Bartholomaeus Georgieviz – Türklerin Âdetleri Üzerine (2025)

Bartholomaeus Georgieviz’in bu eseri, 16. yüzyılda Osmanlı toplumunun yaşam biçimini, inanç sistemini ve siyasi yapısını Avrupalı okuyuculara tanıtmak amacıyla yazılmış. Georgieviz, bir dönem Osmanlılar tarafından esir alınmış bir Hristiyan din adamı olarak gözlem ve deneyimlerine dayanır.

‘Türklerin Âdetleri Üzerine’ (‘De Turcarum Moribus Epitome’), Osmanlıların günlük yaşam alışkanlıklarını, yemek kültürünü, giyim tarzlarını, toplumsal sınıflarını ve özellikle dinî uygulamalarını ayrıntılı şekilde aktarıyor. Yazar, İslam dininin Osmanlı toplumundaki etkisini vurgular; namaz, oruç ve hac gibi ibadetleri tanımlar. Ancak bu aktarım, genellikle Hristiyanlık merkezli bir bakış açısıyla yapılır.

‘De Turcarum Moribus Epitome’ adlı derlemesi, Batı dünyasında Türklere dair yazılmış eserler arasında farklı bir yere sahiptir. Zira bu eser, yukarıdaki bilgilere ilaveten Türk dilinin kullanımına dair karineler de sunuyor. Bartholomaeus duyduğu Türkçe sözcükleri Latin alfabesi ile transkripte etmeye çalışmış, bu sözcüklerin Latince karşılıklarını aktarmaya gayret etmiş, hattâ Türkçe diyaloglar kaleme almıştır.

Georgieviz, Osmanlı toplumundaki disiplinli askeri düzeni ve özellikle Yeniçeri Ocağı’nı överken, aynı zamanda imparatorluğun genişlemesini bir tehdit olarak sunar. Osmanlıların adalet sistemini etkileyici bulduğunu belirtse de, despotik yönetime dair eleştirilerde bulunur.

‘De Turcarum Moribus Epitome’, erken modern dönemde Avrupa’nın Osmanlı’ya bakışını şekillendiren önemli metinlerden biridir. Eser, dönemin oryantalist söylemini besleyen bir kaynak olarak hem tarihsel hem kültürel değer taşır. Georgieviz’in anlatımı, hem bilgi verici hem de ideolojik izler taşır.

  • Künye: Bartholomaeus Georgieviz – Türklerin Âdetleri Üzerine, çeviren: A. Doğucan Hanegelioğlu, Doğu Batı Yayınları, tarih, 149 sayfa, 2025

Chiara Bottici – Feminist Bir Mitoloji (2025)

Chiara Bottici’nin ‘Feminist Bir Mitoloji’ (‘A Feminist Mythology’) adlı kitabı, feminist düşünceyi mit kavramı üzerinden yeniden ele alıyor. Bottici, mitlerin yalnızca geçmişe ait masallar olmadığını, bugün de toplumsal cinsiyet rollerini şekillendiren güçlü anlatılar olduğunu savunur. Feminist mitoloji anlayışıyla hem tarihsel hem de kültürel kodlara karşı alternatif anlatılar üretmenin mümkün olduğunu ifade ediyor.

Kitapta mit, baskıcı bir araç olmaktan çıkarılıp özgürleştirici bir potansiyele kavuşturuluyor. Bottici’ye göre mitler, kadınları pasif figürlere indirgemek için değil, onları özneleştirmek ve çok sesli anlatılarla görünür kılmak için de kullanılabilir. Bu bağlamda, feminist mitoloji yalnızca eski mitlerin eleştirisi değil, aynı zamanda yeni mitlerin yaratılmasıdır.

Bottici, ataerkil düşüncenin inşa ettiği kadın imgelerinin nasıl doğallaştırıldığını analiz eder. Kadının “öteki” olarak konumlandırılması, mitolojik düzeyde bir süreklilik kazanmıştır. Feminist mitoloji ise bu sürekliliği kırmayı hedefler.

‘Feminist Bir Mitoloji’, feminizmi kuramsal bir zemine yerleştirirken, yaratıcı ve dönüşümcü bir politik dil sunuyor. Bottici, feminist tahayyülün yalnızca eleştirel değil, aynı zamanda kurucu bir güç olduğunu gösteriyor. Bu kitap, hem düşünsel derinliği hem de hayal gücünü birlikte kullanan özgün bir manifestodur.

  • Künye: Chiara Bottici – Feminist Bir Mitoloji, çeviren: Bilge Demirtaş, Livera Yayınevi, feminizm, 288 sayfa, 2025

Ayfer Karakaya-Stump – Osmanlı Anadolusu’nda Kızılbaş Aleviler (2025)

Ayfer Karakaya-Stump’ın bu çalışması, Osmanlı İmparatorluğu’nda Kızılbaş-Alevi topluluklarının karmaşık tarihini, inanç sistemlerini ve toplumsal yapılarını derinlemesine inceliyor. ‘Osmanlı Anadolusu’nda Kızılbaş Aleviler: Sufilik, Siyaset ve Toplumsal Kimlik’ (‘The Kizilbash-Alevis in Ottoman Anatolia: Sufism, Politics and Community’), Aleviliğin kökenlerini ve gelişimini, özellikle Safevi propagandası, Bektaşi tarikatı ve yerel Anadolu inançlarıyla olan etkileşimlerini mercek altına alarak, bu toplulukların Osmanlı merkezi otoritesiyle olan ilişkilerini de detaylandırıyor. Karakaya-Stump, Aleviliği sadece bir dini inanç olarak değil, aynı zamanda siyasi ve toplumsal bir kimlik olarak da ele alır.

Yazar, Kızılbaş-Alevilerin Osmanlı devleti tarafından sıkça “isyancı” veya “sapkın” olarak damgalanmasına rağmen, bu toplulukların Anadolu’daki varlıklarını ve inançlarını nasıl sürdürdüklerini araştırıyor. Kitap, Safevi-Osmanlı rekabetinin Alevi toplulukları üzerindeki etkilerini, çeşitli ayaklanmaları ve Osmanlı’nın baskıcı politikalarını incelerken, Alevilerin kendi iç dinamiklerini, toplumsal örgütlenmelerini ve dede-talip ilişkilerini de analiz ediyor. Karakaya-Stump, sözlü gelenekler, menkıbeler, fetvalar ve Osmanlı arşiv belgeleri gibi geniş bir kaynak yelpazesini kullanarak, Alevi tarihine dair yeni ve nüanslı bir perspektif sunuyor.

‘Osmanlı Anadolusu’nda Kızılbaş Aleviler’, Alevi inancının senkretik yapısını, Şiilik, Sünnilik, sufizm ve Anadolu’nun kadim inançlarının izlerini taşıdığını gösteriyor. Kitap, Alevi topluluklarının sadece dini değil, aynı zamanda kültürel ve siyasi direniş mekanizmalarını da ortaya koyuyor. Eser, Osmanlı döneminde Alevi-Sünni ilişkileri, devletin Alevilere yönelik politikaları ve bu politikaların Alevi kimliğinin oluşumundaki rolü hakkında önemli bilgiler sunarak, Alevi araştırmalarına değerli bir katkıda bulunuyor.

  • Künye: Ayfer Karakaya-Stump – Osmanlı Anadolusu’nda Kızılbaş Aleviler: Sufilik, Siyaset ve Toplumsal Kimlik, İletişim Yayınları, inceleme, 368 sayfa, 2025

Naunihal Singh – Askerî Darbelerin Stratejik Mantığı (2025)

Naunihal Singh’in bu çalışması, askeri darbelerin nasıl gerçekleştiğini ve neden bazılarının başarılı olup bazılarının başarısız olduğunu anlamak için kapsamlı bir analiz sunuyor. ‘Askerî Darbelerin Stratejik Mantığı: Yönetime El Koymak’ (‘Seizing Power – Strategic Logic of Military Coups’), bu alandaki mevcut çalışmalardan farklı olarak, darbe girişimlerinin başarısının veya başarısızlığının ardındaki temel faktörün, askeri hizipler arasındaki koordinasyon dinamikleri olduğunu savunur. Kitap, 1950-2000 yılları arasında dünya genelindeki 471 darbe girişimini içeren orijinal bir veri seti ve darbe katılımcılarıyla yapılan 300 saatlik mülakatlara dayanarak yeni bir teori geliştiriyor.

Singh, bir darbenin başarısının, darbecilerin diğer subaylar ve birlikler nezdinde başarının kaçınılmaz olduğu izlenimini yaratma yeteneklerine bağlı olduğunu öne sürüyor. Askeri aktörler, fiili duruma göre genellikle daha güçlü olan “kaçınılmaz zafer” imajını nasıl yansıttıklarını gösteriyor. Bu, darbenin popülaritesinden veya askeri güç üstünlüğünden ziyade, askeri içindeki grupların birbirlerinin eylemlerini tahmin etme ve buna göre koordine olma yeteneğine dayanıyor. Eğer darbeciler, darbenin şimdiden başarılı olduğuna dair güçlü bir sinyal verebilirlerse, diğer birlikler de bu “kazanan” tarafa katılmaya meyilli olurlar.

Kitap, darbe dinamiklerini kökenlerine göre üç farklı türe ayırır: askeri hiyerarşinin tepesinden gelen darbeler, orta rütbelilerden gelen darbeler ve alt rütbeli askerlerin isyan niteliğindeki darbeleri. Her türün kendine özgü başarı olasılıkları ve koordinasyon zorlukları olduğunu gösteriyor. Gana’daki çok sayıda darbe ve 1991’deki Sovyetler Birliği’ndeki darbe girişimi gibi vaka analizleriyle teorisini destekleyen Singh, kitabıyla sivil-asker ilişkileri ve siyasi istikrarsızlık üzerine çalışan akademisyenlere yeni bir bakış açısı sunuyor.

  • Künye: Naunihal Singh – Askerî Darbelerin Stratejik Mantığı: Yönetime El Koymak, çeviren: S. Erdem Türközü, Fol Kitap, siyaset, 424 sayfa, 2025

David Holmgren – Permakültür (2025)

David Holmgren imzalı bu çalışma, permakültür felsefesini ve pratiklerini derinlemesine inceleyen temel bir eser. ‘Permakültür: Sürdürülebilirliğin Ötesinde İlkeler ve Yollar’ (‘Permaculture: Principles & Pathways Beyond Sustainability’), permakültürü sadece bir bahçe tasarımı yöntemi olarak değil, aynı zamanda daha sürdürülebilir ve etik bir gelecek inşa etmek için kapsamlı bir tasarım bilimi olarak tanımlıyor. Kitap, permakültürün temel ilkelerini, yani “Dünya Bakımı”, “İnsan Bakımı” ve “Adil Paylaşım” prensiplerini detaylandırarak, bu ilkelerin ekolojik, ekonomik ve sosyal sistemlere nasıl uygulanabileceğini gösteriyor.

Eser, modern sanayileşmiş toplumların karşı karşıya olduğu enerji kıtlığı, iklim değişikliği ve ekolojik bozulma gibi zorluklara karşı permakültürün sunduğu çözümleri vurguluyor. Holmgren, mevcut “sürdürülebilirlik” yaklaşımlarının genellikle yetersiz kaldığını ve gerçek bir dönüşüm için sistemlerin yeniden tasarlanması gerektiğini savunuyor. Bu bağlamda permakültür, sadece doğal sistemlerle uyumlu yaşamakla kalmayıp, aynı zamanda üretken, dayanıklı ve kendini idame ettiren yaşam alanları ve topluluklar yaratmayı amaçlıyor.

Kitap, permakültürün on iki temel tasarım ilkesini (örneğin gözlemle ve etkileşime geç, her fonksiyonu birden fazla elemanla sağla, küçük ve yavaş çözümler kullan) pratik örneklerle açıklıyor. Bu ilkelerin, bahçe tasarımından şehir planlamasına, enerji sistemlerinden finansal modellere kadar geniş bir uygulama alanına sahip olduğunu gösteriyor. Holmgren, permakültürün sadece tarımsal bir yöntem değil, aynı zamanda düşünce biçimimizi ve gezegenle olan ilişkimizi dönüştürecek bir yaşam felsefesi olduğunu güçlü bir şekilde ifade ediyor.

  • Künye: David Holmgren – Permakültür: Sürdürülebilirliğin Ötesinde İlkeler ve Yollar, çeviren: Bediz Yılmaz, Evren Yıldırım, Yeni İnsan Yayınevi, ekoloji, 336 sayfa, 2025

Javier Moscoso – Acının Kültürel Tarihi (2025)

Javier Moscoso’nun bu kitabı, acının sadece biyolojik bir olgu olmadığını, aynı zamanda tarih boyunca farklı kültürler tarafından nasıl algılandığını, anlamlandırıldığını ve temsil edildiğini inceleyen derinlemesine bir çalışma. ‘Acının Kültürel Tarihi’ (‘Historia cultural del dolor’), acının evrensel bir insan deneyimi olmasına rağmen, ifade edilme biçimlerinin, acıya atfedilen değerin ve acıyla başa çıkma stratejilerinin toplumsal ve kültürel bağlamlara göre büyük farklılıklar gösterdiğini savunuyor. Kitap, acının tarihsel süreçte nasıl bir dönüşüm geçirdiğini, tıp, felsefe, sanat, edebiyat ve din gibi çeşitli alanlar üzerinden gözler önüne seriyor.

Eser, Antik Yunan’dan Orta Çağ’a, Aydınlanma’dan modern çağa kadar uzanan geniş bir zaman diliminde, acının bedensel bir duyumdan öte, toplumsal bir fenomen olarak nasıl algılandığını ele alıyor. Moscoso, acının ölçülmeye, sınıflandırılmaya ve tedavi edilmeye çalışıldığı bilimsel yaklaşımların yanı sıra, acının ahlaki, dini veya sanatsal bir anlam taşıdığı dönemleri de inceliyor. Örneğin, Hristiyanlıkta acının kurtuluşla ilişkilendirilmesi veya modern tıpta ağrının nesnel bir hastalık belirtisi olarak görülmesi gibi farklı paradigmaları karşılaştırıyor.

‘Acının Kültürel Tarihi’, acının tarihsel olarak nasıl bir iktidar aracı olarak kullanıldığını, işkence, cezalandırma veya toplumsal kontrol mekanizmalarında nasıl rol oynadığını da tartışıyor. Aynı zamanda, acının sanatsal yaratıcılığa ilham veren, empatiyi tetikleyen ve toplumsal dayanışmayı güçlendiren bir kaynak olarak nasıl işlev gördüğüne de değiniyor. Moscoso, bu eserle acının karmaşık ve çok boyutlu doğasını ortaya koyarak, okuyucuyu acıya dair kendi ön yargılarını ve kabullerini sorgulamaya davet ediyor.

  • Künye: Javier Moscoso – Acının Kültürel Tarihi, çeviren: Esra Çeltik, Paris Yayınları, inceleme, 360 sayfa, 2025

Ernle Bradford – Akdeniz (2025)

Ernle Bradford’un bu çalışması, sadece bir coğrafi alanın değil, aynı zamanda binlerce yıllık insanlık tarihinin, kültürlerin ve medeniyetlerin beşiği olan Akdeniz’in büyüleyici hikâyesini anlatıyor. ‘Akdeniz: Bir Denizin Hikâyesi’ (‘The Mediterranean: Portrait of a Sea’), Akdeniz’i bir karakter gibi ele alarak, bu denizin etrafında gelişen uygarlıkların (Mısırlılar, Fenikeliler, Yunanlılar, Romalılar, Bizanslılar, Araplar, Osmanlılar vb.) yükselişini ve düşüşünü, denizle olan etkileşimleri üzerinden mercek altına alıyor.

Kitap, Akdeniz’in stratejik konumunun, ticaret yollarının, savaşların ve kültürel alışverişlerin nasıl şekillendiğini kronolojik bir sırayla inceliyor. Bradford, denizin sadece bir ulaşım yolu olmadığını, aynı zamanda farklı halkları bir araya getiren veya ayıran, çatışmalara ve iş birliklerine zemin hazırlayan canlı bir aktör olduğunu gösteriyor. Antik çağlardan modern zamanlara kadar, Akdeniz’in kıyılarında yaşayan insanların inançları, yaşam biçimleri, sanatı ve ekonomileri üzerindeki etkilerini detaylandırıyor.

Yazar, mitolojiden tarihe, coğrafyadan denizcilik geleneğine kadar geniş bir yelpazede bilgiler sunuyor. Akdeniz’in doğal güzelliklerini, iklimini, deniz canlılarını ve kıyılarındaki şehirlerin mimarisini de betimliyor. ‘Akdeniz: Bir Denizin Hikâyesi’, bu eşsiz denizin sadece bir su kütlesi olmadığını, aynı zamanda insanlığın kolektif hafızasının, başarılarının ve trajedilerinin bir aynası olduğunu okuyucuya hissettiriyor. Kitap, tarih, coğrafya ve kültürü harmanlayan, Akdeniz’in ruhunu yakalayan derinlemesine bir çalışma.

  • Künye: Ernle Bradford – Akdeniz: Bir Denizin Hikâyesi, çeviren: Ahmet Fethi Yıldırım, Alfa Yayınları, tarih, 576 sayfa, 2025

Matt Ridley – Akılcı İyimser (2025)

Matt Ridley’nin ‘Akılcı İyimser: Refahın Evrimi’ (‘The Rational Optimist: How Prosperity Evolves’) adlı kitabı, insanlık tarihinin uzun vadede sürekli bir ilerleme ve refah artışı gösterdiğini savunan, iyimser bir bakış açısı sunuyor. Ridley, bu ilerlemenin temelinde yatan en önemli faktörün “fikirlerin ticareti” ve “uzmanlaşma” olduğunu savunuyor. İnsanların birbirleriyle fikirlerini ve ürünlerini değiş tokuş etme yeteneği sayesinde, kollektif zekânın ve inovasyonun hızla arttığını, bunun da yoksulluğun azalmasına, yaşam kalitesinin yükselmesine ve teknolojik gelişmelere yol açtığını öne sürüyor.

Kitap, felaket tellallığı yapan karamsar görüşlerin aksine, insanlığın karşılaştığı her zorluğun üstesinden yenilik ve iş birliği ile geldiğini gösteren tarihsel örnekler sunuyor. Tarım devriminden sanayi devrimine, tıp alanındaki ilerlemelerden iletişim teknolojilerine kadar birçok alandaki gelişmeleri bu perspektiften inceliyor. Ridley, piyasa ekonomisinin ve serbest ticaretin, bu fikir alışverişini teşvik eden ve refahın yayılmasını sağlayan temel mekanizmalar olduğunu savunuyor.

Ridley, küresel ısınma, kaynak kıtlığı ve aşırı nüfus gibi günümüzün büyük sorunlarına rağmen, insan zekâsının ve iş birliğinin bu zorlukların üstesinden gelebilecek çözümler üreteceğine dair güçlü bir inanç besliyor. Kitap, geleceğe dair bir umut mesajı verirken, bu iyimserliğin rasyonel verilere dayandığını ve insanlık tarihinin bize gösterdiği derslerle desteklendiğini vurguluyor.

  • Künye: Matt Ridley – Akılcı İyimser: Refahın Evrimi, çeviren: Mehmet Doğan, Alfa Yayınları, iktisat, 472 sayfa, 2025

Mariana Mazzucato – Misyon Ekonomisi (2025)

Mariana Mazzucato bu kitabında, kamusal ve özel sektör iş birliğini, büyük ve cesur “misyonlar” etrafında yeniden düşünmeyi öneren bir çalışma. ‘Misyon Ekonomisi: Kapitalizmi Değiştirmek İçin Cüretkâr Bir Rehber’ (‘Mission Economy: A Moonshot Guide To Changing Capitalism’), 1960’lardaki Apollo Ay inişi projesi gibi büyük ölçekli ve iddialı misyonların, sadece teknolojik ilerlemeyi değil, aynı zamanda ekonomik büyüme ve toplumsal fayda sağlamadaki potansiyelini vurguluyor. Kitap, günümüz kapitalizminin karşı karşıya olduğu iklim krizi, sağlık eşitsizlikleri ve dijital bölünme gibi büyük sorunların üstesinden gelmek için, hükümetlerin piyasaları sadece “düzeltici” bir rol üstlenmek yerine, piyasaları “şekillendiren” ve yeniliği yönlendiren cesur aktörler olması gerektiğini savunuyor.

Mazzucato, devletin inovasyondaki ve değer yaratmadaki rolünün genellikle göz ardı edildiğini veya küçümsendiğini belirtiyor. Özel sektörün risk alıcılığı ve yenilikçiliği yüceltilirken, devletin uzun vadeli ve riskli yatırımlarının (temel bilim araştırmaları, altyapı projeleri) çoğu zaman görmezden gelindiğini iddia ediyor. Kitap, devletin sadece pazar başarısızlıklarını düzeltmekle kalmayıp, aynı zamanda yeni pazarlar yaratma ve toplumsal hedeflere ulaşmak için iddialı hedefler belirleme yeteneğine sahip olduğunu gösteren örnekler sunuyor.

‘Misyon Ekonomisi’, bu “Ay Atışı” (Moonshot) zihniyetini, günümüzün küresel zorluklarına uygulamayı hedefliyor. Sadece iklim değişikliğiyle mücadele etmek gibi büyük hedefler belirlemekle kalmayıp, aynı zamanda bu hedeflere ulaşmak için kamu ve özel sektör arasında dinamik bir iş birliği çerçevesi oluşturulmasını öneriyor. Bu iş birliği, risk ve ödüllerin daha adil paylaşılmasını, kamu yararına odaklanmayı ve inovasyonun toplumsal hedeflere hizmet etmesini sağlamayı amaçlıyor. Kitap, daha kapsayıcı, sürdürülebilir ve amacına yönelik bir ekonomi yaratmak için pratik bir yol haritası sunuyor.

  • Künye: Mariana Mazzucato – Misyon Ekonomisi: Kapitalizmi Değiştirmek İçin Cüretkâr Bir Rehber, çeviren: Esin Soğancılar, Koç Üniversitesi Yayınları, iktisat, 240 sayfa, 2025

Gilbert Achcar – Gazze Felaketi (2025)

Gilbert Achcar’ın bu kitabı, Gazze’deki çatışmayı ve İsrail’in eylemlerini “soykırım” kavramı çerçevesinde, geniş bir tarihsel bağlam içinde inceliyor. ‘Gazze Felaketi: Soykırımı Tarihsel Perspektiften Okumak’ (‘The Gaza Catastrophe: The Genocide in World Historical Perspective’), bu çatışmanın köklerini modern siyasi tarihe, sömürgecilik sonrası döneme ve uluslararası güç dengelerine dayandırarak, olayın sadece bölgesel bir sorun olmadığını, küresel bir adalet ve insan hakları meselesi olduğunu savunuyor. Kitap, Gazze’deki insani krizin, uluslararası hukukun ve ahlaki sorumluluğun nasıl göz ardı edildiğini eleştirel bir dille ortaya koyuyor.

Achcar, “soykırım” terimini kullanırken, bunun sadece fiziksel yok etmeyi değil, aynı zamanda bir grubun yaşam koşullarını kasıtlı olarak yaşanmaz hale getirmeyi de kapsayan uluslararası hukuktaki tanımına atıfta bulunuyor. Gazze’nin abluka altındaki durumu, halkının maruz kaldığı şiddet, yerinden edilme ve temel yaşam kaynaklarına erişim kısıtlamaları gibi faktörleri, bu tanım çerçevesinde değerlendiriyor. Yazar, bu durumun, Filistin halkına yönelik uzun süreli bir baskı ve mülksüzleştirme politikasının bir devamı olduğunu ileri sürüyor.

Kitap, Gazze’deki durumu, dünya tarihindeki diğer soykırım veya soykırım benzeri olaylarla karşılaştırarak, uluslararası toplumun bu tür durumlara karşı sessizliğini ve çifte standartlarını sorguluyor. Achcar, Batılı güçlerin ve uluslararası kurumların, İsrail’in eylemlerine karşı yeterince tepki vermemesini veya desteklemesini, jeopolitik çıkarlar ve tarihsel sorumlulukların karmaşık bir birleşimi olarak açıklıyor. Eser, bu krizin temelinde yatan güç ilişkilerini, ideolojik argümanları ve uluslararası ilişkilerdeki ikiyüzlülüğü açığa çıkarmayı hedefliyor.

  • Künye: Gilbert Achcar – Gazze Felaketi: Soykırımı Tarihsel Perspektiften Okumak, çeviren: Akın Emre Pilgir, Ayrıntı Yayınları, siyaset, 256 sayfa, 2025