Ufuk Çakmak – Elit Bir Fahişenin Öyküsü (2011)

  • ELİT BİR FAHİŞENİN ÖYKÜSÜ, Ufuk Çakmak, Pan Yayınları, inceleme, 160 sayfa

Ufuk Çakmak ‘Elit Bir Fahişenin Öyküsü’nde, Guiseppe Verdi’nin ‘La Traviata’ operasının iyi yürekli fahişesi Violetta’yı inceliyor. Hatırlanacağı gibi birinci perdede Violetta karakteri, eğlence ve arzu düşkünü olarak tasvir edilecek, ikinci perdede sevdiği uğruna kendini feda edecek, üçüncü perdede ise, geç de olsa asil seçimi anlaşılacak ve sonunda trajik bir şekilde ölecektir. Çakmak, Violetta’nın öyküsünü merkeze alarak eseri perde perde inceliyor ve bunu yaparken de, bir opera bestecisi olarak Verdi’nin portresini sunuyor. Kitap, klasik müzik bilgisini derinleştirmek isteyen veya eser analizi arayan okurlar için iyi bir fırsat.

Suzan Samancı – Reçine Kokuyordu Hêlîn (2011)

  • REÇİNE KOKUYORDU HÊLÎN, Suzan Samancı, Sel Yayıncılık, öykü, 125 sayfa

Suzan Samancı’nın, ilk kez 1993’te yayımlanan ‘Reçine Kokuyordu Hêlîn’i, on beş kısa öyküden oluşuyor. Buradaki öykülerde Kürt coğrafyası sesiyle, rengiyle ve kuşkusuz acısıyla karşımıza çıkıyor. Öyküleri ilgi çekici kılan bir diğer husus ise, yazarın bölgenin kokularına, ilginç ayrıntılar eşliğinde, kendine özgü bir açıdan bakmasıdır diyebiliriz. Samancı, acılara ağıt yakmadan, onları gerçekçi bir bakışla işliyor; militanca sözler ve sloganlar yerine, karakterlerini kanlı canlı bireyler olarak resmediyor. Buradaki öykülerin içinde yer alan ‘Halepçe’den Gelen Sevgili’ ise, Samancı’nın daha sonra yazacağı bir romana da adını verdi.

Murathan Mungan – Stüdyo Kayıtları (2011)

  • STÜDYO KAYITLARI, Murathan Mungan, Metis Yayınları, deneme, 285 sayfa

Murathan Mungan’ın denemelerinden oluşan ‘Stüdyo Kayıtları’, yazarın daha önce yayımladığı aynı türdeki kitaplarından farklı özelliklere sahip. Daha kişisel bir tonla kaleme alınan denemelerde, Mungan’ın yazdığı şiir, öykü ve oyunlara ilişkin kimi ipuçları yer alıyor. Kitabı için “Yazı’mın kendimce ışıklandırabildiğim art alanlarını okura açmak, ön çalışma ve tasarımlara ilişkin bazı fazladan bilgileri onunla paylaşmak, bu vesileyle de kendi üstüme yüksek sesle düşünme isteği denebilir en fazla.” diyen Mungan, yazı atölyesini ve mutfağını okurlarına açıyor; yazı konusundaki hassasiyetlerini, ölçülerini ve meraklarını kaleme getiriyor.

Oktar Türel – Geç Barbarlık Çağı (2010)

GEÇ BARBARLIK ÇAĞI 1, Oktar Türel, Yordam Kitap, İktisat, 300 sayfa

Tamamı iki cilt olan ‘Geç Barbarlık Çağı’, Oktar Türel’in otuz yılı aşkın bir zaman diliminde (1979-2010) kaleme aldığı makalelerinden yapılmış bir seçki. Bunların ilkini oluşturan, ‘Dünya ve Türkiye’ alt başlıklı elimizdeki kitap, ağırlıklı olarak dünya ve Türkiye ekonomisine odaklanıyor. Türkiye-AB ilişkileri, AB’nin genişleme süreci ve tarihsel süreç içinde Türkiye, Dünya Bankası ve IMF ilişkileri, kitapta bu bağlamda ele alınan konulardan birkaçı. Türel bunun yanı sıra, 1980’lerin başındaki Latin Amerika ülkelerini zora sokan borç krizlerini ve geçmiş çeyrek yüzyılda (1975-2010), dünyadaki sanayileşme deneyimini de masaya yatırıyor.


 

 

Kemal Sümer – 73 Söz (2011)

  • 73 SÖZ, Kemal Sümer, Y Yayıncılık, aforizma, 77 sayfa

’64 Söz’, Kemal Sümer’in geçen yıl yayımlanan bir kitabıydı. Söz konusu kitabında, “Fizik ve matematik yaşadığımız sistemin sınırlarını belirler, yani oyunun kurallarını. Felsefe ve sanat ise bizi çıldırmaktan alıkoyar; birincisi düşünce, ikincisi sezgi yoluyla.” diyen Sümer, düşünceyi, bilgiyi, insanı ve zamanı yorumladığı aforizmalarıyla okurun karşısına çıkmıştı. İşte Sümer, yukarıdaki kitabın devamı diyebileceğimiz ’73 Söz’ ile, aforizma oluşturmaya, kaldığı yerden devam ediyor. Sümer bir aforizmasında, “Günün nasıl başladığından çok nasıl bittiği önemlidir; yaşanacak bir gün daha varsa ikisi de yeterince önemli değildir.” diyor.

Kenan Mortan ve Önder Küçükerman – Çarşı, Pazar, Ticaret ve Kapalıçarşı (2010)

  • ÇARŞI, PAZAR, TİCARET VE KAPALIÇARŞI, Kenan Mortan ve Önder Küçükerman, İş Kültür Yayınları, tarih, 382 sayfa

‘Çarşı, Pazar, Ticaret ve Kapalıçarşı’, ilk olarak ‘Kapalıçarşı’ adıyla 2007’de yayımlanmıştı. Kenan Mortan ve Önder Küçükerman’ın tümüyle yenilediği ve bazı bölümler ekledikleri kitap, bedestenin bir kapalıçarşı içindeki işlevini irdeleyerek başlıyor. Yazarlar devamında, İstanbul çarşıları konusunu ele alarak, çok sayıda çarşı, han, arasta ve pasajda geleneksel ticaretin nasıl gerçekleştiğini ortaya koyuyor. Asur ticaret kolonilerinin Anadolu’da kurduğu karumlar kolonisine değin uzanan çalışma, ilk çarşılardan günümüze kadar çarşı kültürünün geçirdiği dönüşümleri kapsamlı bir bakışla değerlendirmesiyle, önemli bir boşluğu dolduruyor.

Cicero – Tanrıların Doğası (2007)

  • TANRILARIN DOĞASI, Cicero, çeviren: F. Gül Özaktürk ve Fafo Telatar, Dost Kitabevi, felsefe, 172 sayfa

Marcus Tillius Cicero’nun ‘Tanrıların Doğası’, Eskiçağ’daki belli başlı üç felsefe akımını, Epikuros, Stoa ve Academeia’yı izleyen filozofların din ve tanrı konusundaki görüşlerini anlatan önemli bir yapıt. Cicero, bilindiği gibi, söz ustalığının, güzel konuşma sanatının öncü isimlerinden biri. Cicero bu ustalığıyla, bu konudaki görüşleri ayrıntılı ve anlaşılır biçimde ortaya koyuyor. Ayrıca bu akımların birbirlerine yönelttikleri eleştirileri de felsefenin karşılıklı tartışma yolunu kullanarak aktarıyor. Özellikle, felsefesinin kuşkucu özelliğinden kaynaklı olarak, tartıştığı konuların sonucunu açık bırakmış, kararı okuyucuya bırakmıştır. Kitap, Eskiçağ’daki din ve tanrı kavramı hakkında bilgi sahibi olmak isteyen okuyuculara hitap ediyor. Kitap, Cumhuriyet zamanında başlanan Latin klasikleri çevirisine bir katkı olarak düşünülebilir.

Arthur Schopenhauer – Seçkinlik ve Sıradanlık Üzerine (2007)

  • SEÇKİNLİK VE SIRADANLIK ÜZERİNE, Arthur Schopenhauer, çeviren: Ahmet Aydoğan, Say Yayınları, felsefe, 104 sayfa

‘Seçkinlik ve Sıradanlık Üzerine’, Türkiye’de de çok sevilen Arthur Schopenhauer’un, yüce ile alçak üzerine kaleme aldığı düşüncelerinden oluşuyor. Bu kitabında, “Bir şey ne kadar soylu ve mükemmel ise onun olgunluğa erişmesi de o kadar geç ve yavaştır.” diyen Schopenhauer, geç olgunlaşmaya örnek olarak erkeği, erken olgunlaşmaya örnek olarak da kadını gösterir. Bu da beraberinde Schopenhauer’un felsefesini erkeği yücelten bir felsefeye dönüştürür. Çünkü bu felsefeye göre, geç olgunlaşan erkek, çabuk olgunlaşıp çocuk kalan kadınların yanında, akli melekeleri ve ruhi kabiliyeti ile daha yüksek, daha seçkin bir yaradılışa sahiptir. Böylesi bir mantığın varabileceği tek nokta, görüldüğü gibi, sıradan olmayı da kadına yakıştırmaktır. Schopenhauer kadını küçümseyen felsefesiyle çok tartışıldı ve bu kitapla da tartışılmaya devam edilecek.

Platon – Alkibiades 1-2 (2010)

  • ALKİBİADES 1-2, Platon, çeviren: Furkan Akderin, Say Yayıncılık, felsefe, 126 sayfa

‘Alkibiades 1-2’, Platon’un, hocası Sokrates’in görüşlerini aktardığı gençlik dönemi eserlerinden. Diyalogun merkezinde Sokrates ile siyasetçi, hatip ve kumandan Alkibiades yer alır. Alkibiades’in henüz on sekiz yaşındayken gerçekleştiği kabul edilen diyalog, ahlaki konulara ve moral erdemlere odaklanıyor. Alkibiades’in, söz konusu diyaloğun geçtiği zamanın hemen ertesinde Atina ile Sparta arasında kanlı bir egemenlik mücadelesinin yaşandığı yirmi beş yıllık döneme damgasını vurduğu söylenir. Diyalog ayrıca, Eski Çağ’ın dikkat çeken karakterlerinden Alkibiades’in hayatına ve kişiliğine dair en iyi kaynaklardan biri olarak da kabul ediliyor. M. Ö. 399’da yazıldığı bilinen diyalog bu yönüyle, Sokrates felsefesinin farklı bir veçhesini sunduğu kadar, tarihe yön vermiş bir komutanın kişiliğini de aydınlatıyor.

Mohammed-Reza Djalili ve Thierry Kellner – İran’ın Son İki Yüzyıllık Tarihi (2010)

  • İRAN’IN SON İKİ YÜZYILLIK TARİHİ, Mohammed-Reza Djalili ve Thierry Kellner, çeviren: Reşat Uzmen, Bilge Kültür Sanat Yayınları, tarih, 183 sayfa

Birkaç bin yılı devirmiş, sayısız kopmalar ve derin değişimlerle belirgin İran’ın tarihi, son derece hareketli. İşte Mohammed-Reza Djalili ve Thierry Kellner elimizdeki siyasî tarih çalışmalarında, Doğu’nun simge ülkelerinden İran’ın 1796-2010 zaman aralığına odaklanıyor. İran’ın Kaçar yüzyılıyla başlayan altı bölümlük çalışma, devamında, ülkenin 20. yüzyılını; Rıza Şah’la beraber modern İran’ın ortaya çıkmasını; gel-gitlerle dolu Muhammed Rıza Şah dönemini; İslam cumhuriyetinin kuruluşunu; Humeyni’li yılları ve nihayet, Humeyni sonrası dönemi ele alıyor. Djalili ve Kellner’in çalışması, halen gündemde olan çelişkilerle dolu bu komşumuzun tarihine nitelikli bir giriş yapıyor. Kitap bunun yanı sıra, içine kapanık bir kültüre sahip İran’ın, bize benzeyen ve bizden ayrılan yönleri konusunda da önemli ipuçları sunuyor.