayfa

Kolektif – En İyi Matematik Yazıları (2014)

Birçok yazarın makaleleriyle katkıda bulunduğu ‘En İyi Matematik Yazıları’, uzmanların yanı sıra, matematiğe ilgi duyan her seviyeden okura hitap ediyor.

Burada yer alan metinler, matematikçilerin aynı zamanda neden iyi birer dansçı oldukları, matematiğin müziğe uygulanmasından çıkan ilginç sonuçlar, müziğin matematiksel izahatı, üniversite matematiği ile lise matematiği arasındaki başlıca farklar, matematik öğretiminde izlenmesi gereken yöntemler, matematik felsefesinin öğretmenlik üzerine etkileri, matematik ve fotoğrafçılık arasındaki ilişki ve rotalama problemlerinin tarihsel gelişimi gibi keyifli konular yer alıyor.

  • Künye: Kolektif – En İyi Matematik Yazıları, derleyen: Mircea Pitici, çeviren: Sibel Özkan, Hil Yayın, matematik, 216 sayfa

Stephen Jay Gould – İnsanın Yanlış Ölçümü (2014)

Stephen Jay Gould ‘İnsanın Yanlış Ölçümü’nde, biyolojik belirlenimciliğin meşruiyetini bozmaya önemli bir katkı sunuyor, tanınmış kimi bilim adamlarının ırkçılıklarını ve sahtekârlıklarını gözler önüne seriyor.

Biyolojik belirlenimciliğin başlıca teması olan, tekil bir nicelik olarak zekânın ölçülmesiyle bireylere ve gruplara değer atfedilebileceği iddiasını tartışan Gould, maharetli bir dedektifin sahip olacağı titizlik ve dikkatle, aralarında kranyometri (kafatasının ölçümü) gibi ırkçılığa varabilen kimi uygulamalar da olmak üzere, belirlenimci argümanların hem bilimsel zaaflarını hem siyasi bağlamlarını gösteriyor.

  • Künye: Stephen Jay Gould – İnsanın Yanlış Ölçümü, çeviren: Ebru Kılıç, Versus Kitap, biyoloji, 444 sayfa

David Ruelle – Rastlantı ve Kaos (2014)

Fizik yasaları somut gerçeklere dayanır.

Beri yandan rastlantının, evrenin tanımı içinde nasıl yer aldığı, yanıt arayan en önemli soru.

David Ruelle kitabında, rastlantı ve belirsizlik kavramlarını açıklıyor, bunların hangi yollarla gerçekleştiğini ortaya koyuyor.

Ruelle teknik anlatımdan uzak durarak, özellikle kaosa ilişkin çağdaş görüşleri ayrıntılı biçimde ele alıyor; gödel teoremi, bilgi teorisi, algoritmik karmaşa gibi kavramları açıklığa kavuşturuyor.

Ruelle ayrıca, havaya atılan bir parada yazı veya tura gelme ihtimali ile piyango gibi şans oyunlarında ikramiye çıkma ihtimali gibi keyifli ve ilginç konuları da irdeliyor.

  • Künye: Rastlantı ve Kaos, David Ruelle, çeviren: Deniz Yurtören, Say Yayınları, bilim, 250 sayfa

Gerard ‘t Hooft – Bilim Kurguları (2014)

 

Nobel Ödüllü kuramsal fizikçi Gerard ‘t Hooft  ‘Bilim Kurguları’nda, bilimin geleceğe dair ilginç varsayımlarına yer veriyor.

Hooft, her seviyeden okura hitap eden kitabında, ışık hızından daha hızlı seyahat etmenin olanaklarına, nükleer reaksiyonlar aracılığıyla bir atomu başka bir atoma dönüştürmeye, atomik boyutlardaki araçların tıp bilimlerindeki kullanımlarına, insan zekâsından daha üstün bir yapay zekânın icat edilmesine, insanoğlunun yıldızların gezegen sistemlerini kolonileştirmelerine, kendi kendine çoğalan robotlar olan “neumannbotlar”a ve buna benzer, çağdaş bilimin pek çok öngörüsünü açıklıyor.

  • Künye: Gerard ‘t Hooft – Bilim Kurguları: Bilimsel Temellere Dayanan Gelecek Tasarımları, çeviren: Tufan Göbekçin, Alfa Yayınları, bilim, 152 sayfa

Penny le Couteur ve Jay Burreson – Napolyon’un Düğmeleri (2014)

  • NAPOLYON’UN DÜĞMELERİ, Penny le Couteur ve Jay Burreson, çeviren: Raşit Gürdilek, Metis Yayınları, bilim, 370 sayfa

Napolyon’un, Ruslara efsanevi yenilgisi konusunda muhtelif nedenler öne sürüldü. Bunlardan en garibi, Napolyon’un piyadelerinin paltolarından pantolon ve ceketlerine kadar tüm giysilerini ilikleyen kalaydan yapılma düğmelerin, amansız Rus kışında parçalanıp dağılarak askerleri soğuk karşısında dayanıksız kılmasıydı. Penny le Couteur ve Jay Burreson da, bu efsaneden yola çıkarak kimyasal yapılarla tarihi olaylar arasındaki bağlantıların öykülerini anlatıyor. Yazarlar, görünürde birbiriyle ilgisiz olayların benzer kimyasal yapılara dayandığını ve toplumun gelişmesinin bazı bileşiklerin kimyasına bağlı olduğunu savunuyor.

John Polkinghorne – Kuantum (2014)

  • KUANTUM, John Polkinghorne, çeviren: Ümit Hüsrev Yolsal, Dost Kitabevi, fizik, 148 sayfa

Uzun yıllar Cambridge’te matematiksel fizik profesörü olarak görev yapmış John Polkinghorne, 1920’lerin ortasında ortaya konan kuantum kuramını ayrıntılı bir bakışla ele alıyor. Yazar, modern fizik biliminin ilk gelişiminin doruk noktasını oluşturan Isaac Newton’un çalışmalarını, ışığın doğasına dair keşifleri, atom çekirdeğişinin keşfedilişini, Heisenberg’in matris mekaniğini, belirsizlik ilkesini, fotoelektrik açınlamasıyla kuantum kuramının büyükbabalarından biri olan Albert Einstein’ı, Richard Feynman’ın kuantum kuramına getirdiği yorumu ve kuantum kuramının bize nasıl bir fiziksel süreç tanımı sunduğunu anlatıyor.

Peter Watson – Fikirler Tarihi (2014)

  • FİKİRLER TARİHİ, Peter Watson, çeviren: Kemal Atakay, Barış Pala, Bahar Tırnakçı vd., Yapı Kredi Yayınları, tarih, 1083 sayfa

Peter Watson, kapsamlı çalışmalarının ürünü olan ‘Fikirler Tarihi’nde, iki milyon yıl öncesinden modernizme entelektüel tarihin dönüm noktalarını kayıt altına alıyor. Kitapta, dilden önceki imgelem dünyası; dilin ortaya çıkışı; bilimin, felsefenin ve insan bilimlerinin doğuşu; Bağdat ve Toledo’daki felsefe çalışmaları; Çin’in bilgin-seçkinleri; öğrenimin yayılması; sekülerliğin sahneye çıkışı; coğrafi keşifler ertesinde karşılaşılan Yenidünya’nın “yerli” aklı; protestanlığın düşünsel etkisi; Amerika’nın icadı; Rönesans deneyimi; milliyetçilik ve emperyalizm; modernizm ve Freud’un bilinçdışını keşfi konuları yer alıyor.

Hüsamettin Arslan – Epistemik Cemaat (2008)

  • EPİSTEMİK CEMAAT, Hüsamettin Arslan, Paradigma Yayıncılık, sosyoloji, 203 sayfa

Hüsamettin Arslan’ın ‘Epistemik Cemaat’i, ‘Bir Bilim Sosyolojisi Denemesi’ alt başlığını taşıyor. Batı’da 1960’lı yıllardan bu yana, Batı sosyolojisinde bilimi ve bilimsel bilgiyi sosyolojik eleştirinin odağına alan bir sosyoloji disiplini bulunuyor. Arslan’ın doktora tezi olan ve ilk olarak 1992 yılında yayınlanan kitap, aynı zamanda, konu hakkında Türkiye’deki yapılan ilk çalışma. Arslan’a göre, bilgi Batı’da üretilir ve Doğudakiler de sadece onları, yani bilginin asıl üreticilerini takip ederler. Yazar, bu grubu, “bilimin eşik bekçileri” anlamında kullandığı “epistemik cemaat” kavramıyla tanımlıyor. Türkiye’de klasik ve modern epistemik cemaat olmak üzere iki cemaat bulunduğunu söyleyen Arslan, Cumhuriyet ile beraber, modern epistemik cemaatin diğerini bertaraf ettiğini savunuyor. Arslan bunun yanı sıra, fazlasıyla “ortodoks” bulduğu Türkiye’deki egemen bilim ideolojisini de eleştiriyor.