Vijay Prashad – Washington Kurşunları (2022)

‘Washington Kurşunları’, emperyalizmin dünyanın farklı ülkelerine müdahale etmesinin altında yatan sinsi çıkarları gözler önüne seriyor.

Yazar, gazeteci ve akademisyen Vijay Prashad, Amerika Birleşik Devletleri’nin Afrika, Asya ve Latin Amerika’daki halk önderlerinin öldürülmesindeki ve çokuluslu şirketlerin çılgın ticari dolaplarının bedelini yoksulluklarıyla ödemeyi reddeden halklara yönelik katliamlardaki rolünü belgeliyor.

‘Washington Kurşunları’, dünya halklarını boyunduruk altında tutan ABD emperyalizminin giriştiği kirli oyunları belgelere dayanarak bütün açıklığıyla sergileyen cesur bir kitap.

Prashad, yerkürenin her yerindeki devrimleri ezen, demokratik olarak seçilmiş liderlere suikastlar düzenleyen, kanlı askerî darbelere önayak olan ve kukla hükümetleri destekleyen bu süper güce yönelik güçlü ithamlarda bulunuyor.

Kitabın merceği, İran’dan Güney Amerika’daki CIA destekli darbelere, Vietnam’dan Afrika’nın sömürge ülkelerinde yükselen ulusal kurtuluş savaşlarına dek hayli geniş bir coğrafyayı kapsıyor.

Brezilya’da Dilma Rousseff, Bolivya’da Evo Morales hükümetlerine 21. yüzyılda yapılan darbeler, emperyalist müdahalelerin günümüzde de sürdüğünü kanıtlamakta.

Prashad’ın çok sayıda belgeyle desteklediği savları inandırıcı ve etkileyici.

‘Washington Kurşunları’, ABD emperyalizminin tarihine gömülü, dünya çapındaki direnişlerin de tarihi.

Kitabın önsözünde Bolivya Eski Devlet Başkanı Evo Morales’in yazdığı gibi, “Kitleler biziz, buna inancımız tam. Ve günü geldiğinde kitlelerin kazanacağına da.”

  • Künye: Vijay Prashad – Washington Kurşunları, çeviren: Ilgın Yıldız, Yordam Kitap, siyaset, 160 sayfa, 2022

Yusuf Ekinci – Kürt Sekülerleşmesi (2022)

Kürt toplumunda yaşanan sekülerleşme sürecini hızlandıran nedenlerden biri olarak Kürt solunun kuşaklar üzerindeki etkisine odaklanan önemli bir çalışma.

Yusuf Ekinci, Diyarbakır’da farklı çevrelerden gençlerle yaptığı derinlemesine görüşmelere dayanarak bu süreci analiz ediyor.

1960’lardan itibaren filizlenmeye başlayan ve 1970’lerde muhtelif örgütlerce temsil edilen Kürt sol/sosyalist düşüncesi, toplumsal etki alanını peyderpey

genişleterek 2000’lere gelindiğinde Kürt toplumunda hegemonik bir güç haline geldi.

Türkiye toplumu muhafazakârlaşıyor mu, yoksa aksine aslında sekülerleşiyor mu veya “dinden soğuma” mı var?

‘Kürt Sekülerleşmesi’, 21. yüzyılın ilk çeyreğinde çok tartışılan bu konuya yeni Kürt kuşakları örneğinde mercek tutuyor.

Ekinci, Diyarbakır’da farklı çevrelerden gençlerle yaptığı derinlemesine görüşmelere de dayanarak, sekülerleşme sürecinin değişik veçhelerine bakıyor.

Din ve ibadetlere bakış, “başörtüsü yorgunluğu”, alkol kullanımı, kadına bakış, LGBT “meselesi”, kılık kıyafet, isim tercihi, flört, evlilik-boşanma, yaşlı-genç hiyerarşisi gibi birçok özgül konuyu ele alarak, sekülerleşme deneyiminin somut görünümlerini önümüze seriyor.

Kuşaklar arası değişimi vurgulamanın yanında iki dinamiğe dikkat çekiyor, ‘Kürt Sekülerleşmesi’: Birisi, Kürt sol hareketinin etkilediği politik sekülerleşme; ikincisi, “Bunlar Müslümansa ben değilim” diye özetlenen tepkisel sekülerleşme.

Ekinci, Kürt sekülerleşmesinin, hem niteliği hem hızı bakımından radikal bir sekülerleşme örneği olarak, özgün bir yönünün olduğu kanısında.

  • Künye: Yusuf Ekinci – Kürt Sekülerleşmesi: Kürt Solu ve Kuşakların Dönüşümü, İletişim Yayınları, sosyoloji, 280 sayfa, 2022

Miguel Altieri ve Peter Rosset – Agroekoloji (2022)

Bugün yaşadığımız gıda krizinin en önemli sebebi, 1940’lardan bu yana uygulanan kapitalist tarım uygulamalarıdır.

Miguel Altieri ve Peter Rosset, verili sisteme sıkı eleştiriler getirdikleri bu kitaplarında, tarım-gıda sistemine radikal bir alternatif olarak agroekolojinin ne anlama geldiğini açıklıyor.

Türkiye ve dünya, güçlü bir gıda krizi içerisinden geçiyor.

Bu durumu yaratan devasa bir sistem var.

1940’larda “yeşil devrim” olarak adlandırılan süreçle yeni bir boyut kazanan kapitalist tarım, gıda üretiminin, gıdayı üreten öznelerin, gıda üretim mekânlarının organizasyonunun asli belirleyenidir.

Endüstriyel tarım, şirket tarım rejimi gibi ifadelerle de anılan bu yapıyı anlamak, gıdanın üretim ilişkilerini ve toplumsal yaşamdaki konumunu kavramak için elzem.

‘Agroekoloji’, mevcut tarım-gıda sisteminin kapsamlı bir eleştirisi ve bu sisteme radikal bir alternatif olması itibariyle, çok özel bir kitap.

Ekolojik ilkelerle, doğayla dost uygulamaları, kadim ve teknoloji bilgisinin harmanlandığı bilimi, şirket tarımı karşısında anti-kapitalist bir seçeceği ifade eden agroekoloji kavramı, bu kitapta temelleri ve güncelliği açısından pek çok boyutuyla ifade edilmektedir.

Bu kitabın Türkiye’de derin bir krize sürüklenmiş tarımsal yapıyı dönüştürmeyi arzulayan çiftçilere, araştırmacılara ve aktivistlere kaynaklık edecek nitelikte.

  • Künye: Miguel A. Altieri ve Peter M. Rosset – Agroekoloji: Bilim ve Politika, çeviren: Fatih Özden, Nota Bene Yayınları, tarım, 164 sayfa, 2022

Edward Hallett Carr – Devrim Okumaları (2022)

Devrimler tarihi hakkında usta işi bir eser arayanlar bu kitabı kaçırmasın.

Britanyalı tarihçi Edward Hallett Carr; Saint-Simon’dan Proudhon’a, Herzen’den Plehanov’a, Lenin’den Sorel’e devrimler tarihinin önemli isimlerini, eserlerini ve süreçlerini inceliyor.

Carr’ın bir dizi makalesini bir araya getiren eser, “öncü” olarak nitelenen Saint-Simon’a dair bir makaleyle başlıyor.

Bunu, Komünist Manifesto’yu, Manifesto’nun yazılış sürecini ve elbette yazarları Marx ve Engels’i konu edinen bir makale takip ediyor.

Akabindeyse, devrimler tarihinin iz bırakmış diğer pek çok ismi ele alınıyor: Proudhon, Herzen, Lassalle, Plehanov, Lenin, Sorel, Gallacher ve son olarak kendisine iki makaleyle yer verilen Stalin.

Bundan başka, eserde, 19. yüzyılın kimi Rus düşünürleri ile ilgili, Alman Komünist Partisi ve Almanya’da başarısızlıkla sonuçlanan devrim süreci ile ilgili yazılar da bulunuyor.

Toplamda 14 makaleden oluşan Devrim Okumaları, devrimler tarihine ilişkin hem önemli bir kaynak hem de sağlam bir giriş kitabı olma özelliğine sahip.

  • Künye: Edward Hallett Carr – Devrim Okumaları, çeviren: Elif Gazioğlu, Yordam Kitap, tarih, 192 sayfa, 2022

İlhami Yurdakul – İktidarın Ruhu (2022)

Osmanlı yıkılıp Cumhuriyet kurulsa da kimi imtiyazlar isim değiştirerek devam etti.

İlhami Yurdakul, Osmanlı’daki beşik ulemalığı ve paşazade imtiyazlarının Cumhuriyet devrinde nasıl yeni seçkinci sınıfın iktidar ve iktidarın nimetlerini kullanma imtiyazına dönüştüğünü ortaya koyuyor.

Kitabın giriş kısmında Osmanlı Devleti’nin geleneksel iktidar ve toplum yapısını çağdaşı Batılı iktidar ve toplum yapısıyla kıyaslanıyor, ardından geleneksel iktidar yapısı ve zihniyetinin yerine ikame edilen modern devletin üç temel esası olan “kurumsallaşma, ihtisaslaşma ve meclisleşme” süreci açıklanıyor.

Kitabın ana bölümlerinde, Osmanlı’dan Cumhuriyet’e üç imtiyazın izi sürülmüş.

Bunlardan ilki eğitim ve atama imtiyazı olan beşik ulemalığı; ikincisi ilmiye mensuplarına en ağır ceza olarak sürgün cezasının verilmesi ve istisnaları olmakla beraber idamdan masuniyet; üçüncüsü de ilmiye mensuplarının mallarının müsadere edilmemesi, miras bırakma ve servet imtiyazları olan müsadereden masuniyet.

Böylece ilmiye zümresi, ordu ve sivil bürokrasideki muadillerine nispeten atama/terfi, can ve mal güvenliği gibi temel üç ayrıcalığın güvencesi altında yaşamlarını sürdürdü.

Bu imtiyazlar modern devletin teşekkül sürecinde, özellikle Tanzimat ve Meşrutiyet devrinde yavaş yavaş kaldırıldı.

Ancak zihniyet kodlarının devamı, yeni imtiyazlı zümrelerin doğmasını kaçınılmaz kıldı.

Beşik ulemalığı ve paşazade imtiyazlarının yerini II. Meşrutiyet devrinde “rical-i gayb” denilen İttihad ve Terakki Partisi mensuplarının imtiyazı; Cumhuriyet devrinde de “beyaz Türk” denilen yeni bir seçkinci sınıfın iktidar ve iktidarın nimetlerini kullanma imtiyazı aldı.

Aynı şekilde siyaseten katlin yasal olarak ilgasına rağmen muhalifi ortadan kaldırma yöntemi olarak siyasi idamlar ile ekonomik güçten yoksun bırakma amacıyla özel mülk ve emlakin hazineye devri yoluyla müsadere usulü 1960’lı yıllara kadar devam etti.

İşte çalışma, devletten tevarüs edilen kişizade imtiyazları modern devlet düzeninde de yeni hal ve renkler alarak nasıl varlığını sürdürdüğünü, geleneksel devlet yerine ikame edilen modern devlet düzeninde de iktidar ve iktidarın nimetlerinin belli bir zümre ile nasıl paylaşıldığını, muhaliflerin zaman zaman idam edildiğini ve mallarının hazineye aktarıldığını ortaya koymasıyla çok önemli.

  • Künye: İlhami Yurdakul – İktidarın Ruhu: Osmanlı’dan Cumhuriyet’e Kişizade İmtiyazları (Beşik Uleması, Siyaseten Katl, Müsadere), İletişim Yayınları, tarih, 384 sayfa, 2022

Antonio Negri – İsyanlar (2022)

Devrimler, mutlak demokrasiyi nasıl inşa edebilir?

Antonio Negri, Machiavelli’den Spinoza’ya ve Marx’a uzanarak modern siyasi rasyonaliteyi altüst edecek devrimci bir siyaset felsefesi kuruyor.

Şimdiye kadar devrimler devlet aygıtını daha da yetkinleştirmekle yetindi. Devlet biçiminin değil çokluğun mutlak demokrasisinin kaynağı olacak bir kurucu iktidar nasıl düşünülebilir?

Devrimci düşünce ve pratiğin gerçek mirası ve asıl vaadi bu değil midir?

Negri ‘İsyanlar’da, Machiavelli’nin Floransa’sından İngiliz Devrimi’ne, Amerikan ve Fransız Devrimleri’nden Rus Devrimi’ne modern isyan ve devrim süreçlerine bu sorularla geri dönüyor.

Demokratik ve devrimci kuvvetlerin başlattığı bu kurucu süreçlerin düzene geri dönüşle ve devletin yeniden diriltilmesiyle kapandığı her seferde, iktidarın iki anlamı, siyasala iki farklı yaklaşım arasındaki antagonizma da yeniden belirdi.

Değişim kuvvetlerinin ve çokluğun sınırsız arzularının önünü açan etkin kurucu iktidar ile bu kuvvetleri ve arzuları kaparak sınırlandıran kurulu iktidarın ilişkisi daima bir krize işaret eder.

Ama Negri kurucu iktidarı bu krizi sürekli yeniden üretecek bir diyalektiğin içine kapatmaz.

Aksine Machiavelli’deki çatışmalı güç siyasetine, Spinoza’da olduğu gibi çokluğun arzusuna ve Marx’taki gibi canlı emeğin yaratıcılığına dayanan bir kurucu iktidarın kopuş gücünde mutlak bir demokrasinin olanaklarını görür.

Kurucu iktidarın tek güvencesi, güç ile çokluk arasındaki ilişkinin sürekliliği ve yaratıcı devingenliğidir.

Bu süreklilik ve devingenlikte, çokluğun Bir, gücün iktidar tarafından kapılması artık mümkün olmaz.

Modern siyasi rasyonaliteyi altüst edecek devrimci bir siyaset felsefesinin temeli ancak çokluğun kurucu gücünde bulunabilir.

  • Künye: Antonio Negri – İsyanlar: Kurucu İktidar ve Modern Devlet, çeviren: Ebru Kılıç, Otonom Yayıncılık, siyaset, 464 sayfa, 2022

Pierre Bourdieu – Dünyanın Sefaleti (2022)

‘Dünyanın Sefaleti’, sefaletin çağdaş veçheleri üzerine muazzam bir sosyolojik çalışma.

Pierre Bourdieu’nün yetkin bir araştırma ekibiyle üç yıl boyunca Fransa’yı karış karış gezerek neoliberal yıkımın mağduru ezileni dinliyor.

1990’lı yılların başlarından itibaren üç yıl boyunca, Bourdieu’nün yönetiminde bir araştırma ekibi, toplumsal sefaletin çağdaş veçhelerinin izinde Fransa’yı boydan boya arşınlar.

Amaç, neoliberal kasırga altında acı çeken Fransa’yı konuşturmak, şimdiye dek söz hakkı tanınmamışlara bu hakkı vermektir.

Mekânlar, insanlar ve yaşam kesitleri, “dillendirilmemiş-dillendirilemeyen” ortak bir toplumsal ızdırabın tanıkları olarak arz-ı endam ederler: banliyöler, kenar mahalleler, göçmenler, gençler, işçiler, sendikalar, memurlar, esnaflar, polisler, öğretmenler, yargı mensupları, öğrenciler, emekliler, işsizler, çiftçiler…

Sosyolog burada artık bir ebedir; ezilene giderek, onu dinleyerek toplumsal sefaleti doğurtacak ve bunu kolektif bir “yüzleşme” (acıyı kusturma) seansına tahvil edecek olan odur.

Mülakatın kendisi, özellikle de yürütülüş biçimi, tüm bu tahakküm kırıcı “müşterek psikanalizin” merkezinde yer alır.

Bourdieu, bilinen tüm standart yöntemleri, sosyoloji derslerinde anlatılabilecek türden yöntemsel “zırvaları”, sıradan yöntem kitaplarının kuru ve anlamsız tasniflerini unutun der gibidir: Yakın yöntem kitaplarını!

Sanki bilimin o alışılagelen karmaşık ve mesafeli dili; sosyoloğun, sözcüsü olmaya soyunduğu o insanların ızdırabını içinde hissetmesinde ve bu duyguyu, öfke ve isyanı olabildiğince sadık biçimde aktarmasında yetersiz kalacakmış gibi…

Yalın ve dolayımsız “gerçeklik”: Sefalet!

Başka bir sosyoloji pratiği, başka bir Bourdieu…

  • Künye: Pierre Bourdieu vd. – Dünyanın Sefaleti, çeviren: Levent Ünsaldı, Aslı Sümer, Hatice Esra Mescioğlu, Özlem İlyas, Laçin Tutalar, Baran Öztürk, Zeynep Baykal ve Özlem Akkaya, Heretik Yayıncılık, sosyoloji, 955 sayfa, 2022

Hamit Bozarslan – Canavarların Zamanı (2022)

Arap dünyası ve Ortadoğu, 2011’den başlayarak başkalaşıma uğradı.

Hamit Bozarslan, otoriterliğin, gaddarlığın, cihatçılığın yükselişe geçerek toplumu yok etme derecesine geldiği bu “canavarların zamanı”nın kapsamlı bir fotoğrafını çekiyor.

Arap dünyası 2011 yılında ayaklanmalarla sarsıldı.

Çoğu yerde şiddetle bastırılan isyanlar Ortadoğu’nun çehresini büyük oranda değiştirdi.

Bozarslan, on yıllık bir sürede yazdığı bu makalelerde Arap Baharı’nın dinamiklerini çözümlüyor; başkaldırıların üzerinden geçen yılların ardından günümüzde rejimlerin kartelleşmesine, milis niteliği kazanmasına ve büyük güçlerin bölgedeki hegemonya mücadelesine dikkat çekiyor.

İtalyan düşünür Antonio Gramsci’den ödünç aldığı kavramla, “eskinin artık var olmadığı, ama yeninin de henüz ortaya çıkmadığı” bu dönemi “canavarların zamanı” olarak adlandıran Bozarslan, otokratik rejimlerin güçlenmesi tehlikesinin; Suriye, Libya, Yemen gibi ülkelerde yönetimlerin toplumu yok edecek derecede gaddarlaşmasının nedenlerini açıklarken, Batı ülkelerinin sessiz tanıklığını sorguluyor.

Kitaptan bir alıntı:

“Mutlak öngörülmezliğin hüküm sürdüğü kısa bir zaman diliminin endişe dolu tanıkları olan bu metinler, 2011’deki Arap devrim sahnelerinin nasıl enkaz yığınlarına ya da bazı ülkelerde mezhebî yapılara karşı gaddarlığa, başka ülkelerde de otoriterliğin güçlenmesine yol açtığını; 2017’de IŞİD’in çöküşüne rağmen sürekli bir dinamizmi muhafaza eden cihatçılığın güç kazanmasına ve içinde Suudi Arabistan, İran ve Türkiye’nin bulunduğu bölgesel güçler ya da ABD ve Rusya gibi küresel güçler arasında hem ölümcül hem kinik bir hegemonya savaşına nasıl yöneltebilmiş olduğunu kavratacak birkaç okuma anahtarı sunuyor.”

  • Künye: Hamit Bozarslan – Canavarların Zamanı: Ortadoğu, 2011-2021, çeviren: Haldun Bayrı, İletişim Yayınları, siyaset, 240 sayfa, 2022

Roger Griffin – Faşizm (2022)

Faşizmin yükselişine, hem de çok yakından bizler de yakından tanıklık ediyoruz.

Faşizm çalışmaları alanında dünyanın önde gelen otoritelerinden olan Roger Griffin, tarihsel bir perspektifle bu zehirli ideolojiye dair merak edilen her şeyi yanıtlıyor.

“Faşizm” kelimesinin Hitler’den Donald Trump’a ve Putin’den Thatcher’a kadar siyasi sağdaki herkes için geçerli olan, her şeyi kapsayan bir kapsayıcı terim haline geldiği görülüyor.

Bazıları herhangi ayırt edici bir kavramsal anlamdan yoksun olduğunu iddia ederken, diğerleri onun “temel” özelliklerinin oldukça ayrıntılı tanımlarını yapıyor.

Bu sebeple faşizm herhangi bir siyaset teorisi veya tarihi okuyucusu için çeşitli zorluklar getiren bir kavram haline geliyor.

Roger Griffin, bu açıklayıcı ve anlaşılabilir kitapta bu tartışmalı ideolojiye açıklık getiriyor.

1920’lerde İtalya’daki tarihsel başlangıcından günümüze kadar siyasi bir kavram olarak faşizmin kökenlerini ve gelişimini inceliyor ve okuyuculara doğası, tanımı ve anlamı ile ilgili kafa karıştırıcı tartışmalar labirentinde rehberlik ediyor.

Ulusal/ırksal yeniden doğuşun ütopik bir ideolojisi olarak faşizmin dinamiğini hassasiyetle ve ustalıkla açıklayan Griffin, İkinci Dünya Savaşı sonrası geçirdiği dönüşümleri ve Marine Le Pen’den Altın Şafak’a kadar uzanan çağdaş sağcı siyasi fenomenlerle ilişkisini inceliyor.

  • Künye: Roger Griffin – Faşizm, çeviren: Yasin Öner, Liberus Yayınları, siyaset, 208 sayfa, 2022

İrfan Özet – İzmir Duvarı (2022)

‘İzmir Duvarı’, sekülerlik ve muhafazakâr arasındaki kültür savaşını, tam da modernliğin kalesi olarak tanımlanan İzmir üzerinden işleyen özgün bir sosyolojik çalışma.

İrfan Özet, İzmir’deki kültür savaşının siyasi, kamusal ve etnografik temsillerini gözler önüne seriyor.

Kitap, “İzmirlilik” kavramının tarihsel ve toplumsal sınırlarını anlamaya çalışıyor.

Bu çalışmanın odağında, İzmirli kimliği etrafında, sekülerlikmodernlik ve muhafazakârlık kutupları arasındaki “kültür savaşı” ile ilgili tasavvurlar yer alıyor.

İzmir’i asla fethedilemeyen “son kale” olarak yüceltmekle onu “gâvur İzmir” gözüyle görerek diş bilemek arasında uçlaşan tasavvurlar…

Kozmopolit liman kenti geçmişinden gelen “hiperagora yaşam ve açık toplumsal ilişkiler” İzmir’i nasıl biçimlendiriyor?

Zorunlu ve gönüllü göçlerle dönüşen etnokültürel ve toplumsal yapı, şehrin bu mirasıyla nasıl bir etkileşim içerisinde?

“Türkiye’yi İzmirlileştirme” iddiasında da taçlanan “İzmir farklıdır”, İzmirli ayrıcalığı duygusunun dayanakları ne?

“İzmir dindarlığı” diye bir habitustan bahsedilebilir mi?

Seküler hegemonyanın başkenti olduğu düşünülen bir yerde, muhafazakâr toplumsal ve siyasal hareketler ne yapıyor, nasıl eyliyor?

Kulturkampf/kültür savaşı çalışmalarına iyi bir örnek olarak okunabilecek ‘İzmir Duvarı’, “hayat tarzı” klişelerinin berisindeki gündelik zihniyet dünyasına dair canlı bir sosyolojik fotoğraf albümü sunuyor.

  • Künye: İrfan Özet – İzmir Duvarı: Laik Mahallede İktidar ve Kültür Savaşı, İletişim Yayınları, sosyolojik, 310 sayfa, 2022