Natalie Fenton – Yeni Medya Eski Haber (2020)

Medya, bugün kan kaybediyor ve bunun, demokrasi üzerinde trajik sonuçları oluyor.

Başka bir deyişle, medyanın geleceği ile demokrasinin geleceği arasında çok sıkı bir bağ vardır.

Natalie Fenton, yeni medya çağında haber gazeteciliğinin içinde bulunduğu krizi çok yönlü bir bakışla saptıyor ve bu krizin üstesinden gelmek için neler yapılabileceğini açıklıyor.

İnternet ve sosyal medyanın belirsiz ve sorumluluk taşımayan doğasının haberin içeriği ve sunumu üzerinde nasıl olumsuz etkiler yarattığını gözler önüne seren Fenton, haber gazeteciliğinin şimdi neden her zamankinden daha önemli olduğu konusunda okurunu yeniden düşünmeye davet ediyor.

İletişim, sosyal bilimler ve medya sektöründe çalışanlar için çok önemli bir kaynak.

  • Künye: Natalie Fenton – Yeni Medya Eski Haber: Dijital Çağda Gazetecilik ve Demokrasi, çeviren: Ahmet Faruk Çeçen, Serkan Bulut, Hülya Çeçen, Begüm Erginbay, Burcu Kaya Erdem, Taybe Topsakal ve Gizem Orçin, Doruk Yayınları, medya, 338 sayfa, 2020

 

Patricia van der Esch – İkinci Enternasyonal (2020)

İkinci Enternasyonal’in Birinci Dünya Savaşı öncesi tutanakları, sosyalizmin köklerinin incelenmesi bakımından en zengin kaynaklardan birini oluşturur.

Fakat sosyalist hareketin bu önemli evresinin eksiksiz bir tarihi hâlâ yazılmayı bekliyor.

Patricia van der Esch’in bu çalışması ise, sosyalizmin başlangıç dönemi tarihindeki bu boşluğu doldurmasıyla büyük öneme haiz.

Van der Esch, kongre tutanaklarına, özellikle Fransız ve Alman sosyalistlerin kaleme aldığı raporlara, süreli yayınlara, anılara, mektuplara, biyografilere ve Enternasyonal’le ilgili her tür belgeye başvurarak sosyalizmin ve sosyal demokrasinin tarihinde çok önemli bir kesit olan İkinci Enternasyonal’in 1889’dan 1923’e uzanan tarihini veriyor.

İkinci Enternasyonal insanlarının savaşsız bir dünya ve sınıfsız bir toplum yaratma konusunda besledikleri muazzam umudu bir kez daha gözler önüne seren çalışma, aynı zamanda Jaurès, Vaillant, Frossard, Vandervelde, Huysmans ve Marcel Cachin’e kadar birçok Fransız ve Belçikalı sosyalist önderin sağlam portrelerini de sunuyor.

  • Künye: Patricia van der Esch – İkinci Enternasyonal, 1889-1923, çeviren: Erden Akbulut, Yordam Kitap, tarih, 256 sayfa, 2020

Fikret Başkaya – Eko-Sosyalist Paradigma (2020)

İçinde yaşadığımız bu sistem, insana ve doğaya zarar vermeden yol alamıyor.

İşte Fikret Başkaya da, şeylere, süreçlere, toplumsal olgulara; dünyayı yaşanmaz bir yer haline getirenler, başka bir deyişle ekolojik yıkıma sebep olanların gözünden bakmak yerine, alternatif yollar üzerine düşünüyor.

Başkaya öncelikle, bugün yaşadığımız ekolojik yıkıma müdahale edebilmek için, düşünce tarzımızın değişmesi, bilincimizin özgürleşmesi, şeylere ve süreçlere kendi gözlerimizle bakabilmemiz gerektiğini söylüyor.

İşte ‘Eko-Sosyalist Paradigma’ da, böylesi bir bilinç devriminin, paradigma değişikliğinin olanakları üzerine derinlemesine düşünüyor.

Bu gezegende yaşamı güvence altına alacak, insan soyuna yakışır bir uygarlık yaratacak, insan-insan ve doğa-toplum uyumunu tesis edecek radikal bir eleştiri inşa etmek için muhakkak okunması gereken bir çalışma.

  • Künye: Fikret Başkaya – Eko-Sosyalist Paradigma: Komünist Topluma Giden Yol, Yordam Kitap, siyaset, 192 sayfa, 2020

Kolektif – Politik Felsefe Nedir? (2020)

Politikanın değersizleştiği, oldukça kritik bir dönemden geçiyoruz.

Bu yüzden de hem politikaya hem de felsefeye daha çok sahip çıkmamız gerekiyor.

Bu güzel derleme ise, politik felsefenin ne olduğu ve özellikle politik felsefenin yaşadığımız sorunlara nasıl yanıt verebileceği üzerine ufuk açıcı metinler barındırıyor.

Çalışma, felsefenin temel sorunlarını olduğu kadar, günümüzün sorunlarını da politik felsefe açısından eleştirel bir gözle değerlendiriyor ve politik felsefe nedir sorusunu, tam da olması gerektiği gibi, felsefe nedir sorusunu merkeze alarak cevaplıyor.

Aynı zamanda politik eylemi ve koşullarını filozofla, felsefeyle ilişkisi çerçevesinde anlama çabasıyla da dikkat çeken çalışma, politik eylemin ne tözsel bir hakikatçilik çabasıyla anlaşılabileceğini ne de “her şey olur” ve “her şeye izin vardır” diyen rölativist bir zihniyete kurban edilebileceğini vurguluyor.

Politik felsefe politik şeyler üzerine bir soyutlama pratiğinin de ötesinde, politik şeylerin mantığının kurulmasına ya da bozulmasına ilişkin bir etkinliktir.

Bu çalışmanın asıl üstüne bastığı noktalardan biri de budur.

Kitaba katkıda bulunan isimler ise şöyle: Ateş Uslu, Cengiz Çakmak, Armağan Öztürk, C. Cengiz Çevik, Funda Günsoy, M. Ertan Kardeş, Eylem Yolsal-Murteza ve Kurtul Gülenç.

  • Künye: Kolektif – Politik Felsefe Nedir?, derleyen: M. Ertan Kardeş, Tekin Yayınevi, siyaset, 280 sayfa, 2020

Jeremy Bretcher – İklim Direnişi (2020)

Dünyayı yöneten hükümetler, ortak mirasımız olan dünyanın sahibi olduklarını da zannediyor.

Jeremy Bretcher, lacivert takım elbiseli adamlarını ve döpiyes giymiş kadınlarını, çantalarında kalın dosyalarla Birleşmiş Milletler iklim konferanslarına göndererek taahhütlerden muaf tutulmayı dilenen devletlerin pisliklerini ve dalaverelerini bir bir ortaya döküyor.

Bretcher bütün bunların karşısına da, yaşam savunucularının okyanus ortasındaki ada devletlerinden Avrupa’nın küçük şehirlerine, Amerika kıtasının dört bir yanından Asya bozkırlarına ve güneşin doğduğu ülke Japonya’ya kadar uzanan görkemli direnişlerinden örnekleri koyuyor.

‘İklim Direnişi’ni, bu dünyanın gerçek sahiplerini; insanı, ağaçları ve bütün yaşayan canlıları ile hepsini, bir tekini bile dışarıda bırakmayan yaşam savunucusu herkesin muhakkak okuması gerekiyor.

  • Künye: Jeremy Bretcher – İklim Direnişi: Bir Hayatta Kalma Stratejisi, çeviren: Dilara Kılıç, Yeni İnsan Yayınevi, ekoloji, 168 sayfa, 2020

Yael Navaro – Devletin Suretleri (2020)

Nereye baksak, devletin bir suretini görürüz.

Yael Navaro da, Türkiye’nin 1990’lı yıllarını merkeze alarak, politik olanın kamusal alanda nasıl yeniden ve yeniden üretildiğini ortaya koyuyor.

Navaro’nun burada gözler önüne serdiği gibi, devlet kah Cumhuriyet’in temsili olan bir meydanın ortasında yükselen bir Atatürk heykelinde, kah polis memurlarının tehditlerinde, bir gazetecinin fotoğraf makinesinde, hatta gelip geçen yayaların bakışlarında, özetle hemen her yerde kendini gösterir.

“Temsilî ve simgesel meydanda devletin şu ya da bu yüzüne bürünmeyen en ufak bir yer bile yok,” diyen Navaro, kamusal yaşamı da böylece, kamunun siyaseti hem üretip hem yeniden şekillendirdiği belirsiz bir politik alan olarak tanımlıyor.

Kitap, 1990’lı yılların Türkiye’sinde, günlük hayatın olaylarının, bir haber, panik ve sansasyon kültürü içinde nasıl yansıtılıp büyütüldüğüne daha yakından bakmak için çok iyi fırsat.

  • Künye: Yael Navaro – Devletin Suretleri: Türkiye’de Sekülarizm ve Kamusal Yaşam, çeviren: Mukadder Okuyan ve Işık Önal, Heretik Yayıncılık, sosyoloji, 360 sayfa, 2020

Jean-François Bayart – Kimlik Yanılsaması (2020)

Kimlikler, değişmez bir parçamız mı, yoksa yalnızca ideolojik ve tarihsel birer kurgudan mı ibaret?

Jean-François Bayart, üçüncü baskısına ulaşan bu çalışmasında, kaçınılmaz olarak kendisini bize dayatan doğal bir kimlik olmadığını belirtiyor ve kimliklerin her birinin, olsa olsa kültürel bir inşa, siyasal veya ideolojik bir inşa, yani eninde sonunda tarihsel bir inşa olduğunu söylüyor.

Kültürler ve siyasetler arasındaki ilişkileri kültürelcilik karşıtı bir biçimde sorunsallaştırmaya çalışarak kimlikçi saçmalığın ötesine geçen Bayart, kimlik yanılsaması ile siyaset ve ideoloji arasındaki girift ilişkiyi aydınlatıyor.

Bayart kitabında, ideolojik, siyasal ve akademik kültürelciliğin sıkı bir eleştirisini yaptığı gibi, siyasal eylemle kültürel eylem arasındaki ilişkilerin yeni bir sorunsallaştırmasını sunuyor ve bunu yaparken devletin doğuşunun daha iyi anlaşılmasına da katkıda bulunuyor.

Kendisine dayatılan kimlik saçmalıklarından ve bunları temsil eden o veya şu simgeden gına getiren her okurun muhakkak okuması gereken bir çalışma.

  • Künye: Jean-François Bayart – Kimlik Yanılsaması, çeviren: Mehmet Moralı, Metis Yayınları, siyaset, 2020

Selim Rumi Civralı – Atletik Politika (2020)

Ulusal kimlik inşalarında, milli efsanelerde, spor çok canlı, güçlü bir sembolizm kaynağıdır.

Selim Rumi Civralı’nın bu usta işi çalışması da, spor ve ideoloji arasındaki ilişkiyi tarihsel bir bakışla izliyor.

Civralı burada,

  • Eski Türk topluluklarında şamanların “oyun kurucu” rollerini,
  • Din ve spor cezbesini birleştiren dans ritüellerini,
  • Pehlivan tekkelerini,
  • Birinci Dünya Savaşı’na eşlik eden sporcu seferberliğini,
  • Erken Cumhuriyet’te kadınların yeni bir iffet anlayışıyla spora katılmalarını,
  • Türkiye’de sporun seyrinde Balkan oyunları tasarısını,
  • Naim Süleymanoğlu’nun ilticasının siyasi dinamiklerini,
  • Ve bunun gibi pek çok dikkat çekici konuyu irdeliyor.

Kitap, uygarlık tarihine sporun penceresinden bakmasıyla çok önemli.

  • Künye: Selim Rumi Civralı – Atletik Politika: Spor ve İdeoloji, İletişim Yayınları, siyaset, 216 sayfa, 2020

Can Kartoğlu – Her Yer Seri Direniş (2020)

Can Kartoğlu’nun ‘Her Yer Seri Direniş’i, Karadeniz Ereğlisi’nin neredeyse yarım asır öncesinden muhteşem işçi hikâyeleri sunuyor.

1960’ların başlarından 12 Eylül 1980 zaman aralığını kapsayan buradaki hikâyeler, Ereğli’nin bu süre zarfında geçirdiği muazzam dönüşümü kayda almasıyla çok önemli.

1962 Haziranında tamamlanan Ereğli Demir ve Çelik Fabrikaları ile Ereğli, sanayileşmenin ve sömürünün en vahşi biçimlerinin yaşandığı bir coğrafya haline geldi.

Kartoğlu’nun çalışması ise, Amerikan sermayesinin Ereğli’ye getirdiği vahşet kapitalizmi yıllarına, 1960’ların ortalarından sonra da Erdemir/hükümet patentli işveren/sarı sendika baskısına, insanı eksenine alarak bakıyor.

Kitapta, bütün bu yıllar boyunca yolları Ereğli’den geçen insanlarla karşılaşıyoruz.

Bu yıllar boyunca, Amerikan Morrison’u “müstesna” bir şirket olarak ilan eden halkçı Ecevit kâh Çalışma Bakanı, kâh Başbakandır.

Ereğli’den, “Morrison Süleyman” unvanını da kuşanarak siyaset sahnesinde yerini alan Süleyman Demirel, Başbakan olmadan önce Morrison’un Türkiye Temsilcisi olarak, işçinin, sendikanın karşısındadır.

Kartoğlu’nun hikâyelerindeki “kel olan” ve “ceketi ilikli” zat odur ve anlatılanlar da kurgu değil baştan ayağa hakikattir.

Kartoğlu, sendika hareketinin efsanelerinden birini, Türkiye Yapı İşçileri Federasyonu Genel Başkanı Tahir Öztürk’ü –daha bilinen adıyla Fukara Tahir’i– yalın ve duygulu anlatımıyla okura tanıtıyor.

Ele avuca sığmaz İsmet Demir’in Ereğli yılları, Uğur Cankoçak’ın Ereğli anıları, dünya işçilerine “Ha kardeşlerim ha Wenirimochi” diye seslenen Amerikalı sendikacı John Thalmayer’in sıra dışı mücadelesi de kitapta karşımıza çıkan onlarca hikâyeden.

Hikmet Kuşhan, Özer Er, Fikri Yıldız, Halil Tunç, Yakup Erdem, Bingöl Erdumlu ve İbrahim Kalyoncu da, burada karşılaştığımız, yolu Ereğli’den geçen isimlerden birkaçı.

  • Künye: Can Kartoğlu – Her Yer Seri Direniş: Ereğli İşçi Hikâyeleri, Ayrıntı Yayınları, siyaset, 128 sayfa, 2020

Ala El-Asvani – Diktatörlük Sendromu (2020)

“Diktatörlük insanlığa tehdit oluşturan ve kesinlikle mücadele edilmesi gereken bir hastalıktır.”

Son yıllarda bütün dünyada, en hafif tabirle otoriter, gerçek adıyla faşist rejimlerin yükselişine tanık oluyoruz.

‘Yakupyan Apartmanı’, ‘Şikago’ ve ‘Mısır Otomobil Kulübü’ gibi çok satan romanlarıyla bildiğimiz Mısırlı yazar Ala El-Asvani de, diktatörlük olgusunu derinlemesine tartıştığı bir metinle karşımızda.

El-Asvani burada, diktatörlük sendromunun semptomlarının neler olduğunu, “makbul vatandaşta” nasıl karşılık bulduğunu, faşist zihniyetin nasıl yayıldığını, bu süreçte entelektüelin nasıl itibarsızlaştırıldığını, terörizme zemin hazırlayan faktörler ile faşizm arasındaki ilişkiyi ve diktatörlük sendromunun nasıl önlenebileceğini irdeliyor.

Kitap, insanlığın genel olarak sergilediği diktatörlük alametleri üzerine ufuk açıcı sorularla yol almasıyla dikkat çekiyor.

Örneğin, Çin ya da Mısır’da büyüyen bir genç ile onunla aynı eğitim seviyesinde olan bir

Britanyalı ya da ABD’li genç arasındaki fark neydi?

El-Asvani, diktatöryel tavırların izlerinin gündelik hayatta insan davranışına nasıl yansıdığını izleyerek bu soruya dikkat çekici yanıtlar veriyor.

  • Künye: Ala El-Asvani – Diktatörlük Sendromu, çeviren: Barış Özkul, İletişim Yayınları, siyaset, 148 sayfa, 2020