György Lukács – Marksizm mi Varoluşçuluk mu? (2021)

György Lukács’ın varoluşçuluğun Marksist bir çözümlemesini gerçekleştirdiği harikulade çalışması, ilk kez Türkçede!

İkinci Dünya Savaşı sonrasında yükselen varoluşçu düşüncenin felsefi ve politik bağlamlarını derinlemesine irdeleyen Lukács, varoluşçuluğa, bütün modern burjuva ideolojilerinde gördüğümüz kendiliğinden nihilizmin mührünün vurulduğunu belirtiyor.

Varoluşçuluğun, ideoloji düzeyinde de günümüz burjuva anlayışının manevi ve ahlaki kaosunu yansıttığını düşünen Lukács, buradan hareketle burjuva felsefesinin içinde bulunduğu bunalımı tartışıyor.

Lukács bunu yaparken, varoluşçuluğun faşizm ile olan ilişkisinin nasıl ele alınması gerektiğini, varoluşçu ahlak felsefesinin çelişkilerini, emperyalist aşamada idealizm hangi felsefi temellerle “kurtarılmaya” çalışıldığını, varoluşçuluğun maddeci bilgi kuramına ve diyalektiğe karşı gösterdiği direnişin burjuva ideolojisi ile bağlantısının ne olduğunu, varoluşçuluğun soyut ve öznel özgürlük anlayışının burjuva felsefesiyle nasıl iç içe geçtiğini ve bunun gibi pek çok hayati sorunun yanıtını veriyor.

  • Künye: György Lukács – Marksizm mi Varoluşçuluk mu?, çeviren: Mehmet Sert, Yordam Kitap, felsefe, 224 sayfa, 2021

Göran Therborn – Sosyolojinin ve Tarihsel Materyalizmin Oluşumu (2021)

Sosyolojinin kökenleri burjuva devrimlerinden sonra ve proleter devriminden önce atıldı.

Bu yönüyle sosyolojinin idealleri de, burjuva iktidarının sağlamlaştırılması ve güçlenmesiydi.

Örneğin öncü sosyologlar, kapitalist yapının uyumlu ve işbirliğine dayalı sosyal ilişkiler üretilebileceği varsayımını savundular.

Hiçbiri kapitalizmin doğası gereği çelişkili olduğuna ve temel sorunlarını çözmek için bir devrime ihtiyaç duyduğuna inanmadı.

İşte Göran Therborn da bu çalışmasında, Marksist bir perspektifle sosyolojinin kökenlerini izliyor ve sosyolojinin neden aşılması gerektiğini tartışıyor.

Therborn, farklı sınıf çıkarlarına hizmet ettikleri ve niteliksel olarak farklı metodolojik temellere sahip oldukları için Batı sosyolojisi ile Marksizmin bir karışımının olamayacağını belirtiyor.

Therborn’a göre, Marx’ın politik iktisadı aşmasına benzer biçimde, sosyolojinin aşılması ve tarihsel materyalizmin toplumun bilimi konumuna getirilmesi gerekir.

Künye: Göran Therborn – Sosyolojinin ve Tarihsel Materyalizmin Oluşumu: Bilim, Sınıf ve Toplum, çeviren: Bekir Balkız ve Ümit Tatlıcan, Islık Yayınları, sosyoloji, 512 sayfa, 2021

Étienne Henry Gilson – Ortaçağ’da Felsefe (2021)

 

Ortaçağ’da felsefe üzerine, bin sayfayı bulan bir şaheser.

Yerinde bir tercihle ciltli olarak basılmış kitap, Yunan ve Latin babalardan Karolenj atılımına ve oradan ta 14. yüzyılın realistlerine uzanarak konuyu çok yönlü bir bakışla ortaya koyuyor.

Sorbonne’un Ortaçağ felsefesi uzmanı Étienne Henry Gilson’ın çalışmasını özgün kılan hususlardan biri de, konuyu yalnızca Avrupa Ortaçağ felsefesiyle sınırlı tutmaması.

Yazar, aynı dönemde varlık göstermiş Arap ve Yahudi felsefelerinin katkılarını da aydınlatıyor, bunun yanı sıra Yunan-Arap etkisinin Avrupa’da üniversitelerin kuruluşu üzerindeki etkilerini de tartışmaya açıyor.

Ortaçağ dünyasında akıl, metafizik, felsefe, teoloji, inanç ve skolastik düşüncenin niteliği konusunda aydınlanmak isteyenlerin kaçırmak istemeyeceği bir çalışma.

  • Künye: Étienne Henry Gilson – Ortaçağ’da Felsefe, çeviren: Ayşe Meral, Doğu Batı Yayınları, felsefe, 991 sayfa, 2021

Peter Burke – Erken Modern Dünyada Kimlik, Kültür ve İletişim (2021)

Peter Burke, erken dönem modern Avrupa tarihin yanı sıra, sosyal ve kültürel tarih alanlarında da öncü isimlerden biridir.

Bu kitap ise, Burke’ün dilin toplumsal tarihi ile kentlerin kültürel tarihini iletişim teması bağlamında bir araya getirdiği makalelerini sunuyor.

Kitap, ele aldığı pek çok konuyla dikkat çekiyor.

Örneğin burada nezaket kültürünün yanı sıra çevirmenlik, kentlerin duyumsal tarihi ve kentlerdeki şiddet gibi konular, Burke’ün kendine has analitik ve yalın üslubuyla karşımıza çıkıyor.

Kent ve kimlik arasındaki ilişki üzerine ilgi çekici ayrıntılar barındıran çalışma, bilhassa çevirmenlerin de ilgisini çekebilecek muhtevaya sahip.

Zira kitapta, erken modern dünyada çevirmenin kimliği, çevirmenlik mesleğinin kuralları, kültürler arasında köprü işlevi gören çevirmenlerin faaliyetleri gibi önemli konular tartışılıyor.

  • Künye: Peter Burke – Erken Modern Dünyada Kimlik, Kültür ve İletişim, çeviren: Turgay Sivrikaya, Islık Yayınları, tarih, 304 sayfa, 2021

Robert Heath – Bilinçaltını Ayartmak (2021)

Reklamcılık hem bilinç hem de bilinçaltı seviyede çalışır.

İlki hakkında biraz uyanık olsak da, reklam ve pazarlamacıların bilinçaltı manipülasyonlarının pek farkına varmayız.

İşte bu konudaki bilinmeyenleri açıklayan ‘Bilinçaltını Ayartmak’, reklam psikolojisinin nasıl kullanıldığı üzerine usta işi bir çalışma olarak karşımızda duruyor.

Marka iletişimi alanında uzun yıllardır çalışmakta olan Robert Heath, reklamları hem bilinçaltı hem de yarı bilinçli seviyede işleme şeklimizin kararlarımız üzerindeki etkisini derinlemesine izliyor.

Bunu yaparken kapsamlı psikolojik ve nörobilimsel araştırmalardan da yararlanan Heath, reklamcılık dünyasının nasıl çalıştığını ve sırlarını, üstelik başarılı olmuş reklam kampanyalarından çarpıcı örneklerle zenginleştirerek gözler önüne seriyor.

  • Künye: Robert Heath – Bilinçaltını Ayartmak: Reklam Psikolojisi, çeviren: Emrah Bilge, The Kitap Yayınları, psikoloji, 288 sayfa, 2021

Umberto Eco ve Kardinal Martini – İnanç ya da İnançsızlık (2021)

Dünya, hakikaten başkalarına güzel.

Mesela, yirmi iki yaşına kadar Katolik olarak kalmış, sonra kendisini şüpheci olarak tanımlamış Umberto Eco ile Kardinal Carlo Maria Martini, din konusunda en tartışmalı konuları, gayet soğukkanlı bir şekilde tartışabilmiş.

Zamanında bir gazete için hazırlanmış bir yazı dizisi için bir araya gelmiş ikilinin, bize gösterdikleri en güzel şey şu:

Din hakkında tartışılabilir, hassas konular rahatlıkla ele alınabilir ve bu durum hiçbir şekilde insanların birbirlerine olan saygılarından taviz vermek anlamına gelmez.

Eco ve Martini burada, “Yeni kıyamet nedir?”, “Tanrısız bir ahlak anlayışı mümkün mü?”, “Kadınlar dini lider olamaz mı?” ve “Şiddet ile hoşgörüsüzlük arasındaki ilişki nedir?” gibi önemli konuları tartışıyor.

İki isim bunu yaparken de, bizleri “İnananlar ve inanmayanlar arasında yeni ve ortak bir umut inşa edilebilir mi?” sorusu üzerine düşünmeye davet ediyor.

  • Künye: Umberto Eco ve Kardinal Martini – İnanç ya da İnançsızlık, çeviren: Kemal Atakay, Nora Kitap, din, 104 sayfa, 2021

Kolektif – Karşı Salgın (2021)

‘Karşı Salgın’, pandeminin zor günlerini deneyimlemiş bir grup yazar ve sanatçının tanıklığını sunuyor.

15 Nisan 2020’de paylaşılmış, bu kitabın temelini oluşturmuş metne, kimisi sosyolojik analiz, kimisi öykü, deneme, şiir, çizgi öykü, illüstrasyon ve kimisi de resimleriyle yanıt vermiş.

Kitap yalnızca karantinanın zorlu günlerine dair bir tanıklık değil, aynı zamanda her şeyin karaya vurduğu bu dönemde nasıl bir gelecek istediğimiz üzerine bir sorgulama.

Başka bir deyişle kitap, büyük hak ihlalleri, etik sorunlar, ekolojik bunalımlar; ırkçı, milliyetçi ve cinsiyetçi saldırıların yaşandığı bugün, nasıl bir bireysel ve toplumsal dönüşüm olması gerektiğini tartışıyor.

Kuşkusuz salgın, bugüne değin büyük yıkımlarla yol almış kapitalist sistemin bir ürünüdür.

Burada ifade edildiği haliyle “karşı salgın” ise, hastalıklara, karanlıklara, kötülüklere, değersizliklere ya da değersizleştirmelere rağmen bir karşı salgın yaratmayı ve bu salgını yaymayı ifade ediyor.

  • Künye: Kolektif – Karşı Salgın, derleyen: Ozan Eren, yayıma hazırlayan: Ozan Eren, Ekin Metin Sozüpek, Erkan Karakiraz, Ezgi Eren, Nilay Özer ve Seran Demiral, Ayrıntı Yayınları, anlatı, 208 sayfa, 2021

Ann Cvetkovich – Depresyon (2021)

Depresyonu biyolojik yahut tıbbi bir olgu olarak değerlendirmeye meyilliyiz.

Peki, depresyonun kültürel ve toplumsal kökenleri nedir?

Ann Cvetkovich’in bu özgün çalışması, depresyonun kültürel, politik ve ırk temelli tarihinin izini sürüyor.

Cvetkovich burada, hem kendini süreğen bir kayıtsızlık, atalet ya da çaresizlik hissiyle gösterebilen depresyonun sömürgecilik, mülksüzleşme ve yerinden edilme geçmişleriyle bağını, hem de sol melankoli ve politik depresyon arasındaki mesafeyi aydınlatmak adına bir Hıristiyan tasarısı olan “acedia” kavramının bize nasıl yol gösterebileceğini irdeliyor.

Kitap depresyonla ilgili olsa da, kötü hisleri geçiştirmek, yahut onları görmezden gelmek yerine, onları kucaklayarak nasıl daha iyi bir hayat yaşayabileceğimizi de tartışmasıyla önemli.

  • Künye: Ann Cvetkovich – Depresyon: Toplumsal Bir His, çeviren: Zeynep Ertan, Sel Yayıncılık, psikoloji, 325 sayfa, 2021

Andrew Downie – Doktor Sócrates (2021)

Sócrates, ya da tam adıyla Sócrates Brasileiro Sampaio de Souza Vieira de Oliveira, yalnızca futbol tarihinin en iyi orta saha oyuncularından biri değildi.

Aynı zamanda efsanevi Corinthians takımında oynadığı futbolu ülkesi Brezilya’daki mevcut askeri diktatörlüğe meydan okumak için ustaca kullanmış bir dehaydı.

Brezilya milli takımında oynamış ve takımın kaptanlığını da yapmış Sócrates, ortalamanın çok üzerinde, nadir görülen bir zekâya sahipti.

Bu özelliğiyle hem oldukça özveri gerektiren bir bölümde okudu ve doktor olarak çalıştı hem de futbolun en önemli isimlerinden biri oldu.

Siyaset ve toplumsal davalarda tarihte Sócrates kadar öne çıkan bir futbolcu hiç olmadı.

“Corinthians Demokrasisi” adını verdiği projesiyle malzemecisinden başkanına herkesin eşit söz sahibi olduğu bir yönetim biçimi sunmuştu kulübüne.

Bu nedenle de, Brezilya o dönemde diktayla yönetilirken Sócrates’in attığı her adım tam manasıyla devrimciydi.

Sócrates’in yayımlanmamış günlüğü ve yeni keşfedilen röportajlar sayesinde Andrew Downie, bu ikonik figür hakkında şimdiye dek yazılmış en kapsamlı ve detaylı kitabı kaleme aldı.

Sócrates’in ailesi, yakın çevresi ve eski takım arkadaşlarıyla yapılan röportajlardan oluşan ‘Doktor Sócrates’, bedeli ne olursa olsun her zaman inandıklarının arkasında duran bu efsanenin eşsiz biyografisi olarak okunabilir.

Kitap, Zico’nun ve Alex de Souza’nın Türkçe baskıya özel sunumları ve Johan Cruyff’un önsözüyle zenginleşmiş.

  • Künye: Andrew Downie – Doktor Sócrates: Futbolcu, Filozof, Efsane, çeviren: Bora İşyar, İthaki Yayınları, biyografi, 392 sayfa, 2021

Jonathan Balcombe – Balıkların Bildikleri (2021)

Balık hafızalı deyimini kullananlar bir daha düşünsün.

Etolog Jonathan Balcombe, balıkların hissetmekle kalmayıp aynı zamanda çevrelerinin farkında olan, iletişim kuran, sosyalleşen, alet kullanan, erdemli, hatta entrikacı canlılar olduğunu ortaya koyuyor.

Balıklara, geçmişte mümkün olmamış bir biçimde ses veren ‘Balıkların Bildikleri’, etoloji, sosyobiyoloji, nörobiyoloji ve ekoloji alanlarındaki son yıllarda kaydedilmiş çığır açıcı bulgulardan yola çıkarak dünyanın balıklara nasıl göründüğünü, balıkların neler algıladığını, hissettiğini ve deneyimlediğini gözler önüne seriyor.

Kitabını bu “isimsiz trilyonlara” adayan Balcombe, balıkların, hayatları kendi içinde değerli olan kendilerine özgü varlıklar olduğunu ve bunun tam da, onları ahlaki sorgulamalarımıza dâhil edecek türden bir durum olduğunu söylüyor.

Balıkların dünya üzerinde toplu olarak en çok sömürülen (ve aşırı sömürülen) omurgalı hayvan kategorisini oluşturduğunu belirten yazar, balıkların duyumsal ve bilişsel kapasitelerini inceleyen bilimin bu kadar geliştiği çağımızda, balıklar hakkındaki düşüncelerimizde ve onlara davranma şekillerimizde bir paradigma değişikliğine gitmemizin vaktinin geldiğini söylüyor.

  • Künye: Jonathan Balcombe – Balıkların Bildikleri: Sualtında Yaşayan Kuzenlerimizin İç Dünyaları, çeviren: Elvin Vural, Metis Yayınları, bilim, 320 sayfa, 2021