David C. Catling – Astrobiyoloji (2019)

Bilmeyenler için açıklayalım: Astrobiyoloji, Dünya’daki yaşamın kökenini ve evrimini, ayrıca başka yerlerde mümkün olan çeşitli yaşam biçimlerini inceleyen bir bilim dalıdır.

Astrobiyoloji yaşamın nasıl tanımlanması gerektiği gibi zor bir soruyu gündeme getirir.

Dünya’nın ötesinde tam olarak ne arıyoruz?

Kendisi de bir gezegenbilimci ve astrobiyolog olan David C. Catling, bu çalışmasında, dünyadaki yaşamın kökeni ve evrimi ile dünyanın ötesindeki yaşam üzerine astrobiyolojinin ne yanıtlar verdiğini ayrıntılı bir şekilde açıklıyor.

Konuya yeni yeni ilgi duyanlar kadar bu alanda çalışanların da severek okuyacağı kitapta,

  • Dünyada yaşamı ortaya çıkaran koşulların neler olduğu,
  • Bu yaşamın hangi ilkeler temelinde geliştiği,
  • Gezegenimiz mevcut haline erişmeden önce nasıl evrelerden geçtiği,
  • Kitlesel yok oluşlara hangi olayların yol açtığı,
  • Dünyamızı nasıl bir geleceğin beklediği,
  • Gezegenlerin nasıl oluştuğu,
  • Güneş Sistemi’nde ve ötesinde hangi gezegenlerde yaşamın ortaya çıkma ihtimalinin bulunduğu…

Kitap bu ve bunun gibi konuları irdeliyor ve bunu yaparken astrobiyoloji alanındaki güncel durum ve disiplinin temel meseleleri hakkında okuru bilgilendiriyor.

  • Künye: David C. Catling – Astrobiyoloji: Dünyada ve Evrende Yaşam, çeviren: Ahmet Burak Kaya, Metis Yayınları, bilim, 168 sayfa, 2018

Reiner Möckelmann – Franz von Papen (2019)

Nazi Almanya’sının Ankara büyükelçisi Franz von Papen, Türkiye’nin Almanların yanında yer alması için elinden geleni yapmıştı.

von Papen bu amacına tam anlamıyla ulaşamasa da, Anadolu Ajansı’nda çalışan Türk vatandaşı Yahudilerin işlerinden çıkarılmalarını sağlamıştı.

Öte yandan Türkiye vatandaşı Yahudilerin resmi görevlere alınmaması ve Almanya’dan kaçan Yahudi ve Alman akademisyenlerin üniversitelerde görev almaması için de elinden gelen her şeyi yapmıştı.

İşte, kendisi de bir dönem Ankara’da Alman diplomatı olarak görev almış Reiner Möckelmann’ın bu enfes çalışması, von Papen’in Ankara’daki faaliyetlerini ve o dönemdeki muhataplarının buna karşı tutumlarını adım adım izliyor.

Cumhurbaşkanı İsmet İnönü, Başvekil Refik Saydam, Hariciye Vekili Şükrü Saracoğlu, Hariciye Vekili Numan Menemencioğlu ve Türkiye’nin Alman Büyükelçisi Hüsrev Gerede, Franz von Papen’le bu dönem muhatap olmuş, dolayısıyla bu kitapta karşımıza çıkan belli başlı isimler.

Kitabın en önemli yönlerinden biri ise, bu aralar bizde filmi de gösterimde olan Çiçero olayını da aydınlatması.

Çiçero, İngiltere’nin Türkiye Büyükelçisi Hughe Knatchbull-Hugessen’in Kosova kökenli uşağı Elyeza Bazna’ydı ve von Papen kimliğini gizlemek için ona Çiçero adını vermişti.

Çiçero Almanlara kısa sürede dört yüzden fazla gizli belge aktarmış, bunun karşılığında da 300 bin Sterlin almıştı.

  • Künye: Reiner Möckelmann – Franz von Papen: Hitler’in Türkiye Büyükelçisi, çeviren: Selma Türkis Noyan, Kitap Yayınevi, tarih, 405 sayfa, 2019

Utku Özmakas – Prens: Machiavelli’nin Muazzam Muamması (2019)

Makyavelcilik olarak özetlenen, “amaca giden her yol mubahtır” sözü, Machiavelli’nin düşüncesinden ziyade tümüyle bizim uydurmamız olabilir mi?

Utku Özmakas’ın aynı zamanda bir Machiavelli okuma kılavuzu olarak önerebileceğimiz bu ilgi çekici çalışması, bu tanımın Machiavelli’nin düşünsel ufkunun tam olarak tanımlayamayacağını, bilakis düşünürün kendisinin de bu anlamda Makyavelci olmadığını belirtiyor.

Yazar, Machiavelli ‘Prens’te tanımladığı şekliyle siyasetin tarihsel kaynaklarının izini sürüyor ve aynı zamanda bu siyasetin düşünsel imkânlarını derinlemesine sorguluyor.

‘Prens’i adeta satır satır çözümleyen Özmakas burada,

  • Machiavelli’nin ‘Prens’inin etrafında uzun zamandır yürütülen tartışma ve yorumları,
  • Düşünürün ikili öğretisinde en çok öne çıkan virtù (beceri) ile fortuna (talih) kavramlarının mahiyeti,
  • Machiavelli düşüncesinde “ironi”, “politik bellek”, “şiddet”, “din”, “sözleşme”, “yanıltma politikası”, “erdem”, “somut gerçeklik” ve “karşılaşma” gibi kavramlar ile “tilki ile aslan” metaforlarının yeri ve işlevi,
  • Machiavelli’nin ordu hakkındaki iddialarının düşünürün bürokratik hayatındaki öz ordu hevesiyle ilişkisi gibi birçok ilgi çekici konuyu irdeliyor.

Künye: Utku Özmakas – Prens: Machiavelli’nin Muazzam Muamması, İletişim Yayınları, siyaset, 341 sayfa, 2019

Hélène Carrère D’encausse – Dünyayı Değiştiren Altı Yıl (2018)

Sovyetler Birliği çökeli çok oldu.

Fakat bu konudaki tartışmalar hiç bitmedi, bilakis azalmak yerine daha da arttı.

Görünen o ki, çok yönlü sürdürülen bu tartışmalar uzun bir süre daha devam edecek.

Rus tarihi ve kültürü alanında uzman akademisyenlerden olan Hélène Carrère D’encausse de bu çalışmasında, kimi zaman ağır ağır ilerleyen, kimi zaman akıl almaz şekilde hızlanan, toplamda altı yılı bulmuş Sovyetler Birliği’nin çöküş sürecini başından sonuna izliyor.

D’encausse yalnızca Sovyetler’in çöküşüyle değil, bu sürecin başlı başına dünyayı kökten bir biçimde nasıl dönüştürdüğünü de irdeliyor.

Kitapta, Yuriy Andropov, Leonid Brejnev, Mihail Gorbaçov, Boris Yeltsin ve Vladimir Putin gibi, bu dönemde önemli ve kritik roller üstlenmiş isimlerle, Çernobil patlaması, ekonomik krizler, perestroyka ve bağımsızlık hareketleri gibi o dönemin gündemini oluşturan konularla karşılaşıyoruz.

  • Künye: Hélène Carrère D’encausse – Dünyayı Değiştiren Altı Yıl: 1985-1991 Sovyet İmparatorluğu’nun Yıkılışı, çeviren: Şehsuvar Aktaş, Yapı Kredi Yayınları, tarih, 256 sayfa, 2018

Pierre Macherey – Edebi Üretim Teorisi (2019)

Louis Althusser ekolünden gelen Pierre Macherey, bilindiği gibi ünlü ‘Kapital’i Okumak’ adlı çalışmanın Althusser’den başka, Étienne Balibar, Jacques Rancière ve Roger Establet gibi isimleriyle birlikte yazarlığını da üstlenmişti.

Macherey’nin, Althusserci ideoloji yaklaşımını edebi üretime uyguladığı bu çalışması ise, edebiyat incelemelerinde bir dönüm noktasıdır.

Macherey, artık bize aşina gelen bir tanım olsa da, “edebiyat (sanat) bir üretimdir” diyerek, o zamana kadar üzerinde hakkıyla durulmamış bir konuyu tartışmaya açmıştı.

Macherey burada, ideolojinin edebiyat alanında nasıl çalıştığını, başka bir deyişle bir yazarın yazma ediminde ideolojinin bu sürece hangi aşamada dâhil olduğunu gözler önüne seriyor.

Sanatçı ya da edebiyatçının, insanların anlam ve değer dünyalarında olup bitenleri verili ideolojinin verili örtülerini sıyırarak keşfettiğini belirten Macherey’nin öncü çalışması, edebiyat ve sanatı kendi maddi bağlamında kavramak isteyenler için harika bir kaynak.

Kitabın Türkçe çevirisi, Murat Belge’nin önsözüyle açılıyor.

  • Künye: Pierre Macherey – Edebi Üretim Teorisi, çeviren: Işık Ergüden, İletişim Yayınları, edebiyat inceleme, 342 sayfa, 2019

Kolektif – Arkeoloji: Tarihin ve Kültürün Yapılandırılması (2019)

Arkeolojinin değerlerden azade, nesnel bir bilim dalı olduğu varsayılır.

Fakat son zamanlarda sürdürülen pek çok tartışmadan da gördüğümüz gibi, arkeoloji iktidarların işine yarayacak bir silah gibi kullanılageldi.

İşte bu kitapta bir araya getirilen makaleler de, arkeolojiye politik ve etik çerçevelerden bakmaları ve söz konusu tartışmalara yetkin bir katkı sunmalarıyla büyük öneme haiz.

Kitapta,

  • Bir kolonyal söylem olarak arkeolojinin tarihi,
  • Kolonyal denetim altındaki Batı-dışı kültürler hakkında bilgi üreten Batılı bir iktidar aygıtı olarak arkeoloji,
  • İsrail devletinin kuruluşunda arkeolojinin oynadığı rol,
  • Arkeolojik çalışmaların, Filistin topraklarını Yahudilerin kadim ulusal yurdu olarak nasıl baştan yarattığı,
  • Amerikan işgali zamanlarında Irak’ta arkeologların, Irak’ın kültürel mirasını kurtarma adı altında işgalci ordularla yaptığı gönüllü işbirliği…

Bunun gibi birçok ilgi çekici konuyu tartışmaya açan kitap, sıradan okurlar kadar konunun uzmanlarını da arkeoloji üzerine daha derinlemesine düşünmeye davet ediyor.

Ayşe Boren’in sunuşuyla açılan kitaba katkıda bulunan isimler de şöyle: Oscar Moro-Abadí, Neil Asher Silberman, Nadia Abu El Haj, Susanne Leeb ve Yannis Hamilakis.

  • Künye: Kolektif – Arkeoloji: Tarihin ve Kültürün Yapılandırılması, derleyen: Ayşe Boren, İletişim Yayınları, arkeoloji, 205 sayfa, 2018

Miri Shefer-Mossensohn – Osmanlı’da Bilim (2019)

Uzmanlık alanı Osmanlı dönemindeki bilimsel ve tıbbi çalışmalar olan Miri Shefer-Mossensohn’dan, Osmanlı’daki bilimsel, kültürel yaratı ve bilgi alışverişi konusunda çok değerli bir çalışma.

Osmanlı’nın kapalı bir toplum yapısına sahip olmasının beraberinde yeniliklere karşı duyulan ilginin azalmasına neden olduğu ve bu durumun da imparatorluğun duraklama ve çöküş sürecine girişine neden olduğu, neredeyse genel bir kanıdır.

Shefer-Mossensohn ise, bu teze temelden karşı çıkıyor ve Osmanlı toplum ve kültürünün zengin bir bilimsel hayatı mümkün kılacak dinamiklere sahip olduğunu savunuyor.

Shefer-Mossensohn,

  • Osmanlıların dışarıdan gelen icat ve buluşları kendi ihtiyaçlarına göre nasıl değiştirerek geliştirdiğini,
  • İmparatorluk içinde bilim, eğitim ve öğretim mekanizmalarının işleyişini,
  • Teknolojik gelişmelerde devletin rol üstlenmesinin bilimi üreten ve kullanan Türkçe ve Arapça konuşan Osmanlılar üzerindeki etkilerini,
  • Osmanlı’nın bilgiyle etkileşime geçtiği süreçlerin nasıl ilerlediğini ve bunlara atfedilen değerleri,
  • Osmanlı’nın bilgiyle etkileşim sürecinde karşılaştığı belli başlı zorlukların neler olduğunu,
  • Osmanlı’nın sistemleştirilmiş bilgiyle olan deneyimlerinin ne şekilde geliştiğini,
  • Ve bunun gibi birçok ilgi çekici konuyu tartışıyor.

Kitap, Osmanlı’nın bilimsel ve kültürel macerasına daha yakından bakmak isteyenler için çok önemli ayrıntılar sunuyor.

  • Künye: Miri Shefer-Mossensohn – Osmanlı’da Bilim: Kültürel Yaratı ve Bilgi Alışverişi, çeviri: Kübra Oğuz, İş Kültür Yayınları, bilim tarihi, 316 sayfa, 2019

Frederick C. Beiser – Hegel (2019)

Hegel felsefesine giriş yapmak için iyi bir kaynak arayanlara bu kitabı öneririz.

Frederick Beiser, Hegel’in çalışmalarını oldukça geniş bir çerçevede ve rahat anlaşılabilir bir üslupla ele alıyor.

Yazar, Hegel’in dönemine ve fikirlerine odaklanırken, aynı zamanda Hegel düşüncesinin Spinoza ve Kant başta olmak üzere kendisinden önceki veya kendi dönemindeki düşünürlerle nasıl bir ilişki içinde olduğunu da aydınlatıyor.

Hegel felsefesinde önemli yer tutan ve daha sonra Marx’ın geliştireceği diyalektik kavramına da ağırlıklı yer veren Beiser, bu bağlamda Hegel’in toplumsal ve siyasi düşüncelerini, buna ek olarak filozofun etkilerini ve mirasını da ayrıntılı bir şekilde açıklıyor.

Hegel ile ilk defa karşılaşanlar kadar 19. yüzyıl felsefesi alanında çalışanların da çokça yararlanacağı bir çalışma.

Frederick Beiser, Alman idealizmi, Alman romanizmi ve genel olarak 19. yüzyıl felsefesi konusunda yaptığı çalışmalarla dünya çapında tanınan bir isim.

Beiser’in Hegel üzerine bu çalışmasının adeta her sayfasında, bu birikimini görüyoruz.

  • Künye: Frederick C. Beiser – Hegel, çeviren: Seçim Bayazit, Alfa Yayınları, felsefe, 416, 2019

Friedrich Engels – Ailenin, Özel Mülkiyetin ve Devletin Kökeni (2019)

Friedrich Engels’in ‘Ailenin, Özel Mülkiyetin ve Devletin Kökeni’, ilk kez 1884 yılında basılmıştı.

Kitap hem materyalist tarih yöntemini ustaca kullanması hem de insanlığın soy, aile, kabile ve devlete uzanan macerasını bilimsel yönleriyle irdeleyen ilk bilimsel eserlerden olmasıyla bugün tam bir klasik.

Engels çalışmasında, Amerikalı öncü antropolog Lewis H. Morgan’ın barbarlık ve uygarlık alanında yapmış olduğu araştırmalarından edindiği çığır acıcı veriler ile Karl Marx’ın bu konulardaki fikirlerini rehber ediniyor.

Öte yandan Marx’ın da, Morgan’ın çalışmalarından çıkardığı geniş bir eleştirel özeti de bulunuyor.

Engels, çalışmasında bu notlardan da yararlanarak bir nevi Marx’ın vasiyetini yerine getirmiş oluyor.

  • Künye: Friedrich Engels – Ailenin, Özel Mülkiyetin ve Devletin Kökeni, çeviren: Mustafa Tüzel, İş Kültür Yayınları, antropoloji, 236 sayfa, 2019

Recep Memişoğlu – Kivamini Tutturamaduk (2019)

“Deniz her vuruşunda dalgalarını duvara

Aldı haykırışların bir parçasını da

Aldı götürdü

Yaydı Karadeniz’e”

Bu dizeler, kendisi de zamanında Karadeniz’de devrimci faaliyetler içinde yer almış İbrahim Karaca’ya ait.

Recep Memişoğlu’nun kaleme aldığı ‘Kivamini Tutturamaduk’ ise, Rize’deki 1980 öncesinde devrimci duygularla yola çıkmış gençlerin hikâyesini anlatıyor.

Recep Memişoğlu’nun devrimci mücadelesi, Pazar’da Halkevi yönetimine girmesiyle hareketlenir.

Memişoğlu bu dönemde Dev-Genç, Devrimci Yol ile militan düzeyde ilişki kurar.

1981 yılının Ocak ayında Çamlıhemşin Kale köyünden 10 yoldaşıyla birlikte yakalanır.

Örgüt üyeliğinden 15 yıl ceza alan Memişoğlu, normal hayatına ancak 1988’de başladı.

İşte Memişoğlu’nun elimizdeki anıları, bu inişli çıkışlı olayların kapsamlı bir dökümünü sunuyor.

Kitap, Rize bağlamında Karadeniz’de devrimci mücadelenin ilgi çekici bir fotoğrafını çekmesiyle büyük öneme haiz.

Memişoğlu anlatımını, mücadeleye katılmış sıra dışı insanların hikâyeleri ve bu süreçte yaşanan ilginç olaylarla harmanlamış.

Rize’nin devrimci geçmişini aydınlatan bu tanıklık, Rize başta olmak üzere Karadeniz’e bambaşka bir çerçeveden bakmak için çok iyi bir fırsat.

  • Künye: Recep Memişoğlu – Kivamini Tutturamaduk, Ayrıntı Yayınları, siyaset, 176 sayfa, 2019