Costas Douzinas – İnsan Haklarının Sonu (2018)

Tarihsel olarak insan haklarına bakıldığında, eski zamanlardan bugüne bu idealin olağanüstü bir gelişme yaşadığı görülür.

Peki, gerçekte durum nasıl?

Bugün insan haklarının, bazı durumlarda geçmişte bile görülmemiş şekilde ihlal edildiğinin pek çok örneği var.

Costas Douzinas’ın bu önemli incelemesi, tam da bu paradoksu, hem tarihsel hem de kuramsal boyutlarıyla enine boyuna tartışmasıyla önemli bir boşluğu dolduruyor.

İnsanlık tarihinde doğal hukukun ortaya çıkması ve bu yönde verilen uzun mücadelelerle kitabına başlayan Douzinas, bu mücadeleler sonucunda kazanılan hakların birey ve toplumlar kadar hükümetleri de nasıl dönüştürdüğünü ortaya koyuyor.

Yazar devamında da, 18. yüzyılda insan hakları idealinin ortaya çıkışını, bu durumun hukuk ve toplum ilişkisine getirdiği katkıları, hükümetlerin bu ideali bir yandan benimseyip öte yandan nasıl törpülediklerini değerlendiriyor.

Douzinas ayrıca, Kant, Burke, Hegel, Marx, Heidegger ve Sartre’ın fikirlerinden yola çıkarak insan haklarının felsefi dinamiklerini aydınlatıyor ve günümüzdeki insan hakları ihlallerinin nedenlerini de irdeleyerek, güçlü bir insan hakları yaklaşımının hukuki, siyasi ve ahlaki temellerinin neler olduğunu tartışıyor.

  • Künye. Costas Douzinas – İnsan Haklarının Sonu, çeviren: Kasım Akbaş ve Umre Deniz Tuna, Dipnot Yayınları, hukuk, 424 sayfa, 2018

Kolektif – Kültür Denen Şey (2018)

Kültür, bir disiplin olarak ortaya çıkışından başlayarak antropolojinin ana gündemlerinden biri olageldi.

Zira kültür müzikten siyasete, gündelik hayatımızı bir baştan diğer başa kuşatan, hem bireye hem de topluma dair pek çok ipucunu yakalayabileceğimiz bir olgudur.

Fakat ilk zamanlardan bugüne, hem kültür değerlendirmelerinde hem de bir disiplin olarak bizzat antropolojide büyük dönüşümler yaşandı.

1960’lara antropoloji, Batı-dışı, “küçük ölçekli” insan topluluklarını pozitivist bilim metodolojisi içinde inceleyen bir disiplindi.

Ancak sömürgecilik karşıtı hareketler, var olan dünya düzenini her anlamda sorgulayan emek, kadın, çevre, öğrenci hareketleriyle dünyanın altüst olduğu 1960’lı yıllar, bütün sosyal bilimlerin olduğu gibi, antropolojinin de dönüm noktalarından birini oluşturdu.

Antropoloji, özellikle son otuz-kırk yılda kendi tarihiyle hesaplaşabilen, başlangıç varsayımlarını yıkabilen ve günümüzün karmaşık sorunlarıyla farklı biçimlerde ilişki kurabilen bir araştırma alanı olduğunu kanıtladı.

İşte bu kitapta bir araya gelen yazarlar, hem antropoloji alanında yürütülegelen tartışmaları hem de antropolojinin kültüre bakışını farklı yönleriyle irdeleyen makaleler sunuyor.

Kitapta,

  • Devlet, bürokrasi, siyaset ve antropoloji ilişkisi,
  • Devlet antropolojisi,
  • Antropolojide tarım ve köylülük olguları,
  • Kent çalışmalarında antropoloji,
  • İş antropolojisi,
  • Feminist antropoloji,
  • Antropolojide etnik azınlıklar ve konar-göçerler,
  • Spor antropolojisi,
  • Dil antropolojisi,
  • Medya, iletişim ve antropoloji,
  • Ve sağlık antropolojisi gibi önemli konular tartışılıyor.

Kitaba katkıda bulunan isimler ise şöyle: Elif Babül, Berna Yazıcı, Ebru Kayaalp, Baran Karsak, Fırat Genç, Aksu Bora, Sertaç Sehlikoğlu, Suavi Aydın, Can Evren, Yağmur Nuhrat, Şölen Şanlı, Maral Erol ve Ayşecan Terzioğlu.

Kitap, kültür ve antropoloji alanındaki güncel tartışmalara daha yakından bakmak isteyenlere muhakkak önerilir.

  • Künye: Kolektif – Kültür Denen Şey: Antropolojik Yaklaşımlar, hazırlayan: Ayfer Bartu Candan ve Cenk Özbay, Metis Yayınları, antropoloji, 384 sayfa, 2018

David Le Breton – Yüz Üzerine Antropolojik Bir Deneme (2019)

Yüz, insanın karakterinin, duygularının ve beğenilerinin somutlaştığı alandır.

Bir insanı en özgün kılan özelliklerinin başında yüzü gelir.

Çirkin veya güzel, anlamlı ve saf, derin veya sığ, yüz her insanda farklı farklıdır ve bu nedenle zengin bir yorumlamaya ve okumaya olanak tanır.

Yüz yalnızca bundan ibaret değildir, aynı zamanda toplumsal ve kültürel özellikleri de izleyebileceğimiz bir alandır.

Burada daha önce yer verdiğimiz ‘Ten ve İz’in yazarı Fransız antropolog ve sosyolog David Le Breton, araştırmalarını beden ve riskli tavırlar antropolojisi üstüne yoğunlaştırmış, ayrıca sessizlik ve yürüyüş gibi daha kişisel temalarla da ilgilenmiş.

Yazarın bu kitabı ise, yüzün antropolojik bir yorumunu sunmasıyla dikkat çekiyor.

Yüzü toplumsal bir simge olarak değerlendiren Le Breton, yüzle ilişkilendirilen anlamları, simgeleri ve imajları geniş bir kültürel çerçeve içinde ortaya koyuyor.

‘Yürümeye Övgü’ ve ‘Acının Antropolojisi’ de Le Breton’un Türkçede daha önce yayınlanmış kitapları.

  • Künye: David Le Breton – Yüz Üzerine Antropolojik Bir Deneme, çeviren: Orçun Türkay, Boğaziçi Üniversitesi Yayınları, antropoloji, 347 sayfa, 2018

Leibniz – Theodicee ya da Tanrının Haklı Kılınması (2009)

Leibniz’in ‘Theodicee’ isimli bu kitabı, filozofun, inancın usa uygunluğu, Tanrının iyiliği, insanın özgürlüğü ve kötülüğün kaynağı üzerine denemelerinden oluşuyor.

Bu yönüyle, Leibniz’in bütün görüşlerini bir araya toplayan, onun felsefesini özetleyen bir yapıt olarak düşünülebilecek ‘Theodicee’, kötülüğün kaynağını araştırması, inanç ile usu doğruluk bakımından sorgulaması, insan özgürlüğünü tartışması, tanrısal adaleti irdelemesi ve çağının felsefe sorunlarıyla ilgilenmesiyle, felsefe tarihinde özel bir yere sahip.

Leibniz, 1710’da Amsterdam’da Fransızca olarak yayımladığı eseriyle, çağının felsefe anlayışlarıyla hesaplaşıyor.

  • Künye: Gottfried Wilhelm Leibniz – Theodicee ya da Tanrının Haklı Kılınması, çeviren: Levent Özşar, Biblos Yayınları, felsefe, 186 sayfa

Sara Young – Düşmanımın Beşiği (2009)

Sara Young ‘Düşmanımın Beşiği’nde, Nazilerin Lebensborn kampında tutulan genç bir yarı Yahudi kadının hikâyesini anlatıyor.

Polonyalı Cyrla, Naziler tarafından Ari ırktan kuşaklar yaratmak amacıyla, karnındaki çocukla Lebensborn’a kapatılır.

Bebekleri, Naziler tarafından alınıp götürülen kadınların kaldığı bu kamp, Cyrla’nın yaşamının en hazin duraklarından biri olacaktır.

Cyrla’nın büyük trajedisi, Naziler tarafından “Yaşam Pınarı” olarak adlandırılan bu kampta, çocuğunun bir gün kendisinden koparılıp alınacağını bilerek yaşamak zorunda kalmasıdır.

Young, gideceği, saklanacağı güvenli bir yeri olmayan Cyrla’nın hikâyesini, tarihin karanlık kuyusundan çıkarıyor.

  • Künye: Sara Young – Düşmanımın Beşiği, çeviren: Füsun Talay, Bilge Kültür Sanat Yayınları, roman, 366 sayfa

John Steinbeck – Bir Savaş Vardı (2009)

John Steinbeck, 2. Dünya Savaşı’ndan gelişmeleri, savaş muhabiri olarak çeşitli cephelerde izlemişti. Yazarın o dönem Avrupa ve Afrika’dan gönderdiği yazılar da büyük ilgiyle karşılanmıştı.

Söz konusu yazıları barındıran bu kitap, insanları seven, onların acılarını hisseden Steinbeck’in ne denli duyarlı olduğunu göstermeleriyle büyük öneme haiz.

“Yıllarca korku tarafından sömürüldük biz, sadece ve sadece korku tarafından.” diyen Steinbeck, hâlâ etkisini sürdüren bu korkunçluğu kayda geçiriyor; büyük acılarla yüz yüze bırakılan insanları tasvir ediyor.

Bu yazılar kuşkusuz, Steinbeck’in “çok eskiden” dediği savaş kadar, günümüzün “barışçıl” dünyasını da tasvir ediyor.

  • Künye: John Steinbeck – Bir Savaş Vardı, çeviren: Ülkü Tamer, Remzi Kitabevi, anlatı, 198 sayfa

Ernesto Laclau – Popülist Akıl Üzerine (2018)

“Toplumsal antagonizmaları ve kolektif kimlikleri kavramlaştırmak çok önemlidir ve ‘sınıf savaşı’ gibi kalıplaşmış, neredeyse anlamsız formüllerin ötesine geçme ihtiyacı, çok zorlayıcıdır.”

Ernesto Laclau’nun şimdi bizde üçüncü baskısına ulaşan ‘Popülist Akıl Üzerine’ adlı bu nitelikli çalışması, daha önce Chantal Mouffe ile birlikte kaleme aldıkları ‘Hegemonya ve Sosyalist Strateji’ kitabında geliştirdikleri Marksizm ve radikal demokrasi kuramını genişletmeyi amaçlıyor.

Temelde kolektif kimliklerin oluşumunun doğası ve mantığına odaklanan, bu bağlamda “Popülizm hangi toplumsal gerçek ya da durumun ifadesidir?” sorusunun yanıtını arayan Laclau, yaklaşımının, ya grubu,  toplumsal çözümlemenin temel birimi olarak kabul eden ya da bu birimi daha geniş işlevselci veya yapısalcı paradigmalara yerleştirmek suretiyle aşmaya çalışan sosyolojik perspektiflerin tatmin edicilikten uzak olmalarından kaynaklanıp geliştiğini belirtiyor.

Yazar, bu tarz toplumsal işlevselciliklerin öngördüğü mantığın, kimliklerin inşası sırasında devreye giren hareketlerin çeşitliliğini kavrayabilmek için fazlasıyla basit ve tekbiçimli olduğunu söylüyor.

Kitapta,

  • Eşdeğerlik, farklılık mantıkları, boş gösterenler, hegemonya, yüzer göstergeler, toplumsal heterojenlik, temsil ve demokrasi kavramlarını,
  • Popüler kimliklerin ortaya çıkış koşullarını gösteren tarihsel örnekleri,
  • Ve popüler kimliklerin inşasının sınırları gibi konular tartışılıyor.

Kitabın, biz Türkiyeli okurları da çok ilgilendiren bir boyutu var.

Laclau, Kemalizmin/Kemalist Devrim’in, Atatürk’ün Altı Oku’nun uzun sayılabilecek çözümlemelerine girişiyor ve ardından da hem Kemalizmin hem de Arjantin’deki Peronist Hareketin popülizme karşılık gelip gelmediğini tartışıyor.

  • Künye: Ernesto Laclau – Popülist Akıl Üzerine, çeviren: Nur Betül Çelik, Epos Yayınları, siyaset, 288 sayfa, 2018

Wolfgang Bauer – Denize Gömülenler (2018)

Gazeteci Wolfgang Bauer, deniz yoluyla Mısır’dan İtalya’ya ulaşmak isteyen Suriyeli sığınmacıların arasına karışıyor ve sığınmacıların hayat ile ölüm arasında gidip gelen zorlu yolculuklarını adım adım kayıt altına alıyor.

Yanına fotoğrafçı Stanislav Krupar’ı da alan Bauer, kendilerini şebekenin adamlarına teslim ediyor ve gün gün yaşadıklarını bizimle paylaşıyor.

Bauer ve Krupar, gazeteci oldukları anlaşılmasın diye, kendilerini Varj ve Servat adlı, Kafkas cumhuriyetlerinin birinden iki İngilizce öğretmeni, iki mülteci olarak tanıtıyor.

Kahire’de başlayan bu uzun ve çileli yolculuk,  İskenderiye’de sıkıntılı bir bekleyişle devam eder.

Günlerce bir düzine sığınmacıyla daracık bir dairede yaşayan iki gazeteci, denizde hayat ve ölüm arasındaki bu ince çizgide yol alacak, bu esnada hayatta kalanlar ve ölenler olacaktır…

Bu kitap, ölümden kaçıp bilinmeyen bir dünyaya yelken açan ve bunun için ölümü dahi göze alan insanların gerçek öyküsünü sunuyor.

  • Künye: Wolfgang Bauer – Denize Gömülenler: Suriyelilerle Avrupa Yolunda, fotoğraflar: Stanislav Krupar, çeviren: Süreyya Turhan, Ayrıntı Yayınları, belgesel, 128 sayfa, 2018

Süha Oğuzertem – Eleştirirken (2018)

Süha Oğuzertem’in 1990 ile 2014 arasında yayımlanan, on yazar hakkındaki on altı incelemesini sunan bu kitap, nitelikli edebiyat eleştirisinin nasıl yapılacağı konusunda çok öğretici.

Oğuzertem, bir yandan söz konusu yazar ve yapıtlara dair verili kabulleri veya klişeleri sorgularken, aynı zamanda ele aldığı konuyu psikanaliz ve etik başta olmak üzere feminizm, ekoeleştiri, Marksizm ve postmodernizme uzanan kuramsal bir çerçeveyle zenginleştiriyor.

“Edebiyat, hayatlarımız üzerine düşünmemize katkıda bulunursa misyonunu yerine getirmiş demektir.” diyen Oğuzertem’in kitabında tartıştığı kimi konular şöyle:

  • Sait Faik’in ütopyacı poetikası ve Türkçe kurmacanın lirik dönüşümü,
  • Leyla Erbil’in özgünlüğü,
  • ‘Sodom ve Gomore’de aşk, ahlak ve millilik,
  • Türkçe yazında kadın yazarlığı,
  • Modern romanımızın çerçevesi ve Ödipal anlatının sınırları,
  • Modern edebiyat bağlamında Abdülhak Şinasi Hisar’ın sözlü yazı serüveni,
  • Ahmet Hamdi Tanpınar’ın öykülerinde metafizik ve psikoseksüel çatışmalar…

Bahtin, Booth, Cohn, Frye, Hamburger, Havelock, Genette, Kernberg, Ong gibi isimlerin metinlerini Türkçeye kazandırmış isimlerden biri olan Oğuzertem’in klişeleşmiş yargılarla hesaplaşan bu metinlerini, bilhassa edebiyat incelemelerine ilgi duyanlar severek okuyacaktır.

  • Künye: Süha Oğuzertem – Eleştirirken: Modern Türkçe Edebiyat Üzerine Yazılar, İletişim Yayınları, edebiyat inceleme, 399 sayfa, 2018

Joseph Heller – Sanatçının Yaşlı Bir Adam Olarak Portresi (2009)

Joseph Heller asıl ününü, ilk romanı ‘Catch-22’ ile yapmıştı.

1961’de yayımlanmış ve büyük beğeniyle karşılanmış bu roman, Türkçe’ye ‘Madde 22‘ adıyla çevrilmişti.

Heller, bir yazarın yaşadığı bunalım üzerinden, edebiyat dünyasının dönüm noktası eserlerine uğradığı elimizdeki romanında, ilk romanıyla büyük başarı kazanmış bir yazarın, bir anlamda kendisinin yaşadığı çıkışsızlığı anlatıyor.

İlk romanından daha başarılı bir roman yazamamanın sıkıntısını yaşayan karakter, ölmeden önce kaleme alacağı eseriyle hayalindeki başarıya ulaşmayı amaçlar.

Heller bu sıkıntıyı işlerken, okuru, edebiyat dünyasının önemli eserlerine doğru bir yolculuğa çıkarıyor.

  • Künye: Joseph Heller – Sanatçının Yaşlı Bir Adam Olarak Portresi, çeviren: Ülker İnce, Kırmızı Yayınları, roman, 223 sayfa