Yener Orkunoğlu – Hegel’in Gölgesi (2022)

‘Hegel’in Gölgesi’, Hegel tartışmasına Marksist perspektiften ışık tutan önemli bir çalışma.

Yener Orkunoğlu’nun kitabı, Bakunin’den Adorno’ya dek pek çok önemli ismin Hegel’in felsefesiyle kurdukları ilişkinin izini sürmesiyle özellikle dikkat çekiyor.

Ölümlü olmamak gibi bir huyu vardır düşüncenin: Çoğunlukla, üreticisinin belli bir şimdi ve buradaya sıkışıp kalmış bireysel yaşamının ötesine geçer, üretildiği dönemin sınırlarını aşıp çok daha uzak zamanlara hitap eder, niyet edilenin dışında, başlangıçta öngörülemeyen geniş kapsamlı sonuçları olur.

Öyle ki, düşüncenin mi düşünüre yoksa düşünürün mü düşünceye ait olduğu bile sorulabilir.

Hegel de böylesi görkemli düşünceler içeren bir felsefe sisteminin mimarıydı; daha yaşarken bile etkisini hissettiren ve aynı zamanda karşı çıkışlara maruz kalan, ölümünden sonra felsefesi farklı ve hatta, sağ Hegelciler ve sol Hegelciler ifadelerinden de anlaşılacağı üzere, karşıt perspektiflere kaynaklık etmeye devam eden, neredeyse yüzyılın ardından yine zihinsel dünyanın şekillenmesinde gerek olumlanarak gerek olumsuzlanarak büyük bir rol oynayan ve düşüncesi, özellikle de “devrimin cebiri” denen diyalektiği, akademik tartışmaların dışına taşıp bir şekilde Marksistler aracılığıyla mevcut realiteye, öğrencilere, dahası eğitimsiz halk kitlelerine, işçilere, köylülere taşınan…

Düşünceler kitleler tarafından sahiplendiğinde maddi bir güce dönüşür demişti Marx. Gerçekten de ondokuzuncu ve yirminci yüzyıl, dünyayı rasyonel bir şekilde değiştirmek isteyenlerin düşüncelerinin, Varlık karşısında salt öznel bir şey olarak kalmayıp ete kemiğe büründüğüne, giderek nesnel bir hal aldığına tanıklık etti.

Tüm bu düşüncenin nesnelleşme sürecinde “Hegel’in Gölgesi”ni görmemek mümkün değil.

‘Hegel’in Gölgesi Bakunin’den Adorno’ya, Hegel’in felsefesinin neredeyse tüm yönlerine işaret eden bir girişin ardından, Hegel tartışmalarına ışık tutuyor, ona yöneltilmiş değişik suçlamaları gündeme getiriyor ve özellikle de dört ülkedeki –Rusya, Fransa, İtalya ve Almanya– Bakunin’den Adorno’ya dek pek çok önemli ismin Hegel’in felsefesiyle kurdukları ilişkinin izini sürüyor.

Bu bakımdan Türkçede eksikliğini hissettiğimiz bir boşluğu doldurarak önemli bir kaynak oluşturuyor.

Marksist bir perspektiften hareket eden yazarın tüm bu tartışmalar boyunca idealizm ve materyalizmin birliği temelinde geliştirilmiş bir diyalektik kavrayışın önemine dikkat çektiğini de ayrıca belirtmek gerek.

  • Künye: Yener Orkunoğlu – Bakunin’den Adorno’ya Hegel’in Gölgesi, Nota Bene Yayınları, felsefe, 488 sayfa, 2022

Antonio Negri – İsyanlar (2022)

Devrimler, mutlak demokrasiyi nasıl inşa edebilir?

Antonio Negri, Machiavelli’den Spinoza’ya ve Marx’a uzanarak modern siyasi rasyonaliteyi altüst edecek devrimci bir siyaset felsefesi kuruyor.

Şimdiye kadar devrimler devlet aygıtını daha da yetkinleştirmekle yetindi. Devlet biçiminin değil çokluğun mutlak demokrasisinin kaynağı olacak bir kurucu iktidar nasıl düşünülebilir?

Devrimci düşünce ve pratiğin gerçek mirası ve asıl vaadi bu değil midir?

Negri ‘İsyanlar’da, Machiavelli’nin Floransa’sından İngiliz Devrimi’ne, Amerikan ve Fransız Devrimleri’nden Rus Devrimi’ne modern isyan ve devrim süreçlerine bu sorularla geri dönüyor.

Demokratik ve devrimci kuvvetlerin başlattığı bu kurucu süreçlerin düzene geri dönüşle ve devletin yeniden diriltilmesiyle kapandığı her seferde, iktidarın iki anlamı, siyasala iki farklı yaklaşım arasındaki antagonizma da yeniden belirdi.

Değişim kuvvetlerinin ve çokluğun sınırsız arzularının önünü açan etkin kurucu iktidar ile bu kuvvetleri ve arzuları kaparak sınırlandıran kurulu iktidarın ilişkisi daima bir krize işaret eder.

Ama Negri kurucu iktidarı bu krizi sürekli yeniden üretecek bir diyalektiğin içine kapatmaz.

Aksine Machiavelli’deki çatışmalı güç siyasetine, Spinoza’da olduğu gibi çokluğun arzusuna ve Marx’taki gibi canlı emeğin yaratıcılığına dayanan bir kurucu iktidarın kopuş gücünde mutlak bir demokrasinin olanaklarını görür.

Kurucu iktidarın tek güvencesi, güç ile çokluk arasındaki ilişkinin sürekliliği ve yaratıcı devingenliğidir.

Bu süreklilik ve devingenlikte, çokluğun Bir, gücün iktidar tarafından kapılması artık mümkün olmaz.

Modern siyasi rasyonaliteyi altüst edecek devrimci bir siyaset felsefesinin temeli ancak çokluğun kurucu gücünde bulunabilir.

  • Künye: Antonio Negri – İsyanlar: Kurucu İktidar ve Modern Devlet, çeviren: Ebru Kılıç, Otonom Yayıncılık, siyaset, 464 sayfa, 2022

Kolektif – Tanrı (2022)

Tarihin büyük filozofları Tanrı hakkında ne düşünüyordu?

Tam da böyle bir derleme arayanlara hitap eden eldeki çalışma, Aristoteles’ten Spinoza’ya, Musa Bin Meymun’dan Pascal ve Nietzsche’ye Tanrı’nın felsefi serüvenini izliyor.

  • Tanrı kimdir?
  • Her şeyden daha üstün olan ve varlığı hiçten yaratan bir Tanrı mı?
  • Evreni yaratıp köşesine çekilen bir varlık mı?
  • Yoksa kuluna şah damarından daha yakın olan bir dost mu?

Felsefenin merkezî sorularından olan Tanrı’nın neliği sorusu bu kitapta filozofların temel metinleriyle ele alınıyor.

Kitaptan birkaç alıntı:

“Tanrı’nın özü, hayalgücünün nesnelleştirilmiş özüdür. Tanrı kalbin arzuladığı ve heves duyduğu her şeydir.” -Feuerbach

“Tanrı ya vardır ya da yoktur. Hangi tarafa yöneleceğiz? Çekinmeden Tanrı’nın var olduğu üzerine bahse girin!” -Pascal

“Gerçekten de biz filozoflar ve ‘özgür ruhlar’, ‘yaşlı tanrı’nın ‘öldüğü’ haberi karşısında yeni bir şafağın ışıklarıyla uyanmış gibi hissediyoruz: Kalbimiz minnettarlıkla, şaşkınlıkla, önseziyle, bekleyişle dolup taşıyor…” -Nietzsche

“Sen, Tanrım, öylesine gerçek bir şekilde varsın ki, var olmadığın düşünülemez bile ve doğru olan da budur. Çünkü senden daha iyi bir şeyi düşünebilecek bir zihin olsaydı, yaratılmış olan yaratıcısından üstün olurdu.” -Canterburyli Anselmus

“Senin için sessizlik övgüdür.” -Musa Bin Meymun

“Şeyler Tanrı tarafından meydana getirildikleri biçim ve düzenden başka hiçbir biçim ve düzende meydana getirilemezlerdi.” -Spinoza

  • Künye: Kolektif – Tanrı, editör: Marie-Frédérique Pellegrin, çeviren: Adnan Akan, Fol Kitap, felsefe, 256 sayfa, 2022

Nolen Gertz – Nihilizm (2022)

Hiçbir şeyin öneminin olmamasının ne önemi var?

Nolen Gertz, nihilizmin tarihini Sokrates’ten Hannah Arendt ve Jean-Paul Sartre’a kadar uzanarak takip ediyor.

Birisi nihilist olarak etiketlendiğinde, bu genellikle bir iltifat anlamına gelmez. Çoğumuz nihilizmi yıkıcılık ve şiddetle ilişkilendiririz.

Nihilizm, kelimenin tam anlamıyla, “hiçliğin ideolojisi” anlamına gelir.

O halde nihilizm hiçbir şeye inanmamak mıdır?

Yoksa hayatın hiçbir şey olmadığı inancı mı?

Yoksa sahip olduğumuz inançların hiçbir şey ifade etmediği inancı mı?

Gertz, nihilizmin birçok çeşidini tanımayı öğrenebilirsek, anlamlı olanı anlamsız olandan ayırmayı öğrenebiliriz, diye düşünerek Batı felsefesindeki nihilizmin tarihini Sokrates’ten Hannah Arendt ve Jean-Paul Sartre’a kadar takip ediyor.

Nihilizm terimi ilk kez Friedrich Jacobi tarafından Immanuel Kant’ın felsefesini eleştirmek için kullanılmış olsa da Gertz, kavramın Sokrates, Descartes ve diğerlerinin düşüncelerini aydınlatabileceğini gösteriyor.

Ancak nihilizmle en çok ilişkilendirilen Nietzsche’dir ve Gertz, Nietzsche’nin düşüncesine odaklanır.

Gertz, nihilizmin ne olmadığını – karamsarlık, sinizm ve ilgisizlik – ve neden olduğunu düşünmeye devam ediyor; Varoluşçuluk ve Postmodernizm ile ilişkili olanlar da dahil olmak üzere nihilizm teorilerini araştırıyor.

Nihilizmi, diğer kaynakların yanı sıra Adorno, Arendt ve Marx’ın fikirleri üzerinden, ayrıca günlük yaşamdaki kullanımlarına da bakarak irdeliyor.

Nihilizmin geleceği üzerine de kafa yoran Gertz, nihilizmi sadece bireysel bir perspektiften değil, aynı zamanda politik bir perspektiften de irdeliyor.

Kitaptan bir alıntı:

“Edinme ve tüketme bildiğimiz tek yaşamsa, o hâlde anlamsız doyum sağlayan anlamsız mal ve hizmetler için, anlamsız para kazandıran anlamsız iş hayatını anlamsız bir yaşam olarak değil, aksine gerçek dünya gibi görürüz.”

  • Künye: Nolen Gertz – Nihilizm, çeviren: Mete Tunçay, Pan Yayıncılık, felsefe, 216 sayfa, 2022

Gary Cox – Nasıl Filozof Olunur? (2022)

Felsefe, her şeyden önce bir düşünme ve kavrayış biçimidir.

O nedenle felsefe yapmayı bilmek, hayatımız üzerinde daha net bir kavrayışa sahip olmamıza olanak sağlar.

Gary Cox bu özgün çalışması, felsefenin büyük sorularını tartışmakla kalmıyor, aynı zamanda bize bir filozof gibi nasıl düşüneceğimizi de gösteriyor.

Kimilerince hayatın büyük soruları kabul edilen felsefi sorular kafanızı mı karıştırıyor?

İçinden nasıl çıkacağınızı, hangi yöne gitmenin daha doğru bir seçim olacağı konusunda kararsızlık mı yaşıyorsunuz?

‘Nasıl Filozof Olunur’, filozofların yüzyıllardır sorup yanıtlamaya çalıştığı bu tür sorular için benzersiz bir rehber: bu kitap sizi bir filozof gibi düşünmeye sevk etmekle kalmıyor, bu soruların bazılarına yanıt bulmanızı sağlarken, bazılarının da aslında yanıtları olmadığını fark etmenizi sağlıyor.

Bu doğrultuda, mizahi bir dili de bırakmadan, felsefi fikirleri Family Guy, Monty Python’s Flying Circus, The Matrix ve Red Dwarf gibi eserlerden alınan örneklerle açıklıyor.

‘Nasıl Filozof Olunur’un en önemli iddiası ise felsefe yapmayı öğrenmenin kendi hayatınız hakkında daha net ve dürüst düşünmenize yardımcı olacağını savunması.

  • Künye: Gary Cox – Nasıl Filozof Olunur?: Neredeyse Hiçbir Şeyin Kesin Olmadığı Nasıl Kesin Olarak İleri Sürülebilir?, çeviren: Ahmet Ergün Akça, Alfa Yayınları, felsefe, 200 sayfa, 2022

George Santayana – Aklın Yaşamı (2022)

İnsanlığın hakikati keşfetmesi binyılların sonucudur.

İspanyol filozof George Santayana’nın ilk kez Türkçeye çevrilen bu şaheseri, aklın gelişimini din, sanat, felsefe, ahlak ve bilimde yaşanan gelişmeleri merkeze alarak tartışıyor.

Santaya’nın başyapıtı olan ‘Aklın Yaşamı: İnsan Gelişiminin Evreleri’nden seçki ilk kez Türkçede.

Santaya’nın bu kitapta bir araya getirilen denemeleri, şiirden teolojiye, metafizikten materyalizme, estetik algıdan idealizme uzanan kapsamlı meseleleri konu ediniyor.

Santayana’nın bu denemelerinde aklın yaşamı, evrenin kötü bir kopyası değil, bir başına insanın dışavurumudur.

Filozofun düşünceleri aslında tek bir tez etrafında toparlanabilir: İnsanın hakikati keşfetmesi, uzun ve sancılı bir sürecin sonucudur.

Çünkü insan aklı, kesinlikle bir sonuçtur ve gerçekte gayet geç oluşmuş, son derece düzenli bir evrimin ürünüdür.

Santayana bu gelişimi örneklendirmek için dinde, sanatta, felsefede, ahlakta ve bilimde yaşanan gelişmelere ilgiyle odaklanmaktadır.

Aklın modern dünyadaki serüveninde ise işler değişmiştir.

Artık kesin bir yerlere yerleşmek mümkün değildir.

Akıl ve muhakeme sürüncemededir.

Üzerine yüklenen herhangi bir sorumluluk olmadığı için akıl sorumsuzlaşmıştır.

Yine de Santayana insanın kendisini gerçekleştirebileceği koşulların geleceğin dünyasında ortaya çıkması ihtimaline her fırsatta inandığını dile getirmekten vazgeçmez.

Ona göre bütün hayatımız, ruhun tutkuları ile doğanın güçleri arasında bir uzlaşma, başlangıç aşamasındaki gevşek bir uyumdur.

Santaya’nın yapıtı, bizi büyük sorular etrafında dolanan bir filozofun engin düşüncesine ortak olmaya çağırıyor.

  • Künye: George Santayana – Aklın Yaşamı, çeviren: Oya Özağaç, Fol Kitap, felsefe, 280 sayfa, 2022

Muhsin Mahdi – İbn Haldûn’un Tarih Felsefesi (2022)

Batı’da İbn Haldûn’un üzerine yapılmış ilk doktora tezlerinden biri…

Muhsin Mahdi’nin bugün klasikleşmiş yapıtı, tarih yazıcılığı ve kadim felsefeyi merkeze alarak İbn Haldûn’un tarih felsefesini kapsamlı şekilde açıklıyor.

On altıncı yüzyıl İslâm dünyasının önde gelen düşünürü İbn Haldûn ‘Kitabu’l-‘İber’ başlıklı tarihine giriş olarak yazdığı ‘Mukaddime’sinde yeni bir tarih ve kültür anlayışı geliştirdi.

Defalarca tercüme edilen ve sosyal bilimlerin birçok sahasında daima temel bir referans eseri olarak kullanılan bu eser tarih ilmini doğrudan insan ve toplumun halleri ile alakadar görüyor ve klasik ahlak ve siyaset felsefesine göre onun konumunu yükseltiyor.

Tarihin ne için, kim için yazılacağı, düşünür, toplum ve tarihin irtibatı, İbn Haldûn’un tarih felsefesinin temel sorularıdır.

Bu tarih felsefesi, İslâm dünyasının tevarüs ettiği kadim felsefe geleneğinin üzerine bina edilmişti.

İslâm tarih yazıcılığının ana akımlarına ve klasik felsefenin metinlerine hâkim bir bakışla İbn Haldûn’un hayat hikâyesini buluşturan elinizdeki kapsamlı eser, onun tarih metinlerini ve kadim felsefenin kanonlarını nasıl okuduğunun ve tarihin diğer pratik bilimlerden nasıl ayrıştırdığının izlerini sürüyor.

1957 yılında yayınlanan bu kitap, Batı’da İbn Haldûn üzerine yapılmış ilk doktora tezlerinden biri olma özelliğini taşıyor.

İslâm kültürü, felsefesi ve Arap edebiyatı üzerine birçok eseri olmasına rağmen dilimizde hiç çevirisi bulunmayan Chicago Üniversitesi profesörlerinden Muhsin Mahdi’nin bu klasikleşmiş yapıtı Türkiyeli okur ile buluşturuyor.

  • Künye: Muhsin Mahdi – İbn Haldûn’un Tarih Felsefesi, çeviren: Fuat Aydın, Vakıfbank Kültür Yayınları, felsefe, 472 sayfa, 2022

Hannah Arendt – Karanlık Zamanlarda İnsanlar (2022)

 

Hannah Arendt’önde gelen felsefeci ve edebiyatçılar üzerine ufuk açıcı metinler.

‘Karanlık Zamanlarda İnsanlar’da, Arendt’in Walter Benjamin, Bertolt Brecht, Hermann Broch, Isak Dinesen (Karen Blixen), Waldemar Gurian, Randall Jarrell, Karl Jaspers, Gotthold Ephraim Lessing, Rosa Luxemburg ve Angelo Giuseppe Roncalli hakkında denemeleri yer alıyor.

Bir dizi felsefeci ve edebiyatçının entelektüel portresinden oluşan kitap, Arendt’in külliyatında kendine özgü, farklı bir parça.

Arendt ele alınan yazarların düşünsel portrelerini çizerken, sanki onların problemlerini ve arayışlarını kendileriyle tartışıyor.

Bu arada kendi sorularının da peşindedir; Kamusal’ın, Siyasi’nin, İnsani’nin, “İyi” ve “Doğru”nun anlamını, bu entelektüellerin düşünsel deneyimlerinin tartısına vurur.

Kitabın, Arendt’in en “edebi” anlatımlı eseri olduğu da söylenebilir.

Arendt’in andığı ve üzerine düşündüğü yazarlar, büyük siyasi felâketlerle, ağır ahlâki sarsıntılarla, trajik sorularla yüzleşmiş şahsiyetlerdir.

‘Karanlık Zamanlarda İnsanlar’ adı buradan geliyor; bütün yazıları kat eden mesele, karanlık zamanlarda insan olma ve insan kalma sınavıdır.

‘Karanlık Zamanlarda İnsanlar’da, Arendt’in Walter Benjamin, Bertolt Brecht, Hermann Broch, Isak Dinesen (Karen Blixen), Waldemar Gurian, Randall Jarrell, Karl Jaspers, Gotthold Ephraim Lessing, Rosa Luxemburg ve Angelo Giuseppe Roncalli hakkında denemeleri yer alıyor.

  • Künye: Hannah Arendt – Karanlık Zamanlarda İnsanlar, çeviren: İsmail Ilgar, Duygu Öktem, Funda Sarıcı, Gülce Sorguç, Özgür Soysal ve Selbin Yılmaz, İletişim Yayınları, deneme, 328 sayfa, 2022

Keith Ansell Pearson – Nietzsche’yi Nasıl Okumalıyız? (2022)

‘Nietzsche’yi Nasıl Okumalıyız?’, büyük filozof Nietzsche’nin düşünce sistemine vakıf olmamızı sağlayacak, kısa ama etkileyici bir giriş.

Keith Ansell Pearson, Nietzsche’nin çok bilinen aforizmalarını da özgün bir bakışla yeniden yorumluyor.

Nietzsche’nin düşünce dünyası, yeni ve çarpıcı bir insanlık tanımının etrafında döner: Tanrı’nın ölümünü kabullenen, yaşamak sanatını ve bilimini deneyimleyen, metafizik ve ahlakî mutlak ihtiyacından azade bir insanlık.

  • Peki bu durumda nasıl yaşayacağız?
  • Neyi sevecek, neye tutunacağız?

Pearson, Nietzsche’nin ayrıksı felsefî üslubuna ve düşünce dünyasının gelişim evrelerine giriş yapıyor.

Nietzsche’nin en çok bilinen aforizmalarını yakından okuyarak onun sık sık referans verilen ve fakat sürekli yanlış yorumlanan fikirlerine ışık tutuyor.

‘Nietzsche’yi Nasıl Okumalıyız?’, felsefe tarihinin bu en tartışmalı ismini yalın bir üslupla ve sınırları belli, derli toplu bir yapı içinde sunuyor.

Nietzsche’ye göre, hayat tecrübelerimizi özümsemek için gerekli zamanı bulmakta zorlanıyoruz, düpedüz söylemek gerekirse yüreğimiz (ve kulaklarımız) ondan içre değil.

Aklımız bir karış havada yaşıyoruz, gün ortasında saatin on ikiyi vurmasıyla sıçrayarak hayretle uyanıp “Saat kaç?” diyen, kendi düşüncelerinin derinliklerine dalmış insanlar gibiyiz.

Daha sonra, zaman geçince başımızı kaşıyıp şaşkınlık ve kafa karışıklığıyla şöyle soruyoruz: “Peki o hâlde az önce yaşadığım da neydi?” ve “Ben aslında kimim?”.

İster istemez kendimize yabancıyız.

Aslında bilgiyi eve, yani aşina olduğumuz zamana ve yere geri getirmeye çalışıyoruz.

Arzumuz, yaşantılarımızda ve eylemlerimizde daima kendi yansımamızı görmek.

Aşinası olduğumuz ve omzumuza zamanın taleplerini yüklemeyecek bilgiler istiyoruz.

  • Künye: Keith Ansell Pearson – Nietzsche’yi Nasıl Okumalıyız?, çeviren: Celal Sabancı, Runik Kitap, felsefe, 127 sayfa, 2022

Kolektif – Çağımız ve Thomas Hobbes (2022)

‘Çağımız ve Thomas Hobbes’ çalışması, filozofun düşüncesini güncelleme amacını taşıyor.

Kitapta Carl Schmitt’in, Leo Strauss’un, Pierre Manent’ın, Jacques Derrida’nın, Max Horkheimer’ın, Franz Neumann’ın Hobbes okumalarına dair yaklaşımları yer alıyor.

Italo Calvino’nun “klasikler, haklarında asla ‘okuyorum’ sözünü değil, genellikle ‘yeniden okuyorum’ sözünü işittiğimiz kitaplardır” tanımı izlenirse, bu çağdaş filozofların Hobbes’unda hem filozofu yeniden okuma imkânı bulunmakta hem de çağın meselelerini yeniden kavramaya ilişkin düşünce stratejileri belirmektedir.

Bu haliyle modernliğin başlangıç uğrağı olarak 17. yüzyıl filozoflarının birbirleriyle olan uzaklıkları ve yakınlıkları kadar, çağımız 20. yüzyıl ve 21. yüzyıl filozoflarının modernlik krizi tartışmaları da, çağı anlamak, onun meselelerini tartışabilmek açısından zengin bir kavramsal kaynak oluşturmaktadır.

O halde, bir klasik olarak Hobbes’u okumak, yeniden okumak “tükenmeyen” bir metni güncel bağlamlarında yeniden keşfetmektir.

‘Çağımız ve Thomas Hobbes’ kitabı Hobbes metinlerinde çağımızın krizlerini düşünmeyi vaat ediyor.

  • Künye: Kolektif – Çağımız ve Thomas Hobbes, editör: M. Ertan Kardeş, Vakıfbank Kültür Yayınları, felsefe, 288 sayfa, 2022