Brian Massumi – Duygu Politikası (2019)

Duyguların politikayla ilişkisi nedir?

Başka bir deyişle politika, duyguları nasıl dönüştürür, onları ne şekilde etkiler?

Buna, her şey gibi duygular da politiktir yanıtını verebiliriz.

Fakat bu tezin ayrıntılı bir şekilde ortaya konduğunu görmek için Brian Massumi’nin elimizdeki kitabına bakmamız gerekiyor.

Felsefe, siyaset teorisi ve gündelik yaşamın iyi bir bireşimi olan kitabında Massumi, duyguların politik içerimlerini çok yönlü bir perspektifle irdeliyor.

Duygunun politik boyutlarını çok farklı ayrıntılar üzerinden ele alarak, duygu dediğimiz olgunun aslında düşündüğümüz gibi kendiliğinden ortaya çıkmadığını, daha karmaşık süreçlerin ürünü olduğunu gösteren Massumi, duygu pratiğinin politikayla nasıl iç içe geçtiğini ve daha da önemlisi, politikanın bizzat bir yaşam biçimi olduğunu gözler önüne seriyor.

Beden deneyimi felsefesi, medya teorisi ve siyaset felsefesi üstüne çalışan bir akademisyen olan Massumi, araştırmalarında, özellikle yeni medya sanatı ve teknoloji, kapitalizmin küreselleşmesiyle birlikte ortaya çıkan yeni iktidar biçimleri bağlamında, hareket deneyimi ve duyular arası ilişkilere odaklanıyor.

Elimizdeki kitap, Massumi’nin bu alanlardan edindiği deneyimlerin iyi bir örneği.

  • Künye: Brian Massumi – Duygu Politikası, çeviren: Hakan Erdoğan, Otonom Yayıncılık, siyaset, 220 sayfa, 2019

Hristo Stambolski – İmparatorluğun Zor Yılları (2019)

Bulgar asıllı bir Osmanlı hekimi olan Hristo Stambolski, Bulgar milli uyanışına destek verdiği için Yemen’e sürüldüğünde, yıl 1877’ydi.

Öncesinde ise Stambolski, 15 yaşında memleketi Kazanlık’tan İstanbul’a gelmiş, burada Mekteb-i Tıbbiye-i Şâhâne’de öğrencilik yapmış ve mezun olduktan sonra da aynı kurumda öğretmenlik yapmaya başlamıştı.

Görüldüğü gibi Stambolski’nin yaşadığı dönem, Sultan Abdülaziz iktidarının sürdüğü Osmanlı’nın içeride ve dışarıda büyük sorunlarla boğuştuğu en sıkıntılı dönemlerdendir.

Bu nedenle kendisinin anıları büyük öneme haiz.

Stambolski,

  • Osmanlı’nın içinde bulunduğu ekonomik buhranlar,
  • Karadağ İsyanı,
  • Hersek Vilayetindeki karışıklıklar,
  • Avrupa devletlerinin Balkanlar’daki gerilimlerden yararlanarak ülkenin iç işlerine karışması,
  • Lübnan’da Dürzilerle Maruniler arasında kanlı çatışmalar çıkması,
  • Sırbistan, Romanya ve Girit’te isyanların patlak vermesi,
  • Romanya’da Karol’un prensliğinin tanınması,
  • Sırbistan kalelerinden Osmanlı ordusunun çekilmek zorunda kalması,
  • Rum Ortodoks kilisesinden ayrılmak isteyen Bulgarların 1870’te bağımsız Bulgar kilisesinin kurmalarına izin verilmesi,
  • Özerklik ve bağımsızlık yönündeki hareketlerin Hersek’ten Bosna’ya yayılması,
  • Bulgar İsyanı,
  • Jön Türklerin giderek Osmanlı yönetiminde ağırlıklarını hissettirmeleri,
  • Sultan Abdülaziz’in tahttan indirilmesi,
  • Ve Sultan Abdülaziz’in bugün de halen tartışılan “intiharı” gibi, önemli olaylara tanıklık ediyor.

Stambolski’nin anılarını, bu zorlu ve çok ilginç döneme ilişkin belge niteliğinde bir eser olarak öneriyoruz.

  • Künye: Hristo Stambolski – Bir Osmanlı Hekiminin Anılarıyla İmparatorluğun Zor Yılları, çeviren: Hüseyin Mevsim, Kitap Yayınevi, anı, 404 sayfa, 2019

Levent Ünsaldı – Burada Ne Oluyor? (2019)

Levent Ünsaldı bu ilgi çekici çalışmasında, Erving Goffman’ın gündelik yaşam üzerine çığır açan tezlerini Türkiye toplumunun sıradan hayatı bağlamında yeniden okuyor.

Yazar, gündelik hayatın içinden karşımıza çıkan kimi davranış, söz veya kodların hangi güç ilişkilerine işaret ettiğini izliyor.

Sıradan insanların sıradan karşılaşmalarında neler oluyor ve bu olanlar bize ne söyler?

Ünsaldı bu sorunun yanıtını ararken gündelik yaşamın kendine has düzenleri ve toplumsal faaliyetlerimizin yapısı üzerine derinlemesine düşünüyor.

Çalışma, gündelik yaşamın dışarıdan bakıldığında çok sıradan görünse de, ne denli yoğun etkileşimler barındırdığını kavramak için birebir.

  • Künye: Levent Ünsaldı – Burada Ne Oluyor?: Türkiye’de Etkileşimlerin Ekolojisi Üzerine Bir Deneme, Heretik Yayıncılık, sosyoloji, 128 sayfa, 2018

Fırat Mollaer – Kimlik, Tanınma Mücadelesi ve Şarkiyatçılık (2019)

Kimlik ve tanınma, modern dünyanın en önemli ve neredeyse her zaman en karmaşık meselelerindendir.

Türkiye’de de kimlikler Tanzimat’tan itibaren belirlenmiş olsa da, aradan geçen zamana rağmen kimlikler arasındaki çatışma sona ermedi.

İşin kötü bir tarafı da, bu çatışmalar her seferinde hem politikayı belirledi hem de politika tarafından bizzat belirlendi.

İşte Fırat Mollaer’in bu önemli çalışması, kimlik, kimliğin mahiyeti ve kimlik politikasının dinamikleri üzerine derinlemesine bir sorgulama.

Mollaer’in bunu yaparken de, kimlik ve tanınma mücadelesini çağdaş sosyal-siyasal kuram ile postkolonyal çalışmalar çerçevesinde, Edward Said’in izinde çözümlemesi ise, kitabı özgün kılan hususların başında geliyor.

Kimliklere dair kavramsal, kuramsal bir çerçeve oluşturarak kitabına başlayan Mollaer, devamında da, tanınma politikasından sömürge toplumlarında tanınma olgusuna, dünyadaki kimlik ve sürgün anlatısından kimlik alegorilerine pek çok konuyu irdeliyor.

Kimlik ve tanınma sorununun etik-politik sorumlulukla yakından ilgili olduğunu belirten Mollaer’in kitabı, konuya dair yürütülen tartışmaların ne denli canlı olduğunu da gözler önüne seriyor.

  • Künye: Fırat Mollaer – Kimlik, Tanınma Mücadelesi ve Şarkiyatçılık (Edward Said’in İzinde), Metis Yayınları, inceleme, 360 sayfa, 2019

Ahmet Vasfi Pekin – Tarih Boyunca Batı Anadolu’da İsyanlar ve Direnişler (2019)

Batı Anadolu, büyük medeniyetlerin yerleştiği bir coğrafya olduğu gibi, tarih boyunca çeşitli büyüklüklerde isyanlara da beşiklik etti.

İşte bu kitap, Hitit öncesi dönemden Osmanlı’ya uzanarak bu isyanların izini süren, konu hakkında çok önemli bir kaynak.

Batı Anadolu bölgesinin kendine has coğrafi niteliklerini açıklayarak kitabına başlayan Ahmet Vasfi Pekin, çalışmasının devamında da,

  • Hitit Devleti öncesinde Batı Anadolu’nun durumunu,
  • Hititler dönemindeki Assuva Konfederasyonu direnişi ve Tarhuntaradu isyanı gibi isyanları,
  • Miletoslu kadınların sessiz isyanını,
  • Pers işgali sürecindeki ilk isyanları,
  • İon isyanını,
  • Büyük İskender’in Batı Anadolu’yu fethetmesinden sonra ortaya çıkan isyanları,
  • Roma ve Doğu Roma dönemlerinde bölgenin siyasi ve toplumsal düzenini,
  • Selçuklular, Türk Beylikleri döneminde bölgedeki isyanları,
  • Şeyh Bedreddin isyanını,
  • Alevi isyanları ve Yavuz Sultan Selim’in yaptırdığı katliamı,
  • Celali isyanlarını,
  • Efe ve zeybeklerin Yunan işgaline karşı ortaya koyduğu isyan ve direnişleri,
  • Ve bunun gibi birçok konuyu aydınlatıyor.

Çalışma, Batı Anadolu’nun tarihine ve isyanların bu tarihte ne gibi dönüşümler yarattıklarına yakından bakmak için iyi bir fırsat.

  • Künye: Ahmet Vasfi Pekin – Tarih Boyunca Batı Anadolu’da İsyanlar ve Direnişler, Ege Yayınları, tarih, 336 sayfa, 2019

Tuncay Birkan – Dünya ile Devlet Arasında Türk Muharriri 1930-1960 (2019)

Cumhuriyetin erken dönemlerinde Türk muharririnin zihin dünyasını meşgul eden fikir ve çelişkiler nelerdi?

Tuncay Birkan, kapsamıyla dikkat çeken bu enfes kitabında, 1930-1960 arasında çıkmış gazete ve dergiler arasında keyifli bir yolculuğa çıkarak bu soruya aydınlatıcı yanıtlar veriyor.

Çalışma, Refik Halit Karay’dan Peyami Safa’ya, Halide Edip Adıvar’dan Necip Fazıl Kısakürek’e, Nahid Sırrı Örik’ten Nurullah Ataç’a, Reşat Nuri Güntekin’den Halit Ziya Uşaklıgil’e ve Sabiha Sertel’den Suat Derviş’e, dönemin önde gelen isimlerinin devletle, ülkeyle, milliyetçilikle, henüz ayakları üzerinde durmaya başlamış Cumhuriyetle, Köy Enstitüleriyle ve dönemin çağdaş fikirleriyle kurdukları ilişkiyi derinlemesine analiz ediyor.

Birkan o dönemin Türkiye’si hakkında yazarken, tek bir hâkim fikir veya ideolojinin egemen olduğu bir dönemden ziyade, süreci sürekli değişen ve dönüşen hareketli bir resim olarak ele alıyor.

Çalışmayı, Türk yazarının mirası, yazar ve yazar ile iktidar arasındaki ilişki hakkında derin bir sorgulama okumak isteyen okurlara tavsiye ediyoruz.

  • Künye: Tuncay Birkan – Dünya ile Devlet Arasında Türk Muharriri 1930-1960, Metis Yayınları, inceleme, 526 sayfa, 2019

Emin Alper – Jakobenlerden Devrimcilere (2019)

Türkiye’de 1960’lı yıllardaki öğrenci hareketi hakkında çok iyi bir analiz.

Emin Alper dönemin kapsamlı bir fotoğrafını çektiği gibi, bu döneme rengini vermiş ’68 öğrenci hareketinin 12 Mart darbesine kadarki serüveni hakkında bilinmeyen pek çok olguyu da aydınlatıyor.

Kitapta,

  • Mobilize olmuş öğrenci hareketinin maruz kaldığı tehditler,
  • Bu hareketin karşısına çıkan fırsatlar ve bu fırsatların nasıl kullanıldığı,
  • 27 Mayıs darbesinin öğrenci hareketinin oluşumu üzerindeki rolü,
  • 12 Mart darbesine uzanan sürecin toplumsal muhalefet ve öğrenci hareketleri üzerindeki etkileri,
  • Ve bunun gibi pek çok konu tartışılıyor.

Bunun yanı sıra, Türkiye’deki öğrenci hareketlerini karşılaştırmalı bir bakışla dünyanın farklı ülkelerindeki öğrenci hareketleriyle karşılaştırmalı bir şekilde ele almasıyla da dikkat çeken çalışmayı, 27 Mayıs’tan 12 Mart’a uzanan dönemin Türkiye’si hakkında çok değerli bir kaynak olarak öneriyoruz.

  • Künye: Emin Alper – Jakobenlerden Devrimcilere: Türkiye’de Öğrenci Hareketlerinin Dinamikleri (1960-1971), çeviren: Eylem Yenisoy, Tarih Vakfı Yurt Yayınları, tarih, 493 sayfa, 2019

 

Adam Phillips – Öyle ve Böyle (2019)

Adam Phillips, çocuk psikoterapisti olarak uzun yıllardır çalışan, alanında tanınan isimlerden.

Phillips iyi bir doktor olduğu kadar iyi bir yazardır da.

Örneğin son kitabı ‘Öpüşme, Gıdıklanma ve Sıkılma Üzerine’, büyük övgüyle karşılanmıştı.

Phillips’in ‘Öyle ve Böyle’ adlı elimizdeki kitabı da, kendisinin hem bir uzman hem de bir insan olarak psikanalizin temel meseleleri hakkında aydınlatıcı ve keyifli denemelerini bir araya getiriyor.

Kitap, Phillips’in düşüncelerine ve özellikle de psikanalizin içinde bulunduğu duruma dair geniş bir perspektif sunmasıyla önem arz ediyor.

Phillips disiplinini, bir terapi olarak değil daha çok hayatla ve diğer insanlarla başa çıkabilme yöntemi olarak ele alıyor.

Kitapta sıkılmadan endişelenmeye, başarıdan nefrete, unutmanın faydalarından narsisizme, aileden mutluluğa, pek çok ilgi çekici konu ele alıyor.

Son olarak şunu da belirtelim ki, Phillips’in yazıları her ne kadar psikanalize içkin meselelere odaklansa da, psikanalizin kendisini de yeniden tartışmaya açmasıyla da çok önemli.

  • Künye: Adam Phillips – Öyle ve Böyle: Yeni ve Seçilmiş Denemeler, çeviren: İpek Şen, Ayrıntı Yayınları, psikanaliz, 448 sayfa, 2019

Thomas S. Kuhn – Yapı’dan Sonraki Yol (2019)

Bilim felsefesi alanında çığır açıcı bir eser olan ‘Bilimsel Devrimlerin Yapısı’nın yazarı Thomas Kuhn’un farklı zamanlarda kaleme aldığı makaleler bu kitapta yer alıyor.

Kuhn ‘Bilimsel Devrimlerin Yapısı’nda, bilim tarihinin tedricî ve birikimsel olmadığını, bunun yerine birbirini takip eden az çok köklü “paradigma değişimleri” ile kesintiye uğradığını savunmuştu.

Öte yandan Kuhn’un, bu özetlediğimiz görüşünde zamanla bir miktar değişim geçirdiği de bilinir.

İşte bu kitapta toplanan makaleler,  Kuhn’un kendi “devrimsel” hipotezlerini sonradan yeniden düşünme ve genişletme girişimlerini temsil etmeleriyle büyük öneme haiz.

Buradaki makalelerde,

  • Bilimsel devrimin ne olduğunu,
  • Bilimin “sosyal bir girişim oluşu”nun bize ne söylediğini,
  • Bilimsel ilerleme ile evrimsel biyolojik gelişim arasındaki benzerliklerin neler olduğunu,
  • Farklı diller arasında iletişim zorlukları doğuran “ortak-ölçüsüzlük” ve “karşılaştırılabilirlik, iletişilebilirlik” meselelerinin ne anlama geldiğini ve bunları nasıl ele alabileceğimizi,
  • Ve bunun gibi ve ilgi çekici konular tartışılıyor.

Bizde daha önce yayınlanmış, yine Kuhn’un makalelerini bir araya getiren ‘Asal Gerilim’in devamı olarak da okunabilecek kitapta, Kuhn’la Atina Üniversitesi’nde yapılmış geniş bir mülakatın kaydı da yer alıyor.

Özellikle bu söyleşi, Kuhn’un kişisel hayatı ile düşünsel serüveninden dikkat çekici ayrıntılar sunmasıyla önemli.

  • Künye: Thomas S. Kuhn – Yapı’dan Sonraki Yol: Felsefi Makaleler (1970-1993), Otobiyografik Bir Mülakatla Birlikte, editör: James Conant ve John Haugeland, çeviren: Erkan Bozkurt, İletişim Yayınları, felsefe, 408 sayfa, 2019

Federico Finchelstein – Faşizmden Popülizme (2019)

Faşizm ve popülizmin bir torbaya konulması, genellikle statükonun popülist seçeneklerin yegâne alternatifi olarak sunulmasına sebep olur.

Faşizm ve popülizm üzerine yirmi yıldır araştırma yapan ve yazan Federico Finchelstein’in bu harika çalışması, faşizm ile iktidar sahipleri arasındaki tarihsel bağıntıları popülist demokrasiler bağlamında ele alıyor.

İçinde olduğumuz yüzyıla karakterini veren dinamikler kriz, yabancı düşmanlığı ve popülizmdir. Finchelstein, bunların ne yeni ne de basitçe günümüzde yeniden doğmuş hasletler olduğunu söylüyor.

Yazar, öncelikle popülizmin zamana bağlı olarak uyarlanmasının ve yeniden kurgulanmasının tarihinin faşizmle başladığını, fakat iktidara gelmiş popülizmle devam ettiğini söylüyor.

Finchelstein tam da bu amaçla, faşizmin ve popülizmin tarihine, başka bir deyişle kökenlerine doğru aydınlatıcı bir yolculuğa çıkıyor ve bunu yaparken de, Amerikan bakış açısına ve Avrupamerkezci görüşe karşı çıkıyor.

Konuyu Avrupa’dan Amerika’ya, Asya’dan Latin Amerika’ya uzanan geniş bir coğrafyada ele alan kitabı, öncelikle popülizm ve faşizmi tarihsel bağlamı içinde okumak isteyenlerin çokça aydınlanabilecekleri bir eser olarak öneriyoruz.

  • Künye: Federico Finchelstein – Faşizmden Popülizme, çeviren: Ali Karatay, İletişim Yayınları, siyaset, 320 sayfa, 2019