Paulo Freire – Özgürlüğün Pedagojisi (2019)

Paulo Freire’in son dönem çalışmalarından olan bu kitap, 1997’de Harvard’ta verilmesi düşünülen özgürleşme pedagojisi konulu seminer için yazıldı.

Freire burada, her öğretmenin sahip olması veya hiç olmazsa ders olarak görmesi gereken, ama öğretmenlik eğitimi sırasında nadiren öğretilen başka temel bilgilerin altını çiziyor.

“Öğretmek eğitimin ideolojik olduğunu bilmeyi de gerektirir.” diyen Freire, öğretmenin etikten ayrı düşünülemeyeceğini ve öğretmenin eleştirel olma becerisi gerektirdiğini belirtiyor.

Freire bu temel bilgilerin, dünyanın eleştirel bir okumasını yapabilmek için kesinlikle gerekli olduğunu çok ikna edici biçimde ortaya koyuyor.

Kitap, her şeyden önce özgürleştirici eğitim yolundaki mücadeleyi tazelemek için baskıcı eğitime alternatif arayanlara yapılmış güçlü bir çağrı.

‘Özgürlüğün Pedagojisi’, Freire’nin kült kitabı ‘Ezilenlerin Pedagojisi’nden uzun yıllar sonra yayımlandı ve bir yönüyle de o ünlü eserdeki temel kavramları zamanın süzgecinden geçirip yeniden yorumlamasıyla çok önemli.

  • Künye: Paulo Freire – Özgürlüğün Pedagojisi: Etik, Demokrasi ve Medeni Cesaret, çeviren: Gülden Kurt Gevinç, Yordam Kitap, eğitim, 188 sayfa, 2019

Robin George Collingwood – Doğa Tasarımı (2020)

 

Kült yapıtı ‘Tarih Tasarım’ ile bildiğimiz R. G. Collingwood, özellikle tarih felsefesi ve sosyal bilimlerde açıklamanın doğası üzerine fikirleriyle 20. yüzyılın en önemli tarih filozoflarındandır.

Collingwood’un şimdi de, Antik Yunan’dan Rönesans’a ve oradan da modern dünyaya doğa görüşünün geçirdiği dönüşümü irdelediği bir başka başyapıtıyla karşımızda.

Yazar, Avrupa düşünce tarihindeki yapıcı kozmolojik düşünüşü üç döneme ayırarak tartışıyor.

Çalışmasının ilk bölümünde Yunan kozmolojisini tartışan düşünür, bu bağlamda

İyonya’da doğa bilimini ve Pythagorasçılar, Platon ve Aristoteles gibi düşünürlerin fikirlerini irdeliyor.

Collingwood ikinci bölümde Rönesans dönemindeki doğa görüşünü ele alıyor.

Rönesans kozmolojisini Copernicus, Giordano Bruno, Bacon, Kepler, Galileo, Spinoza, Newton ve Leibniz gibi o dönemin ve Berkeley ile Kant gibi 18. yüzyılın önde gelen isimlerinin görüşleri bağlamında izleyen yazar, aynı zamanda Yunan kozmolojisi ile Rönesans kozmolojisi arasındaki karşıtlığı da tartışıyor.

Kitabın üçüncü ve son bölümü ise modern doğa görüşüne odaklanıyor.

Yazar burada da evrimsel biyolojiden modern fiziğe, eski madde teorisinden doğanın sonluluğu görüşüne ve ayrıca Bergson’dan Whitehead’e, modern kozmolojinin geçirdiği dönüşümü ayrıntılı bir şekilde izliyor.

  • Künye: R. G. Collingwood – Doğa Tasarımı, çeviren: Kurtuluş Dinçer, Ayrıntı Yayınları, felsefe, 208 sayfa, 2020

Zygmunt Bauman – Eğitim Üzerine (2020)

Bugün Batı toplumlarının eğitim sisteminde bariz bir kriz var.

Bu krizin kökenleri yabancılarla yaşamaya, ötekine maruz kalmaya kadar gider.

Geçmişte “yabancı” olanların er ya da geç “farklılıklar”ını kaybedeceklerine ve aslında Batılıların değerleri olarak addedilen o evrensel değerleri kabul etmeleriyle asimile olacaklarına inanılıyordu.

Fakat günümüzde durum değişti: Başka bir ülkeye göçen insanlar artık oranın yerlileri gibi olmak istemiyorlar.

Üstelik yerlilerin de onları asimile etme arzusu artık yok.

Örneğin Londra’da bugün, farklı diller konuşan, farklı kültürleri ve gelenekleri olan 180’e yakın diaspora bulunuyor.

Çağdaş eğitimin yaşadığı kriz tam da bu: Modern tarihte belki ilk kez, insanlar arasındaki farklılıklarla, kalıcı olabilecek evrensel bir modelin olmadığını fark ediyoruz.

İşte Zygmunt Bauman’la yapılan bu söyleşiler, kendisinin eğitim, eğitimdeki güncel sorunlar ve daha iyi bir eğitim üzerine ufuk açıcı fikirlerini sunmasıyla çok önemli.

Küreselleşme, özelleşme, göç olgusu gibi önemli dönüşümlerin teknolojik gelişmelerle birlikte eğitim üzerinde nasıl etkili olduğunu irdeleyen Bauman, tek renkli olmayan, farklılıklarla yaşamayı özümsemiş bir toplumumda eğitimin nasıl olması gerektiği üzerine derinlemesine düşünüyor.

Bauman, erken modern dönemin yabancılarla başa çıkmak için başvurduğu din değiştirme ve asimilasyonun, çokmerkezli ve çokkültürlü dünyamızın mevcut koşulları içinde artık birer seçenek olmadığını, her gün ve sürekli yabancılarla, farklılıklarıyla yaşama sanatını geliştirmenin kaçınılmaz olduğunu söylüyor.

  • Künye: Zygmunt Bauman – Eğitim Üzerine, söyleşi: Riccardo Mazzeo, çeviren: Akın Emre Pilgir, Ayrıntı Yayınları, eğitim, 144 sayfa, 2020

Platon – Kriton (2010)

Platon’un ilk dönem eserlerinden ‘Kriton’ adlı bu diyalog, zengin bir adam olan Kriton ile Sokrates arasında geçer.

Sokrates’in haksız yere cezalandırıldığını düşünen Kriton, O’na, kendisini hapishaneden kaçırmak istediğini söyler.

Sokrates ise teklifi, kaçmasının kötü ve adaletsiz olacağı gerekçesiyle reddeder.

Zira Sokrates, kaçtığı zaman, bir yurttaş olarak ülkesiyle yaptığı anlaşmayı bozmuş olacağını ve itaat etme sözü vermiş olduğu yasaları ihlal etmiş olacağını düşünmektedir.

Diyalog böylece, bir yurttaşın ülkesiyle ve ülkesinin yasalarıyla olan ilişkisinde karşı karşıya kalabileceği problemleri ve insanın ülkesinin yasalarına itaat etme yükümlülüğünü işliyor.

Sokrates’in ölümünden bir gün öncesini konu alan ‘Kriton’u ayrıca önemli kılan bir husus da, Sokrates’in hayatının son dönemine dair önemli ayrıntılar sunması.

  • Künye: Platon – Kriton, çeviren: Furkan Akderin, Say Yayınları, felsefe, 63 sayfa

Jacques Lacan – Yine / Hâlâ (2020)

Arzu ile bilgi edinme arasındaki ilişki bize neler söyler?

Jacques Lacan’ın ünlü seminerlerine dayanan ‘Yine/Hâlâ’, Aristoteles, Freud ve Marx gibi düşünürlerin fikirlerini tartışmaya açarak arzu ile bilgi arasındaki ilişkiyi tartışıyor.

Bunu yaparken matematikten felsefeye, dinden psikanalize ve bilime birçok disiplinden yararlanan o engin bilgi birikimiyle bizi yeniden şaşırtan Lacan, bu iki en temel insan dürtüsünü ve bununla bağlantılı olarak beden, cinsel ilişki, ruh ve aşk, erkekle karşıtlığı içinde kadın, öteki ve Tanrı gibi önemli tartışma konularını kendine has bakışıyla irdeliyor.

Lacan’ın metni, aşk, arzu ve bilgi bağlamında hem bilim hem felsefe hem de psikanalizle giriştiği hesaplaşmayla da öne çıkıyor.

  • Künye: Jacques Lacan – Yine / Hâlâ, çeviren: Murat Erşen, Metis Yayınları, psikanaliz, 192 sayfa, 2020

Gökhan Murteza – Ahlak, İktisat ve Bilim (2019)

Klasik iktisadın kurucusu sayılan Adam Smith, aynı zamanda güçlü bir sistemi olan bir filozoftu da.

Gökhan Murteza ise bu çalışmasında, Adam Smith’in özgün felsefini kapsamlı bir bakışla irdeliyor.

Günümüzün iktisadi bakışı, ahlaki olandan ziyade olgularla ilişki kuran, başka bir deyişle ahlakla arasına mesafe koyan bir iktisadi bakıştır.

Oysa Smith ve onun çağdaşları için iktisat, dünya tasavvurunda ahlaktan tamamen bağımsız olmak bir yana, bizzat ahlaki yargılar tarafından belirlenen bir alandı.

Başka bir deyişle Smith için iktisat, doğru ve iyi olanı dert edinen felsefi bir meseleydi.

İşte Murteza’nın çalışması da, Smith’in fikirleri üzerinden ahlakla ve felsefeyle ilişkisini kesmemiş bir iktisadi düşüncenin dinamiklerini çok yönlü bir şekilde ortaya koyması ve bunu yaparken de okurunu başka bir iktisadın imkânları üzerine düşündürmesiyle çok önemli.

  • Künye: Gökhan Murteza – Ahlak, İktisat ve Bilim: Adam Smith Felsefesine Giriş, Pinhan Yayıncılık, felsefe, 224 sayfa, 2019

Simon Critchley – Sonsuz Talep (2010)

Simon Critchley ‘Sonsuz Talep’te, siyasetin yarattığı hayal kırıklığını bertaraf edebilecek bir etik anlayışı, başka bir deyişle direniş siyasetinin yolunu açacak bir etik deneyimi inşa etmeye koyuluyor.

Ahlaki benliklerin faaliyetini hem betimleyebilecek hem derinleştirebilecek normatif kuvvete sahip bir etik öznellik modeli sunmaya girişen düşünür, bunu yaparken de Kant, Marx, Foucault, Levinas, Badiou, Ranciere ve Lacan gibi önemli düşünürlerin fikirlerine uzanıyor.

Adaletsizliğin gün geçtikçe katlandığı bir dünyada Critchley, “Vicdan ile siyasal eylem arasındaki bağlantı nedir?” gibi hayati bir sorunun yanıtını arıyor.

Kitabın asıl katkısı, kapitalist liberal demokraside yaşanan siyasal hayal kırıklığının nedenlerini araştırması ve daha da önemlisi, bu hayal kırıklığını ve onun doğurması muhtemel nihilist tepkileri, insanları motive etme gücü olan radikal bir siyasetle aşmanın yollarını analiz etmesi.

  • Künye: Simon Critchley – Sonsuz Talep: Bağlanma Etiği, Direniş Siyaseti, çeviren: Tuncay Birkan, Metis Yayınları, felsefe, 174 sayfa

Oğuz Adanır – Eski Dünyaya Yeni Bir Bakış (2010)

Elimizdeki çalışma, Oğuz Adanır’ın farklı zamanlarda yayımlanmış ‘Eski Dünyaya Yeni Bir Bakış’ başlıklı üç kitabının toplu basımı.

Adanır burada ağırlıklı olarak, Baudrillard’ın potlaç kuramından hareketle Osmanlı ve Cumhuriyet kültürünü inceliyor.

Adanır, bu bağlamda ortaya koyduğu “Simülasyon evreninden Osmanlı ve Cumhuriyet’e nasıl bakabiliriz?”, “Bu evrende sık sık nükseden hastalıkların kökü nerededir ve kültürel kodları nasıl bir anlama sahiptir?”, “Batı burjuvazisinin aksine, bu toplumdaki para ve kazanç tutkusunun ürettiği herhangi bir değer olmuş mudur?” gibi soruları, Mauss, Berkes, Ülgener, Baudrillard, Bloch ve Braudel’in düşünceleri ekseninde yanıtlıyor.

  • Künye: Oğuz Adanır – Eski Dünyaya Yeni Bir Bakış, Doğu Batı Yayınları, sosyoloji, 726 sayfa

David Benatar – Keşke Hiç Olmasaydık (2019)

‘Keşke Hiç Olmasaydık’, iflah olmaz iyimserlerin karşısına iflah olmaz bir karamsarlıkla çıkan, ama bunu da mantığı elden bırakmayan, tavizsiz bir üslupla yapan özgün bir çalışma.

David Benatar, ilk olarak günümüzün mutluluk, zevk ve keyif standartlarının neden gerçeği yansıtmadığını, bunların gerçek rakamlara döküldüğünde nasıl derin bir sefalet ve mutsuzluk anlamına geldiğini ortaya koyarak kitabına başlıyor.

Dünyaya gelmenin her zaman beraberinde ciddi bir zarar getirdiğine inanan Benatar, insanın hayatındaki “iyi şeyler”in, hayatının nispeten iyi geçmesini sağlasa da, insan dünyaya gelmediği takdirde bu “iyi şeyler”den zaten mahrum kalmayacağını söylüyor.

“Üreme karşıtı” (anti-natalist) görüşü savunan yazar, çocuk yapmanın her zaman yanlış olduğunu ve üreme karşıtı görüşle, fetüsün ahlâki statüsüyle ilgili olan kürtaj hakkı yanlısı görüşü birleştirerek kürtaj hakkında “ölüm yanlısı” görüşten yana tavır koyuyor.

Üreme karşıtlığı aynı zamanda insanlığın soyunun tükenmesini de getireceğine inanan yazar, nüfusla ilgili birçok ahlâk kuramı açmazını çözümlüyor.

Benatar’ın aynı zamanda vegan olduğunu ve veganizm konusundaki tartışmalara katkıda bulunduğunu da ayrıca belirtelim.

  • Künye: David Benatar – Keşke Hiç Olmasaydık: Var Olmanın Kötülüğü, çeviren: Cansu Özge Özmen, Doğu Batı Yayınları, felsefe, 243 sayfa, 2019

Hegel – Karalama Defterinden Aforizmalar (2010)

‘Karalama Defterinden Aforizmalar’da yer alan kısa metinler, felsefe tarihinin önde gelen isimlerinden Hegel’in dünyaya bakışındaki renkli, ironik ve iğneleyici söylemine ilişkin iyi örnekler sunuyor.

1803-1806 döneminde kaleme alınmış bu aforizmalar, Hegel’in düşüncelerinin gelişimine dair bazı ipuçlarını sunuyor.

Ayrıca bu kitapta, düşünürün ‘Kim Soyut Düşünür’ başlıklı bir yazısı da yer alıyor.

Bu yazısında, sıradan düşünme biçiminin tek yanlı, indirgeyici ve böylece soyut oluşuna dikkat çeken Hegel, spekülatif düşüncenin soyuttan somuta gidişini tartışıyor ve soyut düşünmeye düşman olan felsefenin, ‘somut’u aradığını savunuyor.

  • Künye: Georg Wilhelm Friedrich Hegel – Karalama Defterinden Aforizmalar, çeviren: Enver Orman, Belge Yayınları, felsefe, 119 sayfa