Jonathan Coe – Bir Aile Kroniği ya da Küresel Yırtıcının Doymak Bilmez İştahı (2017)

İngiltere’de Thatcherizmin egemenliğini sürdürdüğü, ülkenin Amerika’yla birlikte sömürge kurmak için yürüttüğü yıkıcı siyaseti bir aile hikâyesiyle harmanlayarak anlatan şahane bir roman.

Roman, Winshaw ailesinin 1990’larla, iç ve dış siyasetle ve uluslararası gündemlerle iç içe geçen hayatından enstantaneler sunuyor.

Saddam Hüseyin’in Kuveyt’e girmiş olduğu bu dönemde, aile fertlerine teker teker odaklanan, onların karakterlerini adeta didik didik eden Jonathan Coe, ailenin serencamı üzerinden ülke içinde medya, siyaset, sağlık sisteminin özelleştirilmesi, finans ve gıda alanında yaşanan dönüşümleri ve genel olarak uluslararası gündemi belirleyen olayları kayıt altına alıyor.

Bir döneme, bir aileye ve doymak bilmez, pervasız emperyalist güçlere dair bir hikâye.

  • Künye: Jonathan Coe – Bir Aile Kroniği ya da Küresel Yırtıcının Doymak Bilmez İştahı, çeviren: Gül Çağalı Güven, Habitus Kitap, roman, 512 sayfa

Zygmunt Bauman – Hermenötik ve Sosyal Bilimler: Anlama’ya Dair Yaklaşımlar (2017)

Dünyanın önde gelen sosyal bilim teorisyenlerinden Zygmunt Bauman bu çalışmasında, sosyal bilimin, 16. yüzyılda, göreceli belirsizliğinden kurtularak hızla bilimsel tartışmaların merkezine oturmuş hermenötiğin meydan okumasına verdiği muhtelif yanıtları ele alıyor.

On sekizinci yüzyılın sonlarına kadar hermenötiğin kendi önüne koyduğu “açıklığa kavuşturma” vazifesinin, yazılı kaynakların orijinal, çarpıtılmamış mesajı için bir araştırma olarak görüldüğünü, hermenötik ne kadar güçlü ve vazgeçilmez de olsa haklı olarak sadece bir araç olarak görüldüğünü belirten Bauman, bu durumun 18. yüzyıldan sonra değiştiğini söylüyor.

Düşünür, hermenötikte 18. yüzyıldan sonra vahim bir kayma meydana geldiğini savunuyor ve bundan sonra hermenötiğin metinlerin salt eleştirisinin ötesine geçtiğini, tarihsel bilginin ve dolayısıyla da genel olarak toplumsal bilginin, doğası ve amaçları hakkında güç sorular sormaya başladığını belirtiyor.

Bauman kitabında hermenötiğe dair sorgulamasını geniş bir zaman diliminde ve Karl Marx, Max Weber, Karl Mannheim, Edmund Husserl, Talcott Parsons ve Martin Heidegger gibi isimlerin düşüncelerini eleştirel bir perspektifle değerlendirerek yürütüyor.

  • Künye: Zygmunt Bauman – Hermenötik ve Sosyal Bilimler: Anlama’ya Dair Yaklaşımlar, çeviren: Hüseyin Oruç, Ayrıntı Yayınları, sosyoloji, 336 sayfa

Paul Auster – Paul Auster’la Konuşmalar (2017)

Dünya edebiyatının ünlü simalarından Paul Auster’dan, yazmanın ve yazar olmanın anlamı üzerine düşünceler.

Sohbetlerle ilerleyen ve hem alanda çalışan uzmanlara hem öğrencilere hem de edebiyata, edebiyat kuramına ilgi duyan okurlara hitap edebilecek bu derleme, Auster’ın hayatına dair kimi biyografik ayrıntılar barındırmasıyla da önemli.

Yazar buradaki sohbetlerinde şairliği, roman yazarlığı, çevirmenliği ve film yönetmenliği sürecinde edindiği deneyimleri okurlarıyla paylaşıyor.

Kitaptan birkaç alıntı:

“İlk cümleyi bulana kadar bir roman yazmak imkânsızdır.”

“Roman, dünyada iki yabancının en mahrem halleriyle buluşabilecekleri tek yerdir.”

“Benim yazdığım her kitap kafamdaki bir uğultuyla başlamıştır. Belirli bir müzik ya da ritim, bir ton. Benim açımdan roman yazmaya hasredilen çabanın büyük kısmı sezgilerimle o uğultuya, o ritme sadık kalmaya çalışmaktan ibarettir.”

“Herkes farklı bir kitap okur; keza, herkes farklı bir film seyreder.”

“Bir roman yazmak organik bir süreçtir; çoğu bilinçdışı kanaldan ilerler.”

  • Künye: Paul Auster – Paul Auster’la Konuşmalar, derleyen: James M. Hutchisson, çeviren: Osman Akınhay, Agora Kitaplığı, söyleşi, 288 sayfa

Anthony Elliott – Çağdaş Sosyal Teoriye Giriş (2017)

Çağdaş sosyal teorisyenlerin düşüncelerini kapsamlı, aydınlatıcı ve yalın bir bakışla serimleyen çok önemli bir çalışma.

Anthony Elliott, sosyal teori alanındaki önemli geleneklerin ayrıntılı bir bakışla ele alıyor aynı zamanda düşünceleriyle sosyal teoriye adeta yön vermiş Adorno, Marcuse, Foucault, Lacan, Derrida, Giddens, Bourdieu, Kristeva, Habermas, Butler, Žižek, Castels, Beck, Bauman, Chodorow, Agamben ve DeLanda isimlerin fikirlerinin kapsamlı bir dökümünü yapıyor.

Kitabın en büyük katkılarından bir diğeri de, küreselleşme, feminizm, ağ toplumu, yapısalcılık, postmodernizm ve iklim değişikliği gibi alanlarda yürütülen güncel tartışmalardan hareketle, klasik sosyal teoriyi modern tartışmalarla ilişkilendirmesi.

Zenginliği ve sadeliğiyle hem akademik camiada bu alanda çalışanların hem öğrencilerin hem de konuya ilgi duyan okurların fazlasıyla dikkatini çekebilecek bir çalışma.

  • Künye: Anthony Elliott – Çağdaş Sosyal Teoriye Giriş, çeviren: İbrahim Yıldız ve Aylin Görgün Baran, Dipnot Yayınları, sosyoloji, 448 sayfa

Pınar ilkiz – Hakikaten: Sevin Okyay Anlatıyor (2017)

“Hakikaten” lafını çok seven ve sıklıkla kullanan Sevin Okyay, yalnızca bir sinema yazarı değil, aynı zamanda usta bir çevirmen, caz müzik ve spor yorumcusu olarak da gönlümüzde taht kurmuş, Türkiye’nin en üretken yazarlarından.

Pınar İlkiz’in sorularıyla yol alan bu nehir söyleşi ise, Sevin Okyay’ın dünyasına dair bilinmeyenleri, onun bir insan, entelektüel ve kadın olarak portresini sunuyor.

Okyay’ı bilenler bilir; kendisi yazılarıyla bile insana keyif bulaştıran bir isim.

Kitabı okurken ilk fark ettiğimiz şey de kendisinin bu hususiyetinden hiçbir şey kaybetmediğidir.

Söyleşi boyunca Okyay’ın kültürel, sanatsal, entelektüel, yazınsal ve sportif dünyasında adım adım ilerliyoruz, böylece bir anlamda bellek de tazelemiş oluruz.

Öte yandan söyleşinin, Sevin Okyay’ın çocukluğuna, yetişme çağlarına, beslendiği kaynaklara ve özellikle de ailesinin kendisi üzerinde bıraktığı, Okyay’ı Okyay yapan silinmez etkileri görünür kılmasıyla ayrıca önemli olduğunu söylemek lazım.

  • Künye: Pınar ilkiz – Hakikaten: Sevin Okyay Anlatıyor, Ayizi Kitap, söyleşi, 216 sayfa

John B. Arden – Brain Up (2017)

Sinirbilim alanında son yıllarda önemli keşifler yaşandı.

Bu durum da, beynimize dair şu ana kadar bilmediğimiz gerçekleri keşfetmemize olanak verdi.

Öte yandan, sinirbilimde yaşanan bu gelişmelerin, psikoterapi alanına nasıl uyarlanacağı konusunda da kimi girişimler ortaya kondu.

İşte elimizdeki kitap da, sinirbilimde kaydedilen gelişmelerin gündelik hayata nasıl uyarlanabileceği hakkında genel okuru bilgilendirmeyi, başka bir deyişle beyin temelli bir terapinin nasıl uygulanabileceğini açıklıyor.

John B. Arden, zor zamanlarda beynimizi diri tutacak kimi uygulamalar ve perspektifler aracılığıyla bu yönde etkili ve kullanışlı bir rehber sunmayı amaçlıyor.

  • Künye: John B. Arden – Brain Up, çeviren: Nuray Önoğlu, Okuyan Us Yayınları, kişisel gelişim, 308 sayfa

İrfan Yalçın – Fareyi Öldürmek (2017)

İrfan Yalçın’ın ilkin 1980’de yayımlanan, yakın zamanda ‘İçimdeki İnsan’ adıyla sinemaya da uyarlanan romanı, iyi bir insanlık durumu hikâyesi.

Romanın başkahramanı Sabri, yıllardır bir devlet dairesinde çalışan küçük bir memurdur.

Yaşamı, evden işe gitmekten ve işten eve dönmekten ibarettir.

Fakat günün birinde Sabri, büyük bir bunalıma girer.

Bu bunalım esnasında kahramanımız, dairedeki şefini, başına ağır bir nesneyle vurarak öldürür.

Peki, aklı başında görünen, kurallara riayet etmeyi hayatının amacı bellemiş, toplumun değerlerine körü körüne bağlı Sabri’yi bir katile dönüştüren etkenler nelerdir?

Roman, ilk olarak Sabri’nin arkadaşlarının tanıklığıyla, ardından bizzat Sabri’nin çocukluğundan bugüne yaşadıklarının izini sürerek bunun nedenlerini adım adım aydınlatır.

Sabri, hayatı boyunca çektiği tüm acılara, yediği tüm kazıklara ve engellenmiş tüm hayallerine rağmen iyi olmaya çalışmıştır.

Fakat kahramanımız, bir yerde bu yükü taşıyamamış ve geçmişte yaşanan trajediler olanca ağırlığıyla üzerine çökmeye başlamıştır.

Sabri’nin yanı sıra Nuri, Şükran, Necla, Sabahat, Deli Naci, Yüksel ve Murat gibi özgün karakterler barındıran ‘Fareyi Öldürmek’, iyilik ve kötülüğü ilgi çekici bir boyutta tartışan, insana dair bize çok şey söyleyebilecek bir roman.

  • Künye: İrfan Yalçın – Fareyi Öldürmek, h2O Kitap, roman, 144 sayfa

Michel Tournier – Cuma ya da Yaban Yaşam (2017)

Sömürgecilik ve kıyım üzerinde yükselmiş beyaz adam imgesinin üzerine inşa edilmiş Robinson mitini paramparça eden, kapitalizmin tüketime tapan zaman ve düzen saplantılı sistemini yerden yere vuran sorgulayıcı bir metin.

Michel Tournier’nin ‘Cuma ya da Yaban Yaşam’ı, ıssız bir adaya düşen “Beyaz adam”ı ve onun doğayla ve “medeniyetle” hesaplaşılmasına dair çarpıcı bir hikâye sunuyor.

Tournier’nin buradaki Robinson’u, bu sefer muktedir Batılı fatihi anlatmak yerine, Cuma’dan ve doğadan dersler alan ve böylece bir yönüyle sömürgecilikle öte yandan Batı’nın diğer coğrafyalarla kurduğu hiyerarşik ilişkiyle yüzleşen bir karakter olarak karşımıza çıkıyor.

Jean-Claude Götting’in hikâyeye eşlik eden resimleri de kitaba ayrı bir zenginlik katıyor.

  • Künye: Michel Tournier – Cuma ya da Yaban Yaşam, resimleyen: Jean-Claude Götting, çeviren: Orçun Türkay, Metis Yayınları, roman, 160 sayfa

David Frisby ve Derek Sayer – Toplum (2017)

David Frisby, daha önce Türkçede yayımlanan ‘Modernlik Fragmanları’yla hatırlanacaktır.

Frisby o kitabında, Georg Simmel, Siegfried Kracauer ve Walter Benjamin’in düşüncelerinin izinde, modernliğin gündelik hayattaki deneyimlenişini irdelemişti.

Derek Sayer’i ise, ‘Soyutlamanın Şiddeti’yle biliyoruz.

Yazar söz konusu kitabında, Marx’ın toplumsal kuramının eleştirel bir okuması ekseninde tarihsel maddeciliğin analitik temellerini incelemişti.

İki yazar şimdi de, bir zamanlar çağdaş sosyolojide önemli yer tutan “toplum” kavramını ve kavramın geçen zaman içindeki dönüşümünü inceliyor.

Yazarların burada en dikkat çeken tezi, “toplum” kavramının konumu ve içeriği konusunda çağdaş sosyolojide bir fikir birliği mevcut değildir, şeklinde özetlenebilir.

Günümüzde toplum kavramının başat konumunu kaybettiğini belirten yazarlar,  bunun temel nedenlerini irdeledikleri gibi, kavramın tekrar toplum bilimleri alanına dâhil edilmesinin neden önemli olduğunu da tartışıyor.

  • Künye: David Frisby ve Derek Sayer – Toplum, çeviren: Batuhan Bekmen, Habitus Kitap, sosyoloji, 160 sayfa

Maurice Blanchot – Felaket Yazısı (2017)

Kuşkusuz düşünceleriyle, fakat daha da ötesi o düşünceleri kendine has ifade ediş tarzıyla hayran kaldığımız Maurice Blanchot’dan eşsiz bir kitap daha.

Daha önce muhteşem kitaplarından ‘Bekleyiş Unutuş’u burada gösterdiğimiz Blanchot ‘Felaket Yazısı’ndaki parçalı metinlerinde, dilin sınırları, unutuş, sessizlik, felaket, geç kalmak, sonsuz ve sınırlı olan, bilmek, ölüm ve ebediyet gibi konular üzerine düşünüyor.

Bir filozof/şair olarak Blanchot’nun ellerinde kelimeler büyülüdür ve daha önce fark edemediğimiz güçlerle parıldar.

Bu kitapta yer alan metinler de, bunun en iyi örneği olarak okunabilir.

Kitaptan birkaç alıntı:

  • Sen değilsin konuşacak olan; bırak, unutuşla ya da sessizlikle olsa bile, felaket konuşsun sende.
  • Biz ki, zamanın yollarında hep dönüşteyiz, ne ilerliyoruz ne geç kalıyoruz: Geç erkendir, yakın uzak.
  • Sonsuz-sınırlı, bu sen misin?
  • Geriye, adına sustuğumuz adlandırılmamış kalır.
  • Felaketin eliaçıklığı. Ki orada hayat, ölüm, daima aşılmıştır.
  • Ebediyeti, onu geçici kılmak için, paylaşalım.

Künye: Maurice Blanchot – Felaket Yazısı, çeviren: Aziz Ufuk Kılıç, MonoKL Yayınları, felsefe, 204 sayfa