Leo Panitch ve Sam Gindin – Küresel Kapitalizmin Oluşturulması (2019)

2013 Deutscher Ödülü’nü kazanan ‘Küresel Kapitalizmin Oluşturulması’, kapitalizmin gelecekte nasıl dönüşümler geçireceği hakkında ufuk açıcı bir çalışma.

Leo Panitch ve Sam Gindin, Amerikan İmparatorluğunun tarihine ve faaliyetlerine ilişkin zengin bir perspektif çiziyor ve ABD liderliğinde gelişen küresel kapitalizmin dört dörtlük bir fotoğrafını çekiyor.

Kitap, kapitalist piyasaların, değerlerin ve toplumsal ilişkilerin dünya ölçeğinde yayılmasının, doğuştan gelen yayılmacı iktisadi eğilimlerin kaçınılmaz bir sonucu olmayıp, devletlerin, özellikle de Amerika’nın işi olduğunu açık bir şekilde ortaya koymasıyla önemli.

Kitapta,

  • Amerikan kapitalizminin kendine has nitelikleri,
  • Büyük Bunalım’dan sonra Amerika’nın sermayeyle barışarak yeni düzene geçişi,
  • Yeni Amerikan İmparatorluğunun planlanması ve uluslararasılaşması,
  • Marshall Planı’nın küresel kapitalizme evrilişi,
  • Amerika’nın Avrupa kapitalizmini kurtarması,
  • Küresel kapitalizme geçiş,
  • Küresel kapitalizm sürecindeki çatışma alanları,
  • Avrupa, Latin Amerika, Japonya, Güney Kore, üçüncü dünya ülkeleri, eski sosyalist ülkeleri ve Türkiye’nin küresel sisteme eklemlenmeleri,
  • Ve Avrupa Birliği’nin oluşumunun ABD’ye etkileri gibi pek çok konu tartışılıyor.

Yakın tarihe ve küreselleşme sürecine geniş bir pencereden bakmak isteyen her okurun çokça faydalanabileceği bir çalışma.

  • Künye: Leo Panitch ve Sam Gindin – Küresel Kapitalizmin Oluşturulması: Amerikan İmparatorluğunun Siyasal İktisadı, çeviren: Ümit Şenesen, Yordam Kitap, iktisat, 430 sayfa, 2019

Uygur Kocabaşoğlu ve Aysun Akan – Mütareke ve Milli Mücadele Basını (2019)

Sabah’tan İkdam’a, Tanin’den Yeni Gazete ve Vakit’e; Abdullah Cevdet’ten Ahmed Ağaoğlu’na, Ahmed Emin Yalman’dan Yunus Nadi ve Zekeriya Sertel’e, Mütareke ve Milli Mücadele dönemi basın kuruluşları ve önde gelen gazetecileri hakkında arşivlik bir eser.

Uygur Kocabaşoğlu ve Aysun Akan’ın yaklaşık 730 sayfayı bulan bu oylumlu kitabı, bu alanda şimdiye kadar yapılmış en kapsamlı çalışma niteliğinde.

Kitap, o dönemlerdeki gazete ve dergilerin niteliklerini, toplumsal ve siyasi gelişmelerin basın dünyasına nasıl yansıdığını, basındaki örgütlenmelerin nasıl olduğunu, basın emekçilerinin içinde bulundukları koşulları ve basın-yayın kuruluşlarının ekonomi politiğini çok yönlü bir bakışla ortaya koyuyor.

Kitabın devamında ise, o dönemin gazete sahipleri, başyazarları, yazarları, çizerleri, muhabirleri, yöneticileri ve diğer çalışanlarının portrelerine yer veriliyor.

Çok sayıda görsel malzemeyle de zenginleşmiş kitabın, bütün bu yönleriyle, bu alanda araştırma yapacak kişilere çokça faydalı olacağını söylemeliyiz.

  • Künye: Uygur Kocabaşoğlu ve Aysun Akan – Mütareke ve Milli Mücadele Basını: Direniş ile Teslimiyetin Sözcüleri ve “Mahşer”in 100 Atlısı, İstanbul Bilgi Üniversitesi Yayınları, tarih, 728 sayfa, 2019

Jacqueline Pauwels – Büyük Sınıf Savaşı (2019)

Jacqueline Pauwels’in Amerika Birleşik Devletleri’nin 2. Dünya Savaşı’ndaki rolünü irdelediği, bir yönüyle Amerika’nın gizli tarihi olarak dikkat çeken çalışması ‘Hayırlı Savaş Söylencesi’, bizde yakın zaman önce yayımlanmıştı.

Pauwels’in elimizdeki çalışması ‘Büyük Sınıf Savaşı’ ise, emperyalizm ve Büyük Savaş’ın ilişkisini, büyük sınıf savaşının en önemli durağı olarak Birinci Dünya Savaşı üzerinden izliyor.

Bu savaşı, kesinlikle bir sınıf savaşı, hatta “Büyük Sınıf Savaşı” olarak resmeden Pauwels, kitabına, 19. yüzyılın sosyoekonomik tarihindeki önemli gelişmeleri tasvir ederek başlıyor.

Yazar burada, Büyük Savaş’ın esasen soyluluğun, yani büyük toprak sahiplerinin ve özellikle sanayici ve bankacılardan oluşan büyük burjuvazinin ya da “üst orta sınıfın” bir ortakyaşam biçimi olan Avrupalı seçkinler tarafından istendiğini ve başlatıldığını ortaya koyuyor.

Pauwels ardından, 1914 yılının o muhteşem yazında sefil bir savaş neden ve nasıl çıktı sorusunun yanıtını arıyor.

Yazara göre sembolik olarak 1789’da başlayan on dokuzuncu yüzyılın Birinci Dünya Savaşı’nı yaratması gibi, Birinci Dünya Savaşı da İkinci Dünya Savaşı’nı, Soğuk Savaş’ı ve hatta günümüzdeki “Teröre Karşı Savaş”ı da içeren yirminci yüzyılı üretti.

Dolayısıyla kitap bu yönüyle 19. yüzyıl emperyalizminin nasıl Büyük Savaş’a yol açtığını ve 20. yüzyılda ve 21. yüzyılın başlarında emperyalizmin gelişmesi üzerinde nasıl bir iz bıraktığını da açıklamasıyla oldukça dikkat çekici.

  • Künye: Jacqueline Pauwels – Büyük Sınıf Savaşı, 1914-1918, çeviren: Çağdaş Sümer, Yordam Kitap, tarih, 491 sayfa, 2019

Derek Ryan – Hayvan Kuramı (2019)

1793’te Paris’te kurulmuş olan Ménagerie du Jardin des Plantes dünyanın en eski halka açık hayvanat bahçesidir.

Paris’teki başarının da etkisiyle, 19. yüzyıl boyunca Londra’dan Dublin’e, Amsterdam’dan Kopenhag’a, Berlin’den Brüksel’e büyük şehirlerde hayvanat bahçeleri kurulmaya başlar.

Harriet Ritvo ‘The Animal Estate’ adlı eserinde, egzotik hayvanların hayvanat bahçelerindeki tutsaklığının, sömürgeci kudretlerini sergileme arayışındaki şehir ve ulusları güçlendirmeye hizmet ettiğini söyler.

Derek Ryan’ın ‘Hayvan Kuramı’ ise, tam da bu hayvanat bahçesi sorunundan yola çıkarak düşünce dünyamızda birçok hayvanla yaşadığımız karşılaşmalar ve bunun anlamları üzerine çok güzel bir kitap.

Ryan, hayvanat bahçesi ziyaretlerinin, modern dünyada hayvanlarla karşılaşma biçimlerimize ve bu gibi karşılaşmalar sırasında ne düşünüp ne düşünmediğimize dair önemli soruları beraberinde getirdiği için anlamlı olduğunu söylüyor.

Zira insanlarla hayvanlar arasında, hayvanat bahçesinde olsun, gündelik deneyimlerimizi paylaştığımız evcil hayvanlar ya da masalarımıza gelen etle olsun, insanların sahip olduğu düşünülen türden yeterlilikler ya da değerden hayvanların yoksun olduğuna ilişkin düşüncenin uzun bir tarihi vardır.

Kitap, akademideki hayvan kuramını Nietzsche’den Donna Haraway’e, Freud’tan Peter Singer’a, Martha Nussbaum’dan Heidegger’e ve Merleau-Ponty’den Derrida, Deleuze’e disiplinlerarası bir yöntemle izliyor.

Hayvanlarla hayatın içindeki karşılaşmalarımızı daha iyi anlayabilmek için düşünce dünyamızda hayvanlarla karşılaşmalarımızın asimetrik doğasını daha iyi kavramak açısından birebir.

  • Künye: Derek Ryan – Hayvan Kuramı: Eleştirel Bir Giriş, çeviren: Ayten Alkan, İletişim Yayınları, felsefe, 238 sayfa, 2019

Marianna Yerasimos – İstanbullu Rum Bir Ailenin Mutfak Serüveni (2019)

Rum mutfağı dünyanın en özgün yemeklerine sahiptir.

Bu kitabın yazarı Marianna Yerasimos da, İstanbul’un Rum azınlığına mensup ailesinin mutfak kapısından bakarak hikâyesini tarifler ve anılarla zenginleştirerek anlatıyor.

Çalışma beş bölümden oluşuyor.

İlk bölümde Yerasimos’un babaannesinden ve onun Kapadokya mirasından gelen yemekler anlatılıyor.

İkinci bölüm yazarın anneannesinden, üçüncü bölüm annesinden öğrendiği yemeklere yer veriyor.

Dördüncü bölüm babasından ve son bölüm ise akrabalardan öğrenilen yemeklerden oluşuyor.

Kitapta pırasalı patates çorbasından çiroz köftesine, gümüşbalığı omletinden midye salmasına, tavuk “milanez”den galatoburekoya birbirinden lezzetli tariflerle karşılaşıyoruz.

Yerasimos bununla da yetinmeyerek tariflerini ilginç hikâye ve anılarla da zenginleştiriyor.

Yeramimos’un kitabı, Rumların özgün kültürel yaşamlarına daha yakından bakmak için her yönüyle harika bir eser.

Kitabın sonunda ise, İstanbul Rumlarının dünyasını zengin bir bakışla izlediği bir yazısı ile 1950’lerin Yunanca popüler şarkılarından bir seçki de yer alıyor.

  • Künye: Marianna Yerasimos – İstanbullu Rum Bir Ailenin Mutfak Serüveni: Tarifler, Hikâyeler, Anılar, Yapı Kredi Yayınları, yemek, 304 sayfa, 2019

Büşra Ersanlı – Tarih Eğitiminde “Sen Kimsin?” Siyaseti (2019)

Büşra Ersanlı, daha önce yayımlanan önemli çalışması ‘İktidar ve Tarih’te, Türk Tarih Tezi’nin iktidarın siyasî tasarruflarına bağlı olarak yaratıldığı ve geliştirildiği ‘altın çağ’ı ele almıştı.

Çalışma, 1929-1937 zaman aralığında, Birinci ve İkinci Tarih Kongreleri’nden başlayarak hem tarih tartışmalarını hem de bu tartışmaların ders kitaplarına nasıl yansıdığını incelemişti.

Ersanlı’nın elimizdeki şahane çalışması da, özellikle ‘İktidar ve Tarih’teki ana meseleleri derinleştirmesiyle büyük önem arz ediyor.

Yazar ‘Tarih Eğitiminde ‘Sen Kimsin?’ Siyaseti’nde, Türkiye, Orta Asya Cumhuriyetleri ve Kafkaslarda tarih eğitimi, milli kimlik ve siyasal iktidar arasındaki ilişkilere odaklanıyor.

Kitap, özellikle erken Cumhuriyet döneminden bugüne uzanan süreçte iktidarın zihniyetinin tarih eğitimine yansımaları üzerinden ele almasıyla büyük önem arz ediyor.

Ersanlı’nın bunu yaparken de siyasetin tarih eğitimine yansımalarını Türkiye, Azerbaycan, Özbekistan ve Türkmenistan’da karşılaştırmalı bir yaklaşımla irdelemesi, kitabı ayrıca zenginleştiren hususlardan.

Kitapta ayrıca, Ersanlı’nın 1990’lardan bu yana bir siyaset bilimci, kadın akademisyen ve aktivist olarak deneyimlerini ve gözlemlerini paylaştığı bir söyleşi de yer alıyor.

  • Künye: Büşra Ersanlı – Tarih Eğitiminde “Sen Kimsin?” Siyaseti: Türkiye’den Orta Asya’ya, Tarih Vakfı Yurt Yayınları, tarih, 345 sayfa, 2019

Barbara Caine – Biyogafi ve Tarih (2019)

Tarih profesörü Barbara Caine, özellikle 19. ve erken 20. yüzyıl tarihi ve biyografisi alanlarında pek çok çalışmaya imza attı.

Caine bu kitabında ise, tarih ile biyografi arasındaki ilişkinin kökenlerine iniyor.

Yazar burada ayrıca, biyografinin bir yazınsal tür olarak nasıl ortaya çıkıp geliştiğini ve biyografinin yazımı ve yorumlanışıyla ilgili çağdaş yaklaşımların neler olduğunu ayrıntılı bir şekilde irdeliyor.

Caine, geçmişin daha insancıl, daha erişilebilir ve okuyucuyla daha bağlantılı kılmanın en iyi yollarından birinin biyografi türü olduğunu, zira biyografinin tarihte yaşanmış olaylardan söz etmenin en eski ve en popüler biçimi olduğunu belirtiyor.

  • Künye: Barbara Caine – Biyogafi ve Tarih, çeviren: Mine Sözen, İş Kültür Yayınları, tarih, 208 sayfa, 2019

Aliocha Wald Lasowski – Althusser ve Biz (2019)

Birçok entelektüel nesli için hayati bir referans olan Louis Althusser, siyasal aygıtların ötesinde Marksizme olan sadakatini ifade ederek 1950’den 1970’li yıllara kadar siyasal ve felsefi düşünceye yeni bir soluk getirdi.

Aliocha Wald Lasowski, Althusser’i herkesten daha iyi tanımış ve onunla görüşmüş, hatta onunla teşrikimesaide bulunmuş yirmi yazar ve felsefeciyle yaptığı buradaki söyleşileriyle Althusser’in kuramsal üretkenliğini ve etkilerini bir kez daha gözler önüne seriyor.

Bu yirmi söyleşi, Althusser’in çalışma koşullarını, insan ve düşünür olarak kişiliğini ve farklılığını anlamamıza imkân veriyor; ayrıca Fransa’da 1950, 1960 ve 1970’li yılların entelektüel ve siyasal çevrelerini meydana getiren ve şekillendiren düşüncelerin sağlam bir fotoğrafını çekiyor.

Lasowski’nin bu kitap için söyleşi yaptığı isimler şöyle:

Alain Badiou, Étienne Balibar, Olivier Bloch, Régis Debray, Yves Duroux, Maurice Godelier, Dominique Lecourt, Jean-Pierre Lefebvre, Bernard-Henri Lévy, Pierre Macherey, Jacques-Alain Miller, Jean-Claude Milner, Antonio Negri, Jacques Rancière, François Regnault, Philippe Sollers, Emmanuel Terray, André Tosel, André Tubeuf ve Yves Vargas.

  • Künye: Aliocha Wald Lasowski – Althusser ve Biz, çeviren: Ayşe Meral, İletişim Yayınları, felsefe, 256 sayfa, 2019

Silvia Federici – Cadılar, Cadı Avı ve Kadınlar (2019)

Silvia Federici’nin bu harika çalışması, cadı avlarının tarihi ve mantığı hakkında muazzam bir kaynak.

Cadılaştırılmış kadınlara yapılan işkencenin izlerinin kapitalist gelişmenin yol açtığı yerinden edilmelerle ve mülksüzleştirmelere kadar sürdüğünü ortaya koyan Federici, kadına yönelik şiddetin özellikle cadı avlarında ne denli akıl almaz biçimler aldığını gösteriyor.

Kitap bununla da yetinmeyerek, kadına yönelik şiddetin bugün aldığı yeni biçimleri de gösteriyor ve bu şiddete karşı ne gibi direniş yolları ortaya koyabileceğimiz üzerine düşünüyor.

Kitaptan birkaç alıntı:

“Erkeklerin cinsel ihtiyaçlarının tatmin edilmesi ve daha da önemlisi verimli bir iş gücünün üretimi gibi faydacı hedefler ile kadının arzusunun bastırılması bir araya getirilir. Cadı avı sayesinde yıkıcı potansiyellerinden arındırılan kadın cinselliği, ancak üreme ve evlilik bağlamına yerleştirilerek iyileştirilebilirdi.”

“Kapitalizmin yükselişiyle, bireyin içgüdüsel arzularını disipline edip iş gücüne yönlendirme kapasitesini ödüllendiren yeni bir toplumsal ethos gelişmiştir.”

“‘Cadı’ gençliğinde ‘uçkuru gevşek’, ‘iffetsiz’ davranışlarda bulunmuş ‘kötü şöhretli’ kadındı. Genellikle evlilik dışı ilişkilerden çocukları olurdu. O dönemde yasalar, kilise ve ailenin yeniden düzenlenmesi aracılığıyla Avrupa’daki kadın nüfusuna dayatılan kadınlık modeliyle çelişen tavırlar sergiliyordu.”

  • Künye: Silvia Federici – Cadılar, Cadı Avı ve Kadınlar, çeviren: Bilge Tanrısever, Otonom Yayıncılık, tarih, 120 sayfa, 2019

Selahattin Demirtaş – Devran (2019)

“Fakirlik içinde büyümüşüz, fakir fakir okuyup üniversiteyi de bitirmişiz. Ama her şeyin bir sonu olduğuna göre fakirliğin de bir sonu var değil mi?”

4 Kasım 2016’dan bu yana Edirne F Tipi Yüksek Güvenlikli Cezaevi’nde tutulmakta olan Selahattin Demirtaş, ‘Seher’den sonra, on dört öykü barındıran ‘Devran’ ile karşımızda.

‘Devran’ı, “Şu ana kadar hayatlarının on yedi yılını hapishane, mahkeme kapılarında çocuklarının peşinde geçiren iki koca yürekli emekçiye” dediği anne ve babasına ithaf eden Demirtaş, toplumun farklı kesimlerinden ezilenlerin yaşadıklarını, o kendine has inatçı neşesinden taviz vermeden hikâye ediyor.

  • Künye: Selahattin Demirtaş – Devran, İletişim Yayınları, öykü, 138 sayfa, 2019