Alfred Adler – Sosyal İlgi (2024)

Çocukluk döneminde formüle edilen sosyal ilgi, bireylerin hem kendileriyle hem de dış dünyayla kurdukları ilişkilerdeki en önemli kavramlardan biri.

Alfred Adler bu kavramı düşünce sisteminin merkezine aldı ve ona oldukça önem verdi.

İnsanlar kendilerini bir topluluğun parçası olarak hissettikleri, topluma katkıda bulundukları müddetçe kişisel tatmin duygularını ve farkındalıklarını artırırlar.

Adler’e göre toplumla doğru bir ilişki içerisinde olmak, aynı zamanda kişinin kendi benliğiyle ilişkide olması demektir.

Bu sayede eksiklerimizi görür, kendimizi geliştirir ve kişiliğimizi inşa ederiz.

Bireysel psikolojinin en önemli isimlerinden olan Alfred Adler, ‘Sosyal İlgi’de topluma ve onunla kurduğumuz bağa ilişkin temel kriterlerin bir değerlendirmesini yapıyor.

İnsan doğasının sosyal ilgide şekillendiğini savunarak, bireyin topluma olan katkılarının kişisel mutluluk ve ruh sağlığı için ne denli önemli olduğunu gözler önüne seriyor.

‘Sosyal İlgi’, bireysel psikolojinin de merkezinde yer alan bu kavrama açıklama getirmesi bakımından Adler’in en önemli yapıtları arasında.

  • Künye: Alfred Adler – Sosyal İlgi, çeviren: Ayşen Tekşen, Say Yayınları, psikoloji, 248 sayfa, 2024

Roy F. Baumeister – İnsan Nasıl Kendisi Olur? (2024)

Benlik, hemen herkesin aşina olduğu ancak tanımlaması ve anlaması zor bir kavramdır.

Öncü araştırmacı, sosyal psikolog Roy F. Baumeister’ın imzasını taşıyan bu kitap, insan benliğinin panoramik bir görüntüsünü sağlamak için geniş bilgi birikimini sentezliyor.

İnsan benliğinin nasıl geliştiğini ve işlediğini, neden var olduğunu ve yaşam yolculuğunda hangi problemlerle karşılaştığını inceleyerek bu konulara yeni bir ışık tutuyor.

  • Kendini tanımanın faydaları nelerdir ve ne kadar ulaşılabilir?
  • Tek bir benliğimiz mi var, yoksa birden fazla mı?
  • Benlik ve toplumun ilişkisi nedir?

Baumeister, 28 kısa bölümden oluşan kitabında tüm bu karmaşık kavramları netlik ve içgörü ile açıklıyor.

Hem bireylerin hem de kültürlerin gelişmesini sağlamada benliğin oynadığı merkezi rolü ortaya koyuyor.

  • Künye: Roy F. Baumeister – İnsan Nasıl Kendisi Olur?, çeviren: Orhan Düz, Albaraka Yayınları, psikoloji, 576 sayfa, 2024

Erich Neumann – Büyük Ana (2024)

Jung psikolojisinin temel kavramlarından olan arketip her bireyin bilinçdışında var olan evrensel, kolektif imge ve örüntülerdir.

Jung’un en ünlü öğrencilerinden Erich Neumann bu kitabında “Büyük Ana” arketipinin yapısını çok sayıda görsel temsilden yola çıkarak tarif etmeye çalışırken dinler tarihi, arkeoloji, etnoloji gibi alanlardan müthiş zengin bir malzemeyi yorumluyor.

‘Büyük Ana’ arketipi zaman ve mekânda var olan somut bir imge değil insan ruhsallığında faaliyet gösteren içsel bir imgedir.

Hem bireyde ve grupta hem de kadında ve erkekte yaşar.

Bu sebeple de Neumann’ın bu eserini bir arkeoloji, sanat tarihi veya mitoloji kitabı olarak düşünmemek gerekir.

Yazarın amacı ruhsallıkta temel bir yeri olan Dişil arketipinin insanlığın eserlerinde ve mitlerdeki simgesel dışavurumunu anlaşılır kılmak ve modern insan için de geçerli olan bilinçdışı sembolizminin bir tahlilini yapmak.

  • Künye: Erich Neumann – Büyük Ana: Dişilin İmge ve Simgeleri, çeviren: Zehra Aksu Yılmazer, İş Kültür Yayınları, psikoloji, 512 sayfa, 2024

Ian Hacking – Ruhun Yeniden Yazılışı (2024)

  • Çoklu kişilikten mustarip olmak nasıl bir şeydir?
  • Tanı konulan hastaların çoğunun kadın olduğu düşünülürse, bu noktada cinsiyet neden önemlidir?
  • Bir hastalığı tanımlamak, bu hastalıkla mücadele edenlerin davranışlarını nasıl etkiler?

Bu ve benzeri soruları yanıtlayan Ian Hacking, modern çoklu kişilik bozukluğunun gelişimini araştırmıştı.

Hacking bu çalışmasında, 19. yüzyıl sonlarına doğru Fransa’da bellek hakkında yeni düşüncelerin ortaya çıkmasıyla birlikte teşhis edilen, önceki bir çoklu kişilik dalgasıyla ilgili büyüleyici bir dizi tarihsel kesiti ele alıyordu.

Hipnoz, histeri, uyurgezerlik ve kaçınma eğilimlerinin incelenmesiyle yoğun bir şekilde meşgul olan bu dönemin biliminsanları, ruhu spiritüel alandan koparmayı amaçlıyordu.

O hâlde bunu gerçekleştirmenin en iyi yolu, belleği ruhun yerine koymak ve sonra onu ampirik incelemeye tabi tutmak değil miydi?

İlk olarak 1995 yılında yayımlanan ‘Ruhun Yeniden Yazılışı: Bellek Bilimleri ve Çoklu Kişilik’, tarihsel ve çağdaş olguları güçlü bir analizle birleştirerek bilgi arkeolojisine katkı sunmaya bugün bile devam ediyor.

Foucault’nun bir zamanlar bedene odaklanan ve insan nüfusunu sınıflandıran bir politikayı ustalıkla tanımlaması gibi, Hacking de ruhun bilimselleşmesi yönündeki bir bellek politikasının tanımını ustalıkla sunuyor.

  • Künye: Ian Hacking – Ruhun Yeniden Yazılışı: Bellek Bilimleri ve Çoklu Kişilik, çeviren: Elif Sena Ergin, Nova Kitap, psikoloji, 440 sayfa, 2024

Svend Brinkmann – Düşün (2024)

Dikkat dağıtıcı unsurlarla dolu yoğun hayatımızda düşünmeye gitgide daha az fırsat buluyoruz.

Düşünceli bir hayatın düşüncesi bile toplumsal hızlanmanın damga vurduğu çağımızla uyumsuz duruyor.

Koşuşturmalı modern varoluşumuz, düşüncelerimizle vakit geçirmeye, yaşadığımız olayların ayrıntılarını değerlendirmeye veya hayatın gizemlerine kafa yormaya alan bırakmıyor.

Bildiğimiz kadarıyla insan, dünyada kelimenin tam anlamıyla düşünme kabiliyetine sahip tek varlık.

  • Peki düşünmek tam olarak ne demektir?
  • Hangi biçimleri alır?
  • Nasıl öğrenilir?
  • Sezgi, mantık, dikkat ve muhakeme kavramlarının düşünmeyle ilişkisi nedir?
  • Düşünmek tek başına yapılan bir eylem midir?
  • Düşünmenin bilişsel ve felsefi boyutları neleri kapsar?
  • Günümüzde kendi aklımızla düşünmek mümkün mü?
  • Düşünmek var olmanın bir yolu olarak görülebilir mi?
  • Eleştirel ve derinlemesine düşünmek neye hizmet eder?
  • Teknolojinin sağladığı kolaylıklar düşünme becerimizi nasıl etkiliyor?
  • Hızlı ve yavaş düşünmek ne demektir?
  • Yürümek, çokça söylendiği gibi düşünmeyi destekler mi?

Danimarkalı psikolog ve felsefeci Svend Brinkmann ‘Düşün’de, etrafımıza merak duygusuyla ve eleştirel gözle bakmamızı sağlayan düşünme sanatını ele alıyor: Düşünceler arasında serbestçe dolaşmayı ve iç sesimize daha fazla kulak vermeyi, hayatı zenginleştirmenin bir yolu, çoğu zaman da başlı başına bir neşe kaynağı olarak sunuyor.

Düşünme keyfinin kıvılcımını yeniden yakacak küçük ama etkili bir kitap.

  • Künye: Svend Brinkmann – Düşün: Düşünceli Bir Hayatın Savunusu, çeviren: Mercan Yurdakuler, İletişim Yayınları, psikoloji, 143 sayfa, 2024

Boris Cyrulnik – Duygu Yoksunu Kırk Harami (2024)

Boris Cyrulnik bu kitabında en sevdiği temalara geri dönüyor: çocukluk, sevgi dolu ve güven verici figürlere bağlanmanın hayati önemi ve bağımsız olmak için kendini onlardan özgürleştirme ihtiyacı.

  • Kediler, filler ya da Neandertaller nasıl yaşıyor ve dünyayı nasıl deneyimliyor?
  • Erkek ya da kız olmak ne anlama geliyor?

Cyrulnik, hayvanları ile insanları karşılaştırarak eşsiz bilgi birikimi ve klinik deneyimiyle dünyanın şiddetini ve savaşın köklerini hissedip anlamamıza yardımcı oluyor.

Kırk Haramiler hırsız doğmadılar; hırsız oldular.

Duygusal yoksunluk yaşayan çocukların şiddet yanlısı yetişkinlere dönüşme riski vardır.

Yaratıcılığın kaynağı olan insan konuşması aynı zamanda inanç savaşlarının dehşetini de doğurur.

Cyrulnik, dünyadaki şiddeti ve savaşın kökenlerini hissetmemizi ve anlamamızı sağlıyor.

İnsan ruhu ve hayvan dünyalarına dair ortak araştırmasını sürdüren Cyrulnik, burada bize hikâye anlatıcının ve bilge adamın arkasında bir bilgini keşfettiğimiz ustaca bir çalışma sunuyor.

  • Künye: Boris Cyrulnik – Duygu Yoksunu Kırk Harami: Hayvan Dalaşları, İnsan Savaşları, çeviren: Hasan Can Utku, Monografi Yayınları, psikoloji, 208 sayfa, 2024

Ziyad Marar – Beni Yargıla-ma (2024)

Herkes yargılanmaktan endişe duyar.

Aptalca bir tweet harika bir kariyeri yok edebilir, dikkatsiz bir görüntü bir sarsılmaz sanılan itibarı mahvedebilir.

Yine de yargılanma kaçınılmazdır; yargılamadan ve yargılanmadan sosyal varlıklar olamayız.

Bu nedenle yargılanmaktan kaçmak hayalden başka bir şey değildir.

Hiç yargılamadan/yargılanmadan anlamlı bir hayat nasıl sürdürülebilir?

Zaman zaman acı verse de başkalarının bizi yargılaması, aslında önemli olduğumuzun bir göstergesidir ve bazen de haklı olduğumuzun onaylanması için gerekli bir yoldur.

Ancak diğer yandan; yanlış değerlendirmeler, arzular ve sosyal alandaki yanlış adımların hepsi bir yanlış anlaşılma ağı örüp günlük hayatlarımız içinde bizleri gölgeleyerek izole eder.

Ortak düşünce ve beklentiler yolunda parmak uçlarımıza basarak ilerlerken kötü şekilde yargılanma tehdidi başımıza bela olur ve pek çok sosyal acı yaşamamıza yol açar.

Garip biri olarak algılanacağımızla ilgili endişeler, utanç ve suçluluk duygusu ve buna eşlik eden diğer faktörler bunlarla baş etmek için kendimizi gizlememize sebep olur.

Konuşmalarımızı ya da davranışlarımızı örteriz.

Ziyad Marar, ‘Beni Yargıla-ma: Yanlış Anlaşılmanın Değeri’ kitabında sıra dışı örneklerle ilginç bir konuyu ele alıyor ve etkileyici bir okuma deneyimi sunuyor.

Psikoloji, felsefe, sahne sanatları, şiir ve edebiyattan sıkça referanslar sunan Marar, ulaşma ve bağ kurma ihtiyacımızı ciddiye alan ve geçici de olsa umudun yeşerebileceği bir dünya ortaya koyuyor.

  • Künye: Ziyad Marar – Beni Yargıla-ma: Yanlış Anlaşılmanın Değeri, çeviren: Çiğdem Köfüncü, The Kitap Yayınları, psikoloji, 240 sayfa, 2024

Christopher Chabris, Daniel Simons – Külyutmaz (2024)

Kimlik avı dolandırıcılığından saadet zincirlerine, sahte bilimden sanat sahteciliğine, satranç hilecilerinden kripto dolandırıcılarına ve pazarlamacılardan sihirbazlara kadar dünyamız aldatmacalarla dolu.

Külyutmaz’da çok satan kitapların yazarları psikolog Daniel Simons ve Christopher Chabris bize kandırılmaktan nasıl kaçınacağımızı gösteriyor.

Ayrıca, gördüğümüzü kabul etme ve kesinlik ile tutarlılığa aşırı değer verme eğilimimiz gibi, çoğu zaman işimize yarayan ancak bizi savunmasız kılan temel düşünme ve akıl yürütme alışkanlıklarını da tanımlıyor.

Yazarların kandırılma psikolojisi üzerine yeni bakış açılarını sundukları her bölümde, daha önce hiç duymadığınız dolandırıcılıklarla karşılaşacak ve bunlarla nasıl başa çıkacağınızı öğreneceksiniz.

Bilgilendirici ve aydınlatıcı bu kitap bizi her türlü şarlatandan koruyacak ve kendimizi düzenbazlıklara karşı çok daha güven de hissetmemizi sağlayacak.

  • Künye: Christopher Chabris, Daniel Simons – Külyutmaz: Neden Kandırılırız ve Kandırılmamak İçin Ne Yapabiliriz?, çeviren: Menekşe Arık, Say Yayınları, psikoloji, 264 sayfa, 2024

Mark Edmundson – Linç Çağı (2024)

Sosyal medyanın etkisini giderek arttırdığı günümüzde, bireylerin üzerindeki baskılar ve bu baskıların kaynakları daha da karmaşıklaşıyor.

Mark Edmundson, ‘Linç Çağı: Sosyal Medyada Süper Ego’ adlı eserinde, özellikle Freud’un süper ego kavramı üzerinde durarak, modern toplumun bireyleri nasıl kontrol ettiğini ve şekillendirdiğini gözler önüne seriyor.

Süper ego, yalnızca bireysel vicdanın değil, aynı zamanda toplumsal ve kültürel normların da bir yansıması olarak karşımıza çıkıyor.

Nietzsche ve Arendt gibi düşünürlerin görüşleriyle harmanlanan eserde, süper egonun tarihi ve geleceği hakkında kapsamlı bir analiz yapılıyor.

Kitap, sosyal medyanın süper egoyu nasıl güçlendirdiğini irdeleyerek, dijital çağın getirdiği yeni baskıları açığa vuruyor.

Sürekli performans sergileme ve onay arayışı içinde olan bireylerin, bu dijital dünyada kendilerini nasıl kaybettiklerini örnekleriyle anlatıyor.

Edmundson, sosyal medyanın bir sonucu olarak süper ego gibi hareket eden “sosyal adalet savaşçıları”yla mücadele etmenin imkânlarını da araştırarak, okuyucularına yol gösteriyor.

‘Linç Çağı: Sosyal Medyada Süper Ego’, dijital çağın ruhunu anlamak ve bu çağın getirdiği zorluklarla başa çıkmak için rehber niteliğinde bir eser.

Sosyal medyanın ve süper egonun birey üzerindeki etkilerini merak eden herkes için vazgeçilmez bir kaynak.

  • Künye: Mark Edmundson – Linç Çağı: Sosyal Medyada Süper Ego, çeviren: Hamza Eren Sarıçam, Lejand Yayınları, psikoloji, 198 sayfa, 2024

Marjorie Taylor – Hayali Arkadaşlar ve Onları Yaratan Çocuklar (2024)

Birçok ebeveyn, çocuklarının bir hayali arkadaşa sahip olmasına sevinir.

Onlara göre bu, canlı bir hayal gücünün ve yaratıcı bir zihnin göstergesidir.

Ancak aynı ebeveynler bu hayali arkadaşa yönelik bir endişe de duyar: Acaba bu arkadaş bir şeylerin yanlış gittiğinin işareti midir?

Hayali bir arkadaşın varlığı, çocuğun duygusal bir sıkıntı içinde olduğu anlamına mı gelir?

Marjorie Taylor, bu büyüleyici çalışmada hayali arkadaşları ve çocukların onları yaratma nedenlerini açıklamanın yanı sıra, çocukların fantezi dünyalarının diğer yönlerini de tartışıyor.

Geçmişte, hayali arkadaşı olan bir çocuk tuhaf, utangaç hatta sorunlu olarak görülebilirdi; ancak Taylor’a göre gerçeklik çok daha olumlu ve ilginç.

Hayali arkadaşlar sadece şaşırtıcı derecede yaygın değil, aynı zamanda bu arkadaşlara sahip çocuklar diğer çocuklara göre daha az utangaç olma eğiliminde.

‘Hayali Arkadaşlar ve Onları Yaratan Çocuklar’, pratik kaygılara da değinerek ebeveynler için birçok faydalı öneri sunarken, çocuğunuzun hayali arkadaşlarının duygusal yaşamlarındaki rollerini anlamanızda size yardımcı olacak.

  • Künye: Marjorie Taylor – Hayali Arkadaşlar ve Onları Yaratan Çocuklar, çeviren: Elif Sena Ergin, Nova Kitap, psikoloji, 256 sayfa, 2024