Roland Boer – Dinin Eleştirisi (2020)

Roland Boer, daha önce yayımlanan önemli çalışması ‘Cennetin Eleştirisi’nde, 20. ve 21. yüzyılların sekiz önemli Marksist düşünürünün çalışmaları yoluyla Marksizm ve teoloji ilişkisini eleştirel bir bakışla sorgulamıştı.

Yazar şimdi de, ilk kitabının tamamlayıcısı olarak materyalist bir teolojinin imkânları üzerine düşünüyor.

Burada, Marksizm ile teolojinin kesişiminde bulunan bir düşünme tarzına başvuran Boer, büyük dinlerin ekonomik, sosyal ve ideolojik tarihlerinin Marksist ilhamlı yeniden inşalarına girişiyor.

Boer’e göre Marksizm hem seküler hem de anti-seküler yapıdadır.

Sekülerdir, çünkü analiz ve eyleminin kavramlarını bu dünya ve bu çağdan, yani kapitalizmden alır; onun çelişkilerini görüp çöküşünü gerçekleştirmek amacıyla kapitalizmin daha derindeki mekanizmasını, onun üretim ve dolaşım biçimlerini, sınıf ve sınıf çatışmasını, kurum ve ideolojileri anlamaya çalışır.

Anti-sekülerdir, çünkü bu kapitalist çağın sona ermesini hedefler, başka bir deyişle bir gelecek dünyaya, bir biçimde daha iyi olacağı umulan bu çağın ötesinde bir çağa bakmaktadır.

Ve tam da bu nedenle analiz ve eyleminin kavramlarını aynı zamanda bir diğer dünya ya da çağdan aldığı söylenebilir.

İşte bu kavramsallaştırmadan yola çıkan Boer, Marksizm ve teoloji ilişkisini çok yönlü bir şekilde tartışıyor.

  • Künye: Roland Boer – Dinin Eleştirisi: Marksizm ve Teoloji Üzerine II, çeviren: Deniz Ali Gür, Ayrıntı Yayınları, inceleme, 304 sayfa, 2020

Ayşe Derin Öncel – Apartman (2010)

Ayşe Derin Öncel, alt başlığı ‘Galata’da Yeni Bir Konut Tipi’ olan ‘Apartman’da, Osmanlı’nın konut kültürünün gelişiminin önemli örnekleri olan Galata’daki apartmanları inceliyor.

Beyoğlu’nun kozmopolit nüfusunun 19. yüzyılın ikinci yarısından itibaren artmasıyla ortaya çıkan konut ihtiyacını karşılamak amacıyla, Osmanlı ve yabancı usta ve mimarlar, yeni bir konut tipinin gelişmesini sağlayacaktı.

İşte Öncel’in elimizdeki çalışmasını nitelikli kılan hususlardan biri, ilk örnekleri Galata’da kısa sürede inşa edilen, ancak daha sonra İstanbul’un diğer mahallelerine de yayılan bir konut tipinin ilk örneklerini incelemesidir diyebiliriz.

Öncel, altı bölümden oluşan kitabında,

  • Tanzimat döneminde kent mekânlarında yaşanan dönüşümü,
  • Apartmanlardan önceki ahşap, taş, tuğla kârgir konutları ve apartmanların ortaya çıkışını hazırlayan koşulları,
  • Apartmanların mimari biçimlenmesini,
  • On dokuzuncu yüzyıl sonlarında Pera’daki sosyal hayatı ve yaşam biçimlerini,
  • Apartman konutlarında kolektif yaşamı,
  • Apartman dairelerinin iç mekân düzeni ve plan tiplerini,
  • Ve daha çok pek ilgi çekici konuyu ele alıyor.

Künye: Ayşe Derin Öncel – Apartman, Kitap Yayınevi, mimari, 421 sayfa

Andrew Salmon – Kore Nasıl Kore Oldu? (2020)

Yakın tarihin en çarpıcı dönüşümlerinden biri olan Asya rönesansı içinde Güney Kore apayrı bir yere sahip.

Bölgenin çoğu ekonomisi bu dönüşümden önce ölçek ekonomisine, modernleşme mirasına veya en azından küresel ticarette belli bir deneyime sahipti.

Kore içinse öyle bir durum söz konusu bile değildi.

Örneğin Çin’e kıyasla minicikti, Meiji dönemi Japonya’sının aksine güçlü bir modernleşme yaşamamıştı ve Singapur veya Hong Kong’unkine benzer bir sömürge dönemi ticareti deneyimine de sahip değildi.

1960’lı yılların başında Güney Kore’de kişi başına düşen gelir ve ortalama eğitim süresi Türkiye’nin yarısı kadarken, otuz yıl sonra bu küçük yarımada kişi başına düşen geliri bizimkinin üç katına, ortalama eğitim süresi de bir buçuk katına çıkmış bir ülkeye dönüştü.

İşte uzun yıllardır bölgede gazetecilik yapan Andrew Salmon’ın bu kitabı, Güney Kore’yi bugünün güçlü ülkelerinden biri haline getiren ekonomik, siyasi ve toplumsal dinamikler hakkında çok iyi bir kaynak.

Kitap, Kore’de yaşanan büyük iç savaşın ardından ülkenin Güney ve Kuzey Kore olarak iki parçaya bölünüşü ve sonrasında yaşananlarla açılıyor.

Salmon devamında ise, Güney Kore’nin kalkınma atağını, insan haklarından nükleer silahlara, Samsung’tan Psy’a uzanarak kapsamlı bir bakışla izliyor.

  • Künye: Andrew Salmon – Kore Nasıl Kore Oldu?, çeviren: Cansen Mavituna, Metropolis Kitap, inceleme, 152 sayfa, 2020

Frances A. Yates – Hafıza Sanatı (2020)

Hafızanın eski toplumlardaki yeri üzerine eşine az rastlanır bir çalışma.

Frances Yates, hafıza sanatının Antik Yunan, Ortaçağ ve Rönesans boyunca geçirdiği dönüşümü çok yönlü bir bakışla izliyor.

Pek çok sanatı icat eden Yunanların bir hafıza sanatı da icat ettiği, bu sanatın da tıpkı diğerleri gibi Roma’ya aktarıldığı, oradan da Avrupa geleneğine geçtiği pek bilinmez.

Bu, “yer” ve “imgeler”i hafızaya nakşetme yoluyla ezberlemeyi amaçlayan bir sanattı.

Çoğunlukla “hafıza tekniği” (mnemotechnics) olarak sınıflandırılan bu sanat, modern çağlarda insan faaliyetinin oldukça önemsiz bir kolu gibi görünür.

Oysa matbaadan önceki devirlerde idmanlı bir hafıza yaşamsal önem taşıyordu ve teknikten ziyade bir sanattı.

İşte Yates’in bu kitabı da, Keoslu şair Simonides’in mucidi olduğu hafıza sanatının ortaya çıkışını ve gelişimini ayrıntılı bir bakışla izliyor.

Yates çalışmasına, klasik dönem hafıza sanatının Latincedeki kaynaklarını irdeleyerek başlıyor ve devamında da,

  • Antik Yunan’da hafıza sanatı,
  • Ortaçağ’da hafıza sanatı,
  • Ortaçağ’da hafıza ve imgelerin oluşumu,
  • Hafıza risaleleri,
  • Rönesans hafızası,
  • Hafıza tiyatrosu,
  • Camillo’nun tiyatrosu ve Venedik Rönesansı,
  • Hafıza sanatının iki türü olarak Llullculuk ve Ramusçuluk,
  • Giordano Bruno ve hafıza sanatı,
  • Ve Robert Fludd’ın tiyatro hafıza sistemi gibi, ilgi çekici konuları ele alıyor.

Yates’e göre, hafıza sanatının Avrupa geleneği içinde nesilden nesle aktarılmasını, asla unutulmadan, daha doğrusu modern zamanlara kadar unutulmadan gelmesini sağlayan şey de, hafıza sanatının belagat sanatının bir parçası olmasıdır.

  • Künye: Frances A. Yates – Hafıza Sanatı, çeviren: Ayşe Deniz Temiz, Metis Yayınları, inceleme, 432 sayfa, 2020

Diren Çakmak – Forum Dergisi (2010)

Yakın zamanda, Soğuk Savaş yılları gerginliğinin yoğun bir biçimde hissedildiği bir dönemde yayın hayatına başlayan Forum Dergisi’ne dair bir çalışmaya bu sayfada yer vermiştik.

Diren Çakmak imzalı elimizdeki eser de, Doğu-Batı kutuplaşmasında Türkiye’nin yerinin Batı bloğu içinde olduğunu savunan, farklı görüşlerden aydınları bir araya getiren Forum Dergisi’ni inceliyor.

Derginin kuruluşu ve genel yapısıyla çalışmasına başlayan Çakmak, ardından, derginin birey-toplum, ulus-temsil, devlet-iktidar, iktidarın denetlenmesi, ekonomi politikaları ve dış politika gibi konularda ne gibi fikirler öne sürdüğünü, dönemin siyasî ve toplumsal şartlarını gözeterek ortaya koyuyor.

  • Künye: Diren Çakmak – Forum Dergisi: 1954-1960, Libra Kitap, inceleme, 623 sayfa

Agatha Christie – Agatha Christie’nin Gizli Defterleri (2010)

Ünlü yazar Agatha Christie’nin kızı Rosalinda’nın 2004 yılının sonunda ölmesinin ardından, Agatha Christie’nin el yazısıyla tuttuğu 73 defter bulunmuştu.

Bu defterlerde, Christie’nin eserlerine dair yazdığı notlar yer alıyordu.

Defterlerde bunun yanı sıra, alternatif kurgular, roman planları, karakterler ve vazgeçilen sahneler gibi Christie yazınına dair pekçok ayrıntı da bulunuyordu.

İşte bu notları bir araya getiren John Curran, elimizdeki çalışmasıyla, Christie’nin başyapıtlarını oluşturan hammaddelere en küçük ayrıntılarına kadar değiniyor.

Kitapta bunun yanı sıra, Christie’nin pek az bilinen iki kısa öyküsüne de yer verilmiş.

  • Künye: Agatha Christie – Agatha Christie’nin Gizli Defterleri, hazırlayan: John Curran, çeviren: Füsun Doruker, Altın Kitaplar, inceleme, 448 sayfa

Ali Somel – Forum Dergisi (2010)

Ali Somel ‘Forum Dergisi’nde, aydın hareketleriyle ideolojik ve siyasî olarak bağlantılı bir çevre tarafından çıkarılan Forum dergisi üzerinden, Türkiye’de devletçilik ve planlama tartışmasının kalkınma sorununda yoğunlukla ele alındığı 1930’lu yıllardan 1960’lı yıllara kadarki dönemi inceliyor.

Derginin önemi, sonraki dönemin liberal ve sosyalist aydınlarını oluşturacak bir kuşağın, bu dergi çevresinde bir araya gelmeleriydi.

Dolayısıyla dergi, ülkenin 1930’lardan 1960’lara geçiş dönemini anlamakta bir prizma işlevi görüyor.

Yazar, dergide sürdürülen planlama ve devletçilik konularındaki tartışmaları, dünyada söz konusu kavramlara dair yapılmış tartışmalar ekseninde anlamaya çalışıyor.

  • Künye: Ali Somel – Forum Dergisi, Yazılama Yayınları, inceleme, 226 sayfa

Müslüm Yücel – Kürtlerde Ölüm ve İntihar (2010)

Müslüm Yücel, ‘Kına ve Ayna’ alt başlığını taşıyan ‘Kürtlerde Ölüm ve İntihar’da, Kürtler ve intihar ilişkisini felsefe, kültür, din ve edebiyat aracılığıyla anlamaya çalışıyor.

Tek tanrılı dinlerin ölüm ve intihara yükledikleri anlam ve işlevler; Kürt edebiyatında ölüm ve intihar konusu; Batman’da kadın intiharları, PKK ve ölüm kültü, Yücel’in ele aldığı konulardan birkaçı.

Kürtlerde ölüm ve intiharın bir üçgenden oluştuğunu belirten Yücel, üçgenin bir ucunda Kürtlerin, diğer ucunda ölümün ve son ucunda da intiharın durduğunu söylüyor.

Yazar bunu yaparken de anlatısını peygamberler, şairler, yazarlar ve filozofların bu konulardaki yaklaşımlarını ortaya koyarak zenginleştiriyor.

  • Künye: Müslüm Yücel – Kürtlerde Ölüm ve İntihar, Agora Kitaplığı, kültür, 381 sayfa

Gürsel Aytaç – Thomas Mann’ın Edebiyat Dünyası (2010)

Gürsel Aytaç ‘Thomas Mann’ın Edebiyat Dünyası’nda, modern Alman edebiyatının klasik ve üretken romancısı Thomas Mann’ın yazı dünyasını inceliyor.

Mann’ın kısa bir hayat hikâyesiyle kitabına başlayan Aytaç, ardından, Mann’ın eserlerinin Almanya ve Amerika’da nasıl alımlandığını; Mann’ın bir edebiyatçı olarak etkilendiği kanalları; Schopenhauer, Nietzsche, Sprengler, Tolstoy, Kafka, Lessing, Dostoyevski ve Freud gibi isimlerin Mann’ın kişiliğinde ve edebiyatında bıraktığı izleri araştırıyor.

Aytaç bunun yanı sıra, sanat-sanatçı, ahlak, ölüm, hastalık, cinsellik, zaman, siyaset ve evlilik gibi, Mann’ın romanlarındaki başlıca konu odaklarını da ortaya koyuyor.

  • Künye: Gürsel Aytaç – Thomas Mann’ın Edebiyat Dünyası, Phoenix Yayınları, eleştiri, 215 sayfa

Engin Sarı – Mardin’de Kültürlerarasılık (2010)

Engin Sarı ‘Mardin’de Kültürlerarasılık’ta, Müslümanlar, Yahudiler, Hıristiyanlar, Yezidiler ve Şemsiler gibi farklı dinlere inananların; Araplar, Kürtler, Türkler, Ermeniler, Keldaniler ve Süryaniler gibi farklı kimliklere dâhil olanların bir arada bulunduğu Mardin’i, kültürün geniş çerçevesinden bakarak değerlendiriyor.

Sarı incelemesini, kültür, kimlik ve politika arasındaki bağlantıların niteliğine, kültürlerarası iletişim ve ilişkilere odaklanarak yapıyor.

Kapsamıyla dikkat çeken çalışma, çok etnili ve çok dinli bir kent olan Mardin’in simgesel anlamlarını irdelerken, Mardinli kimliğini de, alan araştırmalarının bulguları aracılığıyla Mardinlilerle birlikte tartışıyor.

  • Künye: Engin Sarı – Mardin’de Kültürlerarasılık, İletişim Yayınları, şehir, 391 sayfa