Zygmunt Bauman – Eğitim Üzerine (2020)

Bugün Batı toplumlarının eğitim sisteminde bariz bir kriz var.

Bu krizin kökenleri yabancılarla yaşamaya, ötekine maruz kalmaya kadar gider.

Geçmişte “yabancı” olanların er ya da geç “farklılıklar”ını kaybedeceklerine ve aslında Batılıların değerleri olarak addedilen o evrensel değerleri kabul etmeleriyle asimile olacaklarına inanılıyordu.

Fakat günümüzde durum değişti: Başka bir ülkeye göçen insanlar artık oranın yerlileri gibi olmak istemiyorlar.

Üstelik yerlilerin de onları asimile etme arzusu artık yok.

Örneğin Londra’da bugün, farklı diller konuşan, farklı kültürleri ve gelenekleri olan 180’e yakın diaspora bulunuyor.

Çağdaş eğitimin yaşadığı kriz tam da bu: Modern tarihte belki ilk kez, insanlar arasındaki farklılıklarla, kalıcı olabilecek evrensel bir modelin olmadığını fark ediyoruz.

İşte Zygmunt Bauman’la yapılan bu söyleşiler, kendisinin eğitim, eğitimdeki güncel sorunlar ve daha iyi bir eğitim üzerine ufuk açıcı fikirlerini sunmasıyla çok önemli.

Küreselleşme, özelleşme, göç olgusu gibi önemli dönüşümlerin teknolojik gelişmelerle birlikte eğitim üzerinde nasıl etkili olduğunu irdeleyen Bauman, tek renkli olmayan, farklılıklarla yaşamayı özümsemiş bir toplumumda eğitimin nasıl olması gerektiği üzerine derinlemesine düşünüyor.

Bauman, erken modern dönemin yabancılarla başa çıkmak için başvurduğu din değiştirme ve asimilasyonun, çokmerkezli ve çokkültürlü dünyamızın mevcut koşulları içinde artık birer seçenek olmadığını, her gün ve sürekli yabancılarla, farklılıklarıyla yaşama sanatını geliştirmenin kaçınılmaz olduğunu söylüyor.

  • Künye: Zygmunt Bauman – Eğitim Üzerine, söyleşi: Riccardo Mazzeo, çeviren: Akın Emre Pilgir, Ayrıntı Yayınları, eğitim, 144 sayfa, 2020

Platon – Kriton (2010)

Platon’un ilk dönem eserlerinden ‘Kriton’ adlı bu diyalog, zengin bir adam olan Kriton ile Sokrates arasında geçer.

Sokrates’in haksız yere cezalandırıldığını düşünen Kriton, O’na, kendisini hapishaneden kaçırmak istediğini söyler.

Sokrates ise teklifi, kaçmasının kötü ve adaletsiz olacağı gerekçesiyle reddeder.

Zira Sokrates, kaçtığı zaman, bir yurttaş olarak ülkesiyle yaptığı anlaşmayı bozmuş olacağını ve itaat etme sözü vermiş olduğu yasaları ihlal etmiş olacağını düşünmektedir.

Diyalog böylece, bir yurttaşın ülkesiyle ve ülkesinin yasalarıyla olan ilişkisinde karşı karşıya kalabileceği problemleri ve insanın ülkesinin yasalarına itaat etme yükümlülüğünü işliyor.

Sokrates’in ölümünden bir gün öncesini konu alan ‘Kriton’u ayrıca önemli kılan bir husus da, Sokrates’in hayatının son dönemine dair önemli ayrıntılar sunması.

  • Künye: Platon – Kriton, çeviren: Furkan Akderin, Say Yayınları, felsefe, 63 sayfa

Jacques Lacan – Yine / Hâlâ (2020)

Arzu ile bilgi edinme arasındaki ilişki bize neler söyler?

Jacques Lacan’ın ünlü seminerlerine dayanan ‘Yine/Hâlâ’, Aristoteles, Freud ve Marx gibi düşünürlerin fikirlerini tartışmaya açarak arzu ile bilgi arasındaki ilişkiyi tartışıyor.

Bunu yaparken matematikten felsefeye, dinden psikanalize ve bilime birçok disiplinden yararlanan o engin bilgi birikimiyle bizi yeniden şaşırtan Lacan, bu iki en temel insan dürtüsünü ve bununla bağlantılı olarak beden, cinsel ilişki, ruh ve aşk, erkekle karşıtlığı içinde kadın, öteki ve Tanrı gibi önemli tartışma konularını kendine has bakışıyla irdeliyor.

Lacan’ın metni, aşk, arzu ve bilgi bağlamında hem bilim hem felsefe hem de psikanalizle giriştiği hesaplaşmayla da öne çıkıyor.

  • Künye: Jacques Lacan – Yine / Hâlâ, çeviren: Murat Erşen, Metis Yayınları, psikanaliz, 192 sayfa, 2020

Gökhan Murteza – Ahlak, İktisat ve Bilim (2019)

Klasik iktisadın kurucusu sayılan Adam Smith, aynı zamanda güçlü bir sistemi olan bir filozoftu da.

Gökhan Murteza ise bu çalışmasında, Adam Smith’in özgün felsefini kapsamlı bir bakışla irdeliyor.

Günümüzün iktisadi bakışı, ahlaki olandan ziyade olgularla ilişki kuran, başka bir deyişle ahlakla arasına mesafe koyan bir iktisadi bakıştır.

Oysa Smith ve onun çağdaşları için iktisat, dünya tasavvurunda ahlaktan tamamen bağımsız olmak bir yana, bizzat ahlaki yargılar tarafından belirlenen bir alandı.

Başka bir deyişle Smith için iktisat, doğru ve iyi olanı dert edinen felsefi bir meseleydi.

İşte Murteza’nın çalışması da, Smith’in fikirleri üzerinden ahlakla ve felsefeyle ilişkisini kesmemiş bir iktisadi düşüncenin dinamiklerini çok yönlü bir şekilde ortaya koyması ve bunu yaparken de okurunu başka bir iktisadın imkânları üzerine düşündürmesiyle çok önemli.

  • Künye: Gökhan Murteza – Ahlak, İktisat ve Bilim: Adam Smith Felsefesine Giriş, Pinhan Yayıncılık, felsefe, 224 sayfa, 2019

Simon Critchley – Sonsuz Talep (2010)

Simon Critchley ‘Sonsuz Talep’te, siyasetin yarattığı hayal kırıklığını bertaraf edebilecek bir etik anlayışı, başka bir deyişle direniş siyasetinin yolunu açacak bir etik deneyimi inşa etmeye koyuluyor.

Ahlaki benliklerin faaliyetini hem betimleyebilecek hem derinleştirebilecek normatif kuvvete sahip bir etik öznellik modeli sunmaya girişen düşünür, bunu yaparken de Kant, Marx, Foucault, Levinas, Badiou, Ranciere ve Lacan gibi önemli düşünürlerin fikirlerine uzanıyor.

Adaletsizliğin gün geçtikçe katlandığı bir dünyada Critchley, “Vicdan ile siyasal eylem arasındaki bağlantı nedir?” gibi hayati bir sorunun yanıtını arıyor.

Kitabın asıl katkısı, kapitalist liberal demokraside yaşanan siyasal hayal kırıklığının nedenlerini araştırması ve daha da önemlisi, bu hayal kırıklığını ve onun doğurması muhtemel nihilist tepkileri, insanları motive etme gücü olan radikal bir siyasetle aşmanın yollarını analiz etmesi.

  • Künye: Simon Critchley – Sonsuz Talep: Bağlanma Etiği, Direniş Siyaseti, çeviren: Tuncay Birkan, Metis Yayınları, felsefe, 174 sayfa

Oğuz Adanır – Eski Dünyaya Yeni Bir Bakış (2010)

Elimizdeki çalışma, Oğuz Adanır’ın farklı zamanlarda yayımlanmış ‘Eski Dünyaya Yeni Bir Bakış’ başlıklı üç kitabının toplu basımı.

Adanır burada ağırlıklı olarak, Baudrillard’ın potlaç kuramından hareketle Osmanlı ve Cumhuriyet kültürünü inceliyor.

Adanır, bu bağlamda ortaya koyduğu “Simülasyon evreninden Osmanlı ve Cumhuriyet’e nasıl bakabiliriz?”, “Bu evrende sık sık nükseden hastalıkların kökü nerededir ve kültürel kodları nasıl bir anlama sahiptir?”, “Batı burjuvazisinin aksine, bu toplumdaki para ve kazanç tutkusunun ürettiği herhangi bir değer olmuş mudur?” gibi soruları, Mauss, Berkes, Ülgener, Baudrillard, Bloch ve Braudel’in düşünceleri ekseninde yanıtlıyor.

  • Künye: Oğuz Adanır – Eski Dünyaya Yeni Bir Bakış, Doğu Batı Yayınları, sosyoloji, 726 sayfa

David Benatar – Keşke Hiç Olmasaydık (2019)

‘Keşke Hiç Olmasaydık’, iflah olmaz iyimserlerin karşısına iflah olmaz bir karamsarlıkla çıkan, ama bunu da mantığı elden bırakmayan, tavizsiz bir üslupla yapan özgün bir çalışma.

David Benatar, ilk olarak günümüzün mutluluk, zevk ve keyif standartlarının neden gerçeği yansıtmadığını, bunların gerçek rakamlara döküldüğünde nasıl derin bir sefalet ve mutsuzluk anlamına geldiğini ortaya koyarak kitabına başlıyor.

Dünyaya gelmenin her zaman beraberinde ciddi bir zarar getirdiğine inanan Benatar, insanın hayatındaki “iyi şeyler”in, hayatının nispeten iyi geçmesini sağlasa da, insan dünyaya gelmediği takdirde bu “iyi şeyler”den zaten mahrum kalmayacağını söylüyor.

“Üreme karşıtı” (anti-natalist) görüşü savunan yazar, çocuk yapmanın her zaman yanlış olduğunu ve üreme karşıtı görüşle, fetüsün ahlâki statüsüyle ilgili olan kürtaj hakkı yanlısı görüşü birleştirerek kürtaj hakkında “ölüm yanlısı” görüşten yana tavır koyuyor.

Üreme karşıtlığı aynı zamanda insanlığın soyunun tükenmesini de getireceğine inanan yazar, nüfusla ilgili birçok ahlâk kuramı açmazını çözümlüyor.

Benatar’ın aynı zamanda vegan olduğunu ve veganizm konusundaki tartışmalara katkıda bulunduğunu da ayrıca belirtelim.

  • Künye: David Benatar – Keşke Hiç Olmasaydık: Var Olmanın Kötülüğü, çeviren: Cansu Özge Özmen, Doğu Batı Yayınları, felsefe, 243 sayfa, 2019

Hegel – Karalama Defterinden Aforizmalar (2010)

‘Karalama Defterinden Aforizmalar’da yer alan kısa metinler, felsefe tarihinin önde gelen isimlerinden Hegel’in dünyaya bakışındaki renkli, ironik ve iğneleyici söylemine ilişkin iyi örnekler sunuyor.

1803-1806 döneminde kaleme alınmış bu aforizmalar, Hegel’in düşüncelerinin gelişimine dair bazı ipuçlarını sunuyor.

Ayrıca bu kitapta, düşünürün ‘Kim Soyut Düşünür’ başlıklı bir yazısı da yer alıyor.

Bu yazısında, sıradan düşünme biçiminin tek yanlı, indirgeyici ve böylece soyut oluşuna dikkat çeken Hegel, spekülatif düşüncenin soyuttan somuta gidişini tartışıyor ve soyut düşünmeye düşman olan felsefenin, ‘somut’u aradığını savunuyor.

  • Künye: Georg Wilhelm Friedrich Hegel – Karalama Defterinden Aforizmalar, çeviren: Enver Orman, Belge Yayınları, felsefe, 119 sayfa

Jean Baudrillard – Neden Her Şey Hâlâ Yok Olup Gitmedi? (2019)

Jean Baudrillard’ın kısa ama çarpıcı metni ‘Neden Her Şey Hâlâ Yok Olup Gitmedi?’, hiçlik üzerine bir tefekkür, bir hiçliğin sınırlarını genişletme girişimi.

Genel olarak insanlar, iyiliğin kötülüğü saf dışı etmesi talebinde olmasına benzer bir bakışla, hiçliğin de üstesinden gelme idealini taşır.

Baudrillard ise, aksini düşünüyor, yani hiçlikle birlikte yaşamayı öğrenmenin elzem olduğunu.

İletişim araçlarıyla sanal teknolojinin ortaya çıktığı ve her yerin değişik tipte ağlarla kaplandığı bir çağda gerçekliğin katledildiğini savunan Baudrillard, sahip olduğu o istisnai öğrenme yeteneği sayesinde insanın bir yandan dünyaya bir anlam, bir değer ve bir gerçeklik kazandırmaya çalışırken, diğer yandan bunlara koşut bir şekilde eriyip gitmelerini sağlayacak bir süreç başlattığını belirtiyor.

Bu noktadan yola çıkan düşünür, insanın şeyleri kafasında canlandırıp, isimlendirip kavramsallaştırarak var ederken aynı zamanda da onları ait oldukları ham gerçekliğin içinden kurnazca çekip alarak yok olmalarına neden olduğunu söylüyor.

Bu durumda Baudrillard’ın söz konusu ettiği hiçlik, bildiğimiz anlamda nihilizmle ilişkilendirilemez.

Fotoğraf, imge, zaman, gerçeklik, teknoloji gibi pek çok kavramı tartışmaya açan düşünür, gerçekliğin abartılı boyutlara ulaşıp her şey yok olmaya başladığında, sınır tanımayan teknolojik olanaklar zihinsel ya da maddi anlamda her yeri sarıp sarmalamaya başladığında, insanın sahip olduğu tüm olanakları zorlayarak kendisini içine kabul etmeyen yapay bir dünya oluşturup ortadan kaybolduğunu belirtiyor.

İşte hiçlik, tamı tamına bu ortadan kaybolma halidir.

Kitaptan birkaç alıntı:

“Zamandan söz ettiğim sırada onun varlığını hissedemiyorum.

Bir yerden söz ettiğim sırada o yer ortadan kaybolup gitmiş oluyor.

Bir insandan söz ettiğim sırada o insan ölmüş oluyor.

Zamandan söz ettiğim sırada akıp geçmiş oluyor.

Bu durumda insanın ortadan kaybolup gittiği bir dünyadan söz edebiliriz.”

“Başlangıçta Söz vardı. Sessizlik ondan sonra ortaya çıktı. Artık ortada son denilebilecek bir şey kalmadı…”

“Bir şeye bir isim verilip, temsil edilebilir bir hale getirilip, bir kavram niteliği kazandırıldığı andan itibaren o şey bir hakikate dönüşme ya da kendini bir ideoloji olarak dayatma pahasına bile olsa yavaş yavaş canlılığını yitirmektedir.”

“Artık son demlerini yaşadığına tanık olduğumuz gerçekliğin sistematik bir şekilde yok edildiğini gösteren en güzel örnek günümüzde imgenin başına gelenlerdir.”

“Teknoloji kendini kaptırıp her şeye sanal, dokunmatik, enformatik, sayısal bir ‘gerçeklik’ kazandırdığından imge bu antropolojik devrimin en önemsiz ayrıntısı olarak kalmaya mahkûm edilmiş gibidir.”

“Hemen her zaman bizim üstünde yer almadığımız, var olmadığımız bir dünya düşlemedik mi?

İnsanlardan yoksun, hiçbir insani müdahaleye izin verilmeyen şiirsel bir dünya hayal etmedik mi?

Şiirsel dilyetisinden çok büyük bir zevk alınmasının nedeni dilyetisinin anlama boyun eğmeden de sahip olduğu maddi ve edebi özellikleri sergileyebilmesidir. Bizi büyüleyen şey budur.”

  • Künye: Jean Baudrillard – Neden Her Şey Hâlâ Yok Olup Gitmedi?: Analojik İmgeden Sayısal İmgeye, çeviren: Oğuz Adanır, Doğu Batı Yayınları, felsefe, 46 sayfa, 2019

Kurtul Gülenç ve Filiz Karadağ – Çocuklar İçin Felsefi Öyküler (2019)

Her çocuk filozof doğar, toplumun işi ise, o filozofu köreltmektir.

Kurtul Gülenç ve Filiz Karadağ da bu kitapta sundukları birbirinden enfes felsefi öykülerle çocuklarımızın içindeki filozofu diriltiyor.

Bu felsefi öyküler yoluyla çocuklarında eleştirel ve yaratıcı düşünmeyi geliştirmek isteyen her ebeveynin edinmesi gereken kitap, gerçek ve yanılsama, adalet, mutluluk, zihin, öteki, dil, zaman, cesaret, bilgelik ve hatırlamak gibi temalarda ilerleyen tam yirmi hikâye barındırıyor.

Ayşe Deniz Şahin’in şahane çizimleriyle de zenginleşen kitap, çocukların daha çok düşünen, ortaya bir yargı koyabilen, bu yargıyı savunabilen, gerekçelendirebilen, sorgulayabilen bireyler haline gelmelerine yardımcı olacak türden.

  • Künye: Kurtul Gülenç ve Filiz Karadağ – Çocuklar İçin Felsefi Öyküler, resimleyen: Ayşe Deniz Şahin, Ayrıntı Yayınları, çocuk, 128 sayfa, 2019