Paul Ricoeur – Kurmaca Anlatıda Zamanın Biçimlenişi (2012)

Elimizdeki kitap, felsefeci Paul Ricoer’ün “anlatı yorumbilimi”ne odaklandığı ‘Zaman ve Anlatı’nın üçüncü kitabı.

Düşünür, kitabın ilk üç bölümünde, anlatı kuramcılarının kavram, ilke ve yöntemlerini tartışıyor.

Frank Kermode, Roland Barthes, Claude Levi-Straus, Vladimir Propp, Tzvetan Todorov, Algirdas Juilen Greimas ve Mihail M. Bahtin, değerlendirmeye alınan kuramcılardan birkaçı.

Yazar son bölümde de, daha önceki bölümlerde tartıştıklarına, üç romanı çözümleyerek işlerlik kazandırıyor.

Bunlar da, Virginia Woolf’tan ‘Mrs. Dalloway’, Thomas Mann’dan ‘Büyülü Dağ’ ve Marcel Proust’tan ‘Kayıp Zamanın İzinde’ romanları.

  • Künye: Paul Ricoeur – Kurmaca Anlatıda Zamanın Biçimlenişi: Zaman ve Anlatı 3, çeviren: Mehmet Rifat, Yapı Kredi Yayınları, felsefe, 290 sayfa

A. Dinç Alada – İktisadın Kayıp Felsefesi (2012)

  • İKTİSADIN KAYIP FELSEFESİ, A. Dinç Alada, Bağlam Yayınları, iktisat, 335 sayfa

 

A. Dinç Alada ‘İktisadın Kayıp Felsefesi’ adlı bu kitabında, “iktisat” bilim dalı adına geliştirilen yaklaşımlara, kuramlara ve özellikle felsefenin ana kalemlerini oluşturan etik felsefesi, epistemoloji ve ontolojinin iktisat alanına getirdiği yorumlara odaklanıyor. Alada bu bağlamda, Karl Popper, Zygmunt Bauman, Cornelius Castoriadis, Norbert Elias ve Amartya Sen gibi düşünürlerin iktisat felsefesi alanını ilgilendiren üretimlerini irdeliyor. Alada, iktisadi düşüncede felsefi tavırlar ile öncü iktisat düşünürlerinin fikirlerini incelerken bu fikirlere yöneltilen belli başlı eleştirileri de okurlarıyla paylaşıyor.

Besim F. Dellaloğlu – Benjaminia: Dil, Tarih ve Coğrafya (2012)

  • BENJAMINIA: DİL, TARİH VE COĞRAFYA, Besim F. Dellaloğlu, Ayrıntı Yayınları, felsefe, 185 sayfa

 

Besim F. Dellaloğlu, yeni bir baskıyla yayımlanan ‘Benjaminia’da, Walter Benjamin’in hayatının ve düşüncesinin izini sürüyor. Benjamin üzerine çalışmanın, kendisi için bir arayış, keşfediş süreci olduğunu söyleyen Dellaloğlu, böylece düşünürle kişisel bir bağ kurduğunu belirtiyor. Çalışma bu nedenle, Benjamin’i biyografik  bir bakışla izlemekten ziyade, O’nun ima ettiklerini. çağrıştırdıklarını anlama çabası olarak düşünülebilir. Benjamin’in Marksistliğinden şüphe duyduğunu söyleyen Dellaloğlu’nun çalışmasının, düşünürün dinle, teolojiyle ve mistisizmle ilişkisini de araştırmasıyla ilgi çektiğini söyleyebiliriz.

Murat Baç – Kaos Kelam Hijyen Şiddet (2012)

  • KAOS KELAM HİJYEN ŞİDDET, Murat Baç, Yeni İnsan Yayınevi, felsefe, 170 sayfa

 

Boğaziçi Üniversitesi Felsefe Bölümü’nde öğretim üyesi olan Murat Baç, yıllar önce doktora yapmak için Kanada’ya gitmiş. Elimizdeki kitabın omurgasını, Kanada toplumundan hareketle, Batılı bireye yöneltilen eleştiriler oluşturuyor. Çağdaş Batılı bireyin gelişmişliğinin ve akılcılığının ardındaki büyük körleşmeyi, akıl tutulmasını irdeleyen Baç, bu toplumlarda yaşamın emniyet, sağlık, eğlence ve hijyen saplantısının esiri haline geldiğini belirtiyor. Bu gözlemlerini felsefi bir çerçevede ifade eden yazar, ayrı bir bölümde de, Platon’dan Wittgenstein’a, filozofların insanı ve dünyayı nasıl anlamlandırdığını ele alıyor.

Ludwig Feuerbach – Tanrıların Doğuşu (2012)

  • TANRILARIN DOĞUŞU, Ludwig Feuerbach, çeviren: Oğuz Özügül, Say Yayınları, felsefe, 352 sayfa

 

Alman filozof Ludwig Feuerbach, elimizdeki kitabında, klasik, İbrani ve Hıristiyan Antikçağ kaynaklarına dayanarak Tanrı inancının ortaya çıkışını irdeliyor. Tanrı inancının insanın doğasında olmayıp, bir talebin nihayetinde ortaya çıktığını söyleyen Feuerbach, böylece insan zihnindeki Tanrı fikrinin yapay olduğunu belirtiyor. Tanrı’nın, sadece talep edildiği, içten arzu edildiği için tasarlanmış, düşünülmüş ve inanılmış bir varlık olduğunu savunan düşünüre göre, insanoğlu böyle yaparak benliğini yalanlamış, özüne yabancılaşmış ve yoksullaşmıştır. Feuerbach bu düşüncesini, klasik kaynaklara dönerek ispat etmeye çalışıyor.

Cicero – Tanrıların Doğası (2012)

  • TANRILARIN DOĞASI, Cicero, çeviren: Çiğdem Menzilcioğlu, Kabalcı Yayınları, felsefe, 491 sayfa

 

Romalı hatip ve düşünür Cicero, Latince adı ‘De Natura Deorum’ olan elimizdeki kitabında, tanrıların doğasını ve onların dünyevi işlere etkisini sorguluyor. Cicero burada asıl olarak, Epicurus, Stoa ve Academia gibi, Eski Yunan dünyasının üç önemli felsefe okulunun belli başlı temsilcilerinin konuya ilişkin yaklaşımlarını toplu halde sunuyor. Tanrıların varlığından şüphe duyan filozoflara karşı bir tavır sergileyerek tanrıların var olduğu görüşünü savunan Cicero, kitabının devamında da, tanrıların nasıl bir doğaya sahip olduklarını, nerede yaşadıklarını ve dünyevi işlerde ne derece etkili olduklarını tartışıyor.

Arthur Schopenhauer – Ölümün Anlamı (2012)

  • ÖLÜMÜN ANLAMI, Arthur Schopenhauer, çeviren: Ahmet Aydoğan, Say Yayınları, felsefe, 127 sayfa

 

Sokrates, felsefeyi, “ölüme hazırlık” olarak tanımlamıştı. Ölümün, felsefenin gerçek ilham perisi veya esinleyici gücü olduğunu düşünen Arthur Schopenhauer da, elimizdeki makalesinde, ölüme ve onun bireyin hakiki varlığıyla ilişkisine odaklanıyor. Ölüme dair bilginin, insanda yarattığı karamsarlığı irdeleyerek makalesine başlayan Schopenhauer, ölümün gerçekte bir felaket olmadığını belirtiyor ve organizmanın yok oluşuyla birlikte, bireyin “tabiatın rahmine” geri döndüğünü ve böylece doğal bir döngüyü tamamladığını söylüyor. Schopenhauer ölümü, hayatın dışında değil, onun içinden bir süreç olarak değerlendiriyor.

Martin Gessmann – İnsanın Gerçek İhtiyaçları Üzerine (2012)

  • İNSANIN GERÇEK İHTİYAÇLARI ÜZERİNE, Martin Gessmann, çeviren: Hülya Yaman, Avesta Yayınları, felsefe, 200 sayfa

 

Tekniğin beraberinde getirdiği huzursuzluk, 20. yüzyılın önemli tartışma konularından olageldi. Martin Gessmann da, teknik felsefesi ve teknolojiyi hermeneutik bir analize tabi tutarak, teknolojinin yarattığı yeni ve özgün düşünce tarzını analiz ediyor. Teknik konusunda yürütülen tartışmalara yer veren Gessmann, devamında, tekniğin tarihsel boyutunu ve teknik felsefesinin konuya yaklaşımını irdeliyor. Gessmann’ın çalışması, Rousseau, Heidegger, Gehlen, Horkheimer ve Adorno gibi isimlerin düşünceleri yoluyla, tekniği olumlayan ya da tekniği bir tehdit olarak gören anlayışları tartışmaya açmasıyla da dikkat çekiyor.

Karl Löwith – Tarihte Anlam (2012)

  • TARİHTE ANLAM, Karl Löwith, çeviren: Caner Turan, Say Yayıncılık, tarih, 344 sayfa

 

Filozof Martin Heidegger’in öğrenciliğini de yapmış Karl Löwith ‘Tarihte Anlam’da, 18. ve 19. yüzyılın tarih felsefelerini Hegel, Marx, Vico, Burckhardt, Augustine ve Nietzsche gibi düşünürler üzerinden izleyerek İncil’e yaptığı geri dönüşlerle modern tarih felsefeleri ile onların teolojik öncelleri arasındaki ilişkiye odaklanıyor. Felsefe, din, tarih ve teoloji arasındaki ilişkiye dair iyi bir çalışma olan kitap, Batı dünyasına egemen olan modern düşünce ile Hıristiyanlık inancı arasındaki ilişkinin tarih düşüncesini ve genel anlamda düşünce dünyasını ne şekilde etkilediğini ortaya koymasıyla ilgi çekiyor diyebiliriz.

Judith Revel – Foucault Sözlüğü (2012)

 

  • FOUCAULT SÖZLÜĞÜ, Judith Revel, çeviren: Veli Urhan, Say Yayıncılık, sözlük, 135 sayfa

Michel Foucault’nun çalışmaları karmaşık olarak bilinir. Bunun bir sebebi araştırma alanlarındaki çeşitlilikse, diğeri de başka disiplinlerden çokça yararlanması. Foucault’nun ortaya koyduğu  “Arkeoloji”, “Bedenlerin Politik Kuşatması”, “Biyopolitik”, “Delilik”, “Cinsellik”, “Disiplin”, “Kendilik Kaygısı”, “Bilgi” ve “Öznelleşme Süreci” gibi kavramlar, bu bireşimin en iyi örnekleridir. Judith Revel’in hazırladığı bu sözlük, Foucault’nun kavramlarını maddeler halinde açıklıyor. Foucault’nun dediği gibi bir “alet çantası” olarak düşünülebilecek sözlük, Foucaultcu çözümlemenin ilgilendiği sorunsalları da saptıyor.