Carlo Rovelli – Zamanın Düzeni (2020)

Zaman, bilimin de felsefenin de hakkında en çok tartıştığı konulardan biridir.

Bu çok doğal, çünkü insan olarak bizler de neredeyse sürekli zaman üzerine düşünüp dururuz.

Carlo Rovelli’nin kaleme aldığı ‘Zamanın Düzeni’ ise, bilim, felsefe ve edebiyatı buluşturan çok güzel bir kitap.

Rovelli, uçsuz bucaksız gibi görünen, farklı yerlerde farklı hızlarda akan zamanın, kendimizi daha iyi anlamak açısından bize neler söyleyebileceği üzerine düşünüyor.

Rovelli’ye göre, zamanı anlayabilmemiz için kendimiz üzerine, kendimizi anlayabilmek için de zaman üzerine düşünmemiz gerekiyor.

Yine yazara göre, zaman kavramı hakkındaki pek çok tartışmanın akıl karıştırıcı olmasının tek nedeni bu kavramın karmaşık ve katmanlı özelliğinin farkında olmamalarıdır.

Bu nedenle de, farklı katmanların birbirlerinden bağımsız olduklarını görmeme hatasına düşerler.

“Gelmeyecek bir geleceğe karşı arzu duyuyoruz. Belleğin ve öngörünün açtığı bu alan, bizi belki bazen kaygılandıran ama özünde bir lütuf olan zamandır.” diyen Rovelli, edebi yetkinliğiyle de öne çıkan kitabında, bizi zaman üzerine daha derinlemesine düşünmeye davet ediyor.

Kitaptan iki alıntı daha:

“’Şimdi’ kavramı işe yaramaz; uçsuz bucaksız evrende mantıklı şekilde ‘şimdi’ diyebileceğimiz hiçbir şey yoktur.”

“Bizim için zaman işte budur: Çok katmanlı, karmaşık, farklı yaklaşık kestirimlerden gelen çok sayıda farklı özelliği olan bir kavram.”

  • Künye: Carlo Rovelli – Zamanın Düzeni, çeviren: Tolga Esmer, Tellekt Kitap, bilim, 168 sayfa, 2020

Francis Hutcheson – Güzellik ve Erdem İdelerimizin Kökeni Üzerine Bir Soruşturma (2020)

İnsandaki güzellik, estetik duygusu doğuştan mıdır, yoksa sonradan mı kazanılır?

İskoç aydınlanmasının önde gelen simalarından Francis Hutcheson, estetik ve ahlaki değerlerimizin kökeni üzerine öncü bir eserle karşımızda.

Thomas Hobbes’un egoizmine ve Samuel Pufendorf’un ödül-ceza görüşüne karşı iyilikseverliği öne süren Hutcheson, kitabının ilk incelemesinde, güzellik, düzen, uyum ve tasarımdan hareketle insanda doğuştan bir güzellik duyusu olduğunu ortaya koymaya çalışıyor.

Hutcheson ikinci incelemesinde ise, ahlaki görüşlerini bu temel üzerine inşa etmeye koyuluyor.

Düşünür, kamunun, neyin doğru ve neyin yanlış olduğunu yargılarken yerleşik bir ahlaki duyuya sahip olduğunu ileri sürüyor.

Hutcheson’un düşüncelerinin, Hume, Smith ve Bentham gibi filozofların yanı sıra, Amerika Birleşik Devletleri’nin kurucularını da büyük ölçüde etkilediğini ayrıca belirtelim.

  • Künye: Francis Hutcheson – Güzellik ve Erdem İdelerimizin Kökeni Üzerine Bir Soruşturma, çeviren: Merve Menekşe Özer ve Adnan Akdağ, Say Yayınları, felsefe, 280 sayfa, 2020

Giorgio Agamben – Yeminin Arkeolojisi (2020)

Yemin ile kutsal arasındaki bağ nedir?

Ve bu bağlamda egemenlik, yasa, dil ve din arasında nasıl bir ilişki vardır?

Giorgio Agamben, ‘Yeminin Arkeolojisi’nde, bu girift ilişkiyi çarpıcı değerlendirmelerle izliyor.

“Yeminin vuku bulabilmesi için aslında, her şeyden önce, yaşamı ve dili, eylemleri ve sözleri bir şekilde ayırt edebilmek ve bir araya getirebilmek şarttır.” diyen Agamben, yemini, dil ile siyasal iktidarın ara kesitine yerleştirerek biyopolitika, egemenlik, yasa, din ve dil arasındaki çoklu ilişkiye özgün bir ışık tutuyor.

Düşünür ayrıca, Foucault’nun insanı “yaşayan varlık olarak, siyasetinde kendi varoluşunu, mesele eden hayvan.” şeklindeki tanımlamasını, “İnsan, dilinde kendi yaşamını mesele eden yaşayan varlıktır.” tanımlamasıyla başka bir boyuta taşıyor.

  • Künye: Giorgio Agamben – Yeminin Arkeolojisi: Dilin Kutsal Ayini, çeviren: Önder Özden, Nika Yayınevi, felsefe, 2020

D. N. Rodowick – Gilles Deleuze’ün Zaman Makinesi (2020)

Gilles Deleuze, Fransa’nın en ünlü yirminci yüzyıl filozoflarından biri olmasına rağmen, sinema teorileri büyük ölçüde göz ardı edilmiştir.

Film teorisyeni D. N. Rodowick ise, bu boşluğu Deleuze’ün film ve görüntüler üzerine çalışmalarının ilk kapsamlı analizini sunarak dolduruyor.

Rodowick, Deleuze’ün sinema üzerine fikirlerini 1960 ve 1970’lerin Fransız kültür teorisi bağlamında ele alarak, Deleuze’ün teorisinin mantığını ve felsefi açılımlarını ayrıntılı bir şekilde irdeliyor.

Rodowick bununla da yetinmiyor ve Deleuze’ün film, imge ve işaret hakkındaki görüşlerini, düşünürün diğer kitaplarında ele alınan daha büyük felsefi problemlerle nasıl ilişki içinde olduğunu, bunun yanı sıra Deleuze’un film teorisinin, sinemadaki baskın geleneği nasıl yoğun bir şekilde etkilediğini de gözler önüne seriyor.

Deleuzyan bir görsel-işitsel kültür politikasının ne anlama geldiğini açıklayan çalışma, Deleuze’den yola çıkarak yeni görme, söyleme ve düşünme yollarının imkânlarını tartışmasıyla çok önemli.

  • Künye: D. N. Rodowick – Gilles Deleuze’ün Zaman Makinesi, Küre Yayınları, sinema, 2020

Cicero – Stoacıların Paradoksları (2016)

Kendisi de geç dönem Stoacılardan olan Cicero, bu kitabında Stoacı paradoksları geçmişle bağlantı kurarak ve hitabet sanatındaki maharetini ortaya koyarak irdeliyor.

Bunu yaparken tarih boyunca tartışılan, aynı zamanda ahlak felsefesinin de temel kavramları olan onur, erdem, mutluluk, eşitlik, özgürlük, kölelik, korku, bilgelik ve zenginlik gibi kavramlar arasında bir gezintiye çıkan Cicero, çok sade bir üslupla bizi hayatımız üzerine düşünmeye davet ediyor.

Kitaptan birkaç alıntı:

“Arzunun açlığı ne giderilebilir ne de doyurulabilir. Böyle kişiler sadece sahip olduklarını artırma hırsıyla değil, onları kaybetme korkusuyla da sonsuz bir işkence içindedir.”

“Özgürlük, arzuladığın gibi yaşama gücüdür.”

“Tutkuların egemenliği sona erince, suçların bilincinden başka bir efendi doğar: Korku. Ne zavallı, ne feci bir kölelik!”

“Arzunun yol açtığı açlık hiçbir zaman ne giderilebilir ne de doyurulabilir. Böyle kişiler sadece sahip olduklarını arttırma hırsıyla değil, aynı zamanda onları kaybetme korkusuyla da kendilerine sürekli işkence ederler.”

  • Künye: Cicero – Stoacıların Paradoksları, çeviren: Serap Gül Kalaycıoğulları ve Ceyda Üstünel Keyinci, İmge Kitabevi

Jean-Luc Nancy – Esersiz Ortaklık (2020)

Zorlu ve bir o kadar da büyük dönüşümlere gebe bir döneme tanıklık ediyoruz.

Jean-Luc Nancy’nin ‘Esersiz Ortaklık’ı, bu kritik günlerin bizi nereye götüreceği üzerine düşünürken komünizm fikrini yeni baştan tartışmaya açarak çıkış yolları arıyor.

Nancy’nin sorgusunu özgün kılan asıl husus, komünizm üzerine düşünürken kültür/toplum ya da elitler/kitleler gibi ilk akla gelen aşırı basit şemalara başvurmadan sorunun terimlerini yeni baştan tartışmaya açması.

Filozofa göre, eğer komünizm üzerine düşüneceksek, asıl işlerlik kazandırılması gereken şey bizzat ortaklık meselesidir, başka bir deyişle topluluk meselesidir.

Zira ayakları yere basan bir komünist fikrin ve pratiğin yeniden düzenlenişi, tamı tamına bu meseleye bağlıdır.

‘Esersiz Ortaklık’, komünizmin sürüklendiği aşırılıkları inkâr etmeden, ayrıca beraberinde getirdiği borcu da unutmadan, nasıl bir gelecek tahayyülü kurabileceğimizi irdelemesiyle önemli.

  • Künye: Jean-Luc Nancy – Esersiz Ortaklık, çeviren: Devrim Çetinkasap, MonoKL Yayınları, felsefe, 192 sayfa, 2020

Desmond M. Clarke – Descartes (2016)

Teoloji, felsefe ve bilim gibi geniş bir alanda çalışmış, Batı düşüncesinde silinmez izler bırakmış Descartes’ın hayatı ve çalışmaları üzerine referans nitelikte bir çalışma.

Descartes’ın yanı sıra on yedinci yüzyıl felsefesi üzerine pek çok çalışması bulunan Desmond Clarke elimizdeki biyografisinde, filozofun hayatını adım adım izlediği gibi, yaşadığı dönemin keyifli bir okuması eşliğinde, Descartes’ın düşünsel gelişiminin nitelikli bir fotoğrafını da çekiyor.

  • Künye: Desmond M. Clarke – Descartes, çeviren: Nur Nirven ve Berkay Ersöz, İş Kültür Yayınları, biyografi, 568 sayfa, 2016

Quentin Meillassoux – Sonluluğun Sonrası (2020)

‘Sonluluğun Sonrası’, Kant’ın ünlü metafizik eleştirisine sıkı eleştiriler getiren, harikulade bir felsefi tartışma.

Bernard Bourgeois ve Alain Badiou gibi filozofların öğrencisi de olmuş Quentin Meillassoux’nun bu ufuk açıcı çalışması, bir anlamda Kant’ın bugün artık standart haline gelmiş ‘dogmatizm’, ‘skeptisizm’ ve ‘eleştiri’ yaklaşımlarını didik didik ediyor ve buradan alternatif bir bakış açısı geliştirmeye koyuluyor.

Kant’ın eleştiri projesiyle başlattığı ve çağdaş felsefe tarafından büyük ölçüde benimsenen metafizik eleştirisi, mutlakın bilinemeyeceği ve düşünülemeyeceği kararını vererek düşünceyi sonluluğa mahkûm etmişti.

Meillassoux ise ‘Sonluluğun Sonrası’nda, dogmatik ve metafizik olmayan bir mutlak anlayışı ortaya koymaya girişiyor.

  • Künye: Quentin Meillassoux – Sonluluğun Sonrası, çeviren: Kağan Kahveci, İş Kültür Yayınları, felsefe, 192 sayfa, 2020

Hubert Dreyfus – İnternet Üzerine (2016)

Fenomenoloji ve varoluşçuluk alanlarında çalışan bir felsefecinin, internetin neler yapıp neler yapamayacağı konusunda yürüttüğü bir soruşturma.

Yapay zekânın başarısızlığı, internet çağında bedenin yitimi ve internetin sunduğu anonimliğin bireyin ruh haline yansımaları, Hubert Dreyfus’un bu irdelemesinin merkezini oluşturuyor.

  • Künye: Hubert L. Dreyfus – İnternet Üzerine, çeviren: V. Metin Demir, Küre Yayınları

Kolektif – Çağdaş Felsefenin Macerası 1 (2016)

Felsefenin temel meselelerini Badiou, Rancière, Agamben, Arendt, Adorno ve Gadamer’in birebir metinleri bağlamında irdeleyen değerli bir çalışma.

Bu isimlerin varoluşçuluk, fenomenoloji ve ontoloji gibi felsefenin ana konularını kapsayan metinlerini barındıran çalışma, bilhassa bu alanlarda çalışanlar açısından kılavuz niteliğinde.

  • Künye: Kolektif – Çağdaş Felsefenin Macerası 1: Varoluşçuluk, Fenomenoloji, Ontoloji, derleyen: Güçlü Ateşoğlu, Belge Yayınları