Zygmunt Bauman — Eleştirel Bir Sosyolojiye Doğru (2026)

Zygmunt Bauman’ın bu eseri, sosyolojinin yalnızca toplumsal gerçekliği açıklayan bir disiplin değil, aynı zamanda insanların içinde yaşadıkları dünyayı sorgulamalarını ve özgürleşmelerini sağlayan eleştirel bir düşünce biçimi olması gerektiğini savunan kapsamlı bir kuramsal çalışma. Bauman, toplumsal yaşamın “doğal” ve değişmez kabul edilen düzeninin gerçekte tarihsel olarak kurulmuş ilişkilerden oluştuğunu ileri sürerek, eleştirel sosyolojiyi sağduyunun sınırlarını aşan özgürleştirici bir bilgi pratiği olarak yeniden tanımlıyor.

Kitabın ilk bölümü, Bauman’ın “ikinci doğa” adını verdiği kavram etrafında şekilleniyor. İnsanların gündelik yaşamda doğal, kaçınılmaz ve değiştirilemez sandıkları toplumsal kurumlar, kurallar ve alışkanlıklar zamanla sanki doğanın bir parçasıymış gibi algılanır. Sağduyu da bu yanılsamayı yeniden üretir; mevcut toplumsal düzeni sorgulamak yerine onu olağanlaştırır. Bauman’a göre geleneksel sosyoloji de çoğu zaman bu düzeni yalnızca açıklamakla yetiniyor ve böylece farkında olmadan egemen toplumsal yapının devamına hizmet ediyor. Bu nedenle “tutsaklığın bilimi”, insanları özgürleştirmek yerine onları mevcut düzenin sınırları içinde düşünmeye mahkûm ediyor.

İkinci bölümde Bauman, bu anlayışın felsefi temellerini eleştiriyor. Özellikle fenomenoloji ve varoluşçuluk tartışmaları üzerinden toplumsal gerçekliğin yalnızca bireysel deneyimlerle açıklanamayacağını, fakat bu deneyimlerin de tarihsel ve toplumsal koşullar içinde üretildiğini gösteriyor. Geleneksel sosyolojinin toplumsal düzeni denge ve uyum ekseninde açıklama eğilimini sorgularken, toplumun değişim ve çatışma dinamiklerini görünmez kılan yaklaşımların eleştirel düşüncenin önünde engel oluşturduğunu savunuyor. Böylece sosyolojinin görevinin yalnızca mevcut gerçekliği tasvir etmek değil, onu mümkün kılan varsayımları da açığa çıkarmak olduğunu ileri sürüyor.

Eserin merkezinde yer alan “özgürleştirici akıl” kavramı, kitabın temel tezini oluşturuyor. Bauman’a göre eleştirel sosyoloji, sağduyunun sunduğu bilgiyi daha ayrıntılı biçimde doğrulayan bir disiplin değildir; tam tersine, sağduyunun güvenilir kabul ettiği bilgilerin tarihsel olarak kurulmuş ve ideolojik biçimde meşrulaştırılmış olduğunu gösteriyor. Bu nedenle özgürleştirici düşünce, toplumun “doğal yasaları” olarak sunulan ilişkilerin aslında değiştirilebilir olduğunu ortaya koymaya çalışıyor. Sağduyunun alternatif toplumsal düzenleri imkânsız ilan etmesine karşı çıkıyor; insanların yaşadığı yabancılaşma, eşitsizlik ve baskıyı küçük teknik sorunlara indirgemek yerine bunları bütüncül tarihsel meseleler olarak yeniden görünür kılıyor.

Bauman ayrıca teknik akıl ile özgürleştirici akıl arasında önemli bir ayrım yapıyor. Teknik akıl, mevcut düzeni daha verimli işletmeye odaklanırken, özgürleştirici akıl düzenin kendisini sorguluyor. Bu nedenle eleştirel sosyoloji yalnızca daha doğru bilgi üretmeyi değil, insanların toplumsal gerçekliği farklı biçimlerde düşünebilmelerini sağlayacak eleştirel bilinç geliştirmeyi amaçlıyor. Sosyolojinin bilimsel niteliği de yalnızca nesnel gözlemden değil, toplumsal gerçekliğin tarihsel olarak kurulmuş yapısını açıklayabilme ve onu dönüştürülebilir gösterebilme kapasitesinden kaynaklanıyor. Kitabın son bölümleri, doğruluk ile meşruiyet arasındaki ilişkiyi tartışarak eleştirel bilginin yalnızca olguların doğrulanmasına değil, aynı zamanda insanların özgürleşmesini mümkün kılan bir hakikat anlayışına dayanması gerektiğini savunuyor.

Sonuç olarak ‘Eleştirel Bir Sosyolojiye Doğru: Sağduyu ve Özgürleşme Üzerine Bir Deneme’ (‘Towards a Critical Sociology: An Essay On Commonsense and Emancipation’), sosyolojiyi mevcut toplumsal düzeni onaylayan bir bilgi alanı olmaktan çıkarıp özgürleşmenin düşünsel aracı hâline getirmeyi hedefleyen güçlü bir kuramsal manifesto. Bauman, sağduyunun doğal kabul ettiği toplumsal gerçekliğin tarihsel ve değiştirilebilir olduğunu gösterirken, eleştirel sosyolojinin görevinin yalnızca toplumu anlamak değil, insanların başka bir toplumsal yaşamın mümkün olduğunu görebilmelerini sağlayacak düşünsel zemini oluşturmak olduğunu ileri sürüyor. Bu yönüyle eser, sosyolojiyi eleştiri, tarih ve özgürleşme ekseninde yeniden tanımlayan Bauman düşüncesinin en önemli erken dönem çalışmalarından biri olarak öne çıkıyor.

Zygmunt Bauman — Eleştirel Bir Sosyolojiye Doğru: Sağduyu ve Özgürleşme Üzerine Bir Deneme
Çeviren: Bekir Balkız, Ümit Tatlıcan • Phoenix Yayınları
Sosyoloji • 216 sayfa • 2026

Göran Therborn – Sosyolojinin ve Tarihsel Materyalizmin Oluşumu (2021)

Sosyolojinin kökenleri burjuva devrimlerinden sonra ve proleter devriminden önce atıldı.

Bu yönüyle sosyolojinin idealleri de, burjuva iktidarının sağlamlaştırılması ve güçlenmesiydi.

Örneğin öncü sosyologlar, kapitalist yapının uyumlu ve işbirliğine dayalı sosyal ilişkiler üretilebileceği varsayımını savundular.

Hiçbiri kapitalizmin doğası gereği çelişkili olduğuna ve temel sorunlarını çözmek için bir devrime ihtiyaç duyduğuna inanmadı.

İşte Göran Therborn da bu çalışmasında, Marksist bir perspektifle sosyolojinin kökenlerini izliyor ve sosyolojinin neden aşılması gerektiğini tartışıyor.

Therborn, farklı sınıf çıkarlarına hizmet ettikleri ve niteliksel olarak farklı metodolojik temellere sahip oldukları için Batı sosyolojisi ile Marksizmin bir karışımının olamayacağını belirtiyor.

Therborn’a göre, Marx’ın politik iktisadı aşmasına benzer biçimde, sosyolojinin aşılması ve tarihsel materyalizmin toplumun bilimi konumuna getirilmesi gerekir.

Künye: Göran Therborn – Sosyolojinin ve Tarihsel Materyalizmin Oluşumu: Bilim, Sınıf ve Toplum, çeviren: Bekir Balkız ve Ümit Tatlıcan, Islık Yayınları, sosyoloji, 512 sayfa, 2021

Wenda K. Bauchspies, Jennifer Croissant ve Sal Restivo – Bilim, Teknoloji ve Toplum (2019)

Üç yazarlı bu güzel kitap, bilim ve teknolojinin günümüz kültürü ve toplumunu nasıl etkilediğini sosyolojik bir perspektifle ortaya koyuyor.

Açık ve kolay anlaşılabilir bir dille yazılmış kitapta syborglardan robotlara, üreme teknolojilerinden bilimlerin dinle ilişkilerine pek çok konu ele alınıyor, bunun yanı sıra bilim ve teknoloji araştırmalarının inceleme konuları, belli başlı araştırma araçları ve teorileri kapsamlı şekilde açıklanıyor.

Yazarlar, güç ilişkileri ve kültür, ırk, cinsiyet, cinsiyetçilik, sömürgecilik, internet ve biyoteknoloji gibi, bilim ve teknoloji araştırmalarının gündemindeki en önemli sorunları ele alıyor ve daha da önemlisi, bunları örnek olay araştırmaları üzerinden açıklığa kavuşturuyorlar.

Kitabın sonunda, bir sözlük ile ileri okuma listesi de yer alıyor.

  • Künye: Wenda K. Bauchspies, Jennifer Croissant ve Sal Restivo – Bilim, Teknoloji ve Toplum: Sosyolojik Bir Yaklaşım, çeviren: Beno Kuryel, Ümit Tatlıcan ve Bekir Balkız, Phoenix Yayınları, bilim, 232 sayfa, 2019

Bekir Balkız ve Vefa Saygın Öğütle (ed.) – Bilim Sosyolojisi İncelemeleri (2011)

 

Birçok yazarın makaleleriyle katkıda bulunduğu ve kapsamıyla dikkat çeken ‘Bilim Sosyolojisi İncelemeleri’, konuya dair temel yaklaşımları, kavramları ve tartışmaları barındırıyor.

Beş bölümden oluşan çalışmada ilk olarak, alanın kapsamını ve alandaki temel konumlanmaları ortaya koyan metinlere yer veriliyor.

İkinci bölüm, kronolojik sırayla Marksist, pozitivist ve konvansiyonalist yaklaşımlara çığır açan kurucu metinlere; üçüncü bölüm de, alanda gerçekleştirilmiş bazı ampirik çalışmalara ayrılmış.

Kitabın, kuşkusuz en önemli bölümlerden olan dördüncü bölümünde, alanın usta kalemleri vasıtasıyla, bilim-ideoloji tartışmalar aktarılıyor.

Çalışmanın son bölümünün amacı ise, rölativist/konvansiyonalist yaklaşımların bilim sosyolojisine getirdiği katkılar kadar, alanı ne türden bir çıkmaza sürüklediklerini göstermek.

  • Künye: Kolektif – Bilim Sosyolojisi İncelemeleri, editör: Bekir Balkız ve Vefa Saygın Öğütle, çeviren: Barış Yıldırım, Bekir Balkız, Beno Kuryel, Dilek Hattatoğlu, Emrah Göker, Eren Buğlalılar, Erhan Işıklar, Kemal İnal ve Ümit Tatlıcan, Doğu Batı Yayınları, bilim, 592 sayfa