Lawrence H. Keeley – Uygarlıktan Önce Savaşlar (2023)

Kendimizi canavarlaştırdığımızda insan olmanın acılarından ve yüklerinden kurtuluyor muyuz?

İki dünya savaşının yarattığı sarsıntının ve yıkımın ortasında Batı, uygarlaşmanın bedelini tartışmaya açmıştı.

Yaşananların hatırası tazeydi ve yeni şekillenen Soğuk Savaş nedeniyle topyekûn yıkım olasılığının ilk kez ufukta belirmesiyle gelecek de parlak görünmüyordu.

Böyle bir ortamda sosyal bilimciler, özellikle de bazı önde gelen antropologlar ve etnologlar felaketten çıkış yolunu uzak geçmişte, tarihöncesinde, “yaban” ve “ilkel” uygarlıklarda, kayıp bir “altın çağ”da aradılar: Tarihöncesi ve yaban toplumlarda savaş çok nadir görülüyordu, fazla can kaybına yol açmıyordu, çocuksuydu.

Vahşiler soylu ve barışçıldı, uygarlarsa savaşçı ve “şeytan”; gittikleri yere hastalık, ölüm, kötülük ve acı götürmüşlerdi.

Bu anlayış son elli yıl içinde itiraz edilemeyen bir tabu hâline geldi.

Yayımlandığı tarihten beri çoksatanlar arasında yer alan bu kışkırtıcı kitap, işte bu anlayışa meydan okuyor.

Amerika’dan Okyanusya’ya, Batı Avrupa’dan Kuzey Kutup Dairesi’ne ve Asya’ya kadar dünyanın dört bir yanından derlediği antropolojik, arkeolojik ve etnografik bulgularla bize bambaşka ve ürkütücü bir tablo sunuyor.

Vahşilerin savaşlarının da en az uygarlarınki kadar acımasız, şiddetli ve tehditkâr olduğunu ortaya koyuyor.

Toplu kıyımların gerçekleştiği tarihöncesi mezarlıklardan, ilkel toplumların savaş, müzakere ve mübadele biçimlerine kadar birçok konuya eğilerek, geçmişi barışçıllaştıran “uygar” yorumların da Batı insanının kibrinin bir ürünü olduğunu gözler önüne seriyor.

  • Künye: Lawrence H. Keeley – Uygarlıktan Önce Savaşlar: Barışçıl Vahşi Miti, çeviren: Kadir Gülen, Fol Kitap, antropoloji, 368 sayfa, 2023

Anna Lowenhaupt Tsing – Dünyanın Sonundaki Mantar (2023)

‘Dünyanın Sonundaki Mantar’da çağımızın en tuhaf meta zincirlerinden biri olan matsutake mantarı üzerinden kapitalizmin bıraktığı enkaza karşı doğanın direnme biçimlerini, ormanın ve ağaçların hikâyelerini anlatıyor Anna Lowenhaupt Tsing.

Biyoloji, ekoloji ve genetik biliminden de beslenen Tsing, “kapitalist yıkım” ile “işbirliğine dayalı hayatta kalma” ilişkisi üzerine özgün bir incelemeye imza atıyor.

Bunu da Japonya’da çok değer verilen aromatik bir yabani mantar grubu olan, matsutakenin mantarını merkeze alarak yapıyor.

‘Dünyanın Sonundaki Mantar’, 21. yüzyılın antropoloji klasiklerinden.

Tsing gözü pek bir hikâye örüyor…

Kesişen kültürlere ve doğanın dirençliliğine dair sürükleyici anlatısı modernite ve ilerleme hakkında yeni bir perspektif sunuyor.

  • Künye: Anna Lowenhaupt Tsing – Dünyanın Sonundaki Mantar: Kapitalizmin Enkazlarında Yaşam İmkânı Üzerine, çeviren: Erdem Gökyaran, Yapı Kredi Yayınları, antropoloji, 376 sayfa, 2023

Claude Lévi-Strauss – Mit ve Anlam (2023)

Genel okura seslenen bu kitapta, yirminci yüzyılın önde gelen düşünürlerinden Claude Lévi-Strauss, insan varoluşuna dair can alıcı sorular üzerine harcanmış bir ömrün kazanımlarını paylaşıyor.

  • Kaosun bir anlamı olabilir mi?
  • Modern bilim mitlerden neler öğrenebilir?
  • Yapısalcılık nedir?

Bu ve bunun gibi hayati sorulara verdiği cevaplarda Lévi-Strauss, açık ve kesin bir dille, insan zihninin potansiyelleri hakkında daha fazla şey öğrenmek isteyen okurlara bir yol haritası sunuyor.

Bazı düşünürler etkilidir, bazılarıysa bir ekol yaratır; fakat çok azı bir çağa damgasını vurur.

Bugün bir Aquinas veya Goethe çağından bahsettiğimiz gibi, gelecek kuşakların da bizim dönemimizden Lévi-Strauss çağı diye söz etmeleri mümkündür.

O, modern zihne kimliğini armağan edenlerden biridir.

  • Künye: Claude Lévi-Strauss – Mit ve Anlam, çeviren: Gökhan Yavuz Demir, Minotor Kitap, antropoloji, 104 sayfa, 2023

James George Frazer – İnsan, Tanrı ve Ölümsüzlük (2023)

Sosyal antropoloji ve etnolojinin önemli isimlerinden James George Frazer, bu kitabında yıllar süren derin incelemeler sonucunda inşa ettiği perspektifiyle insanlığın serüveni üzerine görüşlerini kuramsallaştırıyor.

İlkel toplulukları gelenekler, ritüeller, folklor ve daha birçok yönden ele alan Frazer, kendine özgü karşılaştırmalı metodolojisiyle akıl yürütüyor.

İnsanlığın uzun yolculuğunda yarattığı inançları, kurumları, yaşam tarzlarını, sonsuzluğa ulaşma çabalarını, genel okur kitlesi için açıklıyor.

Bu yönleriyle Frazer sosyoloji, psikoloji, tarih gibi bilimlere de ilham kaynağı olmuş ve görüşleriyle Freud, Malinowski, Eliade, J. Cambpell ve T. S. Eliot gibi edebiyatçıları ve düşünürleri etkiledi.

  • Künye: James George Frazer – İnsan, Tanrı ve Ölümsüzlük: İnsan İlerleyişi Üzerine Düşünceler, çeviren: Ayşen Tekşen, Alfa Yayınları, antropoloji, 360 sayfa, 2023

Nesrin Yarar Aksoy – Dijital Etnografi (2023)

Dijital etnografi, dijital aktarılan hikayelerin karakteristik özellikleri aracılığıyla gerçek yaşam kültürünün temsillerini araştırır.

Nesrin Yarar Aksoy, dijital medya çağında nitel araştırmanın dönüşümünü izliyor.

Kitabın özgün yanı, dijital teknolojiyi, mimarisi, kullanım biçimleri, potansiyelleri açısından incelemesinin yanı sıra dijital etnografi metodolojisi konusundaki geniş, dağınık ve üzerinde tartışma olan konuları sistematik ve analitik biçimde ele alması.

Dijital sahaların her geçen gün genişlediği son yıllarda bu alanların araştırılmasına duyulan ihtiyaç artarken, yöntem konusunda yeni yaklaşımlar gündeme geliyor ve enformasyon-zengin bu sahaların yoğun teknik repertuvarlarla incelenmesi araştırmacılara cazip geliyor.

Bir taraftan nicel yöntemler ve araçlarda ortaya çıkan yeni olanaklar enformasyonun hızlı akışını yakalamaya çalışırken, diğer taraftan da bir hermenötik geliştirebilmek ve sosyal fenomenleri derinlemesine inceleyebilmek için nitel araştırma yöntemlerinin geçmişte hiç olmadığı kadar yaygınlaştığı görülüyor.

Dijital etnografi yöntemi üzerine gerçekleşen bu çalışmanın analitiği, etnografiyi ve dijital etnografiyi kendi doğaları gereği “kavramsal” ve “yöntemsel” olarak ikiye ayırarak inceleme üzerine kurulu.

Dijital etnografiden önce ilk bölümde özet olarak etnografi ele alınıyor, böylece dijital etnografinin teorik ve yöntemsel bakış açısını belirleyen metodolojik ve kavramsal dönüşümün temelleriyle geleneksel etnografi karşılaştırması mümkün oluyor.

İkinci bölümde ise dijital etnografinin de içinde bulunduğu internet çalışmaları ve bilgisayar dolayımlı iletişim çatısı altında araştırma metodolojisinin kavramsal ve metodolojik unsurları ele alınıyor, interneti bir fenomen veya saha olarak inceleyen yaklaşımlara yönelik bir bakış oluşturuyor.

Nesrin Yarar Aksoy’un uzun süreli yoğun çalışmasının ürünü olan ‘Dijital Etnografi: İlkeler, Yaklaşımlar, Teknikler’, Türkiye’deki sosyal bilim araştırmaları için özgün ve önemli bir katkı.

Kitap eleştirel medya çalışmaları, antropoloji, kültürel çalışmalardan davranış bilimlerine ve pazarlama araştırmalarına kadar geniş bir alanı birleştiriyor, yeni iletişim teknolojilerinin ortaya çıkardığı kuramsal ve metodolojik yaklaşımları bilim insanlarının, akademisyen ve araştırmacıların bilgisine sunuyor.

  • Künye: F. Nesrin Yarar Aksoy – Dijital Etnografi: İlkeler, Yaklaşımlar, Teknikler, İstanbul Bilgi Üniversitesi Yayınları, antropoloji, 216 sayfa, 2023

Sigmund Freud – Kitle Psikolojisi ve Benlik Analizi (2023)

Kitlelerin popülist ve demagojik duyarlılıkları ne tür mekanizmalara dayanır?

Sigmund Freud’un ilk kez 1921’de yayımlanan ‘Kitle Psikolojisi ve Benlik Analizi’ 20. yüzyıl başında etki gücü giderek artan toplumsal bir fenomeni, siyasi kitlenin mekanizmalarını irdeleyen, alanında öncü bir çalışma.

Kitleler neden karizmatik liderlerin hipnotik baştan çıkarmalarına duyarlıdır? Kitleler neden bilinçdışı, mantıksız ve şiddet içeren davranışlara eğilim gösterirler?

Demagojinin kökeni neye dayanır, işleyişi nasıldır?

Freud bu ve benzeri soruları psikanaliz aracılığıyla yanıtlama yollarını araştırırken disiplinlerarası bir hatta ilerleyerek antropoloji, siyasal psikoloji ve kültürel kuramın yanı sıra evrimsel ve toplumsal perspektiflerden; Friedrich Nietzsche, Karl Marx, William McDougall veya Gustave Le Bon gibi seleflerinin gözlem ve bulgularından da faydalanarak kalabalıkların mevcut psikolojik yorumlarını temel bir psikolojik sisteme dahil ediyor.

İki dünya savaşı arasında kaleme alınan, daha sonra Frankfurt Okulu’nun ampirik toplumsal araştırmalarına da yol gösterecek olan ‘Kitle Psikolojisi ve Benlik Analizi’, Avrupa’da ayak sesleri giderek yükselen faşizmin kitle psikolojisine ışık tutması ve kitlenin barındırdığı tehlikelere dikkat çekmesiyle literatürde önemli bir yere sahip.

  • Künye: Sigmund Freud – Kitle Psikolojisi ve Benlik Analizi, çeviren: Saffet Emrem, Can Yayınları, psikanaliz, 104 sayfa, 2023

Bruno Latour ve Steve Woolgar – Laboratuvar Hayatı (2022)

Bilimin ‘sosyal inşası’ olarak adlandırılan şeyi laboratuvar biliminin gerçek ve geçerli örneklerini kullanarak gösteren harika bir çalışma.

Kitap, Fransız felsefeci Bruno Latour tarafından Salk Biyolojik Araştırmalar Enstitüsü’nde gerçekleştirilen ve daha sonra İngiliz bir sosyologla birlikte yazıya dökülen iki yıllık bir araştırmanın ürünü.

Çalışma bu yönüyle, günlük ve yüz yüze bir ortamda gerçekleşen bilimsel çalışma süreçlerini izliyor, fakat aynı zamanda bir ‘içerden’ dış gözlemci olarak kalarak bilim insanlarının yaptıkları şeyleri ve nasıl ve ne düşündüklerini bütün detaylarıyla izliyor.

Laboratuvar bilimi dışından ve onun temellerini tam anlamıyla kavramak istemeyip aksine laboratuvar hayatının yüzeysel yanlarını daha kolay anlamak isteyen okurlar kaçırmasın.

  • Künye: Bruno Latour ve Steve Woolgar – Laboratuvar Hayatı: Bilimsel Olguların İnşası, çeviren: Ümit Tatlıcan, Phoenix Yayınevi, antropoloji, 368 sayfa, 2022

James Suzman – Çalışma (2022)

  • Kimse alınmasın ama, neden eşek gibi çalışıyoruz?
  • Çalışma bizim kim olduğumuzu neden ve nasıl belirliyor?

Nasıl oldu da çalışma, hayatımıza anlam ve değer katan, toplumsal statümüzü belirleyen, zamanımızı kimlerle ve nasıl geçireceğimizi söyleyen, üstelik bedenimizi, çevremizi, eşitlik anlayışımızı dönüştüren bir şey haline geldi?

Dünyanın önde gelen antropologlarından James Suzman bu kitabında, çalışmayla kurduğumuz ilişkinin 300 bin yıllık evrimini kayda geçiriyor ve bu ilişkinin günümüzde de köklü bir değişimden geçtiğini ve bu değişimin olası sonuçlarını gösteriyor.

Suzman, avcı-toplayıcıların, şempanzelerin, hatta kuşların yaşamlarını irdeleyerek ‘doğal’ kabul ettiklerimizin sıklıkla finans gurularının ve tarım dinlerinin şaibeli mirasından ibaret olduğunu vurguluyor.

Suzman, insan doğası hakkındaki anaakım ekonomik varsayımları sorguluyor ve modern kültürlerimizin artan eşitsizlik sorununu anlaşılır kılmak için önce geçmişimizi anlamamız gerektiğini gözler önüne seriyor.

  • Künye: James Suzman – Çalışma: Taş Devrinden Robot Çağına Zamanımızı Nasıl Harcadığımızın Tarihi, çeviren: Selma Uzun, Kolektif Kitap, antropoloji, 344 sayfa, 2022

Marcel Mauss – Büyünün Genel Teorisi (2022)

“Din, büyünün başarısızlıklarından ve hatalarından doğmuştur.”

İlkel toplumlarda büyü ve büyünün bugün düşüncelerimizde ve sosyal eylemlerimizde varlığını sürdürmesi üzerine bir çalışma olan bu kitap, yüzyılın en büyük düşünürlerinden biri olan Marcel Mauss’un zihninin şaşırtıcı modernliğini temsil ediyor.

Kitap, çeşitli kültürlerde büyünün büyüleyici bir fotoğrafını çekmenin yanı sıra, bugün hâlâ çok geçerli olan derin sosyolojik ve dini içgörüler de sunuyor.

Sanat, büyü ve bilimin yollarının bir kez daha kesiştiği bir dönemde, ‘Büyünün Genel Teorisi’, çağımız için bir klasik olarak kendini gösteriyor.

  • Künye: Marcel Mauss – Büyünün Genel Teorisi, çeviren: Deniz E. Polat, Liberus Yayınları, sosyoloji, 180 sayfa, 2022

Maurice Godelier – Toplumsal Yaşamın Temelleri (2022)

  • Toplumsal ilişki nedir?
  • İnsanın bir “özü” var mıdır?
  • Ne tür akrabalık sistemleri mevcuttur?
  • Hâsılı, anropoloğun gözünde toplumsal yaşamın temelleri nelerdir?

Sosyal bilimlerin hem saha araştırmalarının hem de sorgulamalarının merkezindeki bu soruları ele alan Maurice Godelier bu kitabında insan varoluşunun beş önkoşulunu tanımlıyor.

Yazar’a göre insan, en başından beri hem biyolojik hem toplumsal hem de tarihsel bir varlıktır.

Eğer böyleyse, kültürün insan varoluşuna sonradan “eklendiği” iddiası temelsizdir.

İnsanlar toplumsal bağları ne bir anda keşfetmiş ne de bir sözleşme vasıtasıyla ansızın toplumu “kurmuştur”.

İnsan doğal olarak sosyal bir türdür, toplum halinde yaşamayı sonradan keşfetmemiştir.

Ancak bu belirlenim insan gerçekliğinin tamamını da kapsamaz çünkü buna bir de tarih eklenir.

Ne söylenirse söylensin tarihin bir sonu yoktur.

Tarih, bireyler için olduğu kadar toplumlar için de her zaman ucu açık bir mümkünler uzamıdır.

  • Künye: Maurice Godelier – Toplumsal Yaşamın Temelleri, çeviren: Ayris Taban, Heretik Yayıncılık, antropoloji, 70 sayfa, 2022