Güzin Akyıl – Antik Yunan ve Roma’da Veba Salgınları (2022)

Salgınlar hayatla beraber başladı.

Bu süreçlerde aklın ve bilimin yolunu takip etmek toplumların kaderinde en önemli rolü oynadı.

Marcus Aurelius’un ‘Kendime Düşünceler’ adlı eserinde aktardığı gibi:

“Aklın bozulması, bizi saran soluduğumuz havanın bozulup kirlenmesinden çok daha tehlikeli bir vebadır. İkinci veba sadece canlıların yaşamlarını tehdit eder, diğeriyse insanlığımıza saldırır.”

Pandeminin gölgesinde kaldığımız zorlu dönemlere denk gelen ‘Antik Yunan ve Roma’da Veba Salgını’ adlı bu çalışmada veba salgınının tanımı, türleri, ortaya çıkışı, belirtileri, yayılımı ve tarihi seyri ile başlanarak, Antik Yunan’da Homeros döneminden itibaren yüzyıllar halinde MÖ 4. yüzyıla kadar; Antik Roma’da ise Romulus döneminden itibaren MS 476 yılına kadar kronolojik olarak ele alınarak, salgınların nedenleri, süreçleri, uygulanılan tedavi yöntemleri veya aranılan çareleri ile birlikte, antik ve modern kaynaklar ışığında seyri takip ediliyor.

  • Künye: Güzin Akyıl – Antik Yunan ve Roma’da Veba Salgınları, Arkeoloji ve Sanat Yayınları, tarih, 144 sayfa, 2022

Marcus Gavius Apicius – Marcus Gavius Apicius’un Mutfak Kültürü Hakkındaki 10 Kitabı (2022)

Flamingo ve [Papağan] için: Flamingoyu haşlayın, yıkayın ve soyun, bir tencereye koyun, kaynatmak için su, tuz, dereotu ve biraz sirke ekleyin.

Bir demet pırasa ve kişniş ile pişirin ve renk vermesi için biraz seyreltilmiş şıra ekleyin.

Havanda biber, kimyon, kişniş, lasar kökü, nane, sedef otu, dövün.

Hurma ekleyin ve süzün, kuşu sosla kaplayın ve servis yapın.

Papağan da aynı şekilde hazırlanır.

Romalıların sofraları, sabah erkenden kahvaltı (ientaculum), öğle yemeği (prandium) ve günün sonunda akşam yemeği (cena veya epulae vespertinae) olarak üç öğünden oluşmaktaydı.

Kahvaltı ve öğlen yemeği sıradan öğünlerin tüketilmesi ile geçiştirilirdi. Romalılar için en önemli ve büyük öğünü akşam yemeği idi (cena veya epulae vespertinae).

Akşam yemeği, her bir kısım için sunulan yemek sayısında herhangi bir sınırlama olmaksızın üç ayrı kısımdan oluşan daha resmi bir olaydı.

İlk yemek (gustatio), özellikle yumurta içeren mezelerden oluşuyordu.

Ana yemek (mensae primae) et, balık ve güveç yemeklerini içeriyordu.

Tatlı kısmında (mensae secundae) meyveler, kuruyemişler ve kekler sunulurdu. Apicius’un ‘De Re Coquinaria’ adlı yapıtında da toplanan ve yayınlanan “cena” tarifleriydi.

Tüm bu tariflerin, Marcus Gavius Apicius’un, Sehriye Şahin tarafından Latince aslından çevrilen ‘Marcus Gavius Apicius’un Mutfak Kültürü Hakkındaki 10 Kitabı’ adlı eserinde.

  • Künye: Marcus Gavius Apicius – Marcus Gavius Apicius’un Mutfak Kültürü Hakkındaki 10 Kitabı, çeviren: Sehriye Şahin, Kabalcı Yayınları, yemek, 256 sayfa, 2022

James Harvey Robinson, Charles Austin Beard ve Donnal Vore Smith – Yakın Çağdan Günümüze Uygarlığın Öyküsü (2022)

‘Uygarlığın Öyküsü’ dizisinin son cildi ağırlıklı olarak 20. yüzyıla damgasını vuran dünya savaşlarını ele alıyor.

Demokratik güçler ve diktatörler arasında yaşanan büyük çaplı çatışmalar, küresel ölçekte büyük yıkımları beraberinde getirecektir.

İki dünya savaşı arasındaki büyük ekonomik kriz ve II. Dünya Savaşı’nın hemen ardından başlayan Soğuk Savaş bu yüzyılda meydana gelen diğer olayların önceli veya habercisi olarak görülüyor.

1990’lı yılların başında ise SSCB’nin dağılmasıyla birlikte özellikle çatışmalar açısından dünya daha sakin bir döneme girdi.

Her ne kadar 21. yüzyılın hemen başında insanlar 11 Eylül saldırısına tanık olsa da tek kutuplu dünyada mücadele artık savaş meydanlarından çıkıp ülkelerin iç karışıklıkları sonucu değişen siyasi durumlara evrildi.

2010’lu yıllar “Arap Baharı” adı verilen Ortadoğu ve Afrika’daki rejim değişikliklerine sahne oldu.

Ülkelerin ekonomik düzlemde rekabet ettikleri bu dönemde sakinliği bozan en yakın tarihli olay Şubat 2022’de başlayan Rusya – Ukrayna çatışmaları olacaktır.

  • Künye: James Harvey Robinson, Charles Austin Beard ve Donnal Vore Smith – Yakın Çağdan Günümüze Uygarlığın Öyküsü, çeviren: İbrahim Şener, Retorik Yayınları, tarih, 496 sayfa, 2022

Avner Wishnitzer – Gece Çökerken (2023)

On sekizinci yüzyıl Osmanlı İmparatorluğu’nda gündüz vakti gerçekleştirmesi pek de mümkün olmayan iktisada, suça, siyasete, cinselliğe, ibadete ve serbest zamana dair uğraşlar hakkında özgün bir çalışma.

Avner Wishnitzer, gözden kaybolmaya çalışanların yalnızca toplumsal ya da dinî açıdan marjinal olanlar değil, hegemonya bizzat kendisi olduğunu da gösteriyor, ayrıca, devletin bugün de olduğu gibi alkol tüketiminden ve fuhuştan alınan vergilerden doğrudan yararlandığını ortaya koyuyor.

  • Osmanlı’nın izbe sokaklarına saptığımızda sokakta kimleri görmeyiz ki?
  • İsyan hazırlığında olan yeniçerileri mi, hırsızları mı, sokak köpeklerini mi, işret âlemlerinin müdavimlerini mi?
  • Gece sokakta yürüyenler karanlığın perdesi altında gözlerden ırak kalabilirdi, peki ya kulaklardan?

Padişahın, deliksiz bir uykunun sadece ihtimaline sahip olabildiği gecede, yapay ışıkların nazarından, kolektif dikizden kaçan başka bir Osmanlı nizamı kurulurdu.

Herkesin bilip de sustuğu, sadece karanlıkta kol gezen başka bir âlemdi bu.

Gündüzün muktedir ve makbulü, yerini gecenin kendi muvazenesine bırakır, hiyerarşiler değişir, gözlerden uzak olmanın özgürlüğü, görememenin korkusuyla bir araya gelirdi.

Deliksiz uykunun imkânını ancak sokaktakiler belirlerdi.

Başta İstanbul olmak üzere, 18. yüzyılın Osmanlı kentlerinde karanlık, gölge ve ışık farklı iktidar ilişkilerini, var olma biçimlerini ve gündelik hayatı belirleyen, görül(e)meyen ama hissedilen sınırlardı.

Görülmek veya görülmemek ait olunan sınıfa göre lüks veya tehlike unsuru olabilirdi.

Bu kitabın yazarı, bu iki ihtimalin bağlama göre padişahtan sokak serserisine, evinde derin uykusuna dalan mazbut mahallelilerden bekâr odalarının sakinlerine nasıl değiştiğini bizlere gösteriyor.

Ayrıca, çeşitli arşiv kaynakları ve zengin edebî metinlerle farklı toplumsal grupların karanlık deneyimlerine bir nevi “ışık tutuyor”.

  • Künye: Avner Wishnitzer – Gece Çökerken: Osmanlı’da Gece Hayatı, çeviren: Can Gümüş İspir, Fol Kitap, tarih, 448 sayfa, 2023

Toby E. Huff – Erken Modern Bilimin Doğuşu ve Yükselişi (2022)

 

Modern bilimin neden Doğu’da değil de Batı’da ortaya çıktığını anlamak için bilimsel düşüncenin teknik taraflarının yanı sıra din, yasa ve kurumlar gibi faktörlerin de hesaba katılması gerektiğini tartışan bu eser, modern bilimsel düşüncenin yuvasını tespit edebilmek için izlenmesi gereken esas metodun karşılaştırmalı yaklaşım olduğunun en iyi örneklerinden biri.

Çünkü Toby E. Huff, uzun yıllardır tartışılagelen bu meseleye oldukça zengin örneklerle ışık tutmaya çalışıyor.

  • On ikinci ve on üçüncü yüzyıllarda üniversite kurumunun Batı’daki yeri ve işlevi hakkında neler söylenebilir?
  • Aynı yüzyıllarda İslâm dünyasında ve Çin’de durum nasıldı?
  • Din ile bilim arasındaki ilişki Batı’da, İslâm dünyasında ve Çin’de ne gibi farklılıklar gösteriyordu?
  • Bu farklılıklar neticede bilimin gelişimini nasıl etkiledi?
  • Tercüme faaliyetlerinin ve tabii ki söz konusu medeniyetler arasındaki bilgi aktarımının bu tartışmadaki yeri…

Bu soruların tamamına ve daha fazlasına bu kitapta örnekler ışığında cevap aranıyor.

‘Erken Modern Bilimin Doğuşu ve Yükselişi: İslâm Dünyası, Çin ve Batı’; tezleri her ne kadar bugün geniş çevrelerce tartışılsa da disiplinlerarası tavrıyla her açıdan öğretici olmaya devam edecek bir eser.

  • Künye: Toby E. Huff – Erken Modern Bilimin Doğuşu ve Yükselişi: İslam Dünyası, Çin ve Batı, çeviren: Melek Dosay Gökdoğan, Runik Kitap, bilim, 461 sayfa, 2022

Kolektif – Vergi Devletlerinin Yükselişi (2022)

Yok ÖTV’si, KDV’si, yok MTV’si…

Halk vergiler altında eziliyor.

Vergiler, “modern devleti” oluşturan fabrika niteliğindeki ekonomik sistemlerin en önemli dişlisidir.

Hollanda’dan Osmanlı İmparatorluğu’na, Japonya’dan Hindistan’a 1500 ila 1914 yıllar arasında Avrasya’da şekillenen Vergi Devletlerini inceleyen bu kitap, bir dizi karmaşık tarihî soruna yeni cevaplar arıyor.

Her devlet hakkında o konunun en büyük iktisat tarihçisinin bir bölüm kaleme aldığı bu kitapta, Vergi Devletlerinin öne çıkan özellikleri, rekabet teknikleri, bunun Avrupa’nın genişlemesine ve uluslararası ticarete etkileri gibi konular ele alınıyor ve küreselleşmenin nasıl bir süreçle işlediği gözler önüne seriliyor.

Karşılaştırmalı bir çerçevede tüm Vergi Devletlerini inceleyen kitap, sürecin dünya tarihi için nasıl merkezi bir konum üstlendiğini ortaya koyuyor ve modernleşmenin ne şekilde vuku bulduğunu devletlerin hazine politikaları üzerinden ele alıyor.

Ülke-vaka çalışması şeklinde dizayn edilen 18 yazının yer aldığı bu kitapta Şevket Pamuk, John F. Richards, Luciano Pezzolo ve Kent G. Deng gibi dünyanın en büyük iktisat tarihçilerinin çığır açan yazıları bulunuyor.

  • Künye: Kolektif – Vergi Devletlerinin Yükselişi: Alternatif Bir Dünya Tarihi, editör: Bartolomé Yun-Casalilla, Patrick K. O’Brien ve Franciso Comín Comín, çeviren: Nihat Bulut, Selenge Yayınları, tarih, 560 sayfa, 2022

Peter Burke – Kültür Tarihinin Çeşitliliği (2022)

‘Kültür Tarihinin Çeşitliliği’nde Peter Burke ‘yeni kültür tarihi’nin teorisini ve uygulamasını masaya yatırıyor.

Jacob Burckhardt ile Johan Huizinga’nın çalışmalarıyla başlayan kültür tarihinin türlerine odaklanıyor.

Sosyal ve kültürel antropolojiden esinlenen yenilikçi yaklaşımın önemine rağmen, herhangi bir yeni ortodoksinin klasik modelin yerini almadığını ileri sürüyor.

Bu kitaptaki makalelerde kültür tarihinin kökenleri ve kimliğini tartıştıktan sonra, rüyaların toplumsal tarihi, tarih ile toplumsal hafıza arasındaki ilişki, jestin dili ve komedinin sınırları konularını ele alıyor; sonrasında Avrupa ile Yeni Dünya arasındaki karşılaşmaya ve kelimenin etimolojik, literal ve metaforik anlamlarında kültürel aktarım olgusuna dönüyor.

Çalışma iki teorik araştırma ile sona eriyor: Zihniyetler tarihi ve kültür tarihi niçin bölünmeye mahkumdur?

  • Künye: Peter Burke – Kültür Tarihinin Çeşitliliği, çeviren: Mesut Düzce, Hakan Hemşinli, Mustafa Tekpınar ve Selahattin Polatoğlu, Dergah Yayınları, sosyoloji, 312 sayfa, 2022

 

John William Henry Walden – Antik Yunanistan’da Eğitim Kurumları (2022)

Doğaları gereği Yunanlar konuşkan insanlardı ve ilk zamanlardan itibaren hitabet sanatı onlar arasında çok değer görmüştü.

Öte yandan Yunanların zindelik ve ahenk duyguları da oldukça gelişmişti.

Sanat ve edebiyatın en mükemmel olduğu eski günlerde ozan, filozof, tarihçi ya da bir hatip, iletmek istediği mesajı sadece uygun bir biçimde iletmeyi yeğlemez, bunu yaparken kelimelerini ve düşüncelerini de özenle seçerdi.

Söylevin iki kısmının birbirleriyle uyumsuz olmasına izin verilmezdi, kelimelerin ve düşüncelerin özenle seçilmesinde Yunan edebiyatının mükemmelliği yatmaktaydı.

Ancak zaman geçtikçe insanlar dildeki olasılıkları gitgide daha fazla anlamaya, dille yapılabilen birçok ilginç şeyi merak edip gözlemlemeye başladı.

Daha sonra insanlar edebî üsluplarını istedikleri şekilde geliştirmeye başlayınca uyum ve ahenk ortadan kayboldu.

Artık kelimelerin ve düşüncelerin özenle seçiminde, nezaket ve zarafetin dışında mükemmellik aranmıyordu.

Harvard Üniversitesi’nde Eski Yunanca ve Latince dersleri veren John William Henry Walden’ın kaleminden çıkan bu kitap, Antik Yunanistan olarak tanımlanan coğrafyada eğitimin tüm kademelerine odaklanıyor.

Okulun ve üniversitenin müstakil terimler olarak kullanıldığı eserde, giriş niteliğinde de olsa ilk ve ortaöğretim kademeleriyle ilgili bilgiler veriliyor.

Fakat büyük bir kısmında yükseköğretim ya da yazarın kendi ifadesiyle “üniversite” eğitimi üzerinde duruluyor.

Bilindiği üzere bir okulu ya da üniversiteyi oluşturan en önemli figürler öğrenciler ve öğretmenlerdir.

Dolayısıyla kitabın merkezinde bu iki figür bulunuyor.

Serhat Pir Tosun’un çevirdiği ‘Antik Yunanistan’da Eğitim Kurumları’ adlı eserde öğrencilerin aldığı dersler, öğretmenlerin öğretim metotları, öğrenci-öğretmen ilişkisi gibi birçok konu ele alınıyor, bunları aktarırken de dönemin yazarlarından kısa alıntılar sunuluyor.

Bu alıntılarda öğrencilerin pedagogla ilişkisi, öğrencilere yapılan kabul törenleri, mahkemelerdeki davalar gibi birçok ilginç olayın renkli betimlemeleriyle karşılaşıyoruz.

  • Künye: John William Henry Walden – Antik Yunanistan’da Eğitim Kurumları, çeviren: Serhat Pir Tosun, Selenge Yayınları, tarih, 248 sayfa, 2022

Muteber Yılmazcan Simonetti – AZ (2022)

Türkiye’nin kadim etnik grupları üzerine çok önemli bir çalışma.

Sırasıyla Rum, Ermeni, Yahudi ve Süryani olmak üzere dört farklı azınlık grubundan seçilen Cemaat Vakıfları Temsilcisi ile çalışan Simonetti, yıllar içinde sahip olduğu birikimini azınlık cemaatlerince tanınmış otuz farklı isimle yaptığı yirmi yedi röportaj aracılığıyla okuyucularla buluşturuyor.

Türkiye topraklarında AZ kalmış nüfuslarıyla bugün hala varlıklarını koruyan kadim Rum, Ermeni, Yahudi, Süryani, Keldani, Bulgar, Gürcü, Karayim ve Arap dilli Ortodoks toplumlarının tarihlerini, yaşadıkları trajik olayları, verdikleri göçleri ve güncel meselelerini Laki Vingas, Toros Alcan, Moris Levi, Andon Parizyanos, Yorgo Papalyaris, Bedros Şirinoğlu, Sait Susin, Yusuf Basmacıoğlu, Bernard Sarıbay, Zeki Basatemir, Vasil Liaze, Kirkor Ağabaloğlu, Avram Sevinti, Paul Zazadze, Mihail Örme, İdil Karayeğen, Teoman Önder, S. Can Ustabaşı, Fadi Hurigil, Kuryakos Ergün, Yılmaz Hiçbezmez, Murat Özberk, Şaul Cenudioğlu, Cem Çapar, Cem Altıniş, Ferit Özaltun, Faruk Uğurgel, Münir Balıkçıoğlu, İbrahim Çilingir, Hanriyet Yıldız ile yapılan sohbetlerde buluyoruz.

  • Künye: Muteber Yılmazcan Simonetti – AZ: Türkiye Otokton Azınlık Toplumlarıyla Söyleşiler, Sander Yayınları, söyleşi, 384 sayfa, 2022

Kolektif – Kadın Tarihi Nasıl Öğretilir? (2022)

“Kadınların bu kadar güçlü olması beni çok değerli hissettirdi. Mücadeleci tarafımın olduğunu unutmamama yardımcı oldu.”

Sekizinci sınıfa devam eden bir kız öğrenciye ait bu ifadeler, öncü Türk kadınlarını ve geçmişteki kadın deneyimlerini merkeze alan bir dizi öğretim uygulamasının ürünüdür.

Öğrencinin ifadeleri, kadın geçmişinin görünür kılındığı bir öğretim yaklaşımının toplumsal belleği yapılandırma ve tarihsel bilinç geliştirmedeki dönüştürücü rolünü ortaya koyar.

Kadınların içerilmediği bir tarih öğretimi, eksik ve eril merkezlidir.

Tarihin kadın aktörlerinin ve deneyimlerinin hatırlanmadığı toplumsal bir hafıza kaybına işaret eder.

Bu noktada, kadın tarihini öğretime nasıl entegre edebileceğimiz, üzerinde düşünülmeye değer bir konudur.

İşte bu kitap “Kadın tarihi nasıl öğretilir?” sorusunu merkeze alıyor ve kadın tarihi öğretimine yönelik çalışmalara bir kapı aralamayı hedefliyor.

Türk tarihi özelinde kadın geçmişine yönelik hazırlanmış materyal örneklerinden kesitler sunarak kadın tarihi, kadın çalışmaları ve tarih öğretimi alanlarındaki yöntem ve yaklaşımların birbirine eklemlendiği bir yapı iskelesi üzerinde kadın tarihi öğretiminin nasıl inşa edilebileceğine dair öneriler getiriyor.

Bu yolla kadın tarihi öğretiminin sürdürülebilir bir çalışma alanı olabilmesi için kuramsal temellerin oluşumuna katkı sunmayı hedefliyor.

  • Künye: Kolektif – Kadın Tarihi Nasıl Öğretilir?, derleyen: Gülçin Dilek, Yeni İnsan Yayınevi, kadın, 192 sayfa, 2022