Ufuk Bektaş Karakaya ve Oktay Duman – Benim Adım Dilaver (2019)

Mehmet Fatih Öktülmüş, 17 Haziran 1984 yılında Ölüm Orucunda hayatını kaybetti.

Henüz 35 yaşındaydı ve Türkiye’de 1970’lerin ikinci yarısından itibaren kitleselleşerek antifaşist bir karakterde gelişen siyasal mücadelede yer almış seçkin devrimcilerden biriydi.

Vasiyetinde, “Arkamızdan bizi çok övüp de toprak altında yüzümüzü kızartmayın olmaz mı” demişti.

Her çalkantılı siyasal dönem kendi kahraman ve öznelerini yaratır.

Onlar, içinden geldikleri sınıfsal ve siyasal süreçlerin kristalize ve billurlaşmış haliyle kişiliklerinde taşırlar.

Öktülmüş de böyle biriydi işte.

Ufuk Bektaş Karakaya ve Oktay Duman’ın kaleme aldığı ve tam üç yıl sürmüş bu yetkin sözel tarih çalışması da, Öktülmüş’ün ve onun dokunduğu kişilerin dünyasına iniyor.

Öktülmüş’ün dava arkadaşları ile Almanya, Fransa, İsviçre ve Türkiye’de 12 kentte yüz yüze yapılmış ve Öktülmüş’ün on altı yıla sığdırdığı kısa fakat çarpıcı, zengin ve öğretici profesyonel devrimci yaşamını ortaya koyan kitap, günümüzde siyasal mücadelenin zorluklarının aşılmasında bir esin ve direnç kaynağı olmaya aday.

  • Künye: Ufuk Bektaş Karakaya ve Oktay Duman – Benim Adım Dilaver: Mehmet Fatih Öktülmüş Kitabı, Ayrıntı Yayınları, biyografi, 352 sayfa, 2019

İrem Ela Yıldızeli – Büyükdedem Dr. Osman Şevki Uludağ (2010)

İrem Ela Yıldızeli ‘Büyükdedem Dr. Osman Şevki Uludağ’da, dedesi Şevki Bey’in Çanakkale Savaşı ve Viyana Seyahati Günlükleri’ni, onunla buluşma hikâyesi eşliğinde sunuyor.

On dokuzuncu yüzyılda doğup, Cumhuriyet Türkiye’sinin ilk dönemlerine şahitlik eden Osman Şevki Uludağ, asker, doktor, milletvekili, besteci ve sosyal tarihçiydi.

Osman Şevki’nin ikinci nesil torunlarından Yıldızeli, 2008 yılında, araştırmaları sonucu dedesinin günlüklerine ulaşır.

Kitap, Cumhuriyet’in kurucu kadrosu içinde yer almış bir isim olan ve Bursa Uludağ’da da adını vermiş Osman Şevki Bey’in gözüyle Çanakkale Savaşı’nın ve Balkanların nasıl göründüğünü anlamak bakımından önemli bir yerde duruyor.

  • Künye: İrem Ela Yıldızeli – Büyükdedem Dr. Osman Şevki Uludağ, Pan Kitap, günlük, 192 sayfa

Jürgen Kaube – Max Weber (2020)

Sosyolojinin kurucularından Max Weber hakkında ödüllü bir biyografi.

Kant’ın bir sözü vardır: “İnsan, iki dünyanın yurttaşıdır.”

Hukukçu, millî iktisat uzmanı, tarihçi ve sosyolog Max Weber herhalde bu “iki dünya yurttaşı” tanımını en çok hak eden isimlerdendi.

Kuşağının en umut vaat eden âlimi, Protestan Prusya üst sınıfının bir temsilcisi olarak 1864-1920 yılları arasında yaşadı.

Fakat yaşamının sonuna geldiğinde, doğduğu dünyadan eser kalmamıştı.

İşte Jürgen Kaube’nin bu yetkin biyografisi, Weber’i ve eserlerini tam da yaşadığı dönemin içinde ele almasıyla büyük öneme haiz.

Weber’in hayatını başarıları, krizleri ve düşüşleri eşliğinde izleyen Kaube, O’nun burjuva kökenini, erken olgunluğunu ve öğrencilik yıllarını, entelektüel macerasını ve düşünce dünyasına getirdiği kapsamlı ve canlı bir şekilde ortaya koyuyor.

Kaube bununla da yetinmeyerek Weber’in iki önemli çağdaşı olan Werner Sombart ve Georg Simmel ile arasındaki ilişkiyi ve ayrıca özel hayatına dair pek çok ipucu veren, eşi Marianne ve sevgilisi Else Jaffe ile ilişkisini de aydınlatıyor.

Kaube’nin bu biyografisiyle, 2014’te Leipzig Kitap Fuarı Ödülü’ne layık görüldüğünü de ayrıca belirtelim.

  • Künye: Jürgen Kaube – Max Weber: Çağlar Arasında Bir Yaşam, çeviren: Öndercan Muti, İletişim Yayınları, biyografi, 470 sayfa, 2020

Kolektif – İbrahim Kaypakkaya (2010)

‘İbrahim Kaypakkaya’, 2009 yılında gerçekleşen ‘Kaypakkaya Sempozyumu’na sunulan bildirilerden oluşuyor.

Açış konuşmalarını Vedat Türkali ve Mihri Belli’nin yaptığı sempozyuma, Murat Belge, Oral Çalışlar, Aydın Çubukçu, Avni Özgürel, Muzaffer Oruçoğlu, Şükran Soner ve Ertuğrul Kürkçü’nün de içinde bulunduğu birçok isim katkıda bulunmuştu.

Dağınık sesleri bir araya getiren, değerlendirme, yorum ve eleştirileri birleştiren bu kapsamlı çalışma, Türkiye’nin ilk politik Marksisti olarak tanımlanan İbrahim Kaypakkaya’nın, genel olarak sol hareket ve özel olarak da 71 devrimciliği içinde nasıl bir yere sahip olduğunu ortaya koyuyor diyebiliriz.

  • Künye: Kolektif – İbrahim Kaypakkaya: Hayatı, Teorik ve Politik Eseri, derleyen: Emek Aytaç, Ok Yayınları, siyaset, 295 sayfa

Ahmet Özer – Memleket Şairi: Nabi Üçüncüoğlu (2010)

Ahmet Özer ‘Memleket Şairi: Nabi Üçüncüoğlu’nda, şiirlerini, ilk ve tek kitabı ‘Memleket’te toplayan, 1969 yılında hayata veda eden öğretmen ve şair Nabi Üçüncüoğlu’nun hayatına ve şiirine odaklanıyor.

Üçüncüoğlu’nun doğduğu çevrenin anlatımıyla başlayan kitap; onun eğitim hayatı, uzun yıllar sürdürdüğü öğretmenlik mesleği ile ailesi ve arkadaş çevresi hakkında bilgiler veriyor.

Üçüncüoğlu’nun gazete ve dergilerde kalmış şiirlerinin bir araya getirilip değerlendirildiği kitapta ayrıca, ölümünün ardından yazılanlar; başta ‘Memleket’ kitabı olmak üzere şiirlerini inceleyen yazılar ve kendisini yakından tanımış olanlarla yapılmış söyleşiler yer alıyor.

  • Künye: Ahmet Özer – Memleket Şairi: Nabi Üçüncüoğlu, Phoenix Yayınları, biyografi, 239 sayfa

Annelies Laschitza – Rosa Luxemburg (2019)

Annelies Laschitza, akıcı bir dille kaleme aldığı ‘Rosa Luxemburg’ta, Polonya ve Alman Sosyal-Demokrasisi’nin yıldızı Rosa Luxemburg’un yetkin bir yaşamöyküsünü sunuyor.

Luxemburg, örgütlenmeye olan inancı, mücadelenin olmazsa olmazı olarak kitle grevinden yana olması ve parti yönetimlerinin dar kadrolarından öte, eylem içindeki kitlelerin kendi deneyimlerini merkeze alan tavrıyla bugün de önemini ve etkisini koruyan bir devrimci.

Luxemburg’un toplu eserlerini ve mektuplarını da yayına hazırlamasıyla bilinen Laschitza kitabında, Luxemburg’u botanik ve edebiyat düşkünü, yazar ve militan, tutkulu bir iktisatçı ve devrimci olarak ele alıyor.

Bu arada, biz kitabın ilk baskısının kapak tasarımını da beğenmiştik. O nedenle o kapağı da buraya ekliyoruz.

  • Künye: Annelies Laschitza – Rosa Luxemburg, çeviren: Levent Bakaç, Yordam Kitap, biyografi, 480 sayfa

Feryal Saygılıgil – Kainatta Bir Nokta: Nüzhet Gökdoğan (2010)

Feryal Saygılıgil, sözlü tarih yöntemiyle ortaya koyduğu ‘Kainatta Bir Nokta’da, Türkiye’de birçok kuşağın yetişmesine katkıda bulunan, astronom ve akademisyen Prof. Dr. Nüzhet Gökdoğan’ın yaşamının izini sürüyor.

2003 yılında hayata veda eden Gökdoğan’ın, Osmanlı’dan günümüze astronomi eğitimini Avrupa’da görmüş ilk astronom, Cumhuriyet Türkiye’sinin yetiştirdiği ilk fen doktoru, ilk kadın dekanı ve ilk kadın senato üyesi, ayrıca Yüksek Mühendis Mektebi’nde (Teknik Üniversite) ders veren ilk kadın öğretim üyesiydi.

Kitap, birçok ilke imza atmış Gökdoğan’ın hayatını ve çalışmalarını ayrıntılı bir şekilde ele alınıyor.

  • Künye: Feryal Saygılıgil – Kainatta Bir Nokta: Nüzhet Gökdoğan, İstanbul Kültür Üniversitesi Yayınları, biyografi, 177 sayfa

Hatice Doğan – Maymonides’in Hayatı ve Eserleri (2010)

Hatice Doğan ‘Maymonides’in Hayatı ve Eserleri’nde, Yahudi geleneğinde önemli aktörlerden olan, aynı zamanda Rabbi Moşe ben Meymun ve Rambam gibi farklı isimlerle de bilinen Maymonides’in hayatını ve çalışmalarını anlatıyor.

Eserleri, dini literatürde kutsal kitap külliyatından hemen sonra gelen Maymonides, Yahudi teolojisi, felsefesi, hukuku ile tıbbın sistematize edilmesindeki rolüyle biliniyor.

Kitapta, Maymonides’in yaşamı, düşünce şekli ve varlık alemini algılama biçimine ilişkin bilgiler veriliyor; en çok bilinen eserlerinden ‘More Nevuhim / Delâletü’l-Hairîn’ eksen alınarak evren yaklaşımına dair örnekler sunuluyor.

  • Künye: Hatice Doğan – Maymonides’in Hayatı ve Eserleri, Gözlem Gazetecilik Basın ve Yayın, inceleme, 200 sayfa

Walter Isaacson – Leonardo da Vinci (2019)

Leonardo da Vinci’ye neden hayranız?

Çünkü neredeyse hiç resim eğitimi almamasına, çok az Latince okuyup yazabilmesine ve uzun bölme işlemlerini zar zor yapabiliyor olmasına rağmen, sırf tükenmek bilmez tutku ve merakıyla yol alan, muazzam bir çabayla şaheserler ortaya koyan birisi olduğu için.

da Vinci, ışık ve optik üzerine çalışmalarını sanatıyla birleştirerek nesnelerin iki boyutlu yüzeyde üç boyutlu görünmeleri için modellemede gölgeleme ve perspektif kullanımında uzmanlaştı.

Daha da ilginci, Leonardo için yürüttüğü araştırmalar sanatını geliştirmek için bir araç olmanın ötesindeydi.

Bilimsel çalışmalarına evrendeki düzen, uyum ve güzelliğin özünü kavramaya yönelik coşkulu bir istekle sarılırdı.

Örneğin gökyüzünün neden mavi göründüğünü açıklamakla uğraşırken temel motivasyonu, ulaştığı bilgiyi tablolarında kullanmak değil, merakı saf, kişisel ve saplantı derecesindeydi.

Leonardo da Vinci’nin yapıp ettikleri, disiplinler –sanat ile temel bilimler, beşeri bilimler ile teknoloji– arasında bağlantılar kurma becerisinin yenilikçilik, yaratıcılık ve dehaya giden yolda ne kadar önemli olduğunun en iyi örneğidir.

İşte çok değerli biyografileriyle bildiğimiz Walter Isaacson, şimdi de bu da Vinci’nin hayatını baştan sona izleyen bu şahane biyografisiyle karşımızda.

Başlangıç olarak da Vinci’nin zihnine ışık tutmanın günümüzde de en iyi yolu olan, sanatçının ardında bıraktığı toplamda 7 bin 200 sayfadan oluşan defterlerinden yararlanan Isaacson, daha sonra da Vinci’yi ve sanatını, yaşadığı 15. ve 16. yüzyıl dünyası içinde anlamaya koyuluyor.

  • Künye: Walter Isaacson – Leonardo da Vinci, çeviren: Emre Gözcü, Domingo Kitap, biyografi, 616 sayfa, 2019

Klaus Kreiser – Atatürk (2010)

Osmanlı ve Türkiye tarihi uzmanlarından Klaus Kreiser ‘Atatürk’te, Mustafa Kemal’i zamansal ve mekânsal bir bağlam içinde anlatıyor.

Kitap özellikle, Atatürk’ün hayat hikâyesinin, çağının büyük politik ve düşünsel gelişmeleriyle kesiştiği noktaları göstermesiyle dikkat çekiyor diyebiliriz.

Kreiser, Osmanlı İmparatorluğu’nun çöküşüne ve Türkiye Cumhuriyeti’nin doğuşuna tanıklık etmiş günlerin çalkantılı siyasi sahnesine damgasını vuran Atatürk’ün hayatını anlatırken, Selanik, Manastır, İstanbul, Ankara ve daha birçok farklı mekâna uzanıyor ve Atatürk’ün kişiliğini, ailesi, dostları, yoldaşları ve rakipleri gibi, çok sayıda aktör üzerinden anlamaya çalışıyor.

  • Künye: Klaus Kreiser – Atatürk, çeviren: Dilek Zaptçıoğlu, İletişim Yayınları, biyografi, 399 sayfa