Michel Foucault – Ölüm ve Labirent (2018)

1877-1933 arasında yaşamış Raymond Roussel,  çağdaş Fransız yazınının en büyük öncüleri arasında yer alır.

Roussel o denli etkili olmuştur ki, gerçeküstücüler onun özgün imgelem yeteneğini göklere çıkarmışlardır.

Bunun yanı sıra “Yeni Roman” akımının önde gelen iki ismi olan Alain Robbe-Grillet ve Michel Butor da, Roussel’in dehasına hayran kalmıştır.

Böylesi bir etkilenme, Michel Foucault için de geçerli ki, elimizdeki bu çalışmasının tümünü Roussel’e ayırmıştır.

Foucault, şimdi ikinci baskısı yapılan bu kitabında, dilin doğası ile dış dünya arasındaki etkileşimi ya da kendisinin kavramsallaştırmasıyla “kelimeler” ve “şeyler” arasındaki ilişkiyi, Roussel’in yapıtları bağlamında irdeliyor.

Foucault, edebiyatı bir estetik dışavurum biçimi olarak değil, daha çok bir deneyim alanı olarak tasavvur ediyor ve buradan yola çıkarak Roussel’in yapıtları üzerinden dilin doğasına dair kapsamlı bir sorgulama yürütüyor.

Foucault, dilin bizler için bir labirent inşa ettiğini, bu labirentten çıkmanın da ancak ölümle mümkün olduğunu savunuyor.

Foucault, Roussel’in de, hem yapıtları hem de intiharıyla, kendisinin bu tezini ispat ettiğini düşünüyor.

  • Künye: Michel Foucault – Ölüm ve Labirent, çeviren: Savaş Kılıç, Koç Üniversitesi Yayınları, felsefe, 158 sayfa, 2018

M. Murat Erdoğan – Suriyeliler Barometresi (2018)

Suriye’de 2011’den beri devam eden savaş, pek çok Suriyelinin ülkelerinden kaçmasına ve insanlık onurunu ayaklar altına alan şartlarda yaşamasına neden oldu.

Ülkelerinden kaçan Suriyelilerin önemli bir kısmı da, şu an Türkiye’de.

İşin asıl tuhaf ve bu yönüyle sorun teşkil eden tarafı ise, göçmen sorununun aşılması konusunda ne iktidarın ne de muhalefetin hâlihazırda doğru düzgün bir politika ortaya koyamamış olması.

İşte Prof. Dr. Murat Erdoğan’ın tasarladığı ve her yıl uygulanması planlanan ‘Suriyeliler Barometresi’, bu soruna hem sosyolojik hem de politik anlamda bir çözüm bulunmasının imkânlarını sorgulamasıyla önemli bir boşluğu doldurmaya aday.

Konuyu hem Türk toplumu hem de Suriyeliler açısından ele alan Erdoğan, ortak toplumsal yaşamın dinamiklerinin ne olduğunu ortaya koyuyor.

26 ilde Türk vatandaşları ve Suriyelilerle yapılan görüşmelere dayanan araştırma, var olan sorunu kapsamlı bir şekilde tanımladığı gibi, hak temelli, insan onuruna yakışacak ve huzurlu bir ortak geleceğin zemini için neler yapılması gerektiğini adım adım açıklıyor.

  • Künye: M. Murat Erdoğan – Suriyeliler Barometresi: Suriyelilerle Uyum İçinde Yaşamın Çerçevesi, İstanbul Bilgi Üniversitesi Yayınları, sosyoloji, 196 sayfa, 2018

Gertrude Stein – Alice B. Toklas’ın Özyaşamöyküsü (2018)

Yirminci yüzyıl modernist edebiyatın öncülerinden Gertrude Stein, uzun yıllarını birlikte geçirdiği Alice B. Toklas’ın gözünden Birinci Dünya Savaşı öncesi ve sonrasının zengin bir fotoğrafını çekiyor.

Yirminci yüzyılın başındaki Paris’te bir araya gelen ve o zaman adları pek bilinmeyen bir dizi genç sanatçı ve edebiyatçının yaşadıkları çevre hakkında aydınlatıcı ve keyifli bir metin olarak okunabilecek kitap, Picasso, Matisse, Gris, Braque, Apollinaire, Ernest Hemingway ve Sherwood Anderson gibi isimleri karşımıza çıkarıyor.

Kitap, büyük bir yıkımının Avrupa’yı kasıp kavurduğu bu dönemde, kendi edebi ve sanatsal eserlerinin ilk nüvelerini yaratmaya koyulan, her şeye rağmen ümidini kaybetmeyen yenilikçi bir kuşağın dünyasından ayrıntılar sunmasıyla önemli.

Bu yönüyle döneme dair bilgilendirici bir kültür tarihi kitabı okunabilecek kitap, ustaca betimlenen bir yaratıcılık atmosferi içinde, 20. yüzyıl başlarının pek çok ünlü adayı canlı portre çizimleri ve eğlendirici anekdotlarla arzı endam ediyor.

Dönemin kültür olayları, sanatçıların bir Bohem yaşantısı içinde sürdürdükleri yaratma savaşımları, I. Dünya Savaşı’nın getirdiği değişimler, yazarın kendi yaşamı ve yaratıcılık süreciyle iç içe anlatılıyor.

Gertrude Stein, kendine has edebiyat denemeleriyle bilinir.

Bu kitabı da, yazarın bu sıra dışı tarzından tam olarak bağımsız düşünmek mümkün değil.

Stein, ayrıksı birtakım dil kullanımlarıyla, incelikli ve soyut anlatım biçimini burada da görüyoruz.

Bizdeki ilk baskısı 1992’de yapılan kitap, uzun zamandır temin edilemiyordu.

Bu yeni baskının Stein hayranlarını sevindireceğini söylemeliyiz.

  • Künye: Gertrude Stein – Alice B. Toklas’ın Özyaşamöyküsü, çeviren: Nesrin Kasap, Metis Yayınları, anlatı, 280 sayfa, 2018

 

Kolektif – Faşizm Üzerine (2018)

Faşizm Avrupa’da Birinci Dünya Savaşı’nın yarattığı yıkımın ardından ortaya çıktı ve tüm dünyayı kendi halklarını da kapsayan daha da yıkıcı ve canice bir savaşa sürükledi.

Peki, faşist hareketlerin doğuşunun altında hangi güçler yatar?

Küreselleşmeyle ve eski Yugoslavya’daki, Afganistan’daki, Irak’taki savaşlarla açıkça sergilenen yeni emperyalist saldırıyla nasıl bir ilişki kuruyorlar?

İşte elimizdeki bu harika derleme, bu iki soruya da tatmin edici yanıtlar veren makaleler sunmasıyla alan için altın değerinde bir kaynak.

Kitabın birinci kısmındaki yazılar, Alman faşizmi üzerine savaş sonrası Marksist akademik yazının belli başlı isimlerinden bazılarını bir araya getiriyor.

İkinci ve üçüncü kısımlar, iki savaş arası döneme odaklanıyor.

İkinci kısım, komünist hareketin önde gelen figürlerinin, İtalyan, Macar ve Alman faşizmini veya genel olarak faşizm olgusunu analiz eden yazılarını bir araya getiriyor.

Üçüncü kısım ise, faşist ideolojinin görünürde masum ve kuşku uyandırmayan yollarla insanların zihinlerini ele geçirmeye başladığı bir mecra olan “kültür” alanına bakıyor.

Derlemenin önemli katkılarından biri de, genel olarak faşizmi tarihsel bir perspektifle irdelese de, günümüzdeki faşist hareketler ve rejimlerin olasılık ve nitelikleriyle ilgili bazı soruları da ortaya koyması.

Kitapta makaleleri bulunan isimler ise şöyle: Anson G. Rabinbach, Antonio Gramsci, August Thalheimer, Bertolt Brecht, Daniel Guérin, Ernst Bloch, Georg Lukács, Georgi Dimitrov, Clara Zetkin, Kurt Gossweiler, Kurt Pätzold, Michal Kalecki, Palmiro Togliatti, Reinhard Kühnl, Robert Erlinghagen ve Tim Mason.

  • Künye: Kolektif – Faşizm Üzerine: Önlenebilir Yükseliş, hazırlayan: Margit Köves ve Shaswati Mazumdar, çeviren: Ezgi Kaya, Yordam Kitap, siyaset, 366 sayfa, 2018

 

Nuccio Ordine – Faydasızlığın Faydası: Manifesto (2018

Kant, “Güzel olandan alınan zevk çıkarsızdır.” demişti.

Nuccio Ordine’nin birçok dile çevrilen ‘Faydasızlığın Faydası’ adlı bu yapıtı da, her şeye ve herkese çıkar temelli bakan bir yaklaşımın egemen olduğu günümüzde, hayata anlam katmanın farklı yollarının neler olabileceğini gösteriyor.

Yazar bunu da, çağımızda artık unutulmuş bulunan değerleri hatırlatarak yapıyor.

Kazanç getirmeyen bilgi faydasız mıdır?

Ordine en başta, bu ve bunun gibi bir dizi soruyla, bizi yaşadığımız çağ üzerine düşünmeye davet ediyor.

Disiplinlerarası bir perspektifle kaleme alınmış kitabın ilk bölümü, edebiyat ve fayda üzerine.

Yazar burada, Dante, Petrarca, Ovidius, Kant, Boccacio, Lorca, Cioran, Heidegger ve Baudelaire gibi pek çok ismin düşünceleri üzerinden, kibirli ve budala bir yüzyılda faydacılığa karşı faydasızlığı neden tercih etmemiz gerektiğini anlatıyor.

Kitabın ikinci bölümü ise, “şirketleşmiş” üniversiteler ile bunların “müşterileşmiş” öğrencileri üzerinden artık değer üretemeyecek hale gelmiş akademinin hali pür melalini sorguluyor.

Yazar üniversitelerdeki bu dönüşümlerin, üniversitelerin toplumsal ve insani sorunlara yüzünü dönmesiyle nasıl sonuçlandığını ve bu sorunun nasıl aşılabileceğini irdeliyor.

Kitabın son bölümü de, faydasız addedilen eylemlerin ne denli gerekli ve önemli olduğuna, başka bir deyişle faydasızlığın faydaları üzerine odaklanan bir manifesto sunuyor.

Kitabın sonuna ise, Abraham Flexner’in klasik makalesi “Faydasız Bilginin Faydası” da eklenmiş.

  • Künye: Nuccio Ordine – Faydasızlığın Faydası: Manifesto, çeviren: Leyla Tonguç Basmacı, İstanbul Bilgi Üniversitesi Yayınları, felsefe, 166 sayfa, 2018

Paul Lafargue – Sermaye Dini (2018)

Tarihin ilk zamanlarından bugüne sermaye ve din, birbirleriyle kan kardeşi olageldi.

Tarihin en karanlık dönemlerinde, en büyük kırılma anlarında sermaye dinle, din sermayeyle ittifak kurdu.

Bu müttefiklik durumu, dinlerin etkilerinin eski zamanlara göre azaldığının iddia edildiği günümüzde de halen devam etmekte.

İşte Paul Lafargue da, bu kitabı 130 yıl önce, Fransız İşçi Partisi’nin yayın organı Le Socialiste’te yayınlamıştı.

Bu metin, kapitalizm-din ilişkisini güldürü tarzında ele almasıyla, şimdi klasik haline gelmiş bulunuyor.

Lafargue, Pazar duası, şükür duaları, iman duası gibi kapitalistlerin imanını sağlam kılan dualar ile azılı kapitalist Rotschild için yazdığı “Kapitalist Eyüb Rotschild’in Mersiyeleri”ni de sunuyor.

Yazar, dini ve sermayeyi yeni bir din olarak kabul eden kapitalizmin sıkı bir eleştirisi olarak okunabilecek metinlerinin yapısını da Kitab-ı Mukaddes geleneğine uygun bir şekilde düzenlemiş.

Siyasi hiciv sevenlerin kaçırmak istemeyeceği bir metin.

  • Künye: Paul Lafargue – Sermaye Dini, çeviren: Alev Er, Sel Yayıncılık, siyaset, 93 sayfa, 2018

Rex A. Wade – Rus Devrimi, 1917 (2018)

Bolşevik Devrimi, modern tarihin en önemli olaylarından biri olmaya devam ediyor.

Hem 20. yüzyıl dünya tarihinin şekillenmesinde oynadığı merkezî rolüyle hem de tarihî mirasıyla etkisini bugün de sürdürüyor.

Rus tarihi alanında yaptığı çok sayıda çalışma ile bildiğimiz Rex Wade de, bu sürecin nitelikli bir fotoğrafını çekiyor.

Wade’in çalışmasının alana en büyük katkısı, hem Ekim Devrimi’ne dair mitlerle hesaplaşması hem de kadınlar, köylüler, askerler ve azınlıklar gibi, devrimde yer almış kesimlerin rollerini daha iyi aydınlatması.

Çalışma ilk olarak, devrimin siyasi tarihini yeniden kalıba döküyor; devrime eşlik eden siyasal saflaşmaların önemini ve devrim sırasında birçok açıdan geleneksel parti etiketlerinden çok daha önemli olan yeni siyasi blokların anlamını vurguluyor.

Kitap, benzer şekilde Ekim Devrimi sırasında, sadece Bolşeviklerin değil, radikal sol blokun da öneminin iyice ayırt edilmesine olanak sağlıyor ve ayrıca “Bütün İktidar Sovyetlere” sloganı ve “Sovyet iktidarı” düşüncesinin, Ekim Devrimi’ne giden yolun taşlarını döşediğini belirtiyor.

Wade ayrıca, Ekim Devrimi’nin karmaşıklığının ve hakiki bir halk mücadelesi olan “Bütün İktidar Sovyetlere” talebiyle ne denli bütünleşmiş olduğunun altını çiziyor ve yalnızca bundan sonra bir “Bolşevik Devrimi”ne dönüştüğüne mim koyuyor.

Wade’in bu yaklaşımının, elimizdeki kitabın bu önemli ayaklanmayı uzun zamandır bulanıklaştıran pek çok mit ve yanlış kanının ortadan kaldırılmasına olanak sağladığını belirtelim.

  • Künye: Rex A. Wade – Rus Devrimi, 1917, çeviren: Ergin Özler, İletişim Yayınları, tarih, 359 sayfa, 2018

Hippokrates – Hippokrates Külliyatı (2018)

Koslu Hippokrates, bilindiği gibi Yunanistan’da tıp sanatının gerçek bir bilim haline gelişini sağlayan kişiydi.

Bu nedenle kendisi, yerinde bir tanımla “tıbbın babası” olarak adlandırılmıştır.

İşte elimizdeki ‘Hippokrates Külliyatı’ da, kendisinin 5. ve 6. yüzyıllar arasındaki tıbbi metinlerini bir araya getirmesiyle altın değerinde bir kaynak.

Batı tıp literatürünün ana kaynaklarını oluşturmuş buradaki metinler Hippokrates’in tıpla ilgili fikirlerini ilk elden bize sunmalarıyla çok önemli.

Hippokrates ayrıntılı hastalık tanımları yapıyor, bu hastalıkların tedavileri hakkında önerilerini sunuyor, hekimlik ve hekimlik felsefesiyle ilgili fikirlerini anlatıyor.

Kitap, Jacques Jouanna ve Caroline Magdelaine’in kapsamlı sunuşları eşliğinde yayınlanmış.

Her hekimin ve sağlıkla konusuyla ilgilenen her okurun mutlaka, ama mutlaka okuması gereken bir çalışma.

  • Künye: Hippokrates – Hippokrates Külliyatı, çeviren: Nur Nirven, Pinhan Yayıncılık, tıp felsefesi, 408 sayfa, 2018

David Graeber – Demokrasi Projesi (2018)

Bir zamanlar dünyanın dört bir tarafında heyecan yaratmış demokrasi, bugün yalnızca imtiyazlı azınlığın, yani para babalarının çıkarlarına öncelik veren bir sistem haline gelmiş durumda.

David Graeber ilgi çekici çalışması ‘Demokrasi Projesi’nde, demokrasinin Antik Yunan’dan bugüne geçirdiği dönüşümün kapsamlı bir hikâyesi ekseninde, özellikle “Wall Street’i İşgal Et!” (Occupy Wall Street!) gibi çığır açıcı hareketlerin demokrasiyi daha iyi yönde dönüştürme potansiyelini tartışıyor.

Graeber burada, ağırlıklı olarak zengin yüzde 1’lik kesimin çıkarlarından yana tavır koyan, halkın geriye kalan yüzde 99’luk kesiminin sorunlarıyla ilgilenmeyen Amerikan demokrasisine odaklanıyor.

Graeber’e göre, bu ülkede demokrasi bir umut olmaktan çıkıp halkın geleceğini karartan bir sisteme dönüşmüştür.

Yazar, demokrasinin bu krizden kurtulmasının tek yolunun, haklarının bilincinde ve örgütlü olan bir toplum olduğunu düşünüyor.

Bu bağlamda Antik Yunan’da demokrasi fikrinin gelişimi, ABD’nin kuruluşu ve 20. yüzyılda demokrasinin karşı karşıya geldiği çıkmazlar gibi demokrasi tarihinin dönüm noktalarını derinlemesine irdeleyen Graeber, oydaşma, eşitlik ve katılımcılık üzerine inşa edilmiş yeni bir toplumun geleceği nasıl kurabileceğini anlatıyor.

  • Künye: David Graeber – Demokrasi Projesi: Tarihçe, Bunalım, Hareket, çeviren: Burak Esen, Everest Yayınları, siyaset, 294 sayfa, 2018

Hannah Arendt – Siyasette Yalan (2018)

Amerika’nın 1945-1967 yılları arasında Vietnam’daki siyasi ve askeri müdahalelerinin tarihçesini konu alan ve Haziran 1971’de sızdırılıp New York Times’ta yayınlanan Pentagon Papers (Pentagon Belgeleri), Johnson hükümetinin bu kirli savaşla ilgili yalnızca kamuoyuna değil, aynı zamanda Kongre’ye de sistematik olarak yalan söylediğini gözler önüne sermişti.

Hannah Arendt de, bu belgelerin sızdırılmasından sonra kaleme aldığı bu önemli makalesinde, yalanların olgusal gerçekliğin yanı sıra, siyaset sahnesini de nasıl kirlettiğini ortaya koyuyor ve bununla nasıl mücadele edilebileceğini irdeliyor.

Arendt’e göre, bugün demokrasinin karşı karşıya kaldığı bu hayati tehlikenin üstesinden gelmenin biricik yolu özgür basın ve özgürlükleri için mücadele eden insanların varlığıdır.

Düşünürün bu tanımına baktığımızda, Türkiye’de şu an ne denli büyük bir çıkmazın içinde bulunduğumuzu çok net şekilde görebiliyoruz.

Kitaba, Cathy Caruth’un, Arendt’in yazdıkları üzerinden yalanın doğası ve siyasi eylemle ilişkisini kapsamlı bir şekilde irdelediği ve bu kitabı tamamlayıcı nitelikte “Yalan ve Tarih” başlıklı muhteşem makalesi de eklenmiş.

  • Künye: Hannah Arendt – Siyasette Yalan: Pentagon Belgeleri Üzerine Düşüneler, çeviren: İmge Oranlı ve Berfu Şeker, Sel Yayıncılık, siyaset, 99 sayfa