Suzie Sheehy — Evrenin Hammaddesi (2026)

Suzie Sheehy’nin bu kitabı, modern fiziğin temelini atan on iki deney üzerinden bilimin dünyayı nasıl dönüştürdüğünü anlatıyor. Sheehy, soyut teorilerden çok, laboratuvarlarda yapılan somut deneylere odaklanıyor ve bu deneylerin yalnızca fizik bilgisini değil, gündelik hayatı da kökten değiştirdiğini gösteriyor.

‘Evrenin Hammaddesi’ (‘The Matter of Everything: Twelve Experiments That Changed Our World’), J. J. Thomson’ın elektronu keşfetmesinden Rutherford’un atom çekirdeğini ortaya koymasına, kuantum mekaniğinin deneysel doğrulamalarından CERN’deki parçacık çarpıştırmalarına kadar uzanan bir seçki sunuyor. Bu deneyler sayesinde atomun bölünmez olmadığı anlaşılıyor, radyoaktivite keşfediliyor ve maddenin en küçük yapı taşlarına dair yeni bir evren tasavvuru kuruluyor. Sheehy, her deneyin arkasındaki insan hikâyelerini, rekabetleri ve tesadüfleri de görünür kılıyor.

Eser, atom fiziği ve parçacık araştırmalarının yalnızca akademik bir merak olmadığını vurguluyor. Bu çalışmaların nükleer enerjiye, tıbbi görüntüleme tekniklerine, internetin doğuşuna ve hatta akıllı telefonlara kadar uzanan teknolojik sonuçları olduğunu anlatıyor. Böylece temel bilim ile günlük yaşam arasındaki bağ netleşiyor.

Sheehy, deneysel fiziğin riskli ve çoğu zaman politik sonuçlar doğuran bir alan olduğunu da tartışıyor. Nükleer silahların geliştirilmesi gibi karanlık mirasları göz ardı etmiyor; bilimin etik sorumluluğunu gündeme getiriyor.

‘Evrenin Hammaddesi’, maddenin sırlarını çözmeye yönelik cesur deneylerin insanlık tarihini nasıl yeniden şekillendirdiğini anlaşılır ve sürükleyici bir dille aktarıyor. Bilimi soyut bir teori değil, dünyayı değiştiren bir pratik olarak konumlandırıyor.

Suzie Sheehy — Evrenin Hammaddesi: Dünyamızı Değiştiren On İki Deney
Çeviren: Uğur Gülsün • Minotor Kitap
Bilim • 372 sayfa • 2026

James Kinross — Mikrobiyom (2026)

James Kinross’un bu kitabı, insan bedeninde yaşayan trilyonlarca mikroorganizmayı modern tıbbın yeni keşif alanı olarak ele alıyor. Kinross, mikrobiyomu evrendeki “karanlık madde” benzetmesiyle açıklıyor; uzun süre fark edilmeyen ama sağlığımız üzerinde belirleyici etkiler yaratan görünmez bir sistem olduğunu vurguluyor.

‘Mikrobiyom’ (‘Dark Matter’), bağırsak bakterilerinin sindirimden bağışıklık sistemine, ruh hâlinden metabolizmaya kadar pek çok süreci nasıl etkilediğini anlatıyor. Özellikle bağırsak-beyin ekseni, obezite, kanser ve otoimmün hastalıklar gibi alanlarda yapılan güncel araştırmalar üzerinden mikrobiyomun rolünü tartışıyor. Kinross, hastalıkların yalnızca genetik ya da bireysel faktörlerle açıklanamayacağını, mikrobiyal ekosistemin de hesaba katılması gerektiğini savunuyor.

Eser, modern yaşam tarzının –işlenmiş gıdalar, aşırı antibiyotik kullanımı, steril çevreler– mikrobiyal çeşitliliği azalttığını ve bunun uzun vadeli sağlık sorunlarına yol açtığını ileri sürüyor. Mikrobiyomu bir “organ” gibi düşünmeyi öneriyor ve beslenme alışkanlıklarının, çevresel koşulların ve tıbbi müdahalelerin bu ekosistemi nasıl dönüştürdüğünü gösteriyor.

Kinross aynı zamanda mikrobiyom araştırmalarının etik ve toplumsal boyutlarına da değiniyor. Kişiselleştirilmiş tıp, dışkı nakli gibi yenilikçi uygulamalar ve veri temelli sağlık modelleri üzerinden geleceğin tıbbının nasıl şekillenebileceğini tartışıyor.

‘Mikrobiyom’, insan bedenini tek başına bir organizma değil, çok katmanlı bir canlılar topluluğu olarak düşünmeye çağırıyor. Kitap, sağlığı bireysel değil ekolojik bir denge olarak kavramayı önererek tıp anlayışımızı yeniden çerçeveliyor.

James Kinross — Mikrobiyom: Canlılığın Karanlık Maddesi
Çeviren: Sevkan Uzel • Metis Yayınları
Bilim • 376 sayfa • 2026

Charles Darwin — İnsanlarda ve Hayvanlarda Duyguların İfadesi (2026)

Charles Darwin’in bu kitabı, duyguların ifade ediliş biçimlerinin biyolojik kökenlerini araştıran ilk kapsamlı bilimsel incelemelerden biridir. Darwin bu kitapta, insanlarda ve hayvanlarda görülen yüz ifadeleri, beden hareketleri ve jestlerin rastlantısal ya da kültürel olarak tamamen öğrenilmiş olmadığını; evrimsel süreç içinde şekillenmiş ortak bir mirasa dayandığını söylüyor.

Kitabın temel iddiası, duyguların ifade edilme biçimlerinin türler arasında süreklilik gösterdiğidir. Korku, öfke, sevinç, tiksinti ya da şaşkınlık gibi temel duyguların hem insanlarda hem de hayvanlarda benzer bedensel tepkilerle ortaya çıkması, Darwin’e göre ortak atalara uzanan bir evrimsel geçmişe işaret eder. Bu yaklaşım, insanı doğadan kopuk ve ayrıcalıklı bir varlık olarak gören anlayışa doğrudan meydan okur.

Darwin, gözlemlerini desteklemek için farklı kültürlerden insanları, çocukları, akıl hastalarını ve çok sayıda hayvan türünü inceliyor. Fotoğraflar, anekdotlar ve seyahat anlatılarıyla duygusal ifadelerin evrenselliğini gösteriyor. Özellikle yüz kaslarının istemsiz hareketleri, alışkanlık haline gelmiş tepkiler ve bir zamanlar işlevsel olan ama artık anlamını yitirmiş refleksler üzerinde duruyor. Bu bağlamda “yararlı alışkanlıklar”, “karşıtlık ilkesi” ve “sinirsel boşalım” gibi kavramlar, duygusal ifadelerin nasıl ortaya çıktığını açıklamak için kullanılıyor.

‘İnsanlarda ve Hayvanlarda Duyguların İfadesi (1872)’ (‘The Expression of the Emotions in Man and Animals’), yalnızca psikoloji ve biyoloji için değil, antropoloji ve kültür çalışmaları açısından da dönüştürücü bir etkiye sahip. Darwin, duyguların ahlaki ya da ruhsal bir özden değil, bedensel ve evrimsel süreçlerden doğduğunu göstererek insan davranışlarını bilimsel olarak düşünmenin önünü açıyor. Kitap, insan duygularını doğanın sürekliliği içinde konumlandıran, modern duygu araştırmalarının temel taşlarından biri olarak kabul ediliyor.

Charles Darwin — İnsanlarda ve Hayvanlarda Duyguların İfadesi (1872)
Çeviren: Çağatay Tarhan, Şeyma Eren • Ayrıntı Yayınları
Bilim • 320 sayfa • 2026

Janice Wormworth, Çağan H. Şekercioğlu — Kanatlı Nöbetçiler (2026)

Janice Wormworth ve Çağan H. Şekercioğlu’nun kaleme aldığı bu kitap, kuşların iklim krizinin erken uyarı sistemi olduğunu bilimsel olarak ortaya koyuyor. Kitap, kuşların iklim değişikliğine verdiği tepkileri yalnızca biyolojik bir mesele olarak değil, ekosistemlerin genel sağlığını gösteren bir gösterge sistemi olarak inceliyor. Yazarlar, kuş türlerinin dağılımındaki değişimleri, göç yollarındaki kaymaları, üreme zamanlamalarındaki bozulmaları ve popülasyon düşüşlerini iklim krizinin somut sonuçları olarak ele alıyor.

Eserde kuşların, çevresel değişimlere insanlardan çok daha hızlı tepki verdiği vurgulanıyor. Bu yüzden kuşlardaki davranış ve nüfus değişimleri, daha büyük ekolojik kırılmaların habercisi olarak okunuyor. İklim değişikliğinin habitat kaybı, sıcaklık artışı, kuraklık, deniz seviyesinin yükselmesi ve ekstrem hava olayları üzerinden kuş yaşamını nasıl dönüştürdüğü, bilimsel veriler ve saha gözlemleriyle destekleniyor.

‘Kanatlı Nöbetçiler’ (‘Winged Sentinels’), yalnızca bir “kriz anlatısı” kurmakla yetinmiyor; koruma politikaları, sürdürülebilir çevre yönetimi ve insan-doğa ilişkisi üzerine etik bir çerçeve de sunuyor. Kuşların korunmasının, yalnızca tür çeşitliliği için değil, insan yaşamının geleceği için de hayati olduğu savunuluyor. Bu bağlamda eser, iklim değişikliğini soyut bir küresel sorun olmaktan çıkarıp, doğrudan gözlemlenebilir biyolojik etkiler üzerinden somutlaştırıyor.

‘Kanatlı Nöbetçiler’, kuşları doğanın sesi ve habercisi olarak konumlandıran, iklim krizini bilim, ekoloji ve etik düzlemlerinde birlikte düşünen bir kitap olarak, çevre çalışmaları ve iklim literatüründe önemli bir referans niteliği taşıyor.

Janice Wormworth, Çağan H. Şekercioğlu — Kanatlı Nöbetçiler: Kuşlar ve İklim Değişikliği
Çeviren: Bezen Balamir Coşkun • Koç Üniversitesi Yayınları
Bilim • 390 sayfa • 2026

Sarah Wild — İnsanın Kökeni (2026)

Bu kitap, insanın kökenini yalnızca biyolojik evrim süreci olarak değil, kültürel, toplumsal ve düşünsel dönüşümlerle birlikte ele alan bütünlüklü bir anlatı sunuyor. Sarah Wild, insan türünün ortaya çıkışını doğrusal bir ilerleme çizgisi gibi değil, kopuşlar, sıçramalar ve belirsizliklerle dolu çok katmanlı bir süreç olarak yorumluyor. Evrimsel biyolojiden antropolojiye, arkeolojiden kültürel tarihe uzanan disiplinlerarası bir çerçeve kuruyor. İnsan oluşunu sabit bir kimlik değil, sürekli dönüşen bir varoluş biçimi olarak ele alıyor.

‘İnsanın Kökeni: Kısa Bir Hikâye’ (‘Human Origins: A Short History’), yalnızca fosiller, genetik veriler ve tarih öncesi bulgularla sınırlı kalmıyor; dilin, sembollerin, toplumsal örgütlenmenin ve teknolojinin insanlaşma sürecindeki belirleyici rolünü görünür kılıyor. Ateşin kullanımı, alet yapımı, göçler ve kolektif yaşam biçimleri, biyolojik evrimle birlikte ilerleyen kültürel evrimin parçaları olarak anlatılıyor. İnsan, doğaya uyum sağlayan bir canlıdan çok, doğayı dönüştüren bir özne olarak konumlanıyor.

Kitap, insan kökenine dair bilgilerin bilimsel keşiflerle sürekli yeniden yazıldığını vurguluyor. Geçmişin sabit bir hikâye değil, yeni verilerle sürekli değişen bir anlatı alanı olduğunu gösteriyor. Bu yönüyle çalışma, insanı yalnızca “nereden geldiğiyle” değil, “ne olduğu” ve “neye dönüştüğüyle” birlikte düşünmeye çağırıyor. Alanında önemli bir eser olarak, insanlık tarihini biyolojik kader değil, tarihsel bir inşa süreci olarak okuma imkânı sunuyor.

Sarah Wild — İnsanın Kökeni: Kısa Bir Hikâye
Çeviren: Ezgi Uğur • Maya Kitap
Bilim • 224 sayfa • 2026

Niels C. M. Martens — Fiziksel Büyüklüklerin Felsefesi (2026)

Niels C. M. Martens’in bu eseri, uzunluk, kütle, yük ve zaman gibi fiziksel büyüklüklerin yalnızca ölçüm araçları değil, doğanın nasıl anlaşıldığını belirleyen temel kavramsal yapılar olduğunu gösteriyor. Kitap, fiziksel niceliklerin mutlak varlıklar mı yoksa yalnızca oranlar ve ilişkiler üzerinden mi anlam kazandığını sorguluyor. Fizik, kimya ve biyoloji gibi bilimlerin merkezinde yer alan bu büyüklüklerin metafizik temelleri, ölçüm, temsil ve anlam üretimi üzerinden yeniden düşünülüyor.

Martens, fiziksel büyüklüklerin birimlere bağlı olarak ifade edilmesini, yalnızca teknik bir ölçüm problemi olarak değil, ontolojik bir mesele olarak ele alıyor. Kütle, uzunluk ve yük gibi niceliklerin tek başına değil, ilişkisel yapılar içinde anlam kazandığını savunuyor. Bu yaklaşım, doğayı mutlak büyüklüklerden oluşan bir evren olarak değil, karşılıklı oranlar ve ilişkiler ağı olarak okuyor. Böylece bilimsel gerçeklik, nesnelerin sahip olduğu sabit nitelikler üzerinden değil, aralarındaki yapısal bağlar üzerinden tanımlanıyor.

‘Fiziksel Büyüklüklerin Felsefesi’ (‘Philosophy of Physical Magnitudes’), modern bilimin dayandığı niceliksel dili felsefi olarak çözümleyerek, fiziksel büyüklüklerin yalnızca deneysel değil, aynı zamanda kavramsal ve metafiziksel yapılar olduğunu ortaya koyuyor. Martens, bilimin dünyayı sayılarla betimleme biçiminin, doğayı nasıl düşündüğümüzü doğrudan şekillendirdiğini gösteriyor. Bu yönüyle eser, bilim felsefesi ile metafiziği buluşturan özgün bir kuramsal çerçeve sunuyor ve fiziksel niceliklerin doğasına dair tartışmaları derinleştiriyor. Kitap, modern bilimin kavramsal temellerini sorgulayan çalışmalar içinde neden merkezi bir yerde durduğunu açık biçimde gösteriyor.

Niels C. M. Martens — Fiziksel Büyüklüklerin Felsefesi
Çeviren: Mustafa Bayrak • Vakıfbank Kültür Yayınları
Bilim • 96 sayfa • 2026

Ferhat Sarı — Termodinamik Tarihine Kısa Bir Bakış (2026)

Ferhat Sarı’nın ‘Termodinamik Tarihine Kısa Bir Bakış’ adlı kitabı, termodinamiği yalnızca fiziksel yasaların toplamı olarak değil, modern bilimin düşünme biçimini dönüştüren tarihsel bir kırılma alanı olarak ele alıyor. Sanayi Devrimi’nden buhar makinelerine, Carnot’nun verimlilik problemlerinden Clausius’un entropi kavramına, Kelvin’in mutlak sıcaklık ölçeğinden Boltzmann’ın istatistiksel fiziğine uzanan süreç, bilimin nasıl ilerlediğini gösteren canlı bir hikâye olarak kurgulanıyor.

Kitap, termodinamiğin temel yasalarını soyut formüller üzerinden değil, bu yasaları ortaya çıkaran bilim insanlarının yaşam öyküleri, düşünsel çatışmaları ve tarihsel bağlamları üzerinden anlatıyor. Enerjinin korunumu ilkesinin, sanayi toplumunun üretim mantığıyla nasıl iç içe geçtiği; entropi kavramının ise yalnızca fiziksel bir büyüklük değil, zaman, düzen ve düzensizlik üzerine felsefi bir düşünme biçimi haline nasıl geldiği gösteriliyor. Termodinamik, böylece sadece laboratuvarlarda değil, fabrikalarda, şehirlerde ve gündelik hayatın ritminde karşılığı olan bir bilim olarak konumlanıyor.

Ferhat Sarı’nın anlatımı, termodinamiği kuantum, görelilik ve evrim kuramlarıyla aynı düşünsel düzlemde ele alarak, modern dünyayı anlamanın anahtar disiplinlerinden biri olarak sunuyor. Kitap, bilimi soyut bir bilgi alanı olmaktan çıkarıp, insanlık tarihinin maddi, toplumsal ve kültürel dönüşümleriyle birlikte okuyan bir perspektif kuruyor. Bu yönüyle eser, termodinamik tarihini sadece bir bilim tarihi anlatısı olarak değil, modern uygarlığın düşünsel omurgasını açıklayan bir çerçeve olarak yeniden yorumluyor.

Ferhat Sarı — Termodinamik Tarihine Kısa Bir Bakış
• Ginko Bilim Yayınları
Bilim • 64 sayfa • 2026

Ben Feringa, Anouk Lubbe — Günlük Hayatta Moleküller (2026)

Ben Feringa ve Anouk Lubbe bu kitapta, kimyayı soyut formüller dünyasından çıkararak gündelik hayatın tam merkezine yerleştiriyor. Etrafımızı saran maddelerin, kullandığımız eşyaların ve hatta bedenimizin işleyişinin moleküler düzeyde nasıl kurulduğunu sade ve anlaşılır bir dille anlatıyor. Moleküller, yalnızca laboratuvarlara ait unsurlar değil, gündelik yaşamın görünmez yapı taşlarıdır.

‘Günlük Hayatta Moleküller’ (‘Alledaagse moleculen’), su, plastik, ilaçlar, gıdalar ve enerji kaynakları gibi tanıdık örnekler üzerinden moleküllerin özelliklerini ve davranışlarını açıklıyor. Okuyucu, küçük ölçekli bu yapıların nasıl büyük etkiler yarattığını, maddelerin neden belirli şekillerde davrandığını ve kimyasal bağların dünyayı nasıl biçimlendirdiğini adım adım kavrıyor. Karmaşık kimya kavramları, teknik ayrıntıya boğulmadan somut deneyimlerle ilişkilendiriliyor.

Feringa ve Lubbe aynı zamanda modern kimyanın geleceğine de bakıyor. Akıllı malzemeler, sürdürülebilir enerji çözümleri ve moleküler makineler gibi alanlarda yapılan çalışmaların, günlük hayatı nasıl dönüştürebileceğini gösteriyor. Bilimsel ilerlemenin çevresel ve etik boyutları da ihmal edilmiyor; moleküler bilginin sorumlu kullanımının önemi vurgulanıyor.

Bu eser, kimyayı yalnızca uzmanlara hitap eden bir disiplin olmaktan çıkarıyor. Okuyucuya, dünyayı moleküller aracılığıyla yeniden görme becerisi kazandırıyor. Gündelik hayatın ardındaki bilimsel yapıyı merak edenler için kitap hem öğretici hem de merak uyandırıcı bir giriş niteliğinde.

Ben Feringa, Anouk Lubbe — Günlük Hayatta Moleküller: Dünyamızın Yapıtaşları
Çeviren: Murat Alev • Alfa Yayınları
Bilim • 246 sayfa • 2026

Ludwik Fleck — Bilimsel Bir Gerçeğin Doğuşu ve Gelişimi (2026)

Ludwik Fleck bu kitabında bilimsel bilginin nesnel ve zamandan bağımsız bir gerçeklik olmadığını, tarihsel ve toplumsal koşullar içinde oluştuğunu savunuyor. Bir bilimsel “olgu”nun kendiliğinden keşfedilmediğini, belirli düşünme alışkanlıkları ve kavramsal çerçeveler içinde yavaş yavaş kurulduğunu gösteriyor. Bilim insanlarının dünyayı algılama biçimleri, ait oldukları entelektüel çevre tarafından şekilleniyor ve bu durum bilginin yönünü belirliyor.

Fleck bu çerçevede “düşünce stili” ve “düşünce kolektifi” kavramlarını geliştiriyor. Düşünce stili, bir grubun neyi sorun olarak gördüğünü, neyi geçerli bilgi saydığını ve hangi yöntemleri benimsediğini belirliyor. Düşünce kolektifi ise bu stili paylaşan bilim insanları topluluğunu ifade ediyor. Bir olgunun kabul görmesi, bu kolektif içinde dolaşan fikirlerin uyumlu hale gelmesine bağlı oluyor.

Kitapta frengi hastalığının tarihsel olarak nasıl tanımlandığı örneği üzerinden, tıbbi bilginin dönüşümü ayrıntılı biçimde inceleniyor. Aynı hastalık farklı dönemlerde farklı biçimlerde anlaşılabiliyor ve bu değişim deneysel verilerden çok, hâkim düşünce stiline dayanıyor. Fleck bu süreçte yanlışların ve belirsizliklerin bile bilimin ilerlemesinde kurucu rol oynadığını vurguluyor.

‘Bilimsel Bir Gerçeğin Doğuşu ve Gelişimi’ (‘Entstehung und Entwicklung einer wissenschaftlichen Tatsache’), bilimi mutlak doğrular üreten bir alan olarak değil, toplumsal bir etkinlik olarak ele alıyor. Bilim sosyolojisi, bilgi kuramı ve tarihsel epistemoloji açısından öncü bir çalışma sayılıyor ve Thomas Kuhn gibi düşünürler üzerinde derin etkiler bırakıyor. Fleck, bilimsel bilginin nasıl mümkün olduğunu anlamak isteyenler için vazgeçilmez bir perspektif sunuyor.

Ludwik Fleck — Bilimsel Bir Gerçeğin Doğuşu ve Gelişimi: Düşünce Tarzı ve Düşünce Kolektifi Teorisine Bir Giriş
Çeviren: Elif Hilal Fertellioğlu • Vakıfbank Kültür Yayınları
Felsefe • 256 sayfa • 2026

Gemma Lavender — Kısaca Kuantum Fiziği (2026)

Gemma Lavender’in bu çalışması, kuantum fiziğinin temel kavramlarını kısa, yoğun ve anlaşılır açıklamalarla sunuyor. Kitap, atom altı dünyanın sezgilere aykırı işleyişini okuru korkutmadan tanıtıyor ve kuantum fiziğinin yalnızca fizikçilerin değil, çağdaş dünyayı anlamak isteyen herkesin konusu olduğunu gösteriyor.

‘Kısaca Kuantum Fiziği: Büyük Fikirler Arasında Yolculuk’ (Quantum Physics in Minutes’); dalga-parçacık ikiliği, belirsizlik ilkesi, süperpozisyon ve dolanıklık gibi kuantum teorisinin merkezinde yer alan fikirleri, gündelik benzetmeler ve tarihsel bağlam eşliğinde ele alıyor. Planck, Einstein, Bohr ve Schrödinger gibi isimlerin katkıları üzerinden teorinin nasıl şekillendiğini anlatıyor ve bilimsel devrimlerin ardındaki düşünsel kırılmaları görünür kılıyor.

Kitap aynı zamanda kuantum fiziğinin yalnızca teorik bir alan olmadığını vurguluyor. Lazerlerden yarı iletkenlere, tıbbi görüntülemeden kuantum bilgisayarlara uzanan uygulamalar üzerinden, bu teorinin modern teknolojiyi nasıl mümkün kıldığını açıklıyor. Böylece soyut görünen kavramların günlük yaşamla bağını kuruyor.

Kitap, kısa bölümler halinde ilerleyen yapısıyla okura parçalı ama bütünlüklü bir okuma deneyimi sunuyor. Alanla ilk kez karşılaşanlar için güçlü bir giriş niteliği taşıyor ve kuantum fiziğinin neden bilim tarihinde dönüştürücü bir rol oynadığını sade bir dille ortaya koyuyor. Bu yönüyle kitap, karmaşık bilginin erişilebilir biçimde aktarılmasının başarılı bir örneğini oluşturuyor.

Gemma Lavender — Kısaca Kuantum Fiziği: Büyük Fikirler Arasında Yolculuk
Çeviren: Aslı Candaş Shaeferdiek • Literatür Yayıncılık
Fizik • 160 sayfa • 2026