İlhan Tarus – Uzun Atlama (2018)

İlhan Tarus, daha önce yayınlanan Kurtuluş Savaşı üçlemesiyle hatırlanacaktır.

Yazar şimdi de, Cumhuriyetin endüstrileşme hikâyesini şeker fabrikalarının kuruluşu üzerinden izlediği bu romanıyla karşımızda.

Tarus, bu romanı için, iki ay boyunca kilometrelerce yol kat etmiş ve ülkenin şeker fabrikalarını bir bir ziyaret etmiş.

Roman, bu fabrikaların ülkede nasıl muazzam bir toplumsal dönüşüm yarattığını gözler önüne sermesiyle önemli.

‘Uzun Atlama’, Şair Ceyhun Atuf Kansu’nun Turhal Şeker Fabrikası hastanesinin başhekimi oluşunu, Amerika’da eğitim görmüş bir mühendisi, kimyager bir kadını, bir öğretmeni, bir ustabaşını, bir temizlikçiyi; kısacası şeker fabrikalarında yolu kesişmiş toplumun farklı kesimlerinden pek çok karakteri karşımıza çıkararak bu fabrikalara dair zengin mi zengin bir anlatı sunuyor.

Roman, şeker fabrikalarının yalnızca teknolojik atılım, üretim patlaması, döviz tasarrufu, refah kaynağı yaratmasıyla değil, aynı zamanda çağdaş bir ulus yaratımı anlamına geldiğini hikâyelerle harmanlayarak gösteriyor.

  • Künye: İlhan Tarus – Uzun Atlama: Cumhuriyetin Şeker Fabrikaları (Bir Endüstrileşmenin Romanı), h2O Kitap, roman, 256 sayfa, 2018

Marc Wittmann – Hissedilen Zaman (2018)

Öznel zaman nedir?

Zaman duygumuz nasıl oluşur?

Bilişsel ve duygusal durumların bir göstergesi olarak zaman algısı konusuna odaklanan çalışmalar yürüten Marc Wittmann, ‘Hissedilen Zaman’da, zaman algısını, başka bir deyişle zamanı ne şekilde deneyimlediğimizi irdeliyor, ayrıca geçen zamana dair öznel duygularımızı ve süre duygumuzu inceliyor.

Wittmann,

  • Sıkça adını duyduğumuz “öznel zaman”ın tam olarak ne anlama geldiği,
  • Zaman duygumuzun nasıl oluştuğu,
  • Bizde zamanın bazen yavaş bazen hızlı aktığı duygusunun temel nedenlerinin ne olduğu,
  • Farklı yaşlarımızda zaman algımızın nasıl değiştiği,
  • Sabırlı ve sabırsız insanlar arasındaki farkların neler olduğu,
  • Duygularımız ve beden ritmimizin zaman algımızı nasıl değiştirdiği,
  • Ve bunun gibi pek çok konuyu aydınlatıyor.

Wittmann’ın kitabı, bu sorulara verilen yanıtlardan ibaret değil.

Sırtını son bilimsel çalışmalar ile zengin örneklere yaslayan ‘Hissedilen Zaman’, zaman bağlamında, gündelik hayatın ayrılmaz bir parçası olan birçok temel süreci de içeriyor.

Başka bir deyişle Wittmann, bize biraz daha yavaşlayıp hayatı daha sakin bir şekilde, mevcut ânın farkına vararak yaşamanın, böylece daha tatminkâr bir hayata ulaşmanın ipuçlarını da sunuyor.

  • Künye: Marc Wittmann – Hissedilen Zaman: Zamanı Nasıl Deneyimleriz?, çeviren: Özde Duygu Gürkan, Metis Yayınları, bilim, 160 sayfa, 2018

Kolektif – Ma Sekerdo Kardaş? (2018)

“Geride kalanları, kadın ve çocukları yük vagonlarına tıkıp batıya sürdüler. Nereye gittikleri, dönüp dönemeyecekleri belirsizdi.”

Şu ana kadar Dersim katliamı hakkındaki bilinmeyenler, tam olmasa da kısmen ortaya çıktı.

Orada, o dönemde yaşananlar yavaş yavaş aydınlığa çıkıyor.

İhlami Algör’ün derlediği ve şimdi genişletilmiş bir baskıyla yayınlanan bu kitaptaki tanıklıklar ise, yaşanan o büyük trajediye daha yakından, bu olayları bizzat yaşamış insanların gözünden bakmalarıyla benzerlerinden ayrılan, altın değerinde bir tarihsel belge.

‘Ma Sekerdo Kardaş?’taki (N’etmişiz Kardaş?) tanıkların anlatımlarının merkezinde Surbahan köyü yer alıyor.

Mercan Surbahan köyü, Kuzey Munzurlar silsilesine ait Kılıçkaya Dağı eteğinden Erzincan Ovası’na bakar.

1960’lı yıllara kadar köyün adı “Surbahan” idi.

Yeni adı Kılıçkaya.

1937-38’de Dersim’e yapılan harekâtın komutasının bir ayağı Surbahan köyünde üslendi.

Sonunda “harekât” tırpanı Surbahan köyünü de biçti.

Kitapta anlatıldığı kadarıyla, öldürülmüş erkeklerin kemikleri Ağbaba Dağı’nın dibinde Zıni

Gediği çukurunda, Kısmikör, Mağaçur, Brastik, Galolar, Balıbey köylerinden toplanarak kurşuna dizilmiş komşularının kemikleriyle birlikte gömüldü.

Geride kalanları, kadın ve çocukları yük vagonlarına tıkıp batıya sürdüler.

İşte tam on bir kişinin tanıklığına dayanan kitap, o süreçte Surbahan köyünden batıya sürülen birkaç ailenin hafızasından hareketle 1938-48 aralığına bakıyor ve bunu yaparken de, bu tarihlerin öncesi ve sonrasına uzanıyor.

Böylece, yaklaşık yüz yıllık bir zaman dilimine yayılan bu tanıklıklar, Dersim’de yaşananlar kadar, Erzincan’da Rus İşgali, Ermenilerin Erzincan’ı terk etmek zorunda kaldıkları yılları da kapsıyor.

  • Künye: Kolektif – Ma Sekerdo Kardaş? (N’etmişiz Kardaş?): “Dersim 38” Tanıklıkları, derleyen: İlhami Algör, İletişim Yayınları, anı, 199 sayfa, 2018

George Steiner – Tolstoy mu Dostoyevski mi? (2015)

İki roman dehasının dramatik ve öğretici yaşamlarını, romanın tarihindeki yerlerini, siyasetleri ve inançlarının düşünce tarihindeki rolünü irdeleyen ufuk açıcı bir çalışma.

Ünlü edebiyat eleştirmeni George Steiner’ın kaleminden, Tolstoy’un bir iyimser, Dostoyevski’nin ise, trajik bir metafizikçi olarak portresi.

  • Künye: George Steiner – Tolstoy mu Dostoyevski mi?, çeviren: Sevda Çalışkan, İş Kültür Yayınları

İsmail Tunalı – Felsefeye Giriş (2009)

Bilindiği gibi felsefe, insanın, içinde yaşadığı ve hazır olarak bulduğu dünyayı bilmek ve onu anlamak isteğinden doğdu.

İşte İsmail Tunalı’nın uzun yıllar üniversitelerde verdiği felsefe derslerinden edindiği deneyimlerin ürünü olan, insanın bilme ve anlamlandırma isteğinin izini süren ‘Felsefeye Giriş’ isimli bu kitabı, çağdaş felsefe sorunlarını, çağdaş felsefe disiplinleri içerisinde ele alıyor.

“Felsefe nedir?” sorusuyla başlayan kitap, bilgi felsefesi, bilim felsefesi, varlık felsefesi, ahlak felsefesi, siyaset felsefesi, estetik ve din felsefesi gibi konularda, kapsamlı ve sistematik bilgiler barındırıyor. Kitabın sonunda da, filozof yazılarından bir seçme de yer alıyor.

  • Künye: İsmail Tunalı – Felsefeye Giriş, Altın Kitaplar, felsefe, 223 sayfa

Jean-Pierre Corteggiani – Büyük Piramitler (2009)

Mısırbilimci Jean-Pierre Corteggiani, Kahire’deki Fransız Doğu Arkeolojisi Enstitüsü’nün bilimsel ve teknik ilişkiler sorumlusu.

Corteggiani, alt başlığı ‘Bir Efsanenin Günlüğü’ olan ‘Büyük Piramitler’de, çeşitli çağların tanıklıkları, efsaneler ve bilimsel gerçekler ışığında, nasıl yapıldıklarına dair gizemin hâlâ devam ettiği büyük piramitleri anlatıyor.

Corteggiani, gravürler, ilk keşiflerin rölöveleri, kazıların fotoğrafları, Gize bölgesinin hazineleri, havadan görünüşler, bilgisayar kayıtları gibi çok sayıda belgeden yararlanarak, bu gizemi aydınlatmaya çalışıyor.

Kitap, piramitlerin kuruluşunu, onlara dair efsanelerle harmanlayarak veriyor.

  • Künye: Jean-Pierre Corteggiani – Büyük Piramitler, çeviren: Elif Gökteke, Yapı Kredi Yayınları, tarih, 128 sayfa

Kolektif – Rönesans ve Osmanlı Dünyası (2018)

Sanat tarihi alanında çok güncel bir çalışma olarak tanımlayabileceğimiz ve şimdi ikinci baskısına ulaşan bu derleme, Rönesans dönemi Avrupa’sı ile Osmanlı ilişkilerini farklı yönleriyle irdeleyen makaleler sunuyor.

Kitap bilhassa, iki kültür arasındaki ticari temaslardan bilgi değişimine, mimarinin ilham kaynaklarından müzikal etkileşime birçok konuyu ayrıntılı bir bakışla ele almasıyla önem arz ediyor.

Kitapta,

  • Doğu ile Batı, Hıristiyan ve Müslüman dünyalar arasında entelektüel ve kültürel etkileşimler,
  • On birinci yüzyıldan on altıncı yüzyıla Akdeniz’de maddi kültür ve entelektüel merak,
  • Venedik ile Doğu Akdeniz arasındaki kültür aktarımında kitapların rolü,
  • Giacomo Gastaldi’nin Anadolu haritalarının ortak bir Venedik-Osmanlı kültürel uzamının evrimine dair söyledikleri,
  • Papa II. Pius’tan Papa XVI. Benedictus’a, Hıristiyan Avrupa ile İslami Osmanlı İmparatorluğu arasında kurulan eski ve yeni sınır çizgileri,
  • Jean Bodin örneği bağlamında, 16. yüzyılda İslam ve Osmanlı yönetimi hakkında olumlu görüşler,
  • Memlük, Osmanlı ve Rönesans kitap ciltleri,
  • Avrupa piyasalarında Osmanlı tekstilleri,
  • Ve Yunan felsefesinin hamisi olarak II. Mehmet’in Latin ve Bizans perspektifleri gibi ilgi çekici konular irdeleniyor.

Kitaba katkıda bulunan isimler ise şöyle: Claire Norton, Anna Contadini, Palmira Brummett, Deborah Howard, Caroline Campbell, Sonja Brentjes, Owen Wright, Zweder von Martels, Asaph Ben-Tov, Noel Malcolm, Alison Ohta, Suraiya Faroqhi ve Anna Akasoy.

  • Künye: Kolektif – Rönesans ve Osmanlı Dünyası, derleyen: Anna Contadini ve Claire Norton, çeviren: Ebru Kılıç, Koç Üniversitesi Yayınları, sanat tarihi, 340 sayfa, 2018

Dominique Manotti – Firar (2018)

Yanılmayalım, kaderlerimiz artık birbirine bağlı. Eğer geçmişimizi kurtarmak için hep birlikte mücadele etmezsek bir kez daha kaybedeceğiz ve İtalya’nın mücadele tarihinden silinip gideceğiz.

Dominique Manotti’nin bu başarılı polisiye romanı, cezaevinden firar eden bir grup devrimcinin başından geçenleri ve hemen ardından gerçekleşen kanlı bir banka soygununu merkeze alarak İtalya yakın tarihinden kritik bir dönemi anlatıyor.

Banka soygunu, aslında İtalyan siyasi polisinin, yalnızca soyguna katılan devrimcilere değil, genel olarak İtalyan devrimci güçlerine yönelik büyük çaplı komplosunun ürünüdür.

Roman, bu tuzağa düşen Carlo’yu ve yoldaşlarının yaşadıklarını, soygunun arka planındaki gerçekleri ve İtalyan siyasi polisinin bizzat yönlendirdiği sivil faşist, paramiliter örgütleri; Fransa’da mülteci olarak yaşayan İtalyan devrimcileri arasında yürütülen tartışmalarla da harmanlayarak anlatıyor.

İtalya’nın yakın tarihinin, bir dönemin devrimci kuşağının nitelikli bir panoramasını sunan ve canlı karakterleriyle de dikkat çeken roman, bilhassa siyasi polisiye severlerin kaçırmayacağı türden.

  • Künye:  Dominique Manotti – Firar, çeviren: Hüseyin Saygılı, Dipnot Yayınları, 230 sayfa, 2018

Pasi Sahlberg – Eğitimde Finlandiya Modeli (2018)

Finlandiya’nın göz kamaştırıcı eğitim sistemi bilhassa son yıllarda, yalnızca ideolojik tercihlerin yön verdiği eğitim anlayışının egemen olduğu Türkiye’de değil, tüm dünyada büyük ilgi çekiyor.

Kendisi de Finlandiya’da uzun yıllar matematik ve fizik öğretmenliği yapmış Pasi Sahlberg’in çok açık bir üslupla kaleme aldığı bu kitap da, Finlandiyalıların Amerika’da John Dewey ve Howard Gardner gibi düşünürlerin geliştirdiği kuramları nasıl başarıyla kendi ülkelerindeki okullarda uyguladığını ve bunları disiplinli bir şekilde sürdürdüğünü anlatıyor.

Sahlberg, eğitim alanında benzer başarılara ulaşmak isteyenlere, altın değerinde şu dört öneride bulunuyor:

  1. Sağlam bir öğrenme deneyimi için düzenli teneffüs ve fiziksel aktivite kritik önemdedir.
  2. Eğitim alanında yapılacak kapsamlı değişiklikler için küçük veri, büyük veriye kıyasla genelde çok daha etkili bir araçtır.
  3. Eğitim kazanımlarını daha nitelikli kılmanın yolu hakkaniyeti sağlamaktan geçer.
  4. Finlandiya eğitim sistemine dair uydurma bilgiler ve şehir efsaneleri, daha iyi bir eğitim sistemi kurma yolunda verilen çabaları akamete uğratabilir.

Başka bir deyişle Sahlberg, teneffüs hakkını ihlal etmeyin, istatistikleri değil küçük veriyi kılavuz edinin, eşitliğin yanı sıra hakkaniyeti de hedefleyin ve şehir efsanelerine aldırmayın diyor.

Sahlberg çalışmasında, bu dört öneriyi, uygulama örnekleriyle de zenginleştirerek Finlandiya’nın eğitim sistemini başarılı kılan ilkeleri, fikirleri, uygulamalar ve stratejileri adım adım açıklıyor.

Kitap, öğrenim ve öğretim uygulamaları alanında ülkelerin birbirlerinden öğrenebilecekleri çok şey olduğunu gözler önüne seriyor.

Çalışmanın, ‘Beni Ödülle Cezalandırma’ kitabının yazarı Özgür Bolat’ın önsözü ve Üstün Ergüder’in kaleme aldığı arka kapak yazısıyla yayınlandığını da belirtelim.

Eğitim müfettişlerine, okullardaki idari heyetlere, müdürlere, öğretmenlere ve çocuğunun nitelikli eğitim almasını isteyen tüm ebeveynlere şiddetle tavsiye edilir.

  • Künye: Pasi Sahlberg – Eğitimde Finlandiya Modeli, çeviren: Cansen Mavituna, Metropolis Kitap, eğitim, 126 sayfa

Selim Yalçıner – Vakıf (2009)

‘Vakıf’, Selim Yalçıner’in ilk romanı olan ‘Vasiyet’in devamı.

Serinin bu ikinci romanında, Yalçıner’in karşımıza çıkardığı karakter, ilk eserde karşımıza çıkan, annesi Avusturyalı, babası Türk olan Lara Berkes’tir.

Bu romanda, Berkes’in Meksika’dan Kuzey Irak’a uzanan, giderek artan sayıda insanın da katılmasıyla birlikte gelişen mücadeleleri hikâye ediliyor.

Babasının vasiyeti üzerine kurduğu vakıf aracılığıyla yeryüzündeki haksızlıklara karşı savaş veren genç kadın, dünyada yürütülmekte olan karanlık işlerin neredeyse tümünde adına rastlanan gizemli bir adam olan Hares’in peşine düşer.

Aralarında Viyana, Mexico City, Nuevo Laredo, Roma, Berlin, İstanbul, Mardin ve Erbil’in de bulunduğu, dünyanın birçok coğrafyasına uzanan bir kovalamaca yaşanacaktır.

Berkes, dünyayı iyiliklerin egemen olduğu bir hayat alanına dönüştürmek için kötülerle amansız bir savaşa girişecektir.

  • Künye: Selim Yalçıner – Vakıf, Özgür Yayınları, roman, 342 sayfa