Künye: Louis Althusser – Ne Yapmalı? (2021)

Louis Althusser’den ufuk açıcı bir Gramsci ve Machiavelli karşılaştırması.

“İşçi sınıfı ve halk mücadelesini burjuva sınıf mücadelesine karşı üstün gelecek şekilde yönlendirmeye ve örgütlemeye yardım etmek için ne yapmalı?” sorusunun yanıtını arayan Althusser, 1978’de kaleme aldığı ve ölümünden sonra yayımlanan bu metninde, sınıf mücadelesine güncel bir perspektif olması amacıyla Machiavelli ve Gramsci üzerine derinlemesine bir sondaja girişiyor.

Düşünür bunu yaparken de, Gramsci’nin mutlak ampirizmini, Gramsci ve Machiavelli arasındaki görüş farklılıklarını ve Gramsci’nin düşünceleri bağlamında avrokomünizm ve sınıf diktatörlüğü konularını tartışıyor.

  • Künye: Louis Althusser – Ne Yapmalı?, çeviren: Yağmur Ceylan Uslu, Sel Yayıncılık, felsefe, 94 sayfa, 2021

Kolektif – İradenin İyimserliği (2021)

Yirmibirinci yüzyılın kadınların yüzyılı olacağı söylenir.

Peki, bugün kadınlar kendi hikâyelerini ne kadar anlatabiliyorlar?

‘İradenin İyimserliği’, emek pratiklerinden sanat ve spora, 2000’lerin Türkiye’sinde kadınların varoluşunun farklı cephelerini tartışıyor.

Kitapta,

  • 2000’li yıllarda kadın sanatçılar,
  • “Yozgat Blues” ve “Unutursam Fısılda” filmlerinde kadınların temsili,
  • Sporda kadınlar,
  • Yerli dizilerde kadınların temsili,
  • Muhafazakâr kadının halet-i ruhiyesi,
  • Amargi Dergi’nin feminist hareketteki yeri ve önemi,
  • MHP ve Ülkü Ocakları’nda kadınlık halleri,
  • Kadın Cinayetlerini Durduracağız Platformu’nun kadın hareketine katkıları,
  • Ve Gökova Körfezi’ndeki balıkçı kadınların deneyimleri bağlamında kadın emeği gibi ilgi çekici konular tartışılıyor.

Kitaba katkıda bulunan yazarlar ise şöyle: Aksu Bora, Ahu Antmen, Sema Aslan, Emek Çaylı Rahte, Zehra Çelenk, Gözde Çerçioğlu, Yücel İlknur Hacısoftaoğlu, Binnaz Saktanber, Burcu Şenel, Funda Şenol Cantek, Nagehan Tokdoğan, Figen Uzar Özdemir, İlknur Üstün, Özlem Yeniay ve Nevin Yıldız.

  • Künye: Kolektif – İradenin İyimserliği: 2000’lerde Türkiye’de Kadınlar, derleyen: Aksu Bora, İletişim Yayınları, feminizm, 368 sayfa, 2021

Hans-Johann Glock – Analitik Felsefe Nedir? (2021)

Analitik felsefenin artı ve eksileri üzerine zengin bir sorgulama.

Hans-Johann Glock, analitik felsefenin neye karşılık geldiğini ve kıta felsefesinden ayrışmasının kültürel ve düşünsel sonuçlarını aydınlatıyor.

Yaklaşık yüz yaşında olan analitik felsefe, şu anda Batı felsefesindeki baskın güçtür.

Tarihsel tekâmülüne olan ilgi artmasına rağmen, şimdiye dek analitik felsefenin hâlihazırda neye karşılık geldiğini ve “kıta” felsefesi denen şeyden hangi açılardan ayrıştığını açıklığa kavuşturma adına soluksuz bir teşebbüs vaki değil.

Bu zengin ve kapsamlı çalışmasında Glock, analitik felsefenin [karşılıklı] etki bağları ve çeşitli “aile benzerlikleri” vasıtasıyla bir arada tutturulan serbest bir hareket olduğunu savunuyor.

Analitik felsefenin çeşitli tanımlarının artı ve eksilerini göz önünde bulunduran Glock, bu tanımların neden olduğu yöntembilimsel, tarihsel ve felsefi meseleleri ele alıyor.

Son olarak Glock, analitik felsefe ile kıta felsefesinin artık dillere düşen ayrılığının düşünsel ve kültürel neticelerini etraflıca araştırıyor.

Çalışma, analitik felsefe ile onun nasıl yapıldığını anlamak isteyenler için değerli bir kılavuz mahiyetinde.

  • Künye: Hans-Johann Glock – Analitik Felsefe Nedir?, çeviren: Osman Baran Kaplan, Albaraka Yayınları, felsefe, 428 sayfa, 2021

Kolektif – Vazgeç(me)mek (2021)

Türkiye’nin siyasi durumu, hepimizi vazgeçmek ya da vazgeçmemek, direnmek ya da kabullenmek arasında bir tercih yapmaya zorluyor.

Siyasal tarihi bir duygular tarihi olarak okuyan bu derleme, vazgeç(me)meyi doğuran siyasi ve kültürel iklimi derinlemesine analiz ediyor.

Vazgeçme – vazgeçmeme hâl ve pratiklerinin güncel ve tarihsel örneklerine, tercihleri doğuran koşullara, bunların ortaya çıkma biçimlerine ışık tutulan derleme, bu iç içe geçmiş ve bazen biri diğerinin yerine geçebilen ikili yönelimin çok katmanlı boyutlarının değerlendirildiği makalelerden oluşuyor.

Konu edilen tercihlerin nedenleri olduğu kadar bunları doğuran ortam ve koşulların da değerlendirildiği metin boyunca kolektif eylemden siyasal davranışın kültürel arka planını oluşturan geleneklere, yaygın kültürel eğilimlerden kişiye özel tutumlara kadar vazgeçme-vazgeçmeme süreçleri farklı deneyimler üzerinden inceleniyor.

Siyasal tarihin bir duygular tarihi olarak da okunabileceğinin, çoğunlukla kurumsal yüzleri öne çıksa da öfkenin, mücadele ve umudun, korkunun, neşenin ve iyimserliğin bu tarihin ayrılmaz bir parçası olduğu gerçeğinden hareket eden makalelerde vazgeçme ve vazgeçmenin nasıl ve nerelerde mümkün olduğu, bu iki tercihin temel dinamikleri ve kırılma anları tartışılıyor.

Kadim bir mesele olan vazgeçme ve vazgeçmeme hallerinin çok katmanlı ve çoğunlukla karmaşık dinamikleri incelenirken, metinlerin arka planında direnmenin, dayanışmanın ve özgürlük alanları açma mücadelesinin bitmediği inancı yer alıyor.

Kitaba katkıda bulunan isimler ise şöyle: Yücel Demirer, Deniz Parlak, Füsun Üstel, İlkay Özküralpli, Evin Sevgi Baran, Geran Özdeş Çelik, Gökçe Zeybek Kabakcı, Kadir Dede, Burcu Karakaş, Çiğdem Toker, İrfan Aktan, Aksu Bora, Behçet Çelik, Gaye Boralıoğlu, Mehtap Ceyran, Didem Dayı, Meral Camcı, Mine Gencel Bek, Özlem Şendeniz ve Nilgün Toker.

  • Künye: Kolektif – Vazgeç(me)mek, derleyen: Yücel Demirer ve Deniz Parlak, Nika Yayınevi, siyaset, 220 sayfa, 2021

Dipesh Chakrabarty – Avrupa’yı Taşralaştırmak (2021)

Batılı düşünürler Batı dışı halkları görmezden geldikleri halde, üçüncü dünya sosyal bilimi nasıl olup da Avrupa düşüncesine bu denli derinden bağlı kaldı?

Tarihyazımında çığır açmış ‘Avrupa’yı Taşralaştırmak’, sosyal bilimlerdeki Avrupa-merkezciliğin kırılmasında büyük paya sahip.

Dipesh Chakrabarty, kapitalist modernitenin kavramlarla ördüğü soyut anlatıyı ve kronolojiyi tarihin çoklu zaman çizgilerinin içine çekerek sarsıyor.

Batı-dışı toplumların ne yaparlarsa yapsınlar noksan kaldıkları ilerleme ve medeniyet ideallerini sorguluyor, moderniteye geçiş tartışmalarını yeniden yazıyor.

Yazara göre, Avrupa’nın “insanlığın evrensel tarihi”ni temellük edişine son verip, kıtayı taşralaştırmak sosyal bilimleri ve geleceği özgürleştirecek ilk adımdır.

Chakrabarty, Avrupa’yı taşralaştırmak fikrini muazzam olgularla ve ustalıklı yeniden yorumlayarak modernite ve sömürge deneyimi hakkındaki mevcut tartışmalara büyük katkıda bulunuyor.

  • Künye: Dipesh Chakrabarty – Avrupa’yı Taşralaştırmak: Postkolonyal Düşünce ve Tarihsel Farklılık, çeviren: İlker Cörüt, Dergah Yayınları, siyaset, 420 sayfa, 2021

Ayhan Aktar – Varlık Vergisi ve “Türkleştirme” Politikaları (2021)

Son zamanlarda özellikle Kulüp dizisi vesilesiyle Varlık Vergisi yeniden gündemimize girdi.

Ayhan Aktar’ın Varlık Vergisi konusunda başvuru kaynağı niteliğine erişmiş elimizdeki çalışması, genişletilmiş yeni baskısıyla raflardaki yerini aldı.

Yazar burada, Varlık Vergisi uygulamasının hem ulusal burjuvazi yaratma, hem Türkleştirme hem de ötekileştirme amacına hizmet ettiğini gözler önüne seriyor.

Türkiye, İkinci Dünya Savaşı’na fiilen katılmamış olsa bile savaşın yarattığı koşullardan etkilenmişti.

Milli Şef’in üstün diplomatik “becerileri” ile atlatılan bu dönem, uzun yıllar gözden kaçan/kaçırılan bir miras bırakmıştı: Varlık Vergisi.

Elbette ulus-devlet ideolojisinin farklı bir veçhesi olarak değerlendirilmesi gereken Varlık Vergisi uygulaması, devletin ulusal burjuvazi yaratmak konusundaki ısrarının bir yansıması şeklinde de okunabilir.

Bunların yanı sıra dönemin basınının olaya bakışı, azınlıklar üzerinde estirilen terör, uygulayacıların da bir süre sonra kontrolünden çıkan gelişmeler, yaklaşık on altı ay süren köşe bucak temizlik harekâtı, bu uygulamadan arta kalanlar.

Aktar, Cumhuriyet döneminde devlet-gayrimüslim azınlık arasındaki ilişkilerin nasıl biçimlendiğini ayrıntılı bir şekilde ortaya koyuyor ve bu çerçevede ortaya çıkan “Türkleştirme” politikalarının tartışıyor.

  • Künye: Ayhan Aktar – Varlık Vergisi ve “Türkleştirme” Politikaları, Aras Yayıncılık, tarih, 2021

Rüdiger Safranski – Heidegger (2021)

Martin Heidegger’e hakkını da veren, eleştirisini de sakınmayan kapsamlı bir çalışma.

Rüdiger Safranski, 668 sayfalık bu çalışmasında, Heidegger’in hayatını ve felsefi gelişimi üzerine usta işi bir çalışmaya imza atmış.

Heidegger, 20. yüzyılın en etkili filozoflarının başında gelir.

O olmaksızın Sartre’dan, Foucault’dan ya da Frankfurt Okulundan da bahsetmenin kolay olmayacağı, üzerinde hemfikir olunan bir görüş.

Buna karşılık, Hitler yönetimiyle kurduğu ilişki Heidegger’i aynı zamanda en sert eleştirilerin de merkezine oturtmuştur.

Safranski’nin elinizde bu çalışması, Heidegger’in yaşamını onun felsefi gelişimi, dostlukları, hırsları, geri çekilmeleri ve yüzyılın olayları temelinde ortaya koyuyor.

Kitapta Heidegger’in Herakleitos, Platon, Kant gibi filozoflar üzerinden gerçekleşen felsefi gelişiminin, Almanya’nın I. Dünya Savaşı yenilgisi sonrası muhafazakârlığa olan trajik yönelimi paralelinde anlatılması Heidegger’e ilişkin çok yönlü ve bütünsel bir kavrayış imkânı sunuyor.

Safranski’nin çalışmasının belki de en özgün yanı, Heidegger’in hayatının ve felsefesinin âdeta Almanya’nın hikâyesinin, iyi ve kötü, ihtişam ve körlük gibi iç içe geçmiş özelliklerini taşıdığını yetkinlikle ortaya koyabilmesi.

  • Künye: Rüdiger Safranski – Heidegger: Almanya’dan Bir Usta, çeviren: Ali Nalbant, Alfa Yayınları, felsefe, 668 sayfa, 2021

Kolektif – Natüralizm ya da Yitirirken Doğayı Hatırlamak (2021)

 

Natüralizm, resmi felsefenin görmezden geldiği akımlardan.

Doğanın büyük yıkımdan geçtiği bugünlerde yeniden dikkatleri üzerine çekmeye başladı.

İşte bu nitelikle derleme de, farklı alanlardan gelen uzmanlar Natüralizmin ilk çağlardan bugüne uzanan hikâyesine dikkatimizi çekiyor.

Felsefeciler, hukukçular, siyaset bilimciler ve tarihçilerin katkıda bulunduğu çalışma, resmî felsefe tarihinin gölgesinde kalmış Natüralizmin M.Ö. birinci yüzyıldan günümüze uzanan gelişimini izliyor.

Gerçeğin bilgisini yalnızca Doğa’da aradıkları için yok sayılmış, bazıları sapkınlıkla suçlanmış, hatta yok edilmiş düşünürleri gün yüzüne çıkarıyor.

Doğa’nın elimizden kayıp gitmekte olduğu bir çağda, bizleri onun hakkında kapsamlı bir şekilde yeniden düşünmeye davet ediyor.

Fakat bu sefer başka türlü: Doğa’nın mahvında pay sahibi olan eril hâkim söylemi dinleyerek değil, fikirlerin yeraltı akıntılarını izleyerek, bir karşı-düşünce hattının denenmemiş yollarından giderek.

Derlemede fikirleri ele alının düşünürler ve yazarlar şöyle:

Lucretius (Thomas Nail); Plinius (M. İbrahim Ertuğrul); Hallacı Mansur (Önder Kulak); İbn Rüşd (Diego Tatián); Marguerite Porete (Eylem Canaslan); Isotta Nogarola (Saadet Yediç); José de Acosta (Cansu Muratoğlu); Giordano Bruno (Fırat İlim); Cesare Vanini (Cemal Bâli Akal); Pierre Gassendi (Baver Demircan); Nicolas Steno (Maxime Rovère); J. O. de La Mettrie (Kağan Kahveci); Olympe de Gouges (Eylem Yolsal-Murteza); Beşir Fuad (Fatma Gül Karagöz); Constance Naden (Özgür Şahin); Willard Van O. Quine (Erhan Demircioğlu) ve Arne Næss (Gaye Çankaya Eksen).

  • Künye: Kolektif – Natüralizm ya da Yitirirken Doğayı Hatırlamak, editör: Eylem Canaslan ve Cemal Bâli Akal, Dost Kitabevi, felsefe, 482 sayfa, 2021

Friedrich Meinecke – Devlet Aklı (2021)

Devlet yönetiminin merkezinde güç mü olmalı ahlak mı?

Friedrich Meinecke bu çalışmasında, Machiavelli’nin fikirlerini merkeze alarak modern çağda devlet aklı düşüncesinin nasıl geliştiğini gözler önüne seriyor.

Meinecke, yönetimin merkezine kendisine göre kaçınılmaz olarak gördüğü güç unsurunu koyarak devlet aklı kavramının modern çağ öncesi düşünce tarihindeki izlerine de temas ederek konuyu ele alıyor.

Yazar, bu bağlamda Machiavelli’yi milat olarak belirler.

Zira yazara göre, Machiavelli’yle beraber, olan ve olması gereken arasındaki ayrımda ilkinin lehine bir tavır alınmaktadır.

Böylelikle Machiavelli, kendinden sonraki tüm siyaset düşüncesini de uğraştıran bir tartışmayı fitillemiştir.

Temeli kamu yararı ve çıkar olan “devlet aklı” ahlaki gereklerle teraziye konmuş, olan’ı tespit etme cesaretini gösteren Machiavelli de sırf bu tavrından ötürü eleştiri oklarını üstüne çekmiştir.

Makyavelizmin Fransa, İtalya ve Almanya’da alımlanışındaki eleştirilerden Büyük Friedrich’e etkisine; Hobbes, Hegel ve Fichte gibi filozoflardan Ranke ve Treitschke gibi tarihbiliminde çığır açmış bilginlere kadar uzanan bir çizgide, düşünce tarihi yaklaşımının mimarlarından Meinecke devlet aklı kavramının tarihini adım adım izliyor.

  • Künye: Friedrich Meinecke – Devlet Aklı: Modern Çağda Devlet Aklı Düşüncesi, çeviren: M. Sami Türk, Albaraka Yayınları, siyaset, 452 sayfa, 2021

Elisabeth Young-Bruehl – Çocuk Düşmanlığı (2021)

Cinsiyetçi yahut ırkçı önyargılar konusunda deneyimliyiz.

Fakat en az bunlar kadar korkunç bir gerçeklik olan çocuk düşmanlığı konusunda pek fikir sahibi değiliz.

Elisabeth Young-Bruehl, çocuk istismarından çocuk düşmanlığının ailedeki kökenlerine konuyu geniş bir çerçevede tartışıyor.

Amerikan toplumunda çocuklara karşı önyargının dinamiklerini irdeleyerek çalışmasına başlayan Young-Bruehl, utanç verici bir gerçeklik olarak, Amerika’da, dünyadaki bütün uluslardan daha yüksek sayıda çocuğun hapis yatmasını gösteriyor.

Zira yarım milyon Amerikalı çocuk şu anda çocuk hapishanelerindedir.

Yazar, çalışmasının devamında da, ailedeki, okuldaki, arkadaş çevrelerindeki, ikili ilişkilerdeki ve siyasilerin dilindeki çocuk düşmanlığı biçimlerini anlamaya, görünür kılmaya, diğer ayrımcılık biçimleriyle ilişkisini gösteriyor.

  • Künye: Elisabeth Young-Bruehl – Çocuk Düşmanlığı: Çocuklara Karşı Önyargıyla Yüzleşme, çeviren: Aksu Bora, İletişim Yayınları, siyaset, 311 sayfa, 2021