Peter Conrad – Modern Zamanlar Modern Mekânlar (2025)

Peter Conrad’ın ‘Modern Zamanlar Modern Mekânlar: Devrim, İnovasyon ve Radikal Dönüşümler Yüzyılında Hayat ve Sanat’ (‘Modern Times, Modern Places: Life and Art in the 20th Century’) adlı kitabı, 20. yüzyılın çalkantılı tarihini ve bu döneme damgasını vuran sanat ve yaşam arasındaki karmaşık ilişkiyi inceler. Conrad, kitabı kronolojik bir akış yerine tematik bir yaklaşımla ele alarak, yüzyılın ruhunu ve çeşitli yönlerini okuyucuya sunar. Kitap, savaşlar, toplumsal değişimler, teknolojik ilerlemeler ve kültürel patlamalarla dolu bu dönemi, edebiyat, resim, müzik, sinema, mimari ve felsefe gibi farklı sanat disiplinleri aracılığıyla mercek altına alır. Yazar, modernizmin yükselişinden postmodernizmin ortaya çıkışına kadar uzanan geniş bir yelpazede, sanatçıların ve düşünürlerin bu yeni dünyayı nasıl algıladığını, yorumladığını ve yeniden şekillendirdiğini gösterir.

Conrad, dönemin ruhunu yakalamak için belirli şehirleri ve mekanları birer ayna gibi kullanır; örneğin, Paris, Berlin, New York gibi metropollerin, modern yaşamın ve sanatın nasıl birbiriyle iç içe geçtiği ve birbirini nasıl etkilediği üzerine derinlemesine analizler sunar. Kitap, bireyin modern dünyadaki yerini, kimlik arayışlarını, teknolojinin insan üzerindeki etkilerini ve kitle kültürünün yükselişini ele alırken, bu konuların sanat eserlerinde nasıl yansıtıldığını çarpıcı örneklerle açıklar. Yazar, Picasso’nun tablolarından Joyce’un romanlarına, Stravinsky’nin bestelerinden Chaplin’in filmlerine kadar geniş bir kültürel panorama çizer. Bu eserlerin, modern insanın kaygılarını, umutlarını ve çelişkilerini nasıl ifade ettiğini, bazen rahatsız edici, bazen de ilham verici bir şekilde ortaya koyar. Conrad’ın anlatımı, sadece sanatsal akımların bir dökümü olmakla kalmaz, aynı zamanda bu akımların toplumsal ve siyasi olaylarla nasıl iç içe geçtiğini, birbirini nasıl beslediğini ve dönüştürdüğünü de başarılı bir şekilde aktarır. Yazar, modernizmin getirdiği yenilikçilik arayışını, geleneksel değerlerin yıkılışını ve geleceğe duyulan belirsizliği, zengin edebi bir dille işler. Kitap, 20. yüzyılın karmaşık ve çok katmanlı yapısını anlamak isteyenler için kapsamlı bir rehber niteliğinde. Conrad, dönemin ruhunu, sanatın ve yaşamın birbirine nasıl ayrılmaz bir şekilde bağlı olduğunu göstererek, okuyucuyu zihinsel bir yolculuğa çıkarıyor.

  • Künye: Peter Conrad – Modern Zamanlar Modern Mekânlar: Devrim, İnovasyon ve Radikal Dönüşümler Yüzyılında Hayat ve Sanat, çeviren: Argun Abrek Canbolat, Doruk Yayınları, inceleme, 944 sayfa, 2025

Johannes G. Deckers – Erken Hıristiyan ve Bizans Sanatı (2025)

‘Erken Hıristiyan ve Bizans Sanatı’ (‘Frühchristliche und Byzantinische Kunst’) adlı bu kitap, Hıristiyanlığın ilk yüzyıllarından Bizans İmparatorluğu’nun son dönemlerine kadar uzanan geniş bir zaman diliminde üretilen sanatı inceleyen kapsamlı bir çalışma. Johannes G. Deckers’in burada, Erken Hıristiyan ve Bizans sanatının gelişimini, farklı dönemlerdeki özelliklerini, etkileşimlerini ve önemini detaylı bir şekilde ele alır. Kitap, mimari, heykel, mozaik, fresk, ikonalar ve el yazmaları gibi çeşitli sanat dallarını kapsar ve bu sanat dallarının Hıristiyan inancının ve Bizans kültürünün ifadesinde nasıl kullanıldığını analiz eder.

Deckers, Erken Hıristiyan sanatının, Roma İmparatorluğu’nun geç dönem sanatından nasıl etkilendiğini ve Hıristiyan inancının sembolizmini nasıl benimsediğini açıklar. Kitap, katakomplar, bazilikalar ve mozaikler gibi Erken Hıristiyan sanatının önemli örneklerini inceler ve bu eserlerin Hıristiyan toplumunun yaşamı ve inançları hakkında nasıl bilgiler verdiğini gösterir. Ayrıca, Bizans sanatının, Erken Hıristiyan sanatından nasıl evrildiğini ve kendine özgü bir stil geliştirdiğini de ele alır. Bizans sanatının, imparatorluk gücünü ve Hıristiyan inancını ifade etmek için nasıl kullanıldığını ve ikonalar, mozaikler ve mimari gibi önemli eserlerini analiz eder.

Kitap, Bizans sanatının farklı dönemlerindeki özelliklerini ve bu dönemlerin siyasi ve kültürel bağlamlarını da inceler. Örneğin, Justinianus dönemi, Makedonya Rönesansı ve Paleologos Rönesansı gibi dönemlerin sanatındaki değişimleri ve bu değişimlerin nedenlerini açıklar. Ayrıca, Bizans sanatının, Batı Avrupa ve İslam dünyası gibi diğer kültürlerle olan etkileşimlerini de ele alır ve bu etkileşimlerin Bizans sanatının gelişimine nasıl katkıda bulunduğunu gösterir.

‘Erken Hıristiyan ve Bizans Sanatı’, Erken Hıristiyan ve Bizans sanatına ilgi duyan herkes için önemli bir kaynak. Deckers, bu kitapta, sanat eserlerini sadece estetik açıdan değil, aynı zamanda tarihi ve kültürel bağlamlarıyla birlikte inceler. Kitap, okuyuculara, Erken Hıristiyan ve Bizans sanatının zenginliğini ve önemini keşfetme fırsatı sunar.

  • Künye: Johannes G. Deckers – Erken Hıristiyan ve Bizans Sanatı, çeviren: Ömer İpek, Runik Kitap, sanat tarihi, 144 sayfa, 2025

Jacopo Galimberti – Sınıf İmgeleri (2025)

Jacopo Galimberti bu kitabında, 1960’lardan 1980’lere kadar İtalyan siyasi hareketleri olan İşçicilik (operaismo) ve Özerklik (autonomia) ile görsel sanatlar arasındaki karmaşık ilişkiyi inceliyor. ‘Sınıf İmgeleri: İşçicilik, Otonomi ve Görsel Sanatlar (1962-1988)’ (‘Images of Class: Operaismo, Autonomia and the Visual Arts (1962-1988)’), bu dönemde ortaya çıkan sanat eserlerinin sadece siyasi hareketlerin bir yansıması olmadığını, aynı zamanda bu hareketlerin teorik ve pratik gelişimine katkıda bulunduğunu savunuyor. Kitap, sanatın siyasi aktivizmle nasıl iç içe geçtiğini ve sınıf mücadelesinin görsel temsillerinin nasıl üretildiğini detaylı bir şekilde ele alıyor.

Galimberti, İşçicilik ve Özerklik hareketlerinin, işçi sınıfının öz-örgütlenmesine ve toplumsal dönüşüme yönelik radikal yaklaşımlarını inceliyor. Bu hareketlerin, geleneksel Marksist sınıf analizine meydan okuyarak, işçi sınıfının sadece üretim araçlarına sahip olmaması nedeniyle değil, aynı zamanda toplumsal yaşamın her alanında aktif bir özne olarak ortaya çıkması gerektiğini savunduğunu belirtiyor. Kitap, bu hareketlerin, sanatın sadece bir propaganda aracı olmadığını, aynı zamanda işçi sınıfının özgürleşme mücadelesinde önemli bir rol oynayabileceğini öne sürdüğünü gösteriyor.

Galimberti, bu dönemde ortaya çıkan sanat eserlerinin, işçi sınıfının deneyimlerini, mücadelelerini ve hayallerini nasıl görselleştirdiğini analiz ediyor. Kitap, sanatçıların, işçi sınıfının öz-örgütlenme pratiklerini, toplumsal isyanlarını ve alternatif yaşam biçimlerini nasıl tasvir ettiğini inceliyor. Galimberti, bu eserlerin, sadece siyasi mesajlar iletmekle kalmadığını, aynı zamanda işçi sınıfının kolektif bilincini ve özgüvenini güçlendirdiğini savunuyor. Kitap, sanatın, işçi sınıfının özgürleşme mücadelesinde nasıl bir katalizör görevi gördüğünü ve toplumsal dönüşümün görsel temsillerinin nasıl üretildiğini detaylı bir şekilde ele alıyor.

Galimberti, kitabında, bu dönemde ortaya çıkan sanat eserlerinin, sadece İtalyan siyasi hareketlerinin bir yansıması olmadığını, aynı zamanda uluslararası bağlamda da yankı uyandırdığını gösteriyor. Kitap, bu eserlerin, 1968 öğrenci hareketleri, feminist hareket ve anti-emperyalist mücadeleler gibi farklı toplumsal hareketlerle nasıl etkileşimde bulunduğunu inceliyor. Galimberti, bu eserlerin, sadece yerel bir bağlamda değil, aynı zamanda küresel bir bağlamda da toplumsal dönüşümün görsel temsillerinin üretimine katkıda bulunduğunu savunuyor.

Kitap, sadece sanat tarihi ve siyaset bilimi alanlarında değil, aynı zamanda toplumsal hareketlerin görsel kültürünü anlamak isteyen herkes için önemli bir kaynak. Kitap, sanatın siyasi aktivizmle nasıl iç içe geçtiğini, sınıf mücadelesinin görsel temsillerinin nasıl üretildiğini ve toplumsal dönüşümün sanatsal pratiklerle nasıl mümkün olabileceğini derinlemesine inceliyor.

  • Künye: Jacopo Galimberti – Sınıf İmgeleri: İşçicilik, Otonomi ve Görsel Sanatlar (1962-1988), çeviren: Eyüp Eser, Münevver Çelik, Otonom Yayıncılık, siyaset, 464 sayfa, 2025

Susan Magsamen, Ivy Ross – Sanat Kafası (2025)

Ivy Ross ve Susan Magsamen, sanatın insan beyni ve sağlığı üzerindeki derin etkilerini inceleyen bir eserdir. ‘Sanat Kafası: Sanat Beyni Nasıl Dönüştürür?’ (‘Your Brain on Art: How the Arts Transform Us’), nörobilim, psikoloji ve sanat terapisi alanlarındaki araştırmaları bir araya getirerek, sanatın insan zihnini ve bedenini nasıl dönüştürdüğünü açıklıyor.

Kitap, sanatın sadece estetik bir deneyim olmadığını, aynı zamanda nörolojik ve psikolojik süreçleri de etkilediğini savunuyor. Ross ve Magsamen, sanatın stresi azaltma, duygusal iyilik halini artırma, yaratıcılığı teşvik etme ve hatta fiziksel sağlığı iyileştirme gibi çeşitli faydaları olduğunu öne sürüyorlar. Kitapta, müze ziyaretleri, müzik dinleme, dans etme, resim yapma ve hatta doğada vakit geçirme gibi farklı sanatsal aktivitelerin beyin üzerindeki etkileri detaylı bir şekilde ele alınıyor.

Yazarlar, sanatın insan beynindeki nöroplastisiteyi (beynin değişme ve yeniden yapılanma yeteneği) artırdığını ve bu sayede öğrenme, hafıza ve problem çözme becerilerinin geliştiğini belirtiyorlar. Ayrıca, sanatın duygusal düzenlemeyi desteklediğini, empatiyi artırdığını ve sosyal bağlantıları güçlendirdiğini de vurguluyorlar. Kitapta, sanatın farklı yaş grupları ve sağlık durumları üzerindeki etkileri de inceleniyor. Özellikle, sanatın yaşlılarda bilişsel gerilemeyi yavaşlatma, çocuklarda yaratıcılığı ve özgüveni artırma ve kronik hastalıklarda ağrıyı ve stresi azaltma gibi faydaları üzerinde duruluyor.

‘Sanat Kafası’, sanatın insan yaşamındaki önemini ve potansiyelini vurgulayan bir eser. Kitap, sanatın sadece bireysel değil, aynı zamanda toplumsal düzeyde de olumlu etkiler yaratabileceğini gösteriyor. Ross ve Magsamen, sanatın sağlık, eğitim ve sosyal hizmetler gibi farklı alanlarda daha yaygın bir şekilde kullanılması gerektiğini savunuyorlar.

  • Künye: Susan Magsamen, Ivy Ross – Sanat Kafası: Sanat Beyni Nasıl Dönüştürür?, çeviren: Ayşe Nalan Uysal, Okuyanus Yayınları, bilim, 396 sayfa, 2025

Christina Riggs – Antik Mısır Sanatı ve Mimarisi (2025)

Christina Riggs, Antik Mısır’ın binlerce yıllık tarihini kapsayan zengin sanatsal ve mimari mirasını kısa ve öz bir şekilde sunuyor. ‘Antik Mısır Sanatı ve Mimarisi’ (‘Ancient Egyptian Art and Architecture: A Very Short Introduction’), okuyucuları Antik Mısır’ın tapınaklarından mezarlarına, heykellerinden resimlerine kadar çeşitli mimari eserleriyle tanıştırırken, bu eserlerin kültürel ve dini bağlamlarını da açıklıyor.

Kitapta, Antik Mısır sanatının ve mimarisinin zaman içinde nasıl değiştiği, farklı dönemlerde hangi stillerin öne çıktığı ve bu değişimlerin nedenleri ele alınıyor. Riggs, Antik Mısır sanatının sadece estetik bir ifade biçimi olmadığını, aynı zamanda firavunların gücünü ve tanrılarla olan ilişkilerini simgelediğini vurguluyor. Tapınaklar ve mezarlar gibi mimari yapılar, sadece dini törenler için değil, aynı zamanda firavunların ve rahiplerin otoritesini göstermek için de kullanılıyordu.

Riggs, Antik Mısır sanatının ve mimarisinin sadece Mısır’da değil, aynı zamanda diğer kültürlerde de büyük bir etki yarattığını belirtiyor. Antik Mısır eserleri, günümüzde dünyanın dört bir yanındaki müzelerde sergileniyor ve milyonlarca insan tarafından hayranlıkla izleniyor. Kitap, Antik Mısır sanatının ve mimarisinin günümüzdeki önemini ve etkisini de ele alıyor.

  • Künye: Christina Riggs – Antik Mısır Sanatı ve Mimarisi, çeviren: Özlem Özlen Şimşek, Say Yayınları, sanat, 160 sayfa, 2025

Vasili Kandinski – Sanatta Tinsellik Üzerine (2024)

Vasili Kandinski, 20. yüzyılın en önemli avangart sanatçılarından biridir.

‘Sanatta Tinsellik Üzerine’ adlı eseri, soyut sanatın temel ilkelerini ve Kandinski’nin sanatsal arayışlarını derinlemesine inceleyen bir manifesto niteliğinde.

Kandinski, sanatın evrensel bir dil olduğunu ve duyguları, düşünceleri ve ruhu doğrudan ifade edebileceğini savunur.

Soyut sanatın, nesnel dünyayı taklit etmek yerine, içsel duyguları ve deneyimleri dışa vurmanın bir yolu olduğunu vurgular.

Kandinski, renklerin ve formların psikolojik etkilerini ve sanat eserlerindeki ifade gücünü detaylı bir şekilde inceler.

Müzik ve sanat arasındaki derin bağlantıya dikkat çeker ve renklerin seslerle nasıl bir ilişki içinde olduğunu araştırır.

Sanatın sadece estetik bir deneyim değil, aynı zamanda ruhu besleyen ve dönüştüren bir araç olduğunu savunur.

Kandinski, soyut sanatın teorik temellerini atarak, bu sanat akımının gelişimine önemli katkılar sağlamıştır.

Sanatın psikolojik etkilerini inceleyerek, sanatın sadece görsel bir deneyim değil, aynı zamanda duygusal bir süreç olduğunu göstermiştir.

Renklerin psikolojik etkileri üzerine yaptığı çalışmalar, günümüzde de sanat ve tasarım alanlarında önemli bir referans kaynağıdır.

  • Sanat, nesnel dünyayı taklit etmek zorunda mıdır?
  • Renkler ve formlar nasıl duygular uyandırır?
  • Müzik ve sanat arasında nasıl bir ilişki vardır?
  • Sanat, insanın ruhunu nasıl etkiler?

‘Sanatta Tinsellik Üzerine’ soyut sanatın temel ilkelerini ve Kandinski’nin sanatsal vizyonunu anlamak için önemli bir kaynaktır.

Kitap, sanatın sadece görsel bir deneyim değil, aynı zamanda insanın iç dünyasıyla kurduğu bir iletişim olduğunu vurgular. Kandinski’nin bu öncü çalışması, 20. yüzyıl sanatına ve sanat teorilerine önemli etkiler yapmıştır.

  • Künye: Vasili Kandinski – Sanatta Tinsellik Üzerine, çeviren: Hüseyin Tüzün, Arketon Yayıncılık, sanat, 116 sayfa, 2024

Martin Heidegger – Sanat Eserinin Kökeni (2024)

“Sanatçı, eserin kaynağıdır. Eser, sanatçının kaynağıdır.”

Martin Heidegger, geleneksel anlayışın aksine, sanatçıyı ve eseri birbirinden ayrı, bağımsız varlıklar olarak görmez.

Heidegger ‘Sanat Eserinin Kökeni’nde, sanat eserini sadece estetik bir nesne olarak değil, aynı zamanda varoluşun kendisiyle iç içe geçmiş bir olgu olarak ele alır.

Sanat eseri, sanatçının dünyayı deneyimleme biçimini, varoluşsal kaygılarını ve sorularını yansıtır, varoluşun bir ifadesidir.

Sanat eseri, gizlenmiş olanı ortaya çıkarır, yeni bakış açıları sunar ve dünyayı yeniden yorumlar.

Sanat eseri, geçici olanı aşar ve sonsuzluğa işaret eder.

Heidegger, sanatçı ve eser arasındaki ilişkiyi karşılıklı bir etkileşim olarak görür.

Sanatçı, eseri yaratırken kendini aşar ve eser de sanatçıyı dönüştürür.

‘Sanat Eserinin Kökeni’, 20. yüzyıl sanat felsefesi üzerinde derin bir etki bırakmıştır.

Kitap, Heidegger’in varoluşçuluk felsefesinin sanat alanına uygulanması açısından önemlidir.

Kitapta yer alan kavramlar, günümüzde de sanat tartışmalarında sıklıkla kullanılmaktadır.

  • Künye: Martin Heidegger – Sanat Eserinin Kökeni, çeviren: Kaan H. Ökten, Alfa Yayınları, sanat, 104 sayfa, 2024

Bates Lowry – Görsel Deneyim (2024)

Amerikalı sanat tarihçisi Bates Lowry tarafından yazılan ‘Görsel Deneyim: Sanata Giriş’, antik çağlardan günümüze sanat tarihine genel bir bakış sunuyor ve çeşitli sanat üsluplarını, tekniklerini, mecralarını ele alıyor.

Sanatta çizgi, form ve renk gibi unsurları inceleyerek kitaba başlayan Lowry, bunların bir sanat eserinde anlam yaratacak şekilde kullanılışlarına dair örnekler veriyor.

Farklı çağlardan, medeniyetlerden ve kültürlerden önemli sanatçıları ve eserleri inceleyen Lowry, dünyanın dört bir yanındaki sanat müzeleri ve galerileri hakkında bilgiler de veriyor.

‘Görsel Deneyim: Sanata Giriş’, okuyucuyu, eleştirel düşünme becerilerini geliştirmeye ve sanatla anlamlı bir şekilde ilişki kurmaya teşvik ediyor.

Sanat ve onun insanın yaşamındaki yeri hakkında daha fazla bilgi edinmek isteyen herkes için bir başvuru kaynağı sayılan kitap, farklı zamanlarda çeşitli mecralarda ve değişik tekniklerle üretilmiş eserler arasında kültürel ilişkiler kurarak da sanata bakma ve sanatı görme deneyimini zenginleştiren bilgiler veriyor.

Özetle, sanatın temel kavramlarını, tarihsel gelişimini, farklı üsluplarını ve anlaşılır bir dilde açıklayarak okuru sanat eserlerini daha derinlemesine anlamasına yardımcı oluyor.

Çalışma ayrıca, okura sanat eserlerini nasıl analiz edeceği konusunda pratik bilgiler sunuyor.

  • Künye: Bates Lowry – Görsel Deneyim: Sanata Giriş, çeviren: Talfa Lafçı, Hayalperest Kitap, sanat, 244 sayfa, 2024

Boris Groys – Sanat Eserine Dönüşmek (2024)

  • Modern çağda sanat nedir?
  • Sanatçı kimliği ne anlama gelir?
  • Kendimizi bir sanat eserine dönüştürmek mümkün mü?

Boris Groys, bu sorulara ‘Sanat Eserine Dönüşmek’ adlı cesur kitabında cevap arıyor.

Groys, modern ve çağdaş sanatın tarihini inceleyerek sanatın geleneksel tanımlarının artık geçerli olmadığını savunuyor.

Artık sanat, sadece müze ve kütüphanelerde sergilenen nesnelerden ibaret değildir.

Dijital çağda sanat, her yerde ve her şeyde olabilir.

Groys’un kapsamlı birikimi ve keskin gözlem yeteneği, bu kitapta sanatın dönüşümünü ve sanatçının kendi varoluşunu sanat eserine nasıl yansıttığını inceliyor.

Sanatçının kendisini bir sanat eseri haline getirme süreci, modern ve çağdaş sanatın temelindeki kavramsal kaygıları aydınlatıyor.

Groys, bu kitapta bize sanatın artık bir dış nesne değil, bir iç deneyim olduğunu gösteriyor.

Bir sanat eserine dönüşmek için, kendimizi sürekli olarak yeniden ve yeniden tasarlamamız gerekir.

Bu, kimliğimizi, bedenimizi ve ilişkilerimizi sorgulamayı gerektiren zorlayıcı bir süreçtir.

Groys’un ustalıklı analizi, sanatın sınırlarını ve potansiyelini keşfetmek isteyen herkes için ilham verici bir kaynak olacak.

  • Künye: Boris Groys – Sanat Eserine Dönüşmek, çeviren: Feyza Yazıcı, Ayrıntı Yayınları, sanat, 80 sayfa, 2024

Efe Baştürk – Sahnedeki Siyaset (2024)

Sanat hakkındaki yerleşik kanıların başında, sanatın amacının tek bir imgede genel ilkeyi yakalamak ve ifade etmek olduğu gelir: Bir imge, bir ezgi, kâğıda dökülmüş birkaç satır bazen bir olanağı, bazen bir zorunluluğu, ahlaki bir gerekliliği veya kişilerin içinde bulunduğu tekil durumlar ile insanlığın doğası arasındaki çelişkiyi sergilemek üzere kullanılır.

Bu bakımdan Batı kültürünün tarihinde özellikle resim ve heykel sanatı öne çıkar: Tablolar ve heykeller başından itibaren birer süsten fazlası olmuşlar, siyasi düşüncenin, ilkelerin ve kavramların ifadesi, iktidar, kimlik ve toplum hakkında yapılmış yorumlar, uyarılar, çağrılar, hatta kınamalar olagelmişlerdir.

Bu kitapta Efe Baştürk, Yunan ve Roma dönemi sanatçılarından başlayıp Massaggio ve Caravaggio’ya, Klimt’ten Delacroix, Goya ve Gervais ve Turner’a kadar, Batı’da tarih boyunca etkili olmuş ressam ve heykeltıraşların yapıtları üzerinden siyasetin ve siyaset felsefesinin meşgul olduğu kavramların, olguların ve olayların sanatın gözünden nasıl “okunabileceğini” gösteriyor. Siyaset ile imge arasındaki ontolojik bağı gözler önüne seriyor.

Sanata, siyasete ve felsefeye ilgi duyan her okura, sanat eserlerine “başka bir gözle” bakma kılavuzu sunuyor.

  • Künye: Efe Baştürk – Sahnedeki Siyaset: Siyasal Düşüncenin Estetik İmgeleri, Fol Kitap, siyaset, 288 sayfa, 2024