Ivan Illich – Geçmişin Aynasında (2019)

‘Geçmişin Aynasında’, her şeyden önce Ivan Illich’in ne denli zengin ilgi alanlarına sahip olduğunun en güzel örneklerindendir.

Illich’in bu kitapta odaklandığı zaman dilimi 12. yüzyıl.

Düşünür, bu yüzyıl bağlamında hayal gücü, algı, kavramlar ve imgelem konuları üzerine derinlemesine düşünüyor ve bu kavramları günümüzün sorunlarına nasıl yanıt olabileceğini tartışıyor.

Illich bununla da yetinmeyerek, 12. yüzyılın zihinsel dünyasının bugünkünden hangi yönlerden farklı olduğunu çarpıcı örneklerle ortaya koyuyor.

Düşünür kitabına, müştereklerden ne anladığını ve bunun geleneksel toplum ve kıtlık algısıyla ilintisini yazarak başlıyor.

Illich’in burada, en önemli çalışmalarından biri olan ‘Şenlikli Toplum’da yazdıklarına kimi dikkat çekici özeleştiriler getirdiğini de belirtelim.

  • Künye: Ivan Illich – Geçmişin Aynasında, çeviren: Oya Tuğcu Özağaç, Yeni İnsan Yayınevi, felsefe, 224 sayfa, 2019

C. Cengiz Çevik – Roma’da Siyaset ve Felsefe (2019)

Roma’da önceleri yabancı ve tehlikeli görülen felsefe zamanla imparatorluğun siyasi şartlarıyla nasıl uyumlu hale geldi?

Cengiz Çevik’in bu özenli incelemesi, özellikle Roma’nın Cumhuriyet döneminde (İÖ 509-İÖ 27), siyaset ve felsefe ilişkisinin nasıl şekillendiğini çarpıcı bir biçimde ortaya koyuyor.

Çevik kitabına, Pythagorasçı öğretinin Roma’daki etkilerine dair rivayetler ile felsefeye karşı siyasî nitelikli ilk olumsuz tepkilerle başlıyor.

Kitabın devamında ise,

  • Scipio Çevresi’nde felsefenin siyasî açıdan nasıl kabul edildiği,
  • Siyasetçi ve filozof etkileşiminin gelişimi ve örnekleri,
  • Cicero’nun siyaset ile felsefeyi nasıl uzlaştırdığı,
  • Roma’da felsefenin siyasî ideallerle birlikte nasıl dönüştüğü,
  • Felsefenin siyasî figürleri nasıl dönüştürdüğü,
  • Ve bunun gibi ilgi çekici konular irdeleniyor.

Çevik’in çalışması, Roma’nın felsefi gelenekle ilişkisinin nasıl dönüştüğüne yakından bakmak isteyenler için çok önemli bir kaynak.

  • Künye: C. Cengiz Çevik – Roma’da Siyaset ve Felsefe, İthaki Yayınları, felsefe, 240 sayfa, 2019

Pascale Gillot – Althusser ve Psikanaliz (2010)

Pascale Gillot ‘Althusser ve Psikanaliz’ başlıklı elimizdeki kitabında, Louis Althusser’in kuramının psikanaliz kuramıyla ilişkisinin boyutlarını ayrıntılı bir bakışla irdeliyor.

Lacan’ın teoriye dönüştürdüğü şekliyle Freud’un keşfinin, Althusser tarafından yeniden ele alınışının 1960’lı yılların başı ile 1970’li yılların sonu arasındaki zamanda Marx’a dönüşü çerçevesi içerisinde yeniden işlenişi, Gillot’nun çalışmasının omurgasını oluşturuyor.

Gillot, Lacan’ın geliştirdiği psikanalitik teoriden yola çıkarak, Althusser’in geliştirdiği “belirtilere dayalı okuma”, “çok nedenlilik” ve “yapısal nedensellik” gibi kavramları da inceliyor.

  • Künye: Pascale Gillot – Althusser ve Psikanaliz, çeviren: Nami Başer, Epos Yayınları, psikanaliz, 119 sayfa

Ksenophanes – Fragmanlar (2019)

Ksenophanes, Sokrates öncesi Yunan felsefesinin pirlerindendir.

Parmenides, Zenon ve Melissos ile birlikte Elea Okulu’na kaydedilmiştir.

Ksenophanes felsefesinin en öne çıkan yönü, Tanrı tasarımı hakkındaki eleştirel fikirleridir.

Ki bunlar, kimilerine göre o denli etkilidir ki, soyut tek tanrılı dinlerin habercisi olarak görülmüştür.

Filozofun bu kitapta yer verilen ve teoloji, metafizik ve epistemoloji altında sınıflanabilen fragramları, Platon’dan beri felsefi sistemlerin şekillenmesine büyük etkide bulundu.

Ksenophanes, tanrıların doğduğunu söyleyenlerin, onların öldüğünü söyleyenler kadar kâfir olduğunu söylerdi.

Ne de olsa her iki durumda da tanrıların var olmadığı bir zaman söz konusuydu.

  • Künye: Ksenophanes – Fragmanlar, çeviren: Y. Gurur Sev, Pinhan Yayıncılık, felsefe, 64 sayfa, 2019

Efe Baştürk – Biyonoetika’nın Doğuşu (2019)

Politik düşünce, Aristoteles’te nasıl gelişti?

Efe Baştürk, ‘Biyonoetika’nın Doğuşu’nda, Aristotolesçi politik felsefenin hangi düşünme, sorunsallaştırma ve kavramsallaştırma biçimleri sonucunda ortaya çıktığını irdeliyor.

Politikayı epistemolojik ve a-lethik bir mesele olarak ele alan Platon’un aksine Aristoteles, politikanın dünyasal bağlamına vurgu yapan bir felsefe geliştirdi.

Baştürk’ün eseri, tam da buradan yola çıkarak dünyasallığın anlamı ile bu anlamı oluşturan felsefi biçimlerin sorunsallaştırma mantığı üzerine düşünmesiyle önemli.

Aristotelesçi politika felsefesini Aristoteles’in çizmiş olduğu hangi güzergahlarla kavramak gerekir ve yine politika felsefesi hangi felsefi yaklaşımın bir izdüşümü olarak ortaya çıkmıştır?

Yazar bu sorunun yanıtını ararken, Aristotelesçi politika felsefesini kavramak için iki güzergah tespit ediyor: canlı[lık] ve yaşam.

Yazara göre bu iki alan, Aristoteles felsefesinde, fakat bilhassa politika felsefesinde, kritik işleve sahiptir, zira bunların her biri de Aristoteles felsefesinin dünyeviliğini içermektedir.

Çalışmanın, Aristotelesçi politika felsefesinin etik, biyoloji, metafizik ve psikoloji ile hangi noktalarda buluştuğunu ortaya koymasıyla da dikkat çektiğini söylemeliyiz.

  • Künye: Efe Baştürk – Biyonoetika’nın Doğuşu: Aristoteles Düşüncesinde Etik, Politika ve Canlı Yaşamın Yönetimi, Phoenix Yayınları, felsefe, 184 sayfa, 2019

John Kaag – Nietzsche ile Yürümek (2019)

John Kaag, Nietzsche’nin izlerini takip ederek hem kişisel hem de felsefi bir aydınlanma yolculuğuna çıkıyor.

Kaag’ın yolculuğu, hayatının birbirinden apayrı iki döneminde geçiyor.

Kaag, Nietzsche’nin dönüm noktası çalışmalarını yaptığı Sils Maria’nın yukarısındaki İsviçre zirvelerine ilk yolculuğunu genç bir adamken yapmış.

İkinci yolculuğunu ise, on dokuz yıl sonra, evlendiği ve çoluk çocuğa karıştığı bir dönemde.

Dolayısıyla bu kitap, aslında yazarın yaşamının dönüm noktalarını saptadığı gibi, Nietzsche’nin rehberliğinde bir bilgelik arayışı anlamına da geliyor.

Kaag, bu aydınlanma yolculuğunda Nietzsche’yi radikal bir filozof olmaktan ziyade felsefesinin özünde bilgelik arayışı olan bir filozof olarak karşımıza çıkarıyor.

Bir “kim olduğunu” bulma hikâyesi olarak okunabilecek ‘Nietzsche ile Yürümek’, hem felsefeyle hem insan olmanın dehlizleriyle yüklü bir yolculuk.

Şunu da ayrıca belirtelim: Kitap, Nietzsche’nin felsefesinin gündelik hayatta nasıl ustaca kullanılabileceğinin iyi örneklerinden.

  • Künye: John Kaag – Nietzsche ile Yürümek, çeviren: Sibel Atam, Ren Kitap, felsefe, 288 sayfa, 2019

Saffet Murat Tura – Beynin Gölgeleri (2016)

‘Beynin Gölgeleri’, psikiyatrinin bazı temel problemlerinden yola çıkarak insanın ontolojik yapısını araştıran bir kitap.

Gündelik yaşamda olduğumuzu sandığımız varlık tarzı olmadığımızı gösteren Saffet Murat Tura, psikiyatrinin köklü problemlerini çözmek bakımından temel bir çerçeve sunuyor.

‘Beynin Gölgeleri’ aynı zamanda zihin felsefesinin önemli sorunlarını irdelemesiyle de alana çok önemli bir katkı sunuyor.

Çalışma, psikiyatri ve felsefesinin buluştuğu bir tartışmaya tanık olmak için çok iyi fırsat.

  • Künye: Saffet Murat Tura – Beynin Gölgeleri, Metis Yayınları, psikiyatri, 352 sayfa, 2016

Siegfried Kracauer – Polisiye Roman (2019)

Polisiye roman, kendi araçlarına ve tekniğine sahip edebiyat tarihinin en özgün türlerindendir.

Yolu Edgar Allan Poe açtı ve Poe’nun gösterdiği yolu takip edenlerden Arthur Conan Doyle, ‘Sherlock Holmes’ serisi ile polisiye romanın standartlarını yükseltti.

Böylece polisiye roman, macera romanlarının, şövalye kitaplarının, kahramanlık efsaneleri ve masalları gibi melez bir ürün olmaktan ziyade, kendi dünyasını özgün estetik araçlarla anlatan başlı başına bir tür halini aldı.

Siegfried Kracauer’in felsefe ve edebiyat eleştirisinin yetkin bir bireşimi olan elimizdeki çalışması, polisiye romanın ortaya çıktığı toplum ve uygarlıkla ilişkisi hakkında harika bir eser.

Polis ve dedektifin olduğu kadar suçun ve suçlunun toplum içinde temsil ettiği konum üzerine derinlemesine düşünen Kracauer, Georg Lukács’ın ‘Roman Kuramı’nın ve Søren Kierkegaard’un felsefesinin izinden giderek bu edebi türün toplumsal içeriği üzerine derinlemesine düşünüyor.

Polisiye romanın, uygarlaşmış ve bütünüyle rasyonelleşmiş toplum fikrine dayandığını ve bu fikri radikal bir tek taraflılıkla kavrayıp estetik bir şekilde stilize ederek ete kemiğe büründürdüğünü belirten Kracauer, polisiye romanın hedefinin uygarlık denen gerçekliği doğasına sadık kalarak aktarmaktan ziyade, en başından beri bu gerçekliğin zihinsel karakterinin altını çizmek olduğunu belirtiyor.

“Polisiye roman uygarlığın yüzüne bir lunapark aynası tutar. Aynadan uygarlığa bakan, kendi canavarlaşmış halinin karikatürüdür. Polisiye romanların çizdiği tablo gayet korkutucudur.” diyen Kracauer,  polisiye romanlarda gerçekliğin suni şekilde devre dışı bırakıldığını ve bunun da kişilerin ve nesnelerin donuk ve kafa karıştıran bir şekilde yan yana ve yer aldığı bir toplumsal durumu gösteren bir tablo sunduğunu söylüyor.

  • Künye: Siegfried Kracauer – Polisiye Roman, çeviren: Dilman Muradoğlu, Metis Yayınları, inceleme, 128 sayfa, 2019

Walter Terence Stace – Hegel üzerine (2019)

Hegelci felsefe, Hegelci diyalektik ve Hegel’in metodolojisi hakkında, çok net ve sistemli bir giriş arayanlara bu kitabı muhakkak tavsiye ederiz.

Walter Terence Stace’in kapsamlı çalışması, Hegel’in bütün kitaplarını didik didik etmesinin neticesinde ortaya çıkmış.

Hegel’i yorumlamaktan çok onu açıklaması ve tanıtmasıyla aslında bu konuya giriş yapmak isteyenler için çok değerli olan çalışma, Hegel’in sistemini kapsamlı bir biçimde ortaya koyuyor, en önemlisi de, Hegel’in bu sistemde hangi akli çıkarımlara başvurduğunu gözler önüne seriyor.

  • Künye: Walter Terence Stace – Hegel Üzerine, çeviren: Murat Belge, Fol Kitap, felsefe, 192 sayfa, 2019

Frank M. Turner – Rousseau’dan Nietzsche’ye Avrupa Düşünce Tarihi (2019)

Avrupa düşünce tarihi hakkında klasikleşebilecek bir kitapla karşı karşıyayız.

Frank Turner, ele aldığı meseleleri alabildiğine rahat ve anlaşılabilir bir şekilde anlatan örneği az bulunur bir akademisyendi.

Turner’ın ölümünden sonra yayımlanan bu kitabı ise, kendisinin uzmanlık alanının en görkemli örneği.

Avrupa entelektüel tarihine yakından bakmak açısından çok fırsat olan elimizdeki çalışma, özellikle öğrenciler ve konuya yeni başlayan okurlar için bir başvuru kaynağı.

Turner’ın Yale Üniversite’sinde verdiği derslerin ürünü olan kitap, Aydınlanma’dan başlayıp 21. yüzyılın başına uzanıyor ve bu süre zarfında Avrupa’da yaşanan radikal değişimi fikir akımları ve öncü figürler üzerinden anlatıyor.

Farklı disiplinleri ustaca bir araya getirmesiyle de dikkat çeken çalışma, açık, akıcı ve öğretici üslubuyla pek çok konuyu aydınlatıyor.

Turner burada,

  • Rousseau’nun moderniteye yaklaşımında öne çıkan vurguları,
  • Darwin’i doğa ve Tanrı arasındaki bağı açıklamaya iten nedenleri,
  • Kapitalizmin liberal düşünceyi nasıl şekillendirdiğini,
  • Liberal düşüncenin kadın hakları konusunda neden sınıfta kaldığını,
  • ABD devlet düzeninin Avrupa’nın demokrasi anlayışını nasıl değiştirdiğini,
  • Aydınlanma’dan sonra sanatçıların neden Gotik anlayışa dönme ihtiyacı duyduklarını,
  • Sanatçı kültünün nasıl yaratıldığını,
  • Avrupalı düşünürleri Marx’ın ilk çalışmalarını keşfetmeye zorlayan nedenleri,
  • Milliyetçiliği ve ırkçılığı ortaya çıkaran koşulları,
  • Nietzsche’nin neden evrensel değerlere savaş açtığını,
  • Ve bunun gibi pek çok önemli konuyu ele alıyor.

Künye: Frank M. Turner – Rousseau’dan Nietzsche’ye Avrupa Düşünce Tarihi, çeviren: Soner Soysal, Kafka Kitap, felsefe, 284 sayfa, 2019