Stanley Cohen – Halk Düşmanları ve Ahlaki Panikler (2019)

Özellikle Türkiye gibi ülkeler, zaman zaman ahlaki panik dönemleri yaşamak konusunda pek mahirdir.

Süreç, gazeteciler, din adamları, siyasetçiler ve sözüm ona sağduyulu kişiler, bir durumu, olayı, kişi ya da grubu, toplumsal değerlere tehdit olarak tanımlamalarıyla başlar.

Medya söz konusu özneyi stereotipleştirerek belirli bir tarzda sunmaya katkı sağlar.

İşlem tamamdır: ortada, “bütün bir toplumun” cephe alabileceği dört dörtlük bir “ahlaki problem” vardır.

Stanley Cohen’in çok iyi bir sosyoloji çalışması olan ‘Halk Düşmanları ve Ahlaki Panikler’, işte tam da böylesi bir sürecin nasıl işlediğini bütün dinamikleriyle ele almasıyla önemli.

Cohen, ilk bakışta anlık ve kendiliğinden patlamalar gibi görünen bu ahlaki paniklerin, kaçınılmaz bir tepkiden ziyade inşa edildiğini, bilakis gözümüze sokulacak şekilde icra edildiğini gösteriyor ve kültürel çalışmalardan etiketleme kuramına kadar geniş bir alandan yararlanarak ahlaki paniklerin “doğal” addedilen niteliğini yapı-bozuma uğratıyor.

Bu enfes çalışma, cinsellikten milliyetçiliğe ahlaki panik konusunda sürekli teyakkuz sergilemekten geri durmayan Türkiye’yi de daha iyi kavramamıza vesile olacak türden.

  • Künye: Stanley Cohen – Halk Düşmanları ve Ahlaki Panikler, çeviren: Deniz Türker, Heretik Yayıncılık, sosyoloji, 296 sayfa, 2019

Ivan Illich – Geçmişin Aynasında (2019)

‘Geçmişin Aynasında’, her şeyden önce Ivan Illich’in ne denli zengin ilgi alanlarına sahip olduğunun en güzel örneklerindendir.

Illich’in bu kitapta odaklandığı zaman dilimi 12. yüzyıl.

Düşünür, bu yüzyıl bağlamında hayal gücü, algı, kavramlar ve imgelem konuları üzerine derinlemesine düşünüyor ve bu kavramları günümüzün sorunlarına nasıl yanıt olabileceğini tartışıyor.

Illich bununla da yetinmeyerek, 12. yüzyılın zihinsel dünyasının bugünkünden hangi yönlerden farklı olduğunu çarpıcı örneklerle ortaya koyuyor.

Düşünür kitabına, müştereklerden ne anladığını ve bunun geleneksel toplum ve kıtlık algısıyla ilintisini yazarak başlıyor.

Illich’in burada, en önemli çalışmalarından biri olan ‘Şenlikli Toplum’da yazdıklarına kimi dikkat çekici özeleştiriler getirdiğini de belirtelim.

  • Künye: Ivan Illich – Geçmişin Aynasında, çeviren: Oya Tuğcu Özağaç, Yeni İnsan Yayınevi, felsefe, 224 sayfa, 2019

Barbara Pusch ve Tomas Wilkoszewski – Türkiye’ye Uluslararası Göç (2010)

Elimizdeki kitap, 07-12 Mart 2007’de Goethe Enstitüsü ile Orient Enstitüsü İstanbul tarafından düzenlenen ‘Türkiye’ye Gelen Uluslararası Göçün Farklı Yönleri’ başlıklı sempozyuma sunulan bildirilerden bir seçki.

Kitapta yer alan makaleler, Türkiye’nin hem transit bir ülke hem de göç alan bir ülke olarak değişik yönlerini saptamaları ve konuya dair kapsamlı bilgiler sunmalarıyla ilgi çekecek nitelikte.

Üç bölümden oluşan kitapta ilk olarak, Türkiye’ye gelen göçün toplumsal ve siyasi koşulları ele alınıyor.

İkinci bölüm Türkiye’ye emek göçünü, yani Türkiye’de bulunan yabancı çalışanlar konusunu irdeliyor.

Kitabın son bölümü ise, Almanya’dan Türkiye’ye göç eden Almanlar, Ermenistanlı kadın göçmenler, Iraklı, Özbek, Uygur, Türkistan ve Afrikalı göçmenler gibi, Türkiye’deki yabancı topluluklara odaklanıyor.

  • Künye: Barbara Pusch ve Tomas Wilkoszewski – Türkiye’ye Uluslararası Göç, çeviren: Mutlu Çomak-Özbatır, Kitap Yayınevi, sosyoloji, 330 sayfa

Douglas Kellner – Medya Gösterisi (2010)

Douglas Kellner ‘Medya Gösterisi’nde, O. J. Simpson davası, Prenses Diana’nın ölümü, seks, cinayet ve skandallar gibi dünya gündemine oturan olayları, maçları, eğlenceyi, “son dakika” haberlerini ve medya eliyle şişirilen önemsiz olayları kapsayan medya kültürünü irdeliyor.

Kitabın ilk bölümü, modern hayatın her alanındaki medya gösterilerinin tanımlarını, eleştirel teoriyi ve kültürel çalışmaları kapsıyor.

İkinci bölümde, McDonald’s fast-food zincirinin küresel dinamiklerini ve Amerika’nın kültürel ürünlerinin tahsis edilme ve dünya çapında kullanılma yollarını inceliyor.

Yazar ardından, Michael Jordan ve Nike üzerinden, Amerikan sporlarının 90’lı yıllarda nasıl küresel popülarite kazandığını ele alıyor.

Kellner dördüncü ve son bölümde ise, O. J. Simpson davasından hareketle, Amerikan toplumunda cinsiyet, ırk ve sınıflar arasındaki kesişmelere ve bölünmelere ışık tutuyor.

  • Künye: Douglas Kellner – Medya Gösterisi, çeviren: Zeynep Paşalı, Açılım Kitap, medya, 352 sayfa

Georges Vigarello – Ortaçağ’dan 20. Yüzyıla Şişmanlığın Tarihi (2016)

Ortaçağ’da şişmanlar, ataları simgeledikleri için beğeni toplarken, günümüzde neden ayıplanıyor?

Sosyolog ve tarihçi Georges Vigarello, şişmanlığa dair olumsuz algının modern Avrupa’da oluşma sürecini araştırıyor.

Kitap, Ortaçağ’ın oburlarından 21. yüzyılın bir deri bir kemik mankenlerine uzanan özgün bir şişmanlık tarihi.

  • Künye: Georges Vigarello – Ortaçağ’dan 20. Yüzyıla Şişmanlığın Tarihi, çeviren: Yasemin Kayacan, Doğan Kitap, kültür tarihi, 312 sayfa, 2016

Pierre Bourdieu – Bekârlar Balosu (2010)

Sosyolog Pierre Bourdieu ‘Bekârlar Balosu’nda yer alan üç makalesinde, Fransız kırsal toplumunda evlilik ve bekârlık kültürünün ayrıntılarına iniyor.

Bekârlık ve köylülük durumu; eski toplumda evlilikle ilgili karşılıklı ilişkiler sistemi; kasaba ve mezralar arasındaki karşıtlıklar; köylünün bedeniyle ilişkisi; annenin aşırı otoritesinin bekârlığa etkisi ve yeniden üretim stratejileri sisteminde evlilik, Bourdieu’nün odaklandığı konulardan birkaçı.

Bourdieu’nün örnek hikâyelerle de desteklediği çalışması bir yönüyle sosyal bilimler kuramı ve uygulamalarında 60’lardan günümüze kaydedilen aşamaları da gözler önüne seriyor.

  • Künye: Pierre Bourdieu – Bekârlar Balosu, çeviren: Çağrı Eroğlu, Dost Kitabevi, sosyoloji, 208 sayfa

Donatella della Porta – Demokrasi Seferberliği (2019)

1989’da Orta ve Doğu Avrupa’da ve 2011’de Ortadoğu ve Kuzey Afrika’da gerçekleşen iki demokrasi protestosu dalgası, demokrasinin gelişimine katkıda bulundu mu?

Donatella della Porta, bu iki süreçte deneyimlenmiş vakaları ayrıntılı bir bakışla karşılaştırarak demokrasi seferberliklerinde ortaya çıkan nedensel mekanizmaları gözler önüne seriyor.

Kitap, protesto olaylarının demokrasi için ne gibi fırsatlar yarattığını irdeleyerek çalışmasına başlıyor ve devamında da, toplumsal hareketlerin nasıl bir kaynak seferberliğine gittiklerini, sivil toplum örgütlerinin ne zaman ve nasıl protestoya katkıda bulunduklarını, protestolarda çeşitli aktörlerin etkileşimini ve milliyetçiliğin demokratikleşmeden ziyade onun aleyhine kullanıldığı durumları kapsamlı bir şekilde irdeliyor.

Porta’nın söz konusu demokratikleşme girişim ve seferberliklerini Macaristan, Polonya, Fas, Türkiye, Romanya, Arnavutluk, Libya ve Suriye gibi pek çok ülke üzerinden izlemesi de, çalışmayı ayrıca önemli kılıyor.

Künye: Donatella della Porta – Demokrasi Seferberliği: 1989 ile 2011 Yıllarının Karşılaştırması, çeviren: Aslınur Akdeniz Brehmer, Kafka Kitap, siyaset, 496 sayfa, 2019

Henri Lefebvre – Şehir Hakkı (2016)

Kaleme alındığı 1967’de, düşünce tarihindeki şehir algısına özgün bir boyut kazandırdığı gibi, bugün de kentsel hareketlerin, kent çalışmalarının en önemli referans çalışmalarından biri olmaya devam eden bir kitap.

Henri Lefebvre’nin klasik yapıtı, şehirleşme sorununun ana hatlarını ve şehircilik ideolojisini derinlemesine irdelemek açısından iyi bir fırsat.

Kitaptan birkaç alıntı:

“Mimarlar ve yazarlar kentin insancıl taraflarını ele alırken, devlet bilimsel yaklaşır katıdır. Müteahhitler ise tamamen kenti pazarlama peşinde olmuştur.”

“İnsanlık ancak çözebileceği sorunları önüne koyar, der Marx.”

“Şehirler var, bizler bu şehirlerde yaşıyoruz. Ve ‘Şehir Hakkı’ diye bir hak da var.”

“Şehir (ve kentsellik) teorisine, tarihe ve sosyolojiye zamansal ve mekânsal süreksizliklerin dahil edilmesi, bunları istismar etme hakkını vermez.”

Kent, dağılmış ve yabancılaşmış güncellik halinde, tohum ve potansiyel olarak ayak direr.”

“Kent yaşamından yoksun kalmış işçi sınıfı için pratik dolayısıyla politik bir sorun vardır.”

  • Künye: Henri Lefebvre – Şehir Hakkı, çeviren: Işık Ergüden, Sel Yayıncılık, kent çalışmaları, 167 sayfa, 2016

Maurice Halbwachs – Toplumsal Sınıfların Psikolojisi (2019)

Türkiyeli okur Maurice Halbwachs’ı, yakın zamanda Türkçede de yayımlanan ‘Kolektif Bellek’le hatırlayacaktır.

Bellek ve toplum arasındaki ilişki konusunda çok önemli bir çalışma olan kitabında Halbwachs, klasik pozitivizmin aksine yorumsamacılık ve determinizmi bir araya getirerek yaşanan toplumsal olayların bizim belleğimizi nasıl etkileyip onu dönüştürdüğünü gözler önüne sermişti.

Halbwachs şimdi de, başka bir önemli eseriyle, ‘Toplumsal Sınıfların Psikolojisi’yle karşımızda.

İnsan tabiatını toplumsal bir tabiat olarak tanımlayan düşünür, bu yönüyle insan tabiatının içgüdülerine ve eğilimlerine derinlemesine bakıyor.

Sosyolojik ve psikolojik perspektiflerin harmanlandığı bu eserinde Halbwachs, farklı toplumsal grupları ele alıyor ve bu gruplarda hangi kolektif temsillerin hâkim olduğunu, etkilerinin, yayılma alanlarının ve sınırlarının ne olduğunu ele alıyor.

Toplumsal grupların varlığının bunların toplumsal evrimin farklı aşamalarına tekabül edip etmediği, düşünürün burada yanıtını aradığı bir diğer önemli soru.

  • Künye: Maurice Halbwachs – Toplumsal Sınıfların Psikolojisi, çeviren: Zuhal Karagöz, Pinhan Yayıncılık, sosyoloji, 168 sayfa, 2019

Bülent Batuman – Milletin Mimarisi (2019)

AKP Türkiye’sinde İslam ile siyaset ve yapılı çevre arasındaki ilişki bize neler söyler?

AKP iktidarı döneminde üretilen mimari eserlere bakıldığında siyasal İslamcılığın yapılı çevrenin biçimlendirilmesinde çok etkili rol aldığını görüyoruz.

Bülent Batuman’ın bu anlamda ufuk açıcı bir çalışma olarak okunabilecek elimizdeki eseri, Türkiye’nin son yirmi yıldaki dönüşümü üzerine derinlemesine düşünüyor.

Ana tezinin, AKP iktidarının bir yeniden ulus inşası projesi olduğu ‘Milletin Mimarisi’, AKP iktidarı döneminde Türkiye’de ağırlık kazanan mekânsal anlayışı ve hangi kentsel biçimlerin üretildiğini irdeliyor.

Yapılı çevrenin toplumsalın kurucu unsurlarından olduğu gerçeğinden hareketle Batuman, siyasetin mekânsal inşasının nasıl gerçekleştiğini, kente yerleşik olan çelişki ve mücadeleleri ve mekânsal ile toplumsal arasındaki etkileşimleri tartışıyor.

Batuman’ın burada tartıştığı kimi konular şöyle:

  • İslam ile ulusu uzlaştırmayı amaçlayan cami mimarisinin siyasal niteliği,
  • Ulusal sembol olarak cami,
  • Mimari taklit politikaları,
  • Gündelik hayatın İslamileştirilmesi,
  • Türkiye’de konutun siyasal iktisadı,
  • Varoşun kentsel ekolojisi,
  • İslamcı bir banliyö inşa etmenin özgün bir örneği olarak Başakşehir,
  • İslamcı banliyöde sınıf ayrımı,
  • Osmanlı-Selçuklu üslubunun alımlanması,
  • Post-ulusal neoklasisizm,
  • Gecekonduların tasfiyesi,
  • Yeni İslamcılığa karşı kamusal mekân ve direniş mimarileri,
  • İslamcılığa karşıt bir anlayış olarak Cumhuriyetçi kamusal mekân inşasına örnek olarak Kızılay Meydanı ve Tekel Kampı,
  • Yeni İslamcılığın Taksim Meydanıyla imtihanı,
  • Yeni İslamcılık ve banal siyasallaştırma,
  • Gezi’nin etkileri,
  • İktidar inşasının mekânsal pratikleri…

Künye: Bülent Batuman – Milletin Mimarisi: Yeni İslamcı Ulus İnşasının Kent ve Mekân Siyaseti, çeviren: Şahika Tokel, Metis Yayınları, sosyoloji, 312 sayfa, 2019