Leo Strauss – Nietzsche: İyinin ve Kötünün Ötesinde (2018)

Leo Strauss, 1971-72 güz ve bahar döneminde St. John’s College’da, Friedrich Nietzsche’nin ‘İyinin ve Kötünün Ötesinde’ adlı kitabı üzerine seminer vermişti.

Bu seminerler, Nietzsche’nin söz konusu kitabı kadar, düşünürün sistemini farklı yönleriyle ele almasıyla da önemlidir.

Strauss burada, öncelikle Nietzsche’nin güç istencinin kendisinin sisteminde temel gerçek olduğu iddiasıyla ilgileniyor ve bu iddiaların yorumdan öteye geçemediğini savunuyor.

Strauss ayrıca, kendi düşünüşünde başat yer tutan doğa sorunu ya da doğa ve tarih sorununun da Nietzsche’nin merkezi temalarından biri olduğunu gösteriyor.

Strauss, seminerinde bu konulara merkezi yer verse de, Nietzsche’den yola çıkarak Platon, Spinoza, Locke, Kant, Hegel, Marx, Freud ve Heidegger gibi düşünürlerin fikirlerini de uzanıyor.

Mark Blitz’in editörlüğü ve sunuşuyla sunulan kitabın bir diğer ilgi çekici yanı ise, bu seminer esnasında Strauss ile öğrenciler arasında yapılmış ufuk açıcı tartışmaları da sunması.

  • Künye: Leo Strauss – Nietzsche: İyinin ve Kötünün Ötesinde, çeviren: Özgüç Orhan, Pinhan Yayıncılık, felsefe, 376 sayfa, 2018

 

Kojin Karatani – İzonomi ve Felsefenin Kökenleri (2018)

Felsefenin ve modern demokrasinin beşiğinin genellikle Antik Yunan, ya da daha doğru bir ifadeyle Atina olduğu söylenir.

Kojin Karatani de bu harika incelemesinde, Atina’nın felsefe ve demokrasideki bu rolünü teslim etse de, bu sistemin daha gelişmiş, yani daha eşitlikçi halinin İyonya’da yaşandığını söylüyor.

Atina’daki sistemin İyonya’daki sistemin yozlaşmış biçimi olduğunu savunan Karatani, İyonya’daki daha eşitlikçi sistemi “izonomi” kavramıyla tanımlıyor.

Düşünüre göre Atina’daki demokrasi sınıf eşitsizlikleri ve kölelik barındırırken İyonya’daki izonomi gerçek anlamda bir ekonomik ve siyasi eşitlik ile hareket özgürlüğü sunmaktaydı.

Karatani bu karşılaştırmayı yaparken, Yunan filozoflarının İyonya doğa felsefesi ve etiğiyle olan bağlarını açıklıyor.

Karatani bu bağlamda, Hippokrates, Hesiodos, Homeros, Heredotos, Herakleitos, Sokrates, Platon ve Pythagoras gibi filozofların düşüncelerinden hareketle İyonya toplumu ve düşüncesini, İyonya doğa felsefesinin arka planını ve İyonya doğa felsefesinin temel noktalarını açıklıyor.

Karatani öte yandan, Antik Yunan’daki demokrasi deneyimini, günümüzde demokrasinin karşı karşıya olduğu ciddi kriz bağlamında yeniden yorumluyor ve bugün reel demokrasinin potansiyel tehlikelerine karşı bizi daha uyanık olmaya davet ediyor.

Düşünüre göre, “Tiranlık ile demokrasi birbirinden göründüğü kadar farklı değildir.”

  • Künye: Kojin Karatani – İzonomi ve Felsefenin Kökenleri, çeviren: Ahmet Nüvit Bingöl, Metis Yayınları, felsefe, 200 sayfa, 2018

Silvia Naef – İslam’da “Tasvir Sorunu” Var mı? (2018)

Uzun zamandır Arap ve İslâm dünyasında modern sanat, görsel temsil ve tasvir konularını inceleyen Silvia Naef’ten, İslam’da tasvir sorununu çok yönlü bir bakışla irdeleyen ufuk açıcı bir eser.

İslam’ın tasviri tabu olarak görüp görmediği konusu, evveliyatı çok eski tartışmalardandır.

Naef ise, İslam’da tasvirin hep var olduğunu, başka bir deyişle Müslümanların geçmişten bugüne, özellikle de 19. yüzyıldan itibaren canlı bir imge dünyasına sahip olduğunu belirtiyor.

Naef, çalışmasına, İslam dininin kurucu metinlerinin tasvir konusunda aldığı tavırdan yola çıkıyor ve devamında,

  • İslam’ın ilk zamanlarından başlayarak, öncelikle Ortadoğu’da, sonra da İran ve esas olarak Osmanlı İmparatorluğu’nda yapılan figüratif tasvirlere bakarak İslam medeniyetinin bünyesinde tasvirin nerede ve nasıl var olabildiğini,
  • Modern çağda ve bugün, yani Müslüman dünyanın tarihindeki algısıyla 19. yüzyıldan günümüze uzanan dönemde “resmin çoğaltılması”nı,
  • yüzyılın başından itibaren fotoğrafın, heykel sanatının, resmin, sinema ve televizyonun İslam coğrafyasında kendilerini nasıl ifade ettiklerini ve din adamlarının bu fiilî duruma verdikleri tepkileri,
  • Gündelik hayatta tasvire yeni bir yer açan bu yeni medya aygıtlarının, gelişen toplumla dinin arasına nasıl girdiğini,
  • Bu durum karşısında, özgün metinlerin yeni duruma uyarlanarak nasıl yeniden yorumlandığını,
  • Bu yeniden yorumların tasvirin tamamen ya da kısmen kabulünden tamamen yasaklanmasına kadar uzanan bir yelpazede yer alışını,
  • Peygamberlerin ve başka kutsal kişiliklerin temsilindeki tutumları,
  • Ve bunun gibi, birçok ilgi çekici konuyu irdeliyor.

Naef’in çalışması, konuya, İslam dünyasını bugün hâlâ yaygın bir biçimde sırf din adamlarının düşüncelerinden yola çıkarak açıklamak isteyen ve oryantalist bakışın uzantısı olan yorumların dışında bakmasıyla çok önemli.

  • Künye: Silvia Naef – İslam’da “Tasvir Sorunu” Var mı?, çeviren: Can Belge, Ayrıntı Yayınları, sanat, 128 sayfa, 2018

Molly Greene – Osmanlı Devleti ve Rumlar (2018)

Princeton Üniversitesi’nde Helen Araştırmaları ve Tarihi bölümünde öğretim üyesi Molly Greene’in bu yetkin çalışması, 1453-1774 arasında Rumların Osmanlı devletiyle ilişkilerini yeni araştırmaların ışığında yorumluyor.

Osmanlı’nın yönetimi altında yaşamanın genelde Hıristiyanlar, özel olarak da Rumlar için ne anlama geldiğini kapsamlı bir şekilde ele alan Greene,

  • Osmanlı İmparatorluğu’nun eski Bizans İmparatorluğu’nun Ortodoks dünyasını coğrafi olarak yeniden birleştirmesinin kilise ve cemaat için ne anlama geldiğini,
  • Rum Ortodoks cemaatinin ve kilisenin Osmanlı yönetimine ne ölçüde dâhil olduğunu,
  • Osmanlı iltizam sisteminin bir büyük mültezim olarak kiliseye nasıl etki yaptığını,
  • Osmanlı şeriyye sisteminin Ortodokslar için bir nebze de olsa esnetilip esnetilmediğini,
  • Ve bunun gibi pek önemli konuyu tartışıyor.

Osmanlı devletiyle Ortodoks Hıristiyan cemaatin ilişkilerini kültürel, ekonomik ve siyasal gelişmeler çerçevesinde irdelemesi, kitabın en önemli katkılarından.

  • Künye: Molly Greene – Osmanlı Devleti ve Rumlar (1453-1768), çeviren: Zeynep Rona, Kitap Yayınevi, tarih, 268 sayfa, 2018

Byung-Chul Han – Zamanın Kokusu (2018)

Diskroni, yani zamansal bozulma, bireysel ve toplumsal hayatı nasıl etkiliyor?

Byung-Chul Han, diskroninin zorunlu bir hızlanmanın sonucu olmadığını, diskroninin esas sorumlusunun, zamanın atomlaşması olduğunu belirtiyor.

‘Zamanın Korkusu’, diskroninin tarihsel ve sistematik nedenlerinin izini sürüyor ve bunu yaparken tarihe dönüp bakarak, zaman krizinin aşılması için yaşamın, gündelik hayatın en küçük unsuruna kadar farklı bir biçim almasının zorunlu olduğunu işaret ediyor.

Zaman krizini iyileştirmenin imkânları üzerine düşünen Byung-Chul Han, bu amaçla, öteki, farklı zamansallıkların veya kurgulanmış zamansallıkların da peşine düşüyor ve böylelikle zamana itibarını iade etmeye çabalıyor.

Kitaptan birkaç alıntı:

“Günümüzün zaman krizinin önemli nedenlerinden biri, vita activa’nın, eylemlilik yaşamının mutlaklaştırılması. Bu mutlaklaştırma, insanı bir animal laborans, “çalışan hayvan” derekesine indiren bir çalışma buyruğuna yol açıyor.”

“Gündelik hayattaki hiperkinezi, aşırı hareketlilik, insan yaşamındaki tefekkür unsurunu, durma becerisini ortadan kaldırıyor. Dünyanın ve zamanın kaybına yol açıyor.”

“Hayatın hızlandığı hissi, amaçsızca dönüp duran zamanın yol açtığı bir duygu aslında. Diskroni zorunlu bir hızlanmanın sonucu değil. Diskroninin esas sorumlusu, zamanın atomlaşması. Zamanın eskisine göre çok daha hızlı geçtiği hissi de bundan kaynaklanıyor. Bu zamansal dağılma nedeniyle, süremin deneyimlenmesi de imkânsızlaşıyor.”

“Daha hızlı yaşamaya çalışan herkes nihayetinde daha hızlı ölecektir. Hayatı daha doyurucu hale getiren şey olayların toplam miktarı değil, sürem deneyimidir. Bir olayın diğerinin hemen ardından geldiği yerde, kalıcı hiçbir şey meydana gelmez. Tamamlanma ve anlam nicelikten yola çıkarak açıklanamaz. Hızla yaşanan ve hiçbir şeyin uzun kalmadığı, yavaş hiçbir şey içermeyen bir hayat, hızlı, kısa vadeli ve kısa yaşanan deneyimlerle nitelenen bir hayat, ‘deneyim oranı’ ne kadar yüksek olursa olsun, kısa bir hayattır.”

  • Künye: Byung-Chul Han – Zamanın Kokusu: Bulunma Sanatı Üzerine Felsefi Bir Deneme, çeviren: Şeyda Öztürk, Metis Yayınları, felsefe, 136 sayfa, 2018

Julius R. Van Millingen – Osmanlı’dan İnsan Manzaraları (2018)

Julius R. Van Millingen, bir zamanlar İstanbul’da bankerlik yapmıştı.

Millingen’in bu kitabı da, 1800’lü yılların ortalarındaki Osmanlı toplumu hakkında zengin gözlemler barındırmasıyla önemli bir kaynak.

Millingen’in kitabı, gittikçe güçten düşmüş, artık son dönemlerini yaşamakta olan Osmanlı’nın içinde bulunduğu kaotik durumu gözler önüne seriyor.

Yazar bunun yanı sıra, çalışmasını, toplumun farklı kesimlerinin yaşayışına dair değerlendirmelerle de zenginleştirmiş.

Arnavutların, Tatarların, Pomakların, Bulgarların, Kırgızların, Lazların, Ermenilerin, Yunanlıların, Ulahların, Yahudilerin, Çingenelerin, Suriyelilerin, Dürzilerin, Marunilerin, Bedevilerin ve Türklerin karakterleri, dini inançları, kıyafetleri ve yemek anlayışlarını ayrıntılı bir şekilde anlatan Millingen, imparatorluğun kültür ortamının iyi bir tasvirini sunuyor, ayrıca toplumun gündelik hayatından birçok ilginç ayrıntı sunuyor.

  • Künye: Julius R. Van Millingen – Osmanlı’dan İnsan Manzaraları, çeviren: Osman Yıldız, Doruk Yayınları, tarih, 104 sayfa, 2018

Peter Sloterdijk – Yeniçağın Kötü Çocukları (2018)

Peter Sloderdijk’ın, insanlığın ilerleme mefhumunun karamsar bir tablosunu çizdiği ‘Yeniçağın Kötü Çocukları’, tarihte iz bırakmış kimi isimlerin yapıp ettikleri üzerinden ilerliyor.

Sloterdijk bunu yaparken, insanlığın ilerleme dürtüsünün kaynağının ne olduğu ve tarihsel sürecin özgürlüğü beraberinde getirip getirmeyeceği gibi önemli soru ve sorunlara yanıt arıyor.

Bu bağlamda, Madame de Pompadour, Napoleon, İsa, Deleuze, Guattari, Çernişevskiy ve Stalin gibi tarihe geçmiş isimlerin izini süren Sloterdijk, modernitede gelenek bağlarının koptuğu ve nesiller arası alışverişin zayıfladığı günümüzde, tarih ve ilerlemenin ne anlama geldiği üzerine derinlemesine düşünüyor.

‘Yeniçağın Kötü Çocukları’ karamsar olduğu kadar gerçekçi ve dolayısıyla hakiki bir sorgulama.

  • Künye: Peter Sloterdijk – Yeniçağın Kötü Çocukları, çeviren: Şeyda Öztürk, Edebi Şeyler Yayınları, siyaset, 408 sayfa, 2018

Samir Amin – Küreselleşmiş Değer Yasası (2018)

Yakın zamanda aramızdan ayrılan, önde gelen Marksist düşünürlerden Samir Amin, sosyal adalete Marksist iktisadın penceresinden bakıyor ve Marksizmin bu alandaki güncel ve tarihsel sorunlara getirebileceği çözümler üzerine derinlemesine düşünüyor.

Karl Marx’ın tanımladığı şekliyle “değer yasası”nı, “küreselleşmiş değer yasası” olarak yeniden yorumlayan Amin, bunu, siyasi iktidar ile kapitalist ve kapitalizm öncesi ekonominin sistematik eklemlenme sorununun tahlili bağlamında yapıyor.

Kitapta,

  • Kapitalist üretim tarzında sermaye birikimi,
  • Parasal denge ve faiz oranı teorisi,
  • Artık ürünün kapitalistler ve toprak sahipleri arasında bölüşülmesi ve toprak rantı teorisi,
  • Emperyalist sistemde dünya ölçeğinde birikim, emek gücü fiyatı hiyerarşisi ve emperyalist rant,
  • Ve bunun gibi pek çok ilgi çekici konu tartışılıyor.

Künye: Samir Amin – Küreselleşmiş Değer Yasası: Kıyısı Olmayan Marx, çeviren: Fikret Başkaya, Yordam Kitap, iktisat, 143 sayfa, 2018

 

Gözde Kazaz ve H. İlksen Mavituna – Bu Ülkeden Gitmek (2018)

Küresel piyasa araştırma grubu New World Wealth tarafından yayınlanan “Küresel Servet Göçü 2018” başlıklı rapora göre, son üç yıl içinde Türkiye’den 13 bin milyoner yurtdışına göç etti.

Bunların 12 binini, son iki senede gidenler oluşturuyor.

Fakat ülkeden gidenler, yalnızca zenginler yahut “orta sınıf/beyaz yakalı” diye tanımlanan kesimlerden ibaret değil.

Sosyoekonomik olarak avantajlı diyebileceğimiz grubun yanında gazeteciler, akademisyenler, öğrenciler ve sanatçılar da buralardan gitmeye başladı.

İşte Gözde Kazaz ve İlksen Mavituna’nın kaleme aldıkları bu çalışma, Türkiye’den göçün nasıl bir vaka haline geldiğini, bu yeni göç dalgasının neden öncekilerden çok daha farklı bir göç dalgası olduğunu açık seçik bir şekilde ortaya koyuyor.

Yeni göç hareketliliğinin nedenlerini, bizzat gidenlerin ve gitmek isteyenlerin hikâyeleri ve kişisel deneyimleri ışığında anlamaya çalışması ise, kitabı bilhassa önemli kılan hususlardan.

İbrahim Sirkeci’nin sunuşuyla açılan kitapta, KONDA Genel Müdürü Bekir Ağırdır’la, Yeni Türkiye’nin göç ikliminin enine boyuna değerlendirildiği kapsamlı bir söyleşi de yer alıyor.

  • Künye: Gözde Kazaz ve H. İlksen Mavituna – Bu Ülkeden Gitmek: Yeni Türkiye’nin Göç İklimini Buradakiler ve Oradakiler Anlatıyor, Metropolis Kitap, siyaset, 136 sayfa, 2018

Élise Thiébaut – Bu Benim Kanım (2018)

Feminist yazar Élise Thiébaut, yumurtlamanın ve doğal olarak doğurganlığın göstergesi olan âdet kanı tabusunu çok zengin bir bakış açısıyla; sosyal, tarihsel, mitolojik ve dinsel yönleriyle irdelemiş ve ortaya ‘Bu Benim Kanım’ başlığıyla hem aydınlatıcı hem de keyifli bu kitap çıkmış.

Thiébaut, milyarlarca kadından biri olarak, kişisel hikâyesinden hareketle tektanrılı dinlerin âdet kanamalarına bakışını, kemerden tampona dönemsel koruma ürünlerini, adet kanındaki kök hücreleri, âdet bankalarını, âdet kanıyla tedavi edilen hastalıkları ve bunun gibi pek çok ilgi çekici konuyu ele alıyor.

Âdet kanamasının toplumlara veya kişilere göre çok farklı biçimlere büründüğünü ortaya koyan kitap, ayrıca menstrüasyon hakkında şaşkınlık uyandıran efsaneler, batıl inançlar ve önyargılarla da hesaplaşıyor.

  • Künye: Élise Thiébaut – Bu Benim Kanım: Âdetin Kısa Hikâyesi (Yaşayan Kadınlar ve Yaratan Erkeklerden), çeviren: Sanem Işıl Aytuğ, Ayrıntı Yayınları, kadın, 208 sayfa, 2018