Charles P. Kindleberger – Cinnet, Panik ve Çöküş (2007)

  • CİNNET, PANİK VE ÇÖKÜŞ, Charles P. Kindleberger, çeviren: Halil Tunalı, İstanbul Bilgi Üniversitesi Yayınları, ekonomi, 342 sayfa

İkinci Dünya Savaşı sonrası dönemde çok etkili olmuş MIT iktisatçılarından biri olan Charles P. Kindleberger’in ‘Cinnet, Panik ve Çöküş’ü, ilk olarak 1978’de yayımlanmıştı. Çalışma, yazarın “kökü kurumayan döngüler” olarak tanımladığı mali krizler tarihine odaklanıyor ve yazarın iyi anlatımıyla da renkleniyor. Kitap, mali krizlerin tarihini verirken, dünya ölçeğinde, buna neden olan etkenleri de ayrıntılı olarak işliyor. Kitap, mali krizlerle arası çok iyi olmaya başlayan Türkiye’ye dair bir okuma sunması yönüyle de ilgiye değer.

Juli Zeh – Oyun Dürtüsü (2007)

  • OYUN DÜRTÜSÜ, Juli Zeh, çeviren: Itır Arda, Metis Yayınları, roman, 476 sayfa

Alman yazar Juli Zeh, Türkiyeli okura ilk olarak, ‘Kartallar ve Melekler’ isimli romanıyla görünmüştü. Zeh bu romanında, fikirlerin, ideolojilerin, dinlerin, barışa inancın, insan haklarının ve demokrasinin yerine pragmatizmi koyan iki özel okul öğrencisinin hikâyesini anlatıyor. Bu iki öğrencinin, genel olarak iyi-kötü kavramlarının içeriğinin boşaltıldığı, ahlakın yozlaştığı günümüz bireyini eleştirdiğini söylemeye gerek yok. Zeh’in romanı, bu temel eleştirisinden hareketle, çok sayıda noktaya geçişler yapıyor ve adalet, hukuk, dil ve gerçeklik kavramlarını da sorguluyor.

William Miller – Son Trabzon İmparatorluğu (2007)

William Miller’ın ‘Son Trabzon İmparatorluğu’, daha önce hep bağımsız olmuş Trabzon’un, son bağımsız dönemi olan 1204-1461 yıllarına odaklanıyor.

Trabzon’un ilk bağımsızlığı çok daha eskiye dayanıyor. M. Ö. 756’da kurulduğunda, Roma İmparatorluğu’ndan üç yıl ve Bizans İmparatorluğu’ndan da neredeyse yüzyıl daha eskiydi.

İşte Miller’ın çalışması, Türklerin Trabzon’u tamamıyla fethetmeden önceki son bağımsız dönemini ele alıyor.

Çalışma, Rahip Santoro cinayeti ve ‘alıngan’ gençleriyle son dönemde dikkat çeken Trabzon için önemli bir tarihi ayrıntı.

  • Künye: William Miller – Son Trabzon İmparatorluğu, çeviren: Nurettin Süleymangil, Heyamola Yayınları, tarih, 122 sayfa

Bülent Çaplı – Dumlupınar (2007)

  • DUMLUPINAR, Bülent Çaplı, Doğan Kitapçılık, tarih, 144 sayfa

Bülent Çaplı’nın ‘Dumlupınar’ı, 1953 yılında, İsveç gemisi Naboland’ın çarpmasıyla Çanakkale Boğazı’nda batan Dumlupınar gemisini anlatıyor. İçinde seksen kişinin bulunduğu gemiden, sadece beş kişi kurtulabilmişti. Çaplı kitabı için, Genelkurmay arşivlerinden, kazadan kurtulanların tanıklıklarından, kurtarma çalışmalarında bulunanların anlatımlarından yararlanmış. Ayrıca Naboland’ın gemicilerinden Bengt Örsell ve kaza hakkında araştırmalar yapmış olan astsubay Gert-Owe Erikkson’la da söyleşi yapmış. Konunun kapsamlı araştırmasının kitabın niteliğine de yansıdığı görülüyor. Kitapta yer verilen belge ve fotoğrafların, konunun anlatımını bütünlediğini ve zenginleştirdiğini de belirtelim.

Turgut Cansever – Kubbeyi Yere Koymamak (2007)

  • KUBBEYİ YERE KOYMAMAK, Turgut Cansever, Timaş Yayınları, mimari, 400 sayfa

Turgut Cansever, Türkiye mimarisinde kendine özgü tarzıyla bilinir. Cansever’in bu kitabı da, mimari ve mimari felsefesi başta olmak üzere, kültür ve sanat tarihi konularına ilgi duyanlara hitap edebilecek nitelikte. Bunun dışında, Mustafa Armağan, Ömer Madra, Nevzat Sayın, Mustafa Kutlu, Sefa Kaplan, Ayla Ağabegüm, Belkıs İbrahimhakkıoğlu ve Beşir Ayvazoğlu gibi isimlerin Cansever’le yaptığı söyleşiler, çalışmaya ayrı bir zenginlik katıyor. Konfüçyüs’tan İbn Arabi’ye, Medine’den Brasilisa’ya, Sinan’dan Haussmann’a, sanat müziğinden Barok müziğe kadar uzanan çok sayıda ayrıntı barındıran kitap, Cansever’in diğer kitaplarında ele aldığı temel konularına giriş mahiyetinde.

Melih Cevdet Anday – Gizli Emir (2007)

  • GİZLİ EMİR, Melih Cevdet Anday, İş Kültür Yayınları, roman, 274 sayfa

İlk baskısı 1970 yılında yapılmış ‘Gizli Emir’ için, Melih Cevdet Anday’ın metinlerinde bulunan “gelecek öngörüsü”nün doruğa ulaştığı roman demek, herhalde abartı olmaz. Çünkü bu romanın kurguladığı yarında hayat, totaliter bir sistemin egemenliğindedir. Kentte yaşamı düzenlemek için kurulan ‘Asayişi Yerleştirme Olağanüstü Teşkilatı’ (AYOT), yönetimi tümden ele geçirmiş, amaçsız sorgulamalar, birbiriyle çelişen kararlar ve sürekli baskınlarla, başta kentin sanatçıları olmak üzere halkı canından bezdirmiştir. Bu aşamada, kentin tüm sakinleri, nereden ve ne zaman geleceği belli olmayan ‘Gizli Emir’i beklemektedir. Çünkü gizli emir AYOT’un kurduğu her şeyi değiştirecektir.

Jean-François Pérouse – İstanbul’la Yüzleşme Denemeleri (2011)

Jean-Françoise Perouse ‘İstanbul’la Yüzleşme Denemeleri’nde, “çeperler” olarak kavramsallaştırdığı, İstanbul’un birbirinden koparılmış, belli gruplarca sahiplenilmiş bölgelerini, kentin gündelik yaşamını ve kent sakinlerinin kentsel politikalara müdahalelerini ele alıyor.

Yeniden canlanan deprem korkusunun, yeni korunaklı sitelerin pazarlanması ve kentsel dönüşüm uygulamalarının hızlandırılmasının güçlü bir gerekçesi haline geldiğini savunan Perouse, kitabının ilk bölümünde, İstanbul’un kaderinin ve merkezin dinamiklerinin anlaşılabilmesini sağlayan çevre semtleri inceliyor.

Kitabın ikinci bölümünde, “korku kenti” teması ve İstanbul’un, kapalı ve belli kişilere ayrılmış olan karmaşık yaşam alanları inceleniyor; son bölümde ise, “kent hareketliliği” bölgesel, ulusal ve uluslararası ölçeklerde değerlendiriliyor.

  • Künye: Jean-François Pérouse  – İstanbul’la Yüzleşme Denemeleri, İletişim Yayınları, sosyoloji, 394 sayfa

Metin Fındıkçı (der.) – Çağdaş Arap Aşk Şiirleri Antolojisi (2011)

  • ÇAĞDAŞ ARAP AŞK ŞİİRLERİ ANTOLOJİSİ, derleyen ve çeviren: Metin Fındıkçı, Can Yayınları, şiir, 295 sayfa

Metin Fındıkçı’nın hazırladığı ‘Çağdaş Arap Aşk Şiirleri Antolojisi’, 12 Arap ülkesinden çok sayıda şairin üretimlerine yer veriyor. Antolojinin en dikkat çeken yönlerinden biri, Sadi Yusuf, Muzaffer El Nevvab, Mahmud Derviş ve Hasan Tayyib gibi toplumcu şairlerin, hiç bilinmeyen, eskilerde kalmış şiirlerine yer vermesi. Mısır’dan Salah Abdelsabur’un, antolojide yer verilen ‘Rüya’ adlı şiirinden bir alıntı: “Her akşam, / Saatler gece yarısını vurduğunda, / Sesler köşelerine çekilir / Derimin içine girer canımı içer / Gölgemi duvarın üstüne serer / Özel tarihimde dolaşırım, anılarımda süzülürüm / Ölü günde çektiği cezada ufalan bedenimin sınırında / Ufalan bedenimde gömülü günlerim uyanır / Mahzun hâkimin, kimsesizliğin ve çocukluğun / penceresinden / Karar ve yanıt gibi hem gülüşüm hem ağlayışım / yaşlanır (…)”

José Saramago – Ölüm Bir Varmış Bir Yokmuş (2011)

  • ÖLÜM BİR VARMIŞ BİR YOKMUŞ, José Saramago, çeviren: Mehmet Necati Kutlu, Turkuvaz Kitap, roman, 206 sayfa

1998 Nobel Edebiyat Ödülü sahibi José Saramago, kısa bir süre önce, 2010’un haziran ayı ortalarında aramızdan ayrılmıştı. Yazar, yeni bir baskıyla raflardaki yerini alan ‘Ölüm Bir Varmış Bir Yokmuş’ romanında, insanlığın ezeli ve ebedi hayali olagelmiş ölümsüzlüğü hikâye ediyor. Bilinmeyen bir ülkede geçen roman, ölümün yeni yılla birlikte tüm faaliyetlerini durdurmasıyla açılır. İnsanlar artık hiçbir şekilde ölmemekte ve böylelikle çağlar boyu peşinde koştukları ölümsüzlüğe kavuşmuş görünmektedir. Fakat kısa bir süre sonra “ölümsüz ülke”de, korkunç bir sorun başgöstermiştir: ölüm ortalıkta görünmemekle birlikte, yaşlılık, hastalık ve kazalar, insan bedeni üzerindeki etkilerini aynı şekilde devam ettirmektedir. Ölümsüzlük bu aşamada, güzel bir rüyadan, tatlı bir hayalden çok, korkunç bir karabasana dönüşmüştür.

John Bellamy Foster – Marx’ın Ekolojisi (2011)

  • MARX’IN EKOLOJİSİ, John Bellamy Foster, çeviren: A. Ercüment Özkaya, Epos Yayınları, felsefe, 357 sayfa

Sosyoloji profesörü John Bellamy Foster, ana odağını Karl Marx’ın oluşturduğu ‘Marx’ın Ekolojisi’nde, devrimci bir ekolojik görüşü geliştiriyor; materyalizmin, ekolojik düşünce biçimlerinin gelişimine büyük bir katkıda bulunduğunu ortaya koyuyor. Marx’ın ekolojik perspektifinin onun materyalizminden kaynaklandığını ve onun eserlerinin, dikkate değer ekolojik sezgi içerdiğini belirten Foster, Marx’ın, modern burjuva ekoloji bilincinin ortaya çıkmasından daha önce, doğanın sömürülmesini kınadığını hatırlatıyor. Marx’ın ekolojik düşüncesini sistematik bir biçimde yeniden inşa etmeye koyulan Foster, bunun için ilk olarak ekolojinin kökenlerini araştırıyor. Kitap, bu kökenlerin oluşumunda, materyalizmin on yedinci yüzyıldan başlayıp on dokuzuncu yüzyıl boyunca devam eden gelişiminin önemli bir payı olduğunu gösteriyor.