David Woodruff Smith – Husserl (2019)

Edmund Husserl elbette ki fenomenolojinin kurucusu olarak bilinir.

Bununla birlikte, Husserl’in sisteminin mevcut yorumunda fenomenoloji, sistemin tek temeli olarak yalnız başına değildir; mantık, ontolojisi gibi başka ilkelerle karşılıklı ilişki içindedir.

İşte David Woodruff Smith’in bu enfes çalışması da, Husserl’in fenomenolojisinin gelişimini mantık, ontoloji, epistemoloji ve etik teorileriyle ilişkili olarak sunan, tüm felsefi sistemi üzerine yapılan derinlemesine bir çalışma.

Woodruf kitabına, insani yönüyle Husserl’i, onun yaşamını, eserlerini ve önemini tanıtarak başlıyor.

Kitabın devam eden bölümlerinde ise,

  • Husserl’in felsefi sisteminin temel bölümleri ve bunların birbirleriyle nasıl çalıştıkları,
  • Husserl’in “saf mantık” anlayışının, özellikle daha sonra semantik ve meta-matematik olarak adlandırılan alanlara yönelik öngörüsü,
  • Husserl’in ontoloji hakkındaki görüşleri,
  • Husserl’in fenomenoloji formülasyonu,
  • Husserl’in bilgi teorisiyle, genelleştirilmiş “görü” veya apaçıklığa dayalı deneyim öğretisi,
  • Husserl’in fenomenolojisi ve ona eşlik eden öğretileri kadar iyi bilinmeyen etiğin temeli hakkındaki görüşleri,
  • Ve Husserl’in 20. yüzyıl felsefesindeki rolü ele alınıyor.

Künye: David Woodruff Smith – Husserl, çeviren: Seçim Bayazit, Alfa Yayınları, felsefe, 610 sayfa, 2019

Kolektif – Spinoza Daima (2019)

İstanbul Bilgi Üniversitesi’nde, dünyadaki önemli felsefecilerin de katılımıyla 2008 ve 2009 yılında iki ayrı Spinoza paneli düzenlenmiş ve bu panele sunulan tebliğler daha sonra ‘Spinoza Günleri’ ve ‘Spinoza Günleri 2’ adıyla kitaplaştırılmıştı.

Bu kitaplar, uzun bir süredir temin edilemiyordu.

İşte elimizdeki çalışma da, ilk baskıları tükenmiş olan söz konusu kitaplardan hazırlanmış bir seçki.

Burada, yerli katılımcılardan çok sunum için Türkiye’ye gelmiş Spinozacı konukların metinlerine yer verilmiş.

Kitapta Spinoza’nın duygu felsefesinden anayasal iktisadına, Almanya’da Spinoza’nın alımlanışından Kantçı Spinozacılıka ve Spinoza’nın din ve siyaset ilişkisine yaklaşımına kadar pek çok konu ele alınıyor.

Türkiye’de Spinoza bibliyografyasıyla da zenginleşen kitap, Spinoza üzerine düşünen ve çalışanların kaçırmak istemeyecekleri türden.

Kitaba katkıda bulunan isimler ise şöyle: Diego Tatián, Marilena Chauí, Miriam van Rejien, Maria das Graças de Souza, Manfred Walter, María Jimena Solé, Natalia Andrea Lerussi, Birden Göngören Bulgan ve Reyda Ergün.

  • Künye: Kolektif – Spinoza Daima, çeviren: Cemal Bâli Akal, Reyda Ergün ve Sinem Özer, Zoe Kitap, felsefe, 191 sayfa, 2019

Gilles Deleuze – Nietzsche (2010)

Gilles Deleuze elimizdeki kitabında, Friedrich Nietzsche’nin yaşamını ve felsefesini anlatıyor.

Kitapta ayrıca, Nietzsche’nin temel kişiliklerinin sözlükçesi ile Deleuze tarafından yapılmış metinlerinden bir seçki de yer alıyor.

Deleuze filozofu anlatırken, ilk olarak, Nietzsche’nin ‘Zerdüşt Böyle Söyledi’ isimli eserinde yer alan “Nasıl ruh deveye, deve aslana ve nihayetinde aslan çocuğa dönüşür.” şeklindeki üç dönüşüm anlatısına başvuruyor.

Deleuze, Nietzsche için bu üç dönüşümün, diğer şeylerin yanı sıra, onun eserinin evrelerini, yaşamının ve sağlığının aşamalarını ifade ettiğini söylüyor ve bundan hareketle, Nietzsche’nin hayatı ve felsefesine iniyor.

  • Künye: Gilles Deleuze – Nietzsche, çeviren: İlke Karadağ, Otonom Yayınevi, felsefe, 143 sayfa

Ahu Tunçel – Bir Siyaset Felsefesi: Cumhuriyetçi Özgürlük (2010)

Ahu Tunçel ‘Bir Siyaset Felsefesi’nde, cumhuriyetçi düşünce geleneğini, çağdaş siyasal tartışmalar bağlamında ele alıyor.

Yazar ilk olarak, cumhuriyetçiliğin düşünsel akrabaları olan demokrasi ve liberal gelenekler ile ilişkilerini gözden geçiriyor ve bunlar arasında varsayılan farkları ve benzerlikleri tartışıyor.

Yazar ardından, çağdaş cumhuriyetçilerin tarihsel öncülerinin izlerini sürerken, cumhuriyetçiliğin liberal etkisi altında yapılan egemen okumalarına alternatif bir okumayı ortaya koyuyor ve nihayet, çağdaş cumhuriyetçiliğin bakış açısını, siyaset felsefesi bağlamında yeniden ortaya koyan düşünürlerin görüşlerini tartışıyor.

  • Künye: Ahu Tunçel – Bir Siyaset Felsefesi: Cumhuriyetçi Özgürlük, İstanbul Bilgi Üniversitesi Yayınları, siyaset, 382 sayfa

Olivier Remaud – Gönüllü Yalnızlık (2019)

Modern çağın bize dayattığı sosyal ilişkiler karşılığında yalnızlık ne anlama gelir?

Olivier Remaud’nun bu kitabı da, yalnız kalmayı neden bu kadar sevdiğimizi anlamamıza yardımcı olacak.

Toplumdan söz ederken yalnızlıktan söz etmeyi hedefleyen, yalnız olmayı sevmenin ne anlama geldiğini araştıran bu kitap, gönüllü yalnızlığı ilk başta ve her şeyden önce bir özgürlük deneyimi ve eleştiri vasıtası olarak değerlendiriyor.

Özellikle belirtelim ki Remaud burada, herhangi bir mutluluk reçetesi vermiyor.

Yazar daha çok, yalnızlığın doğru kullanımını tanımlamak amacıyla şu soruların yanıtlarını arıyor:

  • Yolculuk ederken nelerden kaçarız?
  • Yalnızlıkta ne buluruz?
  • Kendiyle baş başa kalmak ne demektir?
  • Toplum bize yeter mi?
  • Yalnız birey ne tür bir yurttaştır?
  • İnsan yalnız olduğunda dayanışma halinde olabilir mi?
  • Neden doğaya inanmalıyız?

Remaud’ya göre yalnız kalmak öncelikle “hayır” demeyi öğrenmektir.

Ve sadece bu özelliğiyle bile, gönüllü yalnızlık bir hür olma arayışıdır.

Kitaptan birkaç alıntı:

“Yalnızlık her zaman hoşa gitmeyebilir, ama yalnız kalmayı severiz. Çünkü bireyin ıstırap duymadan katlandığı bir yalnızlık vardır: Köşesine çekilmenin yalnızlığı.”

“Yalnız kalmak iyidir, yalnızlık zordur çünkü. Bir şeyin zor olması da ona tutunmamız için ayrıca bir nedendir.”

“Yalnız olmanın, çoğu zaman insanın kendisine rağmen yalnız olması anlamına geldiğini unutmuş olabilir miyiz?”

“Offline olma ihtiyacının online olma arzusuna yabancı olmadığını biliyoruz. Dolayısıyla, ikili bir karşıtlık söz konusu değildir. Hiçbir zaman da olmamıştır. Toplumun ısrarcı varlığıyla ilişkimizi hem kesmek hem de sürdürmek isteriz…”

“Gönüllü yalnızlık eğlence değildir. Sınavdır.”

  • Künye: Olivier Remaud – Gönüllü Yalnızlık, çeviren: Esra Özdoğan, Kıraathane Kitapları, felsefe, 304 sayfa, 2019

Doğan Özlem – Etik (2017)

Doğan Özlem, konu ve sorunlarının çeşitliliği ve teori bolluğu açısından en zengin felsefe konularından biri olan “etik”e odaklanıyor.

Dört bölümden oluşan kitapta ilk olarak, belli başlı etik konuları ve problemleri betimleniyor.

İkinci bölümde, etik tipleri bu konu ve problemlere tanıdıkları önceliklere göre sınıflandırılıyor; üçüncü bölümde, etik tiplerine eleştirel açıdan yaklaşılıyor.

Kitabın dördüncü bölümünde ise, felsefi etiğin olabilirliği ve ortonomi etiği gibi, etik üzerine değerlendirmeler yer alıyor.

Özlem’in ahlak felsefesi dersi için hazırladığı kitap, aradan uzun yıllar geçmesine rağmen, konuya dair rehber niteliğini halen koruyor.

  • Künye: Doğan Özlem – Etik: Ahlak Felsefesi, Notos Kitap, felsefe, 201 sayfa

Fatma Tütüncü ve Koray Tütüncü – Trajik Hissiyat Ütopik Siyaset (2019)

Fikirleri Fransız devrimini de derinden etkilemiş Jean-Jacques Rousseau’nun edebi, felsefi, siyasi, toplumsal yazıları öylesine güçlüdür ki, günümüzde de etkilerini sürdürüyor.

Fatma Tütüncü ve Koray Tütüncü de, ahlaki çıkmazlar yaşadığımız, siyasetin ve yanı sıra toplumun muazzam bir çürümeye savrulduğu, ahlakın yozlaştığı hakikat sonrası çağımızda, Rousseau’ya dönmemizin önemi üzerine düşünüyor.

Rousseau’yu hem kendi dönemindeki düşünce yapısı hem de modern incelemelerin ışığında okuyan yazarlar, düşünürün bugün bize toplum ve siyaset üzerine düşünmek ve bu konularda çözüm üretmek açısından neler söyleyebileceğini tartışıyor.

Rousseau, insanların özü itibariyle kötü olduğu fikrini reddetmişti.

Daha da önemlisi, insanların kötülük yapsalar dahi, aslında “erdemli” davranışlara kâdir olduğunu düşünüyordu.

Bu kitabın yazarları da indirgemeci yorumların karşısına Rousseau’nun bu fikriyle özetleyebileceğimiz yaklaşımını çıkarıyor.

Yazarlar bunu yaparken de, “Kötülük de yapabilen insanlar, hangi koşullarda ‘iyi’, ‘erdemli’ olur ve tahakküm ilişkisi kurmadan birlikte yaşarlar?’ gibi hayati bir soruya yanıt arıyor.

Buradan yola çıkarak Rousseau’nun eşitliğe dayalı ve ortak çıkarı gözeten toplum fikrini kapsamlı bir şekilde irdeleyen yazarlar, birey ile toplum, kendini bilmemek ile bilmek, akıl ile duygu arasındaki karşıtlıklar konularında zihin açıcı bir okuma sunuyorlar.

‘Trajik Hissiyat Ütopik Siyaset’, sadece felsefeye değil, siyaset kuramına da ilgi duyanların ilgiyle okuyacakları bir çalışma.

  • Künye: Fatma Tütüncü ve Koray Tütüncü – Trajik Hissiyat Ütopik Siyaset: Jean-Jacques Rousseau’nun Edebi ve Siyasi Tahayyülü, Metis Yayınları, inceleme, 296 sayfa, 2019

Christian Marazzi – Sermaye ve Dil (2010)

Ekonomist Christian Marazzi ‘Sermaye ve Dil’de, uluslararası ekonomik sürece Marksist bir yorum getiriyor.

Antonio Negri, Paolo Virno ve Franco Berardi ile birlikte İtalyan Marksist geleneğin önemli düşünürlerinden olan Marazzi, dili, çağdaş kapitalist ekonominin işleyişini ve krizlerini anlamak için bir model olarak sunuyor.

Marazzi’ye göre, finans dünyası dilbilimsel kurallar tarafından belirlenmekte ve bunlar üzerinden işlemekte; ayrıca, yeni yeni baskın olan emek türleri dil aracılığıyla ve dilsel performansı andıran araçlar aracılığıyla üretilmektedir.

Yazar buradan yola çıkarak, çağdaş finans piyasalarını anlamak için dilsel bir teoriye ihtiyacımız olduğunu söylüyor.

  • Künye: Christian Marazzi – Sermaye ve Dil, çeviren: Ahmet Ergenç, Ayrıntı Yayınları, siyaset, 141 sayfa

Kurtuluş Dinçer – Kısaca Felsefe (2010)

Felsefe alanındaki çalışmaları ve çevirileriyle bildiğimiz Kurtuluş Dinçer ‘Kısaca Felsefe’ ile meslekten olmayan okurları, felsefenin farklı alanlarıyla tanıştıran rehber nitelikte bir esere imza atmış.

Varlık, bilgi, değer, tarih, siyaset, hukuk, mantık, etik, estetik, bilim, sanat, dil ve insan gibi felsefenin farklı disiplinlerine odaklanan Dinçer, bölüm sonlarında alıntı metinlere de yer vermiş.

Kitabın sonundaki kapsamlı sözlüğüyle dikkat çeken, ayrıca kolay okunabilir bir üslupla da kaleme alınan çalışmayı, bilhassa felsefeye yeni başlayanlar ile öğrencilere tavsiye ediyoruz.

Kitabın, şimdiye kadar dört baskı yaptığını da ayrıca belirtelim.

  • Künye: Kurtuluş Dinçer – Kısaca Felsefe, Pharmakon Yayınevi, felsefe, 270 sayfa

Betül Çotuksöken – Antropontoloji ya da İnsan-Varlıkbilgisi (2018)

Felsefe bilginin nesnesiyle, söz konusu nesnenin kavramı ve sözcüğü arasındaki ilişkiye yönelir ve daha geniş ölçekte de insanın dünyayla ve bilgiyle olan ilişkileri üzerinde durur.

Bu durumda sorulacak asıl soru şudur: felsefi düşünmenin ve felsefi bilginin ortak paydası nedir?

Betül Çotuksöken bu soruya, “arada olmak” yanıtını veriyor.

Başka bir deyişle felsefe, diğer bütün bilme etkinliklerinin dışında ve ötesinde, “arada olan” bir etkinliktir.

Çotuksöken bu kitabında, insanla felsefe arasındaki “arada olma” ortak paydasından yola çıkarak felsefenin doğasıyla insanın doğası arasında ya da insanın doğasıyla felsefenin doğası arasında bağ kuruyor ve felsefenin varolana yönelttiği keskin bakışın sonucunda görülenlerin neler olduğunu ortaya koyuyor.

Kitabın ilk bölümündeki yazılar, felsefenin temel disiplininin antropontoloji olduğunu temellendirmeye girişiyor, ikinci bölümde ise, antropontolojik yaklaşımın ışığında insan, dünya ve bilgi arasındaki ilişkilere yönelik sorunlar ele alınıyor.

Birinci bölümdeki kavramsal açılımlar, ikinci bölümde daha da ayrıntılandırılıyor.

Çotuksöken’in temel savı, arada olan bir etkinlik olarak felsefenin temel disiplininin antropontoloji, insan-varlıkbilgisi ya da insan-ontolojisi olduğudur.

Bu yeni varlık felsefesi ya da yeni ontoloji insan-varlık felsefesidir, insan-varlıkbilgisidir ya da insan-ontolojisidir, başka bir deyişle antropolojik ontolojidir, antropontolojidir.

Sonuç olarak bu çalışma, yazarın ‘Felsefi Söylem Nedir?’ kitabından bu yana sürekli yöneldiği dışdünya-düşünme-dil ilişkilerini, insan-dünyabilgi ilişkilerini bu kez antropontolojik yaklaşımla ele almasıyla alana özgün bir katkı sunuyor.

  • Künye: Betül Çotuksöken – Antropontoloji ya da İnsan-Varlıkbilgisi, Notos Kitap, felsefe, 232 sayfa, 2018