Henrik Eberle – Hitler’e Mektuplar (2010)

Bir halk, diktatörüne yazıyor!

Henrik Eberle ‘Hitler’e Mektuplar’da, 1924’ten 1945’e kadar Alman halkından Hitler’e yazılan mektuplardan örneklere yer veriyor.

Savaş sonrasında Sovyet askerleri tarafından toplanarak Rusya’ya gönderilen binlerce mektup arasından Eberle’nin inceleyip tasnif ettiği mektuplar, Alman halkıyla Hitler arasındaki ilişkinin belgeleri olmalarıyla önemli birer tarihi kaynak niteliğinde.

“Saygıdeğer Bay Hitler!”, “Sevgili liderimiz!” ve “Saygıdeğer Reichkanzler” gibi hitaplarla başlayan mektupları yazanlar arasında öğretmenler, öğrenciler, işsizler, tüccarlar, yüksek rütbeli askerler ve basit SA subayları gibi, çok sayıda farklı kesimden insanlar yer alıyor.

  • Künye: Henrik Eberle – Hitler’e Mektuplar: Bir Halk Diktatörüne Yazıyor, çeviren: Deniz İkizler, Aykırı Yayınları, mektup, 312 sayfa

Paul Mason – Çalışarak Yaşamak ya da Savaşarak Ölmek (2010)

Paul Mason, “Küresel işçi sınıfı nasıl oluştu?” sorusundan hareketle, 1800’lerdeki ilk fabrika grevlerinden 1930’larda faşizm dönemine kadar, emek hareketinin tarihini anlatıyor.

İş güvenlikleri yeterli olmadığından sakatlanmış engelli Çinli işçiler; çalışma şartları düşünülemeyecek kadar kötü Bolivyalı madenciler ve patronlarının kim olduğunu bilmeyen spor elbise üreten Hindistanlı tekstil işçileri, bu destansı tarihte karşımıza çıkan birkaç durak.

Mason’ın nitelikli çalışmasının, yeni işçi hareketinin hikâyesini, kendilerinden önceki kuşakların hikâyeleriyle beraber sunmasıyla özellikle dikkat çektiğini söyleyebiliriz.

  • Künye: Paul Mason – Çalışarak Yaşamak ya da Savaşarak Ölmek, çeviren: Gözde Orhan ve Mehmet Ertan, Yordam Kitap, siyaset, 351 sayfa

Asef Bayat – Siyaset Olarak Hayat (2016)

Ortadoğu’nun madun grupları, zorlu siyasi ve iktisadi koşullar altında hangi mücadele biçimlerini geliştiriyor, daha geniş toplumsal kesimlerle nasıl ilişkileniyor?

Asef Bayat, hem bu grupların pratik ve doğrudan sokak siyasetini irdeliyor hem de bölgedeki toplumsal hareketlerin dinamiklerini gözler önüne seriyor.

Bayat’ın çağdaş Ortadoğu’da toplumsal ve siyasal hayatın çeşitli veçheleri hakkında on beş yılı aşan çalışmasının ve düşünmesinin ürünü olan kitap, Ortadoğu’da madun gruplar (yoksullar, marjinalleştirilmiş kadınlar, gençlik ve diğerleri) zorlu siyasal, iktisadi ve normatif koşullar karşısında yaşam fırsatlarını geliştirmeyi nasıl başarıyorlar; mücadeleleri hangi biçimleri alıyor ve devletle, ekonomiyle ve daha geniş toplumsal hareketlerle nasıl bağlantı kuruyorlar? gibi, önemli sorular soruyor.

  • Künye: Asef Bayat – Siyaset Olarak Hayat: Sıradan İnsanlar Ortadoğu’yu Nasıl Değiştiriyor?, çeviren: Özgür Gökmen, Metis Yayınları, siyaset, 464 sayfa, 2016

Abdullah Aysu – Kooperatifler (2019)

Kooperatifler, yaşamı ve geleceği dayanışmayla yaratmanın en güzel örnekleridir.

Egemenler ve para babaları tarafından sürekli engellenmesinin, içinin boşaltılmasının asıl sebebi de budur.

Kooperatifler tarladan çatalımıza uzanan gıdayı, aracılar, simsarlar ve çıkar grupları olmadan birebir onu üretenden alarak bize ulaştırır.

Abdullah Aysu da bu enfes çalışmasında, yemek yemenin de kooperatif kurmanın da tamı tamına politik bir eylem olduğu gerçeğinden yola çıkarak hem kooperatifin neden vazgeçilmez olduğunu ortaya koyuyor hem de Türkiye’deki kooperatif deneyimini ayrıntılı bir şekilde izliyor.

İlk olarak ülkenin çeşitli yerlerinden yaşanmış kooperatif deneyimlerini özetleyen Aysu, ardından da kırsal üretim ya da kentsel gıda tüketimi konusunda bugün neler yapabileceğimiz üzerine derinlemesine düşünüyor.

Başka bir dünyanın mümkün olduğu üzerine düşünenlerin, fikir yürütenlerin ve eyleme geçenlerin muhakkak edinmesi gereken bir kitap.

  • Künye: Abdullah Aysu – Kooperatifler, Yeni İnsan Yayınevi, inceleme, 134 sayfa, 2019

Maurizio Ferraris – Yeni Gerçekçilik Manifestosu (2019)

Postmodernizm, özgürleştirici amaçlarla yola çıkarken nasıl olup da itaat düzenine evrildi?

İtalyan felsefeci Maurizio Ferraris’in bu harika çalışması, sıkı bir postmodernizm eleştirisi ortaya koymakla kalmıyor, hakikat sonrası çağda popülizmin felsefi temellerinin neler olduğunu da ortaya koyuyor.

Bunu yaparken Nietzsche, Heidegger, Foucault, Lyotard, Feyerabend ve Derrida’nın fikirlerini kapsamlı ve eleştirel bir bakışla tartışan Ferraris, postmodernizmin ideolojik sonuçlarının bizi getirdiği dehşetli sapağı tespit ediyor ve hakikat sonrası çağda yolumuzu aydınlatacak bir felsefenin imkânları üzerine derinlemesine düşünüyor.

“Hatalarımızdan ders alırız ya da en azından başkaları ders alır. Hakikate veda ederek, ‘İktidar’a karşılıksız bir armağan vermekle kalmaz, büyük ölçüde insanın yanılsama ve büyüye karşı elindeki yegâne özgürleşme şansından –yani gerçekçilikten– vazgeçmiş oluruz.” diyen Ferraris, çıkış yolu olarak ne pozitivizme ne de postmodernizme yaslanan, özgün bir eleştirel felsefenin nasıl olabileceğini irdeliyor.

Ferraris için yeni gerçekçilik, eleştirel bir yön değişiminin adıdır ve bununla da toplumsal gerçekliği somut bir analiz ve dönüşüm zeminine çevirebilmek mümkündür.

  • Künye: Maurizio Ferraris – Yeni Gerçekçilik Manifestosu, çeviren: Kemal Atakay, Kolektif Kitap, felsefe, 119 sayfa, 2019

Zafer Aydın – Kavel 1963 (2010)

Zafer Aydın ‘Kavel 1963’te, Türkiye işçi sınıfı tarihinde önemli grevlerden biri olan ve 36 gün süren Kavel Kablo Fabrikası grevini anlatıyor.

Türkiye Maden-İş Sendikası’na üye 220 işçinin başlattığı grevi önemli kılan başlıca husus, 1961 Anayasası’nın işçilere tanıdığı grev hakkının nasıl kullanılacağına dair yasal düzenleme olmadan yapılmış olmasıydı.

Bunun yanında İş Yasası’nda grev yasağı sürerken hayata geçirilmiş olması da, onu “kanunsuz” bir grev haline getirmişti.

Aydın, işçi sınıfı geleneğinin ve değerlerinin önemli aşamalarından biri olan Kavel Grevi’nin başlama ve sonlanma süreçlerini kapsamlı bir şekilde anlatırken, emek hareketinin tarihi açısından önemli bir çalışmaya imza atıyor.

  • Künye: Zafer Aydın – Kavel 1963, Sosyal Tarih Yayınları, tarih, 207 sayfa

Kolektif – İş Cinayetleri Almanağı 2015 (2016)

Sonu gelmeyen iş cinayetlerini ülkenin gündemine taşıyan bir almanak.

İş cinayetlerine kurban giden işçi ailelerinin mücadelesini görünür kılan çalışma, aylık iş cinayetleri raporlarını, ailelerin adalet mücadelesinden kesitleri barındırıyor.

Türkiye’de 2015’te en az 1730 işçi iş cinayetlerinde hayatını kaybetti.

Burada anlatılan, aslında hepimizin hikâyesidir.

  • Künye: Kolektif – İş Cinayetleri Almanağı 2015, Bir Umut Yayıncılık

Denizer Şanlı – Düşman Ceza Hukuku (2019)

Denizer Şanlı’nın bu kapsamlı çalışması, düşmana uygulanan hukuk geleneğini, başka bir deyişle düşman ceza hukukunu bilimsel bir yaklaşımla irdeliyor.

Şanlı çalışmasında,

  • Düşman ceza hukuku kavramının düşünsel ve tarihsel kaynaklarını,
  • Düşman ceza hukukunun güncel zeminini,
  • Düşman ceza hukukunun kurumsal temelleri ve kapsamını,
  • Ve hukuk devletinde düşman ceza hukukunun ne anlama geldiğini kapsamlı bir şekilde irdeliyor.

Şanlı bunu yaparken de, düşman ceza hukukunun uygulandığı pek çok tarihsel örnekten de yararlanıyor.

  • Künye: Denizer Şanlı – Düşman Ceza Hukuku, Nota Bene Yayınları, hukuk, 224 sayfa, 2019

Kolektif – Yüz Yıl Sonra Ermeni Soykırımı (2016)

Ermeni soykırımı üzerine bir asırlık araştırmayı mercek altına alan ve bunu yaparken 20. yüzyılın ürünü olan bir soykırımlar ve kitlesel şiddet eylemleri çağını sorgulayan bir kitap.

Çalışma, Ermeni Soykırımı Araştırmaları Uluslararası Bilim Konseyi (CSI) tarafından düzenlenen bir kolokyuma dayanıyor.

  • Künye: Kolektif – Yüz Yıl Sonra Ermeni Soykırımı, çeviren: Melike Işık Durmaz ve Ümran Küçükislamoğlu, İletişim Yayınları

Xavier Márquez – Demokrasi Dışı Siyaset (2019)

Demokrasi dışı siyaset çok farklı biçimlere bürünür ve farklı isimlerle bilinir.

“Diktatörlük”, “tiranlık”, “otoriterlik”, “otokrasi”, “totaliterlik” ve “despotluk”, demokrasi dışı devletleri demokrasiden ayırt etmek için kullanılan terimlerden yalnızca birkaçı.

İşte otoriterlik, totaliterlik ve diktatörlük gibi demokrasi dışı olarak ele alınan rejim tipleri üzerine çalışan Xavier Márquez bu eseri, “demokrasi dışılık” hakkında çok önemli bir çalışma olup demokratik devletleri demokrasi dışı devletlerden tam olarak hangi niteliklerin ayırdığını derinlemesine irdeliyor.

Demokrasi dışı rejimlerdeki iktidar sahiplerinin hepsi, iktidara tutunmaya çalışırken siyasi rakiplerini katletmez, protesto gösterilerini engellemez veya muhalif grupları doğrudan yasaklamaz.

Zira demokrasi dışı rejimlerin bazıları kendilerini neredeyse demokratik bir rejimmiş gibi gösterecek incelikli yöntemler kullanır ve seçim kaybetmemeyi sağlama alır; ancak bazıları çok daha acımasız yöntemler kullanır.

İşte Márquez’in de bize gösterdiği gibi, uluslararası ilişkilerin seyri, maddi kaynakların ulaşılabilirliği, muhalif grupların örgütlenme seviyesi ve hatta iktidar sahibinin vicdanı bile demokrasi dışı rejimlerin alacağı kendine özgü şekli ortaya çıkarmada önem taşır.

Kitap, demokrasi dışı siyaset içerisindeki belirgin ayrım ve farklılıkları ortaya koyduğu gibi, demokratikleşme sürecinin sancılarını masaya yatırarak bazı rejimlerin nasıl bir yandan otoriter/antidemokratik öğeler barındırırken, diğer yandan demokratikleşme yolunu katedebildiklerini çarpıcı örneklerle ortaya aktarıyor.

  • Künye: Xavier Márquez – Demokrasi Dışı Siyaset: Otoriterlik, Diktatörlük ve Demokratikleşme, çeviren: İsmail Çekem, İletişim Yayınları, 429 sayfa, 2019