Charles Taylor – Hegel ve Modern Toplum (2021)

Hegel düşüncesinin usta işi bir analizini okumak isteyenler bu çalışmayı kaçırmasın.

Felsefe tarihi alanındaki önemli çalışmalarıyla bildiğimiz Charles Taylor, Hegel’in toplum felsefesinin günümüz için geçerliliğini ortaya koyuyor.

Kitap, Hegel’in özgürlük felsefesine yaptığı vurguyla, çağımızın en büyük sorunlarını düşünürken birey ve toplum ilişkisini, yabancılaşma ve öznellik meselesini tarihsel bir bakışla yeniden değerlendirmemize fırsat vermesiyle ayrıca kıymetli.

Hegel düşüncesinin temellerini anlaşılır bir dille özetleyen ve bu yönüyle Hegel’i keşfetmek isteyen okurlar için çok değerli bir kaynak olan çalışma, Frederick Neuhouser’in önsözüyle yayımlandı.

Neuhouser, kitap için şöyle diyor:

“Özgür bireylerin kendi toplumsal etkinliklerini salt faydalı değil, aynı zamanda kim olduklarını dışavuran etkinlikler olarak gördüğü Hegelci toplum tasavvuru, bugün artık kırk sene öncesine göre çok daha uzak bir hedef gibi görünüyor ve bu nedenle, Taylor’ın çığır açan yapıtı, günümüz toplum felsefecileri tarafından yeniden yorumlanmayı hak ediyor.”

  • Künye: Charles Taylor – Hegel ve Modern Toplum, çeviren: Kadir Gülen, Kolektif Kitap, felsefe, 284 sayfa, 2021

G. E. R. Lloyd – Rasyonalitenin Farklı Yüzleri (2021)

Rasyonel dediğimiz şey tam olarak nedir?

Geoffrey Ernest Richard Lloyd’un bu ufuk açıcı kitabı, rasyonelliğin heterojenliğine dair hem kadim (özellikle Yunan ve Çin) hem de modern toplumların bizlere neler öğretebileceğini araştırıyor.

Rasyonalite, düşünce ve davranışların her yerde belirli ölçütler çerçevesinde değerlendirilebileceği, iyi tanımlanmış, insana dair evrensel bir olgu mudur?

Yoksa rasyonel ve irrasyonel yalnızca kültürel yapıların bir ürünü müdür?

Bu çalışma, işte söz konusu iki seçeneğe bir alternatif sunmasıyla dikkat çekiyor.

Evrenselci tez, farklı zaman ve mekânlarda örneklerini bulabileceğimiz sağlıklı insan akıl yürütmelerinin çeşitliliğini göz ardı eder.

Üstelik sıklıkla Avrupa merkezci bir önyargı sergiler.

Aşırı görecilik ise karşılıklı olarak anlaşılmaz evrenlerde olduğumuz sonucuna varma tehlikesiyle yüz yüzedir.

Çoğunlukla antik Yunan düşüncesinden miras aldığımız bazı kavramlar, özellikle Doğa ve Kültür, düz anlam ve metaforik anlam gibi ikilikler eleştirel olarak incelenmedikçe bahsettiğimiz problemler daha da derinleşir.

Felsefeden bilişsel bilimlere birçok disiplinden beslenen bu kitap ise, rasyonalite olgusunu çok yönlü bir biçimde irdeliyor.

  • Künye: G. E. R. Lloyd – Rasyonalitenin Farklı Yüzleri, çeviren: Fırat Kurt, Vakıfbank Kültür Yayınları, felsefe, 200 sayfa, 2021

Donald Robertson – Bilişsel-Davranışçı Terapi Felsefesi (2021)

Bilişsel Davranışçı Terapi (BDT), Sokratik felsefeye, özellikle de Stoacılığa nasıl entegre edilebilir?

Donald Robertson, bu enfes eserinde, Antik filozoflardan psikolojik terapiye dair neler öğrenebileceğimizi açıklıyor.

Antik Yunan felsefesi ile modern bilişsel-davranışçı psikoterapi arasındaki ilişkiyi irdeleyen Robertson, okurunu, psikoterapi ve felsefenin her zaman ayrı disiplinler olmadığı gerçeği üzerine yeniden düşünmeye davet ediyor.

BDT’nin kurucuları Stoacılığın, kendi yaklaşımlarının “felsefi kökenlerini” oluşturduğunu söylemişlerdi.

Ayrıca hem teori hem de pratik açıdan Stoacılık ile BDT arasında pek çok paralellik bulmak mümkün.

Bugün de hipnotizma ve erken yirminci yüzyıl rasyonel psikoterapisi ile başlayarak ve ilk dönem davranış terapisi, rasyonel-duygucu davranış terapisi (RDDT) ve bilişsel-davranışçı terapi (BDT) ile devam ederek Stoa felsefesi ve modern psikoterapi arasındaki bağlar tanımlanıyor ve açıklanıyor.

Bu kitap, Stoa felsefesinin modern psikoterapi üzerindeki etkisinin ilk ayrıntılı açıklamasını sunmasıyla önemli.

  • Künye: Donald Robertson – Bilişsel-Davranışçı Terapi Felsefesi: Rasyonel ve Bilişsel Psikoterapi Olarak Stoa Felsefesi, çeviren: Feyza Elif Önder, Albaraka Kültür Yayınları, felsefe, 384 sayfa, 2021

Mehmet Ata Az – Akılların Birliği (2021)

‘Akılların Birliği’, İslam felsefesiyle Latin Ortaçağ felsefesi arasındaki sıkı ilişkiyi gözler önüne sermesiyle dikkat çekiyor.

Mehmet Ata Az bu ilişkiyi, İbn Rüşd ve Thomas Aquinas’ı merkeze alarak irdeliyor.

Aristoteles’in aklın mahiyeti ve nefsle ilişkisine dair muğlaklıklar barındıran tanımı, Aristoteles yorumcuları arasında aklın mahiyetine ilişkin farklı yorumların ve ciddi tartışmaların oluşmasına zemin hazırladı.

İslam dünyasının son büyük Aristoteles yorumcusu ve Latin dünyanın meşhur “commentator”ü İbn Rüşd de ‘De Anima’ya yazdığı yorumlarda, özellikle de ‘eş-Şerhu’l-kebîr’de problemi felsefî ve teolojik yansımaları bağlamında ele aldı.

Faal aklın ayrık, değişmez ve etkilenmez niteliklerinin heyûlânî akılda da bulunduğunu ileri süren İbn Rüşd, heyûlânî aklın semavî akıllar arasında yer alan dördüncü bir varlık türünü temsil ettiğini, herkeste bulunan tek bir akıldan ibaret olduğunu iddia ederek büyük bir tartışmanın da başlamasına yol açtı.

İbn Rüşd’ün en büyük okuyucu ve eleştirmenlerinin başında gelen Thomas Aquinas, Aristoteles’in aklın mahiyeti ve fiillerine ilişkin tanımını, daha ziyade aklın ontolojik gerçekliği olup olmadığı sorunu bağlamında ele alarak İbn Rüşd’ün heyûlânî aklın ayrık, ortak ve tek bir akıl olduğu tezini, bireysel nefsin ölümsüzlüğüne, kişisel kimliğin devamına ve bireysel akletmeye imkân tanımaması gibi felsefî ve teolojik gerekçelerle eleştirmişti.

Mehmet Ata Az da, İbn Rüşd’ün akılların birliği ve müşterekliği tezini Aquinas’ın ‘Akılların Birliği Meselesinde İbn Rüşdcülere Reddiye’ adlı eserindeki eleştirileri bağlamında değerlendirerek İslam felsefesi ile Latin Ortaçağ felsefesi arasındaki sıkı ilişkiyi gözler önüne seriyor.

  • Künye: Mehmet Ata Az – İbn Rüşd ve Thomas Aquinas’ta Akılların Birliği, Klasik Yayınları, felsefe, 351 sayfa, 2021

Slavoj Žižek – Evrensel İstisna (2021)

“Bugün tanık olduğumuz şey, ‘postmodern’ kapitalizme tanımını veren özellik, deneyimimizin doğrudan metalaşmasıdır.”

‘Evrensel İstisna’, güncel siyasi olaylar üzerine ufuk açıcı bir tartışma sunuyor.

Slavoj Žižek, burada, 3. Yol olarak da adlandırılan siyasi-felsefi tavrı genişletiyor ve böylece kapitalizm karşıtlığını farklı bir boyuta getiriyor.

Žižek, kapitalizm karşısında konumlanırken her kapitalizm-karşıtlığının da iyi olmadığı noktasında ısrar ediyor.

Kitaptan birkaç alıntı:

“Bugün tanık olduğumuz şey, ‘postmodern’ kapitalizme tanımını veren özellik, deneyimimizin doğrudan metalaşmasıdır: pazarda satın aldığımız şey sahip olmak istediğimiz ürünler (maddi nesneler) olmaktan çıkıp hayat deneyimleri haline geliyor gitgide –cinsellik, yemek, iletişim, kültürel tüketim, belli bir hayat tarzına katılım deneyimleri. Bu tür deneyimler için aksesuar görevi gören maddi nesneler bizi esas ‘deneyim metası’nı satın almaya ayartmak için bedavaya sunuluyor gitgide (bir yıllık taahhüt verdiğimiz takdirde bedava verilen cep telefonları örneğin.)”

“Piyasa mübadelesinin mantığı kendi kendisiyle ilişki kuran bir tür Hegelci özdeşlik noktasına ulaşıyor burada: artık nesne değil en nihayetinde hayatımızı (hayat zamanı) satın alıyoruz. Michel Foucault’nun kendi benliğini sanat eserine dönüştürme anlayışı beklenmedik bir onay almış oluyor böylece: spor salonlarına giderek “bedenimi” satın alıyorum; transandantal meditasyon derslerine kaydolarak manevi aydınlanmamı satın alıyorum; birlikte anılmak istediğim insanların gittiği lokantalara giderek kamusal şahsiyetimi satın alıyorum vb. Bu değişim kapitalist piyasa ekonomisinden kopuş gibi görünebilir, ama onun mantığını son noktasına götürdüğünü savunmak mümkündür.”

“Sanayiye dayalı piyasa ekonomisinde metanın alımı ile tüketilmesi arasında zamansal bir mesafe söz konusudur: satıcı açısından bakıldığında meta satıldığı anda ilişki bitmiştir –sonrasında ne olduğu (alıcının o metayla ne yaptığı, metanın doğrudan tüketimi) onu ilgilendirmez. Oysa deneyimin metalaşmasında bu mesafe kapanır ve satın alınan meta tüketimin ta kendisidir…”

  • Künye: Slavoj Žižek – Evrensel İstisna, çeviren: Barış Engin Aksoy, MonoKL Yayınları, siyaset, 416 sayfa, 2021

Nick Mansfield – Öznellik (2021)

“Ben” kimdir?

Nick Mansfield bu özenli çalışmasında Freud, Foucault, Nietzsche, Lacan, Kristeva, Deleuze ve Guattari gibi düşünürleri merkeze alarak öznelliğe yönelik farklı yaklaşımları açıklıyor.

“Ben” dediğimizde tam olarak neyi kastediyoruz?

Günlük yaşamda kolaylıkla kullandığımız bu sözcük, teorik ve felsefi tartışmalarda büyük bir zorluğa karşılık geliyor.

Benlik hissimizin kökeni nedir?

Kendiliğinden mi ortaya çıkar, yoksa toplum ya da medya tarafından mı yaratılır?

Kendimizi gerçekten biliyor muyuz?

Daha ötesi, bilebilir miyiz?

Benlikle, öznelliğimizle ilgili kaygılar bir süredir toplumumuzun ana referans noktalarından birini teşkil ediyor.

Kimlik artık varoluşumuzun belirleyici unsurlarından biri.

Peki, bu mesele nasıl ve ne zaman bu denli önemli hale geldi?

Öznelliğe yönelik farklı yaklaşımlar neler ve birbiriyle hangi noktalarda ayrışıyorlar?

Mansfıeld çalışmasında, öznellik anlayışımızın geçtiğimiz yüzyıl boyunca nasıl geliştiğini mercek altına alıyor.

Bizi Freud, Foucault, Nietzsche, Lacan, Kristeva, Deleuze ve Guattari gibi modern ve postmodern düşüncenin önde gelen kuramcılarının düşünceleri arasında bir yolculuğa çıkaran kitap, cinsiyet, toplumsal cinsiyet, etnisite, teknoloji, postmodernizm gibi başlıklar üzerinden modem kuram tartışmalarında öznelliğin nasıl merkezi bir konum işgal ettiğini gözler önüne seriyor.

Kitap, “Ben kimim?” sorusuna çağdaş felsefe dünyasında cevap arayanlar için derleyici, açıklayıcı ve kapsayıcı bir giriş metni sunmasıyla önemli.

Künye: Nick Mansfield – Öznellik: Freud’dan Haraway’e Benlik Kuramları, çeviren: Elif Okan Gezmiş, Babil Kitap, felsefe, 272 sayfa, 2021

Timothy McDermott –Aquinas’ı Nasıl Okumalıyız? (2021)

Ortaçağ devi, başlı başına bir ekol olmuş Thomas Aquinas üzerine derinlemesine bir okuma.

Timothy McDermott, Aquinas’ın bütün felsefe tarihini kuşatmış güçlü örüntülerini ortaya koyuyor.

Çalışmasında, Platon’la Aristoteles’e, Stoalılara, Augustinus’a; sonra Descartes’a, Darwin’e, Einstein’a ve başka yeni düşüncelere pek çok gönderme yapan McDermott, böylece Aquinas düşüncesinin derin felsefi izlerini gözler önüne seriyor.

‘Aquinas’ı Nasıl Okumalıyız?’, Aquinas’ın düşüncesi ve mirası üzerine usta işi bir inceleme.

  • Künye: Timothy McDermott –Aquinas’ı Nasıl Okumalıyız?, çeviren: Enes Bilgin, Runik Kitap, 118 sayfa, 2021

Brian Thill – Atık (2021)

Dünyayı ve hayatımızı işgal eden çöp ve atıklar üzerine felsefi/siyasi bir soruşturma.

Brian Thill, tasnif çabamıza güçlü bir şekilde karşı koyan atık olgusunu ve bunun ardında yönetmekte zorlandığımız “arzu ekonomisi”ni irdeliyor.

Thill, çöplerin kaderimizi nasıl etkileyeceği konusunda kimi öngörülerde de bulunuyor.

Kitaptan bir alıntı:

“Etrafa saçılmış tüm bu nesneler arasında, görkemli antik anıtların harap olmuş kalıntılarından çok, çağımızda onların yerini almış diğer atık sınıflarına ilgi duyuyorum: toprağa gömülü video oyunları, yeryüzünün kilometrelerce altında bozunmakta olan plutonyumun yavaş sızıntısı, ağaca takılmış naylon torba; tavan aralarımızda, ambarlarımızda ve oturma odalarımızda biriken çerçöp, uzayda savrulan uydu enkazları. Bunlar gelecek ile tutuştuğumuz bahse koyulmuş fişler. Sonunda su şişelerimiz, web sitelerimiz, çocuk menülerinden çıkan oyuncaklarımız, ve bombalarımız, zaman ve insanlık hakkında tıpkı Özgürlük Anıtı, Çin Seddi ve Kolezyum’un kaderleri kadar çok şey söyleyecek.”

  • Künye: Brian Thill – Atık, çeviren: Gökçe Çiçek, İthaki Yayınları, inceleme, 112 sayfa, 2021

Jacques Rancière – Anlaşmazlık (2021)

 

Jacques Rancière, siyasetin ve felsefenin doğası ve özgüllüğü üzerine derinlemesine düşünüyor.

‘Anlaşmazlık’, Aristoteles’ten yola çıkıp demokrasinin çağdaş görünümlerine uzanıyor ve bu esnada “politik felsefe”nin temelini ve başat biçimlerini tanımlıyor.

Rancière çalışmasına, Aristoteles’in politikaya özgü logos’u tanımladığı, temellendirici sayılan damarları tartışmaya açarak başlıyor.

Daha sonra, mantıksal-politik hayvan kavramsallaştırması içerisinde, felsefenin

Platon’la beraber reddettiği, ama Aristoteles’le beraber kendi bünyesine maletmeye çalıştığı noktayı açımlamaya girişiyor.

Düşünür ayrıca, demokrasi teriminden ne anlaşılabileceğini ve onun konsensus sisteminin pratiklerinden ve meşrulaştırmalarından ne bakımdan farklı olduğunu açıklayacak bir takım düşünme önerileri de sunuyor.

Kitaptan birkaç alıntı:

“Siyasete özgü olan şey yarattığı kopuştur; halkın ihtilaflı “özgürlüğü” olarak ortaya çıktığı vakit eşitliğin yarattığı etkidir… Siyaset, paydan yoksun bir paydanın kayda geçmesi sonucu toplumun pay ve paydalarının hesabının altüst edildiği yerde varolur. Herhangi bir kimsenin herhangi bir başkasıyla olan eşitliği, halkın özgürlüğünde kayda geçtiği zaman siyaset başlar.”

“Demokrasinin biçimleri, üç ilkeye dayanan bu düzeneğin tezahür biçimlerinden başka birşey değildir. Halkın görünür olabileceği belli bir alan varsa, demokrasi vardır. Ne devlet düzeneğine ne de toplumun kesimlerinden herhangi birine ait olan siyasi aktörler her nerede mevcutsa, Devleti ya da toplumu oluşturan kesimlerle özdeşleşimi altüst edecek topluluklar her nerede mevcutsa, işte orada demokrasi vardır. Son olarak, nerede kendiyle özdeş olmayan bir aktör tarafından halkın belirdiği sahnede ortaya konan bir ihtilaf mevcutsa, orada demokrasi vardır.”

“Demokrasinin biçimleri, bu görünüşün ortaya çıkış biçimidir; kimlik temelli olmayan bu özneleşmenin ve bu ihtilafın ortaya konuş biçimleridir… Bireyleri demokrasiye yatkın kılan şey onların ethos’u veya ‘varoluş tarzı’ değil, fakat bu ethos’tan kopuş, konuşan bir varlık olma yetisi ile yapıp-etme, varolma ve söyleme arasındaki her tür “etik” uyum arasında deneyimlenen bir gediktir.”

  • Künye: Jacques Rancière – Anlaşmazlık: Siyaset ve Felsefe, çeviren: Ayşe Deniz Temiz, MonoKL Yayınları, felsefe, 168 sayfa, 2021

Alexandre Koyré – Platon Okumaya Giriş, Descartes Üzerine Konuşmalar (2020)

Felsefe tarihinin iki büyük düşünürü, Platon ve Descartes üzerine usta işi bir inceleme.

Alexandre Koyré, iki filozofu eleştirel bir gözle yorumluyor.

Koyré, burada, Platon’un Atina demokrasisinin, anarşi ve demagoji yoluyla diktatörlüğe ve despotizme kayarak çöküşünü betimlediği hem tutkulu hem ağırbaşlı, hem derin hem iğneli sayfalarını adım adım izliyor ve bunun modern dünyada yaşayanlar için ne ifade ettiğini, bugün bundan ne gibi dersler çıkarabileceğimizi değerlendiriyor.

Koyré, Descartes’ı da insanın kesinlik arayışı, özgürlük ve aklın özgürlüğü talebini merkeze alarak tartışıyor.

Koyré’ye göre, Descartes’ın apaçık bir şekilde doğru olduğunu gördüklerimizden başka hiçbir şeyi doğru kabul etmemeyi buyuran buyruğuna her zamankinden daha fazla uymamız ve onun, aklın ve hakikatin üstün değerini ilân ederek, akıldan ve hakikatten başka bir yetkeye boyun eğmemizi yasaklayan iletisine bağlı kalmamız gerekiyor.

  • Künye: Alexandre Koyré – Platon Okumaya Giriş, Descartes Üzerine Konuşmalar, çeviren: Kurtuluş Dinçer, Pharmakon Yayınevi, felsefe, 219 sayfa, 2020