Pierre Bayard – Peki, Ya Eserler Yazar Değiştirseydi? (2022)

Borges sayesinde artık hepimiz ‘Don Quijote’nin gerçek yazarının Pierre Ménard olduğunu biliyoruz.

Peki Kafka’nın ‘Yabancı’yı, Tolstoy’un ise ‘Rüzgâr Gibi Geçti’yi yazdığını ya da Hitchcock’un ‘Potemkin Zırhlısı’ filmini çektiğini biliyor muydunuz?

Edebiyat profesörü ve denemeci Pierre Bayard’a göre, eserlerin müelliflerini değiştirmek ve onları başka bir bakış açısıyla incelemeye çalışmak hem algımızı zenginleştiren hem de bizi daha çok hayal kurmaya teşvik eden bir yöntem.

Bayard, Don Quijote’yi bir 20. yüzyıl bilimkurgu yazarına atfeden Borges’in ve 1968’de “müellifin ölümü”nü ilan eden Roland Barthes’ın yolundan ilerliyor; Nietzsche’yi Karamazov Kardeşler’i yazmaya iten sebepleri sorguluyor, Balzac’ın Parma Manastırı’ndaki üslubunu inceliyor.

Peki, Ya Eserler Yazar Değiştirseydi? tarihe ters köşe yaparak alışılmadık bir okuma biçimi öneriyor.

  • Künye: Pierre Bayard – Peki, Ya Eserler Yazar Değiştirseydi?, çeviren: Murat Erşen, Everest Yayınları, deneme, 156 sayfa, 2022

Jean-Jacques Rousseau – Dillerin Kökeni Üzerine Deneme (2022)

Sesler nasıl dile dönüşür?

‘Dillerin Kökeni Üzerine Deneme’, Aydınlanma düşüncesinin en önemli figürlerinden Rousseau’nun dilin doğuşu ve gelişimini ele aldığı, dil ve iletişim kavramları üzerine temel ve ölümsüz bir inceleme.

  • Neden konuşmaya ihtiyaç duyarız?
  • İnsan nasıl toplumlaşmıştır ve dil bu değişimin neresinde durur?
  • Noktalama işaretlerine neden ihtiyaç duyuldu?
  • Anlaşmak için konuşmak gereklilik midir, yoksa insan yalnızca beden diliyle de anlaşılabilir mi?
  • Peki konuşma nasıl şarkıya dönüşmüştür?

Tüm bu sorulara yanıtlar aradığı denemesinde Rousseau, yalnızca dille sınırlı kalmaz, birer dil olarak müzik ve resmi de tıpkı cümleyi öğelerine ayırırcasına bileşenlerine ayırır, tüm bu kavramları medeniyet ve toplumlaşma bağlamında da değerlendirir.

Kitaptan bir alıntı:

“Söz, insanı hayvanlardan ayırır: Dil, ulusları kendi içlerinde ayırır; bir insanın nereli olduğunu ancak o konuştuktan sonra anlarız. Kullanım ve ihtiyaç, herkese ülkesinin dilini öğretir; ama bu dili başka bir ülkenin değil de, kendi ülkesinin dili yapan nedir?”

  • Künye: Jean-Jacques Rousseau – Dillerin Kökeni Üzerine Deneme: Melodi ve Müziksel Taklitle İlişki İçinde, çeviren: İnci Malak Uysal, Can Yayınları, deneme, 80 sayfa, 2022

Maurice Maeterlinck – Gündelik Hayatın Trajedisi (2022)

‘Gündelik Hayatın Trajedisi’, insanın büyük varoluş meseleleri üzerine derinlikli bir çözümleme.

Maurice Maeterlinck, büyük maceraların trajedisinden çok daha gerçek, çok daha derin ve gerçek varlığımıza çok daha uygun bir günlük trajedi olduğunu söylüyor.

1911 Nobel Edebiyat Ödülü sahibi Maeterlinck gerek modernizme yön veren keskin tiyatro oyunları gerekse denemeciliğiyle 20. yüzyılın en önemli yazarlarından biri.

Klasik bir üslupla, çağının ötesindeki bir modern duyuşla ele aldığı büyük varoluş meselelerinde mütevazı ve müdanasız fikri hat tutturdu.

‘Gündelik Hayatın Trajedisi’, yeni bir çeviriyle, Antonin Artaud’nun önsözüyle raflardaki yerini aldı.

Kitaptan bir alıntı:

“Hükümlerini kavrayamadığımız büyük bir yargıcın indireceği elin altında, hiçbir şey söylemeksizin yaşar ruhumuz. Fakat vereceği hesabın mahiyeti nedir? Bunu belirleyecek ahlak yasasını nerede aramalı? Düşüncelerimizin çok ötesindeki diyarlarda hüküm süren gizemli bir ahlak var mıdır? En saklı arzularımız, gözle göremediğimiz merkezi bir yıldızın güçsüz gezegenleri midir? Varlığımızın merkezinde şeffaf bir ağaç mı vardır, bütün eylem ve erdemlerimiz o ağacın kısa ömürlü çiçekleri ve yaprakları mıdır? Aslında ruhumuzun hangi kötülüğü işleyebileceğinden haberdar olmadığımız gibi, daha yüksek bir zihnin veya başka bir ruhun huzurunda ne sebeple yüzümüzün kızaracağını da bilmeyiz; gelgelelim hangimiz saf sayar kendini, hangimiz o gelecek yargıçtan korkmaz? Başka ruhlardan korkmayan bir ruh gösterebilir misiniz?”

  • Künye: Maurice Maeterlinck – Gündelik Hayatın Trajedisi, çeviren: Yunus Çetin, Dergah Yayınları, deneme, 92 sayfa, 2022

Jia Tolentino – Hileli Ayna (2022)

Kendini kandırma nehri deli dolu akar; hayatın sahte vaatleri bizi sürekli bir açlık hali içine sokar.

Jia Tolentino, içinde yaşadığımız kültürün bizi ne denli büyük yanılgılara sürüklediğini ve bundan kendimizi nasıl kurtarabileceğimizi irdeliyor.

Benliğin ön plana çıktığı bir çağda yaşıyoruz; gerçekleri güçlülerin şekillendirdiği, hem kişisel hem de siyasi yanılgılarla dolu bir çağda.

Tolentino, karmaşık ve çok katmanlı meseleleri açıklama becerisini mizah anlayışıyla birleştirerek içinde yaşadığımız dönemi tanımlayan çatışmaları, çelişkileri, büyük değişimleri irdeliyor.

Birbiriyle bağlantılı konuları masaya yatıran dokuz denemenin yer aldığı ‘Hileli Ayna’da, hayatlarımızın yüzeyinin hemen altında akıp giden kendini kandırma nehrinde bizleri aydınlatıcı bir yolculuğa çıkarıyor; içine doğduğumuz ve bizi şekillendiren kültürün aynasında kendimizi net bir şekilde görmenin zorluğunu gözler önüne seriyor.

Sosyal internetin kâbus gibi yükselişinden 2000’lerin belirleyici sistemi haline gelen dolandırıcılık düzenine, abartılı düğünlerden bedenlerimiz de dahil olmak üzere her şeyin biz ölene kadar daha verimli ve güzel olması gerektiği konusunda ısrar eden optimizasyon rüyasına, farklı gözüken konuları birbirine bağlayarak anlatıyor Tolentino.

  • Künye: Jia Tolentino – Hileli Ayna: Kendimizi Nasıl Kandırıyoruz?, çeviren: Su Akaydın, Mundi Kitap, deneme, 304 sayfa, 2022

Hannah Arendt – Karanlık Zamanlarda İnsanlar (2022)

 

Hannah Arendt’önde gelen felsefeci ve edebiyatçılar üzerine ufuk açıcı metinler.

‘Karanlık Zamanlarda İnsanlar’da, Arendt’in Walter Benjamin, Bertolt Brecht, Hermann Broch, Isak Dinesen (Karen Blixen), Waldemar Gurian, Randall Jarrell, Karl Jaspers, Gotthold Ephraim Lessing, Rosa Luxemburg ve Angelo Giuseppe Roncalli hakkında denemeleri yer alıyor.

Bir dizi felsefeci ve edebiyatçının entelektüel portresinden oluşan kitap, Arendt’in külliyatında kendine özgü, farklı bir parça.

Arendt ele alınan yazarların düşünsel portrelerini çizerken, sanki onların problemlerini ve arayışlarını kendileriyle tartışıyor.

Bu arada kendi sorularının da peşindedir; Kamusal’ın, Siyasi’nin, İnsani’nin, “İyi” ve “Doğru”nun anlamını, bu entelektüellerin düşünsel deneyimlerinin tartısına vurur.

Kitabın, Arendt’in en “edebi” anlatımlı eseri olduğu da söylenebilir.

Arendt’in andığı ve üzerine düşündüğü yazarlar, büyük siyasi felâketlerle, ağır ahlâki sarsıntılarla, trajik sorularla yüzleşmiş şahsiyetlerdir.

‘Karanlık Zamanlarda İnsanlar’ adı buradan geliyor; bütün yazıları kat eden mesele, karanlık zamanlarda insan olma ve insan kalma sınavıdır.

‘Karanlık Zamanlarda İnsanlar’da, Arendt’in Walter Benjamin, Bertolt Brecht, Hermann Broch, Isak Dinesen (Karen Blixen), Waldemar Gurian, Randall Jarrell, Karl Jaspers, Gotthold Ephraim Lessing, Rosa Luxemburg ve Angelo Giuseppe Roncalli hakkında denemeleri yer alıyor.

  • Künye: Hannah Arendt – Karanlık Zamanlarda İnsanlar, çeviren: İsmail Ilgar, Duygu Öktem, Funda Sarıcı, Gülce Sorguç, Özgür Soysal ve Selbin Yılmaz, İletişim Yayınları, deneme, 328 sayfa, 2022

Simone de Beauvoir – Müphemlik Ahlakı Üzerine / Pirus ve Sineas (2022)

 

Simone de Beauvoir’den özgürlük ve özgürlük etiği üzerine eskimeyecek iki eşsiz deneme.

de Beauvoir burada varoluşçu ahlak, sonsuzluk, insanlık, ötekiler, eylem gibi sorularla özgürlüğün başat olduğu bir varoluşu tartışıyor.

Yirminci yüzyılın en etkili yazar ve düşünürlerinden de Beauvoir’ın bu kitapta bir araya gelen ‘Müphemlik Ahlakı Üzerine’ ile ‘Pirus ve Sineas’ başlıklı felsefi denemeleri sırasıyla 1947’de ve 1944’te yayımlandı.

‘Müphemlik Ahlakı Üzerine’, varoluşçuluğun temelindeki özgürlük ve bu bağlamda varoluşçu bir ahlak için ihtimallere dair bir sorgulamayı içerir.

Yazar felsefi birikime, Sartre, Montaigne, Kant, Hegel, Kierkegaard gibi düşünürlere dayanarak insanlık durumunun müphemliğinin kabulü ve bu kabule dayalı bir ahlak üzerine düşünür.

Beauvoir’ın ilk felsefi denemesi olan ‘Pirus ve Sineas’ Plutarkhos’un bir metninde geçen, Kral Pirus ile Sineas arasındaki bir konuşmadan yola çıkarak sonsuzluk, insanlık, ötekiler, eylem gibi sorularla özgürlüğün başat olduğu bir varoluşu tartışır.

Her iki metin de varlığını hep koruyan özgürlük ve özgürlüğün etiği sorusuna rehberlik eder.

  • Künye: Simone de Beauvoir – Müphemlik Ahlakı Üzerine / Pirus ve Sineas, çeviren: Gülçin Kaya-Rocheman, Everest Yayınları, deneme, 240 sayfa, 2022

Raymond Carver – Yazmak Üzerine (2022)

Amerikan öykücülüğünün devlerinden Raymond Carver, yazmak üzerine düşüncelerini bizimle paylaşıyor.

Bir yazarın nasıl ve neden yazdığını merak eden her okurun muhakkak okuması gereken bir kitap.

“Tıpkı yaşarken olduğu gibi, yazarken de özensiz olmaktan vazgeçin.”

Yazmayı konuştuğumuzda ne konuşuruz?

‘Yazmak Üzerine’, adı modern öyküyle eşanlamlı hale gelen Carver’ın yazın hayatını denemelerinin izinden sürüyor.

Carver, kendisine sade bir dille gerçekçi öyküler yazmayı öğreten öğretmenini hatırlıyor, öykülerin aklında şekillendiği ilk anlardan söz ediyor, kendi yapıtları ve farklı yazarların kitapları hakkındaki görüşlerini her zamanki açık sözlülüğüyle dile getiriyor.

Bir yazarın nasıl ve neden yazdığını, hatta bazen nelere rağmen yazdığını ve dilini nasıl oluşturduğunu kendi hayatından örneklerle anlamaya ve anlatmaya çalışırken, okurları da benzer soruları aynı dürüstlükle düşünmeye davet ediyor.

‘Yazmak Üzerine’, Carver’ın dünyasına ve yazarlık felsefesine dair bir tanıklık, neyin söylemeye değer olduğuna ve en samimi şekilde nasıl söyleneceğine dair düşünceleri bir araya getiren dolu dolu bir seçki, öykünün ustasından bir dizi yazarlık dersi.

  • Künye: Raymond Carver – Yazmak Üzerine, çeviren: Ayça Sabuncuoğlu, Can Yayınları, edebiyat kuramı, 192 sayfa, 2022

Billy-Ray Belcourt – Bedenimin Kısa Hikâyesi (2021)

‘Bedenimin Kısa Hikâyesi’, heteronormatif bir dünyada kuir bir birey olarak var olmaya çalışmanın sancılarını ve sağaltıcı gücünü anlatan ilginç bir kitap.

Griffin Ödülü’nü şimdiye kadar kazanan en genç yazar olan Billy-Ray Belcourt; şiirsel, felsefi ve politik kavrayışları ustaca harmanlıyor.

Belcourt’un, “Bu bir anı kitabı değil, anıların dâhice bir yapıbozumudur.” diye ifade ettiği ilk deneme kitabı ‘Bedenimin Kısa Hikâyesi’, kelimelerin hem duyguları parçalama hem de teselli etme gücünü tekrar tekrar göstererek edebiyatın ve estetiğin yaşamı ne denli belirleyebileceği üzerine çarpıcı öneriler sunuyor.

Yazar, doğduğu dünyayı, yaratmak istediği ütopik dünyayla uzlaştırmaya çalıştığı bu eseriyle de Kanada Genel Vali Ödülü’nü de aldı.

Belcourt, cesur ve kendine has keskin üslubuyla; yaşam deneyimlerini kitap boyunca şiirsel, felsefi ve politik kavrayışları ustaca dengeleyerek şaşırtıcı bir dürüstlükle okuyucusunu rahat ettirmeye değil, ütopyanın canlandırıcı gücüne odaklanıyor.

Heteronormatif standartlar üzerine inşa edilmiş bir dünyada kuir bir birey olarak var olmaya çalışmanın sancılarını ve sağaltıcı gücünü, mutluluk ütopyasının merkezine koyuyor.

Belcourt, günümüz edebiyatının en heyecan verici uluslararası seslerinden biridir; genç, hassas ve korkusuz.

‘Bedenimin Kısa Hikâyesi’, en güçlü ve kışkırtıcı denemelerinin bir seçkisi.

Kitaptan iki alıntı:

“Yerli toplulukları canlılıklarından yoksun bırakan bir dünyada mutluluk en büyük isyandır.”

“Neşe sayesinde bizi, yaratıcılığı ve edebiyatı reddeden ıstırabın pusunu üzerimizden kaldırabiliriz. Neşe sanattır; âdeta bir direniş ahlakıdır.”

  • Künye: Billy-Ray Belcourt – Bedenimin Kısa Hikâyesi, çeviren: Melinda Andonyan, Sander Yayınları, deneme, 160 sayfa, 2021

Susan Sontag – Radikal İrade Üslupları (2021)

Susan Sontag’ın ne denli büyük bir denemeci olduğunu yakından görmek için bu kitap harika bir vesile.

‘Radikal İrade Üslupları’, Sontag’ın sanat, edebiyat, tiyatro ve sinemadan Vietnam Savaşı’na kadar birçok konuda kaleme aldığı denemeleri içeriyor.

Sontag kitabın ilk iki bölümünde sanatta sessizlik, edebiyatta pornografi, Cioran’ın felsefesi ve yazını, tiyatronun gelişimi ve sesli sinemanın doğuşu, Bergman, Godard ve Bresson’un sinemasına dair zihin açıcı yorumlarda bulunuyor.

Üçüncü ve son bölümdeki en hacimli denemesinde ise davet üzerine iki hafta zaman geçirdiği Vietnam’daki deneyimlerini aktarıyor.

‘Radikal İrade Üslupları’, hem radikal tavrıyla Sontag’ın sadık okurları hem de yazarla ilk defa tanışacaklar için birçok kez dönüp okunacak bir kitap.

  • Künye: Susan Sontag – Radikal İrade Üslupları, çeviren: Nuray Önoğlu, Everest Yayınları, deneme, 325 sayfa, 2021

Emil Michel Cioran – Avare Düşünceler (2021)

“Her ülkede, her dünyada yabancı olmak: Hukuksal statünü metafizik bir nitelik düzeyine yükseltmek.”

Karanlık duygularımızın maharetli yazarı Emil Michel Cioran, okurunu nafilelik, hiçlik, ölüm, çöküş ve varoluş üzerine düşünmeye davet ediyor.

Cioran iflah olmaz, soluk kesen üslubuyla bütün fanatizmleri, inançları, dinsel ya da politik imanları yine yerden yere vuruyor: Kimi sayfalar bazı kaçış yollarını imlese de, ilerleme bir kurmaca sürüsüne, tanrı hastalığa, umut ise “uçurumun kenarında körebe oynamaya” dönüşüyor.

Cioran felsefeyi şeylerin “nafileliğinin algısı” olarak ortaya koyarak edebiyat dahil her türlü yanılsamaya karşı giriştiği mücadeleyi ölüm, çöküş, nafilelik, ıstırap, öznel varoluş üzerine aforizmalarla sürdürürken ilk sayfalardaki kişisiz biz ifadesine ben ve sen’i ekliyor ve kitabın iki temel kozunu açıkça ortaya seriyor: maddi, manevi ve tarihsel çürüme ile imkânsız kuşkucu ideal.

Paris’teki dilsel “ikinci doğuş”una tarihlenen ve aynı dönemeçte aldığı düşünsel viraja dair temel bir edebi belge niteliği taşıyan ‘Avare Düşünceler’de kalemini Baudelairevari bir koyuluğa doğru akıtarak nihayet intihar motifini öne çıkaran Cioran, insanlığı katiller ile intihar edenler olmak üzere ikiye ayırıyor: İntiharın varoluşun işkencesinde değerli bir kurtuluş kaynağına dönüştüğü satırlar ise, kendini Hiçliğe daha iyi teslim etmek için her türlü inançtan kurtulan “şeylerin dışındaki insan” olarak yazarın istisnai bir otoportresiyle tamamlanıyor.

Kitaptan birkaç alıntı:

“Kendi sonumu faka basarcasına kabul ettim; bu kabul âdeta hem kanıma hem de uykusuzluklarıma yabancı bir sesten geliyor gibidir.”

“Şehirlerde yoldan geçenlerin gözlerinde rastladım ölüme; doğanın ortasında ise yaprakların hışırtısında. Ama daha sıklıkla da kalbin sessizliklerinde rastgeldim ölüme.”

“Bir bostanın ortasındadır sana özgü kısırlığın mutlak duyumu…”

“Kısırlık temeldeki bir histeridir. Her şey değerden yoksun gözükür; her şey birbirine denktir; önem taşıyan herhangi bir şey bulmak imkânsızdır. Dünyanın tebaası, sönük ve kokuşmuş uzanır zihnin dibinde.”

  • Künye: Emil Michel Cioran – Avare Düşünceler, çeviren: Işık Ergüden, Sel Yayıncılık, deneme, 94 sayfa, 2021