Jérôme Dunlop — Coğrafyanın 100 Sözcüğü (2025)

Jérôme Dunlop’un bu kitabı, coğrafyayı teknik bir disiplin olmanın ötesinde, dünyayı anlama ve yorumlama biçimi olarak ele alan özlü bir başvuru çalışması sunuyor. Kitap, coğrafyanın temel kavramlarını yüz anahtar kelime etrafında düzenleyerek okuru mekân, toplum ve doğa arasındaki ilişkileri yeniden düşünmeye davet ediyor.

Dunlop, “mekân”, “ölçek”, “sınır”, “küreselleşme”, “peyzaj”, “kent”, “çevre”, “hareketlilik” ve “eşitsizlik” gibi kavramları yalnızca tanımlamakla yetinmiyor; bu kavramların tarihsel kökenlerini, güncel kullanımlarını ve politik sonuçlarını da görünür kılıyor. Böylece coğrafyanın tarafsız bir betimleme alanı değil, iktidar ilişkileriyle, ekonomik süreçlerle ve kültürel çatışmalarla iç içe geçmiş bir düşünme alanı olduğunu vurguluyor.

Kitapta fiziksel coğrafya ile beşerî coğrafya arasındaki ayrım aşılırken, iklim krizi, kentleşme, göç, bölgesel eşitsizlikler ve küresel ağlar gibi çağdaş meseleler coğrafi kavramlar üzerinden okunuyor. Dunlop, haritaların, sınırların ve mekânsal düzenlemelerin dünyayı nasıl belirli bakış açılarıyla kurduğunu göstererek, coğrafyanın aynı zamanda eleştirel bir bilgi alanı olduğunu ortaya koyuyor.

‘Coğrafyanın 100 Sözcüğü’ (‘Les 100 Mots de la géographie’), coğrafyaya yeni başlayanlar için berrak ve öğretici bir giriş sunarken, alana aşina okurlar için de kavramları yeniden düşünmeye imkân tanıyan yoğun bir referans metni niteliği taşıyor. Kitap, coğrafyanın dünyayı yalnızca betimlemediğini, onu anlamlandırma biçimlerimizi de şekillendirdiğini hatırlatarak, disiplinin neden bugün her zamankinden daha önemli olduğunu ikna edici biçimde gösteriyor.

Jérôme Dunlop — Coğrafyanın 100 Sözcüğü
Çeviren: Turgut Arnas • Bağlam Yayınları
Coğrafya • 139 sayfa • 2025

Paul Richardson – Coğrafyanın Mitleri (2025)

Paul Richardson, ‘Coğrafyanın Mitleri’ adlı kitabında dünyayı tarafsızca gördüğümüz yanılgısını sorguluyor. Haritaların, sınırların ve ekonomik göstergelerin doğal gerçekler değil, tarihsel ve kültürel kurgular olduğunu gösteriyor. Ona göre modern insan dünyayı olduğu gibi değil, öğretilmiş şemalar aracılığıyla algılıyor ve bu şemalar siyasal kararları da belirliyor.

‘Coğrafyanın Mitleri: Dünyayı Yanlış Anlamanın Sekiz Yolu’ (‘Myths of Geography: Eight Ways We Get the World Wrong’), kıtaların çiziminden ulus-devlet fikrine, sınırların değişmezliği inancından ekonomik büyümenin evrensel bir hedef olarak sunulmasına kadar sekiz temel coğrafi miti inceliyor. Richardson, GSYİH gibi ölçütlerin refahı temsil ettiğine dair kabulleri, Çin’in Yeni İpek Yolu’nun kaçınılmaz bir yayılma hamlesi olarak okunmasını ve Rusya’nın coğrafyası gereği tehditkâr olduğu fikrini eleştirel biçimde çözümlüyor.

Yazar, coğrafyanın yalnızca fiziksel bir zemin değil, anlam üreten bir anlatı alanı olduğunu savunuyor. Haritaların masum olmadığını, iktidar ilişkilerini görünmez kıldığını ve dünyayı belirli biçimlerde düşünmeye zorladığını gösteriyor. Bu nedenle kitap, coğrafyayı kader olarak değil, sürekli yeniden yazılan bir yorum olarak ele alıyor.

Kitap, küresel siyaseti, ekonomi dilini ve mekân algısını sorgulamak isteyenler için önemli bir çalışma sayılıyor. Richardson, okuru alışıldık sınırların dışına çıkmaya çağırıyor ve dünyayı yeniden düşünmenin entelektüel bir zorunluluk olduğunu hatırlatıyor.

  • Künye: Paul Richardson – Coğrafyanın Mitleri: Dünyayı Yanlış Anlamanın Sekiz Yolu, çeviren: Samet Özgüler, Timaş Yayınları, coğrafya, 272 sayfa, 2025

Hekataĩos – Yeryüzünün Tasviri: Avrupa (2025)

Hekataĩos’un bu ünlü eserinin Avrupa bölümü, Antik Yunan coğrafya geleneğinin en erken ve en önemli örneklerinden biri. Bu bölümde Hekataios, Avrupa’nın özellikle kıyı şeritleri ve bilinen iç bölgeleri hakkında gözleme ve seyahat anlatılarına dayalı bilgiler sunuyor. Metnin yalnızca parçaları günümüze ulaştığı için özet, bu fragmanlara ve antik kaynakların aktardıklarına dayanıyor.

‘Yeryüzünün Tasviri’nin (‘Περίοδος γῆς’) Avrupa bölümü, Ege kıyılarından başlayarak batıya ve kuzeye doğru uzanıyor. Trakya, İllirya, İtalya, İber Yarımadası ve Galya gibi bölgeler hakkında etnik, coğrafi ve kültürel notlar içeriyor. Hekataĩos bu halkları adlarıyla anıyor; yaşadıkları bölgelere, şehirlerine ve tanınan ırmaklara dair kısa bilgiler veriyor. Örneğin, Traklar çok sayıda kabileye ayrılmış, savaşçı bir halk olarak tanıtılırken, Keltler henüz fazla tanınmamakta, daha çok “dünyanın sonundaki halklar” arasında sayılmaktadır.

İtalya bölümünde, özellikle Güney İtalya’daki Yunan kolonilerine odaklanılıyor. Tarentum, Cumae, Napoli gibi şehirler hem coğrafi hem kültürel açıdan kısaca tanıtılıyor. Roma henüz küçük bir yerleşim yeri olarak geçiyor. Hekataĩos, deniz ticareti açısından önemli limanlara ve yollar üzerindeki geçitlere vurgu yapıyor.

Avrupa’nın iç kesimlerine dair bilgiler oldukça sınırlıdır; çünkü Yunanların bilgi alanı daha çok kıyı şeritleriyle sınırlıdır. Yine de Tuna Nehri ve çevresindeki halklardan kısaca bahsedilir. Skythler, kuzeydeki göçebe halklar olarak tanımlanır; yaşam biçimleri ve alışkanlıklarına dair kısa gözlemler bulunur.

Genel olarak Hekataĩos’un Avrupa tasviri, mitolojik açıklamaları reddeden ve gözleme dayalı, haritaya eşlik eden bir betimleme çabasıdır. Avrupa, hem bilinmezliği hem de çeşitliliğiyle antik Yunan düşüncesinde uzak ve gizemli bir kıta olarak sunulur. Bu bölüm, sonraki coğrafya yazarlarına öncülük eden önemli bir kaynak niteliğinde.

  • Künye: Hekataĩos – Yeryüzünün Tasviri: Avrupa, çeviren: Sehriye Şahin, Kabalcı Yayınları, tarih, 192 sayfa, 2025

Ernle Bradford – Akdeniz (2025)

Ernle Bradford’un bu çalışması, sadece bir coğrafi alanın değil, aynı zamanda binlerce yıllık insanlık tarihinin, kültürlerin ve medeniyetlerin beşiği olan Akdeniz’in büyüleyici hikâyesini anlatıyor. ‘Akdeniz: Bir Denizin Hikâyesi’ (‘The Mediterranean: Portrait of a Sea’), Akdeniz’i bir karakter gibi ele alarak, bu denizin etrafında gelişen uygarlıkların (Mısırlılar, Fenikeliler, Yunanlılar, Romalılar, Bizanslılar, Araplar, Osmanlılar vb.) yükselişini ve düşüşünü, denizle olan etkileşimleri üzerinden mercek altına alıyor.

Kitap, Akdeniz’in stratejik konumunun, ticaret yollarının, savaşların ve kültürel alışverişlerin nasıl şekillendiğini kronolojik bir sırayla inceliyor. Bradford, denizin sadece bir ulaşım yolu olmadığını, aynı zamanda farklı halkları bir araya getiren veya ayıran, çatışmalara ve iş birliklerine zemin hazırlayan canlı bir aktör olduğunu gösteriyor. Antik çağlardan modern zamanlara kadar, Akdeniz’in kıyılarında yaşayan insanların inançları, yaşam biçimleri, sanatı ve ekonomileri üzerindeki etkilerini detaylandırıyor.

Yazar, mitolojiden tarihe, coğrafyadan denizcilik geleneğine kadar geniş bir yelpazede bilgiler sunuyor. Akdeniz’in doğal güzelliklerini, iklimini, deniz canlılarını ve kıyılarındaki şehirlerin mimarisini de betimliyor. ‘Akdeniz: Bir Denizin Hikâyesi’, bu eşsiz denizin sadece bir su kütlesi olmadığını, aynı zamanda insanlığın kolektif hafızasının, başarılarının ve trajedilerinin bir aynası olduğunu okuyucuya hissettiriyor. Kitap, tarih, coğrafya ve kültürü harmanlayan, Akdeniz’in ruhunu yakalayan derinlemesine bir çalışma.

  • Künye: Ernle Bradford – Akdeniz: Bir Denizin Hikâyesi, çeviren: Ahmet Fethi Yıldırım, Alfa Yayınları, tarih, 576 sayfa, 2025

Tim Marshall – Coğrafyanın Gücü (2024)

Tim Marshall’ın dünya çapında çoksatan kitabı ‘Coğrafya Mahkûmları’ dağlar, nehirler ve denizlerin bir ülkenin kaderini nasıl şekillendirdiğini gösterdi.

O zamandan beri coğrafya değişmedi ama dünyamız değişti.

Marshall yeni kitabı ‘Coğrafyanın Gücü: Dünyamızın Geleceğini Gösteren On Harita’ ile bizi küresel siyaseti ve gücü elinde tutan ülkelere doğru bir yolculuğa çıkarıyor.

  • Neden dünya atmosferi bir sonraki savaş alanı olacak?
  • Pasifik için mücadele daha yeni mi başladı?
  • Avrupa bir sonraki mülteci krizine neden düşünülenden daha yakın?

Avustralya, Sahel, Yunanistan, Türkiye, Birleşik Krallık, İran, Etiyopya, Suudi Arabistan, İspanya ve Uzay’ı kapsayan bu on bölümlük kitap, küresel dünyamızı anlamada yol gösterici bir rehber olma özelliği taşıyor.

Marshall’ın kendine özgü zekâsı ve içgörüsüyle kaleme aldığı bu eser, coğrafyanın insanlığın geçmişini, bugününü ve geleceğini şekillendirme gücüne dair anlaşılır ve sürükleyici bir keşif.

  • Künye: Tim Marshall – Coğrafyanın Gücü: Dünyanın Geleceğini Gösteren On Harita, çeviren: Gökçen Keçici, Epsilon Yayıncılık, coğrafya, 370 sayfa, 2024

Albert Gabriel – Şarki Türkiye’de Arkeolojik Geziler (2022)

Uzun yıllardır Türkçeye çevrilmesi beklenen ama gerçekleşemeyen Diyarbakır ve bölge coğrafyası hakkındaki önemli kaynak eser Albert Gabriel’in gezi kitabı geç de olsa okurla buluşuyor.

Yaşam öyküsü ve çabaları incelendiğinde görülecektir ki; kitabın yazarı; Profesör Gabriel sadece araştırmacı, yazar ve arkeolog olarak değil, aynı zamanda kadim Diyarbekir surlarını yıkımdan, hatta yok olmaktan kurtaran şahsiyettir.

Gabriel’in ‘Şarki Türkiye’de Arkeolojik Geziler’ olarak Türkçeye çevirisi yapılıp basılan kitap, Gabriel’e gecikmiş bir vefa ve özür borcu olarak da değerlendirilmelidir.

Kitaptan bir alıntı:

“Benim amacım, bizzat Anadolu’da giriştiğim ve kısmen tamamladığım araştırmayı Fırat’ın ötesine de taşımaktı. Ne var ki Anadolu söz konusu olduğunda elimde ta en başından beri Türk âlimlerin hazırladığı özlü anlatımlar, monografi eskizleri, yazıtlarla ilgili yayınlar ve makaleler vardı.

Yeni kalkıştığım işinse bunun eşiğine yaklaşır bir hali yoktu: Yukarı Mezapotamya’nın abideleri ekseriyetle seyyahların kısacık tariflerinden tanınmaktaydı sadece ve önceden yayınlanmış olan çalışmalar yapıların birinci elden incelenmesine dayanmıyordu. Diyarbekir’deki yazıtlar ve bölgenin çok sayıdaki yazıt metinleri büyük ölçüde yayımlanmamıştı.

İlki Nisan-Mayıs 1932’de, ikincisi aynı yılın Ekim-Kasım’ında olmak üzere iki seyahat gerçekleştirdik. Bu seyahatimiz sırasında, Mardin, Dunaysır (Kızıltepe), Hisn-Kayfâ (Hasankeyf), Dara, Nisibin (Nusaybin), Harran, Urfa, Bitlis, Ahlat, Batman, Harput, Pertek, Malatya şehirlerini ziyaret ettim.”

  • Künye: Albert Gabriel – Şarki Türkiye’de Arkeolojik Geziler, çeviren: İdil Çetin, Dipnot Yayınları, arkeoloji, 416 sayfa, 2022

Kolektif – Çağlar Boyunca Nehirler Denizler ve Göller (2022)

Su, hayattır derler.

Peki, çağlar boyunca su uygarlığı nasıl etkiledi?

Bu kitapta, Prehistorya’dan Bizans Dönemi’ne kadar geçen süreçte nehirler, denizler ve göllerin insanoğlunun sosyo-ekonomik ve kültürel hayatına etkileri ile ilgili 29 makale yer alıyor.

Türkçe ve İngilizce olarak yayımlanan kitaba kitaba arkeoloji, tarih, sanat tarihi, coğrafya gibi bilim dallarında, alanında uzman, 5 farklı ülkeden ve 21 farklı üniversiteden bilim insanı makaleleriyle katkı sunmuş.

  • Künye: Kolektif – Çağlar Boyunca Nehirler, Denizler ve Göller: Prehistorya’dan Bizans Dönemi’ne, (Rivers, Seas and Lakes Through The Ages – From Prehistory to the Byzantine Period), editör: Oktay Dumankaya, Doruk Yayınları, tarih, 728 sayfa, 2022

Tristan Gooley – Yıldız Patikaları ve Yabani İşaretler (2022)

Atalarımız, doğadaki işaretleri okumada mahirdi.

Bugün ise, kadim yeteneklerimizi yitirdik.

Triston Gooley, doğal navigasyonumuzu yeniden kazanmamızı sağlayacak egzersizler sunuyor.

Her doğaseverin kitaplığında bulunmalı.

  • “Doğa”yı sezgisel olarak algılama yeteneğimiz hâlâ var mı?
  • Yıldızlara bakarak yön bulabilir miyiz?
  • Yaban hayat düşmanımız mıdır?
  • Sincabın bir sonraki hamlesini öngörebilir miyiz?

Avcı-toplayıcı atalarımızın, yaşamlarını sürdürebilmek için doğadaki işaretleri okumaya ihtiyaçları vardı, dahası buna mecburlardı.

Bizim alarm kodlarımız ise çok daha farklı işliyor.

Modern kodlarımız, kadim yeteneklerimizi yitirdiğimiz anlamına mı geliyor?

Gooley, bu yeteneğin hala içimizde olduğunu, sadece “altıncı his” olmadığını ve birçok deneme ile yeniden kazanılabileceğini söylüyor.

Her bir bölümde kendi deneyimlerinden çıkardığı “ipuçları”nı paylaşarak bizleri pratik bir yol arkadaşlığına davet ediyor; iz sürmenin ve kaplan güreşinin derin, zorlu dostluğuna.

Bu tür yetenekleri insanüstü algılamamızın tek nedeni, bu farkındalığı, yani doğada bizden gizlenen ayrıntılara duyduğumuz sevgiyi kaybetmiş olmamızdır.

Kitapta, doğanın işaretlerini okuyabilmek, sesini yeniden duyabilmek, unuttuklarımızı hatırlamak ve geliştirmek için 52 egzersiz yer alıyor.

  • Künye: Tristan Gooley – Yıldız Patikaları ve Yabani İşaretler: “Kayıp Altıncı Hissimizin Anahtarları”, çeviren: İlke Önelge, Avantür Kitap, coğrafya, 416 sayfa, 2022

Martin W. Lewis ve Kären E. Wigen – Kıtalar Miti (2021)

Gündelik hayatta, dünyayı algılama biçimimizi yöneten ne çok kalıp kullanıyoruz.

Doğu, Batı, Asya, Avrupa ya da Üçüncü Dünya…

‘Kıtalar Miti’ adlı bu şahane kitap da, işte bu temel coğrafi ayrımları incelemesi ve coğrafi kavramları sorgulamasıyla dünyayı algılayışımıza dair yeni bir perspektif öneriyor.

Martin Lewis ve Kären Wigen imzalı çalışma, “Neresi Kuzey, neresi Güney?”, “Avrupa bir kıta sayılır mı?”, “Asya nerede başlar?”, “Dünyayı neden bu şekilde ayırıyoruz?” gibi ilgi çekici sorulara yanıt arıyor ve bu konudaki önyargılarımızı yerle bir ediyor.

Yazarlar bunu yaparken de, tarih, sosyoloji, antropoloji, ekonomi, siyaset bilimi ve doğa tarihi çalışmaları gibi farklı disiplinlerden yararlanıyor.

  • Künye: Martin W. Lewis ve Kären E. Wigen – Kıtalar Miti: Metacoğrafyanın Eleştirisi, çeviren: Emre Dikici, Monografi Yayınları, coğrafya, 384 sayfa, 2021

Bekir Onur – Çocukluğun Coğrafyaları (2021)

Çocukluğun mekânı cennettir, keşke hep orada kalsaydık.

Bu kitap ise, coğrafyanın çocukluğu nasıl ele aldığını irdeliyor.

Şimdiye kadar çocukluk tarihi, çocuk kültürü ve çocuk gelişimi konularında önemli çalışmalara imza atmış Bekir Onur, bu sefer de coğrafyanın çocukları nasıl işlediğini, onlara nasıl baktığını irdeliyor.

Coğrafyacılar çocukluğun mekânsal bir olgu olduğunu vurgularlar.

Coğrafyanın çocukluk çalışmaları ev, okul, oyun alanı, mahalle, kent, ülke ölçeğinde başlar ve oradan iklim değişikliği, savaş, göç, ırk, toplumsal cinsiyet, yoksulluk gibi küresel olgulara kadar uzanır.

Onur da, coğrafyanın çocukluk çalışmalarını ayrıntılı bir şekilde inceleyerek Türkiye’de bu alanda ilk diyebileceğimiz bir çalışmaya imza atmış.

  • Künye: Bekir Onur – Çocukluğun Coğrafyaları, İmge Kitabevi, inceleme, 318 sayfa, 2021