Ernst Cassirer ve Martin Heidegger – İnsan Nedir? (2021)

Anti-semitist Martin Heidegger ile Yahudi filozof Ernst Cassirer arasında “insan nedir?” konulu şahane bir tartışma.

Bir zamanlar verem hastalarının iyileşmek için ziyaret ettiği Davos, birçok önemli kültür ve bilim insanının yer aldığı konferans dizilerine tanıklık etti.

Bu kitap da 1929 baharında Heidegger ve Cassirer arasındaki tartışmanın ürünüdür.

Üç hafta kadar süren kongrenin büyük olayı bu karşılaşmadır.

Toplantıda kimler yoktur ki Levinas, Leo Strauss, Carnap ve daha birçok önemli isim.

Tartışmayı önemli kılan diğer bir konu daha vardır: Bu, eski ile yeninin karşılaşması olmakla birlikte, anti-semitist bir parti taraftarı filozof ile Yahudi bir filozofun da karşılaşmasıdır.

Tartışma sorusu “İnsan nedir?” olsa da tartışma, felsefede yeni bir çağ açan Kant üzerinedir.

Ayrıca bu kitapta geniş bir yer tutan Sonsöz’de, bu kongrenin tarihsel detayları, siyasal konjonktür içerisindeki yeri ve tartışmanın felsefi arka planı hakkında önemli açıklamalar sunuluyor.

  • Künye: Ernst Cassirer ve Martin Heidegger – İnsan Nedir?: Davos’ta Kant Üzerine Bir Kör Dövüşü, çeviren: Kubilay Hoşgör, Fol Kitap, felsefe, 96 sayfa, 2021

Haydar Akın – Ortaçağ Avrupa’sında Cadılar ve Cadı Avı (2021)

Maria Mies, Ortaçağ Avrupa’sında, 2. Dünya Savaşı’nda öldürülen Yahudiler kadar kadının cadı oldukları iddiasıyla işkenceyle yahut yakılarak katledildiğini söyler.

Haydar Akın da, ortaçağın sonlarıyla yeniçağın başlarına kadar uzanan cadı avlarının kültürel, sosyolojik arka planını zengin bir bibliyografya taraması eşliğinde ele alıyor.

Avrupa’nın belleğinde yüzyıllar boyunca farklı imgelerle yer etmiş, Shakespeare, Dante, Milton’un eserlerinden Bosch ve Goya’nın resimlerine kadar pek çok sanat yapıtına, masallara konu olan cadılar on binlerce masum insanın ölümüne sebep olan “cadı avı çağı”nda Engizisyon mahkemelerince yargılanıp cezalandırılmıştı.

‘Ortaçağ Avrupa’sında Cadılar ve Cadı Avı’, Eski Mısır, Mezopotamya, İran kültürlerindeki şeytan, büyü ve demon inanışlarının Avrupa’daki büyücülük ve cadı inanış ve ritüellerine etkileri; Şeytan’la işbirliği; Hıristiyan teolojisi ile büyücülük, demon inanışlarının birbirinden ayrılması; büyücülük ritüelleri; Engizisyon mahkemelerinin cadılık testleri; hayvana dönüş büyüleri ve hayvan davalarında Kutsal Engizisyonun verdiği cezalar, infazlar, mahkeme kayıtlarıyla eşsiz bir okuma sunuyor.

  • Künye: Haydar Akın – Ortaçağ Avrupa’sında Cadılar ve Cadı Avı, Alfa Yayınları, tarih, 480 sayfa, 2021

Jason Hickel – Çoğu Zarar Azı Karar (2021)

Bugünkü hızlı yoksullaşmaya baktığımızda, ekonomik büyüme tam bir kandırmacadır, safsatadır.

Jason Hickel, büyüme tezinin ekolojik açıdan neden sürdürülemez ve özünde adaletsiz bir hal aldığını gözler önüne seriyor.

Toplumların esenliği ve gelişmişliği çoğu iktisatçı ve siyasetçi tarafından “büyüme” kavramıyla açıklanıyor.

Farklı siyasi ve iktisadi görüşlerin “büyüme” konusunda anlaştığını görüyoruz.

Günümüzdeki hızlı yoksullaşma, artan eşitsizlikler ve toplumsal-ekolojik felaketler de egemen söyleme göre büyüme eksikliğinin ya da azgelişmişliğin sonuçlarıdır:

“Büyümeyen, yerinde sayan, ölür”.

Elimizdeki kitap ise bu sorunların nedeninin tam da büyüme olduğunu, büyümenin aşırı masraflı, ekolojik açıdan sürdürülemez ve özünde adaletsiz bir hal aldığını, “büyüme”yi temel alan mitik inançların terk edilmesi gerektiğini savunuyor.

Bunun için büyüme tahayyülünü ayakta tutan ve ekonomiyi bilim olmaktan çıkaran terimlerle düşünmekten vazgeçmek gerekiyor.

Kullanımdaki iktisadi dil, ifade edilmesi gerekeni ifade etmekte yetersiz kaldığı içindir ki yeni bir söz dağarcığına ihtiyacımız var.

Bir grup aktivist ve entelektüelin ilk olarak Fransa’da başlattığı ve ardından tüm dünyaya yayılan küçülme hareketi, toplumsal bir hedef olarak ekonomik büyümenin terk edilmesi çağrısında bulunuyor.

“Küçülme” kavramı, daha az doğal kaynak tüketen ve tamamen farklı ilkeler çerçevesinde örgütlenen toplumlara giden yolu temsil ediyor.

Sadelik, şenliklilik, otonomi, bakım, müşterekler gibi kelimeler de küçülme toplumlarının neye benzeyebileceği konusuna ışık tutuyor.

  • Künye: Jason Hickel – Çoğu Zarar Azı Karar: Dünyayı Küçülme Kurtaracak, çeviren: Deniz Keskin, Metis Yayınları, iktisat, 304 sayfa, 2021

Funda Çoban – Dostoyevski Politikasının Sorunları (2021)

Dostoyevski edebiyatını siyasal sosyoloji bağlamında yeniden yorumlayan özgün bir inceleme.

Funda Çoban, Aristotelesçi politikadan Bahtinyen karnavaleske uzanarak Dostoyevskiyan dünyaya yakından bakıyor.

‘Dostoyevski Politikasının Sorunları’, Platon’un sempozyumundan Aristotelesçi politika ve Bahtinyen karnavaleske; kapitalizm, modernite, ilerleme sarmalından isyan ve ütopyaya; cinsellik söyleminden keşişler, soytarılar ve budalalara Dostoyevskiyan bir yolculuğa davet ediyor.

Çalışma, yazarın Raskolnikov, Nastasya Filippovna, Ivan Karamazov, Yeraltı Adamı, Gruşenka, Prens Mişkin, Stavrogin ve daha nice karakterin oluşturduğu dünyalar içinden geçerek modern sorunları yeni bir bakışla okuyor.

“İlle de dekadans” diyordu Dostoyevski’nin Yeraltı Adamı.

Dekadans çağında edebiyat ve siyasetin yaratıcı yıkımına atfen, eser hem Dostoyevski severleri hem de siyaset sosyolojisi ve tarihle ilgilenen okurlar için önemli bir kaynak.

Kitaptan bir alıntı:

“Fransızların dediği gibi her şey mistik olarak başlar, politik olarak sona erer. Bunu doğrularcasına gizemli bir tutkuyla bağlı olduğum sanatçı dostu Dostoyevski’den yola çıkıp felsefeye, siyaset bilimine, edebiyat eleştirisine ve sosyolojiye gönül vermiş olanlara sesleniyorum. İncelemeyi bitirdikten sonra elinize (yeniden) bir Dostoyevski eseri almaya heves duymanızsa en büyük temennim. Çünkü Dostoyevski tüm karanlığı ve ışıltısı ile kaldırıldığı kitap rafından bize bakmaya devam ediyor.”

  • Künye: Funda Çoban – Dostoyevski Politikasının Sorunları, Nika Yayınevi, inceleme, 384 sayfa, 2021

David Eagleman – Canlı Devre (2021)

Aşk kendi derinliğinin farkına neden ancak ayrılık saati gelip çattığında varır?

‘İncognito’ ve ‘Beyin’ adlı iki ünlü kitabın yazarı olan David Eagleman, bu sefer de en yeni bilimsel araştırmalar, ilginç vakalar ve yukarıdaki gibi ufuk açıcı sorular eşliğinde eşliğinde beynimizin dudak uçuklatan sihirleri hakkında bizi aydınlatıyor.

  • Madde yoksunluğu ile kırık bir kalbin ortak yönü ne?
  • Anıların düşmanı neden zaman değil de başka anılar?
  • Kolsuz bir insan nasıl dünyanın en iyi okçusu olabiliyor?
  • Geceleri neden rüya görürüz ve bunun gezegenimizin dönüşüyle ne ilgisi var?
  • Kör bir insan diliyle görmeyi, sağır bir insan derisiyle işitmeyi nasıl öğrenebilir?

Bu soruların yanıtı gözlerimizin hemen arkasında duruyor.

Yaşadığımız gezegende keşfedegeldiğimiz en ileri teknoloji, kafatasının karanlık haznesinde taşıyıp durduğumuz şu bir buçuk kiloluk organda saklı.

Nasıl ki hayatın heyecanı kim olduğumuzla değil, kime dönüşme sürecinde olduğumuzla ilgili, beynin sihri de onu oluşturan parçalardan çok, parçaların dinamik ve canlı bir doku oluşturmak üzere kendilerini durmaksızın yeniden dokumalarında yatıyor. Beynimiz, tıpkı dünyamız gibi, değişken ve akışkan bir sistem.

Kuşağının en iyi bilim anlatıcılarından Eagleman ‘Canlı Devre’de, en yeni bilimsel araştırmalar ve ilginç vakalar eşliğinde, beynimizin içyüzüyle tanıştırıyor bizleri.

Kitap, beyinlerimizin kendi devrelerini sürekli olarak nasıl yeniden yapılandırdığını ve bunun hem yaşamımız hem de geleceğimiz için ne anlama geldiğini net bir şekilde ortaya koymasıyla önemli.

  • Künye: David Eagleman – Canlı Devre: Durmaksızın Değişen Beynin İçyüzü, çeviren: Zeynep Arık Tozar, Domingo Kitap, bilim, 328 sayfa, 2021

Kolektif – Toplumcu Belediyecilik (2021)

Bu kitap, Türkiye’de toplumcu belediyecilik deneyimi ve kentsel siyaset alanına muazzam bir katkı sunuyor.

Çalışma, 1970’lerde CHP’nin İstanbul, Ankara, Adana, İzmit ve Çanakkale’deki başarıya ulaşmış toplumcu belediyecilik deneyimlerini inceliyor.

Türkiye’de 1970’lerde CHP’li belediye başkanları, dünyada 1968’den beri yükselen kentsel adalet ve özgürlük hareketleri ve yerel demokratik gelişmelerden de ilham alarak, uyguladıkları yerel politikalarla, yerel yönetimleri sadece hizmet üreten yapılar olmaktan çıkarıp, merkezî siyasetin karşısında bir siyasi alternatif olarak ortaya çıkarmışlardı.

Yerel yönetim seçimlerinde 1973’te oyların % 37’sini, 1977’de % 41,7’sini alan, 1977’de 67 il merkezinin 42’sini kazanan CHP’nin belediye kadroları, “toplumcu belediyecilik” anlayışını geliştirmişlerdi.

Bu, geniş̧ sosyal refah uygulamalarına dayanan ve “Belediyeler demokrasinin beşiğidir” şiarıyla âdeta “yerel hükümet” olma kapasitesi geliştirmeye yönelen bir anlayıştı.

Bu kitapta, İstanbul’da Ahmet İsvan, Ankara’da Vedat Dalokay ve Ali Dinçer, Adana’da Ege Bağatur, İzmit’te Erol Köke, Çanakkale’de Reşat Tabak yönetimleri örneklerine bakarak, toplumcu belediyecilik deneyimini enine boyuna inceleniyor.

2010’ların ikinci yarısında, CHP’li yerel yönetimler toplumcu belediyeciliği yenileyerek canlandırmaya yöneldiler.

Kitapta, dönemin ağır “vesayet ve velayet” koşulları altında yürütülen bu yerel siyasetin eleştirel bir değerlendirmesi de yer alıyor.

Sezgin Sezgin ve Tuğba Canbulut’un hazırladığı derlemede ayrıca Ulaş Bayraktar, Hatice Kurtuluş, Hülya Küçük Bayraktar ve İpek Sakarya’nın yazıları bulunuyor.

  • Künye: Kolektif – Toplumcu Belediyecilik: 1970’lerden Günümüze Bir Yerel Yönetim Deneyimi, derleyen: Sezgin Sezgin ve Tuğba Canbulut, İletişim Yayınları, siyaset, 252 sayfa, 2021

Kamil Kartal – Öyle mi Alay Komutanı! (2021)

Çoğumuz Kamil Kartal’ı “Öyle mi alay komutanı!” dediği o tüylerimizi diken diken eden konuşmasıyla tanıdık.

Oysa Kartal, 1977’den beri sendikal mücadelenin içinde yer alıyor.

İşte bu kitap da, Türkiye’nin Kitap 1970’lerden 2021’e uzanan sendikal sürecini siyasal gelişmeler ışığında ele almasıyla çok önemli.

Çetin Uygur ile Kamil Kartal arasında eşine az rastlanır bir usta-çırak ilişkisi vardır.

Bu ikili, özellikle 1980 sonrası işçi hareketinin her atılımının ya mimarı ya danışmanı ya hamalı, en kötü ihtimalle de tanığıydı.

1980 sonrasında bağımsız sendikalar süreci, 1989 işçi baharı, İşçilerin Sesi gazetesinin yayınlanması, kamu çalışanları hareketinin oluşumu ve yükselişi, DİSK’in yeniden faaliyete başlaması, Yeraltı Maden-İş’in Zonguldak çalışması, güvencesiz işçilerin örgütlenme süreçleri ve daha nicelerinde hep birlikteydiler.

Kısacası Kamil Kartal özellikle 1980 sonrasındaki kayda değer işçi çalışmaları açısından muazzam bir belleğe sahiptir.

Kitap 1970’lerden 2021’e kadar Türkiye sendikal sürecini, özellikle de 1980 sonrası yeni sendikal hareketlerin gelişimini, siyasal gelişmeler ışığında ele alıyor.

Bu yönüyle, okur kitabın sayfalarını karıştırırken sadece döneme dair anıları okumakla kalmıyor, sendikal tarih içinde analitik bir geziye de çıkmış oluyor.

Yazarın dışında, bu süreçlere tanıklık etmiş pek çok kişi düşünceleriyle kitapta yer alıyor.

Bu nedenle kitap farklı ya da karşıt fikirlere yer veren önemli tartışmaları içeriyor.

1980’lerdeki bağımsız sendikalar sürecinin peşi sıra, DY zemininde 1989-1991 Çalışması ve 1992’de başlayan Tartışma Süreci ana hatlarıyla kitapta yer alıyor, bazı boyutlar ilk kez dile geliyor.

Bu dönem Türkiye solu ve işçi hareketi açısından da önemli bir tarihsel dönemeçtir ve sonrasını doğrudan etkilemiştir.

1992 sonrasında sol hareket ve işçi hareketinde artık yeni bir dönem başlamıştır.

DİSK’in açılmasıyla geleneksel sendikal tarzın tıkanıklıkları iyice görünür olur.

1993 sonrasında dile gelmeye başlayan yeni arayışlar, güvencesiz işçi çalışmaları esas olarak 2002 sonrasında belirginleşir.

Bu arayışlar emek alanında özellikle Devrimci Sağlık-İş çalışmasında cisimleşir, ardından bunu Enerji-Sen ve diğerleri izler.

Kartal bu çalışmaların en öndeki aktörlerinden birisiydi.

Bu çalışmalar kesinlikle yeni işçi hareketleri olarak geleneksel sendikal hareketten apayrı ele alınmalıdır.

Kitap bu öncü çalışmaları başarılı boyutları kadar tıkanmaları, geleneksele geri dönüşleri açısından da inceliyor.

Bu yönüyle kitap yeni işçi hareketi açısından önemli tartışmaları barındırıyor.

301 işçinin yaşamını yitirdiği katliam sonrası başlayan Soma çalışması da kitabın son bölümünde ele alınıyor.

Kısacası, kitap Türkiye sol hareketine ve özellikle 1980 sonrasından bugüne kadar yürütülen işçi çalışmalarına ilgi duyanlar açısından önemli bir kaynak oluşturuyor.

İşte o meşhur video: 

  • Künye: Kamil Kartal – Öyle mi Alay Komutanı!: Sınıf Hareketiyle İç İçe Bir Ömür, Nota Bene Yayınları, siyaset, 496 sayfa, 2021

Jeremy Seabrook – Başka Dünyaların Çocukları (2021)

Üçüncü Dünya ülkelerindeki çocuk işçiler, yüzyıllar öncesindeki kölelik düzeniyle yarışan şartlarda hayatta kalmaya çalışıyorlar.

Jeremy Seabrook, küresel piyasalardaki sömürünün korkunç boyutlarını çocuk işçilerin dünyasına inerek ortaya koyuyor.

Üçüncü Dünya ülkelerindeki çocuk işçilerin hâli, bundan iki yüzyıl önce yurtlarından zorla kaçırılan köle akranlarınınkinden pek farklı değil:

‘Ecel tezgâhlarında’ karın tokluğuna tükeniyor, sakatlanıyor, ölüyorlar.

Eğlence sektöründe istismar edilip Körfez ülkelerinde deve jokeyleri olarak çalıştırılmak üzere kaçırılıyorlar.

Cinsel tacize uğrayıp satılıyor, kapatılıyorlar.

Charles Dickens’ın betimlediği kasvetli ve hoyrat Britanya manzaralarını, başka bir güneşin, başka renklerin hâkim olduğu, başka bir dünyada yeniden yaşıyorlar.

Çocuk işçilerin çoğunluğu Güney ülkelerinde olmasına rağmen, konuyla ilgili tartışmalar genellikle Batı’da ve eğitim-iş ikilemi ekseninde yapılıyor.

Dahası, Batı‘nın suçluluk duygusuyla sunduğu çözüm önerileri ‘kaş yaparken göz çıkarabiliyor’ ve başka değer yargılarına, başka aile yapılarına, başka iklimlere sahip toplumlarda yaşayan çocuk işçilerin hayatlarında öngörülmeyen yıkımlara neden oluyor.

Bu kitap işte bu çelişkiyi gözler önüne serip yoksulluk içinde çalışmak zorunda olan çocukların dünyasını bir de onların gözlerinden görmemize vesile oluyor.

  • Künye: Jeremy Seabrook – Başka Dünyaların Çocukları: Küresel Piyasada Sömürü, çeviren: Onur Gayretli, Fol Kitap, sosyoloji, 232 sayfa, 2021

Howard S. Becker – Kanıt (2021)

Sosyal bilim araştırmalarının nasıl yapılması gerektiği konusunda eşsiz bir kaynak.

Howard Becker’in uzun yıllarını emeklerinin ürünü olan bu kitabı, bir araştırma yapma ve anlama kılavuzu olduğu kadar, gündelik hayatımızın hakikatini aramada bize rehberlik edecek türden bir eser.

“Hakikat sonrası” bir çağda yaşadığımıza dair pervasız iddiaların yükselişi ve bunların yalnızca bilimi değil aynı zamanda demokrasiyi ve ortak insanlığımızı itibardan düşürmesi karşısında kitabın zamanlaması tek kelimeyle muhteşem.

‘Kanıt’, sosyal bilim araştırmasının nasıl yapılması gerektiğine dair incelikli bir değerlendirme ve Becker burada, veri toplarken ve bu veriyi kanıta dönüştürürken yöntemin pratik yönlerine dair düşünmenin önemini gösteriyor.

Çalışma, sahte haberlerin ve aşı karşıtı retoriğin hâkim olduğu günümüz dünyasında bu ve benzeri konular hakkında nasıl düşünmemiz gerektiğini gösteren, tam da bu dönemde çıkmasıyla çok önemli.

Becker’e göre, sosyal bilimciler, verilerinin, öne sürdükleri fikirleri için kanıt olarak ne kadar kullanışlı oldukları konusundaki soruları yeterince ciddiye almamaktadırlar.

‘Kanıt’, pek çok örnekten yola çıkarak, hiçbir veri toplama yönteminin tümüyle güvenilir bir bilgi üretmeyeceğini, bu nedenle araştırma işinin büyük bir kısmının hatalardan kurtulmak olduğunu güçlü bir şekilde vurguluyor.

Okurlar Becker’in bu son kılavuz kitabının her türden sosyal bilimci için kullanışlı bir araç sunduğunu görecekler.

  • Künye: Howard S. Becker – Kanıt, çeviren: Şerife Geniş, Nika Yayınevi, sosyoloji, 368 sayfa, 2021

François Chaubet – Avrupa’nın Entelektüel Tarihi (2021)

Fikirler tarihine giriş olarak okunabilecek çok iyi bir çalışma.

François Chaubet, Avrupa’nın iki asırlık entelektüel güzergâhını izliyor ve Avrupa entelektüel hayatına etki eden ve devamlı dolaşım halinde olan temel düşünce akımlarını ele alıyor.

Yazarların, yayınevlerinin, çevirmenlerin, dergi çevrelerinin ve bilim insanlarının, kısacası kıtanın düşünsel manzarasını biçimlendiren isimlerin üretimlerini ve karşılaştırmalarını anlatan çalışma, düşünce geleneklerinin fikir alışverişleriyle, aktarımlarla ve zengin temaslarla nasıl gelişip serpildiğini gözler önüne seriyor.

Konferansların, sergilerin, bilim toplantılarının, edebiyat ve felsefe kitaplarının, çevirinin, üniversitelerin Avrupası’nı olduğu kadar savaşın ve yıkımın Avrupası’nı da aydınlara odaklanarak irdeliyor.

Faşizm ve Soğuk Savaş gibi büyük tarihsel olayların yanı sıra Marksizm, Hıristiyanlık ve çoğulculuk gibi büyük temalar etrafındaki tartışmaları ele alıyor.

Chaubet’nin ‘Avrupa’nın Entelektüel Tarihi’, karşılaşmalar, aktarımlar ve yan yana gelişler üzerinden özel bir düşünsel tarih okuması öneren, fikirler tarihine giriş niteliğinde bir kaynak kitap.

  • Künye: François Chaubet – Avrupa’nın Entelektüel Tarihi: 19. ve 20. Yüzyıl, çeviren: Z. Hazal Louze, İletişim Yayınları, tarih, 120 sayfa, 2021