John Kaag – Nietzsche ile Yürümek (2019)

John Kaag, Nietzsche’nin izlerini takip ederek hem kişisel hem de felsefi bir aydınlanma yolculuğuna çıkıyor.

Kaag’ın yolculuğu, hayatının birbirinden apayrı iki döneminde geçiyor.

Kaag, Nietzsche’nin dönüm noktası çalışmalarını yaptığı Sils Maria’nın yukarısındaki İsviçre zirvelerine ilk yolculuğunu genç bir adamken yapmış.

İkinci yolculuğunu ise, on dokuz yıl sonra, evlendiği ve çoluk çocuğa karıştığı bir dönemde.

Dolayısıyla bu kitap, aslında yazarın yaşamının dönüm noktalarını saptadığı gibi, Nietzsche’nin rehberliğinde bir bilgelik arayışı anlamına da geliyor.

Kaag, bu aydınlanma yolculuğunda Nietzsche’yi radikal bir filozof olmaktan ziyade felsefesinin özünde bilgelik arayışı olan bir filozof olarak karşımıza çıkarıyor.

Bir “kim olduğunu” bulma hikâyesi olarak okunabilecek ‘Nietzsche ile Yürümek’, hem felsefeyle hem insan olmanın dehlizleriyle yüklü bir yolculuk.

Şunu da ayrıca belirtelim: Kitap, Nietzsche’nin felsefesinin gündelik hayatta nasıl ustaca kullanılabileceğinin iyi örneklerinden.

  • Künye: John Kaag – Nietzsche ile Yürümek, çeviren: Sibel Atam, Ren Kitap, felsefe, 288 sayfa, 2019

Saffet Murat Tura – Beynin Gölgeleri (2016)

‘Beynin Gölgeleri’, psikiyatrinin bazı temel problemlerinden yola çıkarak insanın ontolojik yapısını araştıran bir kitap.

Gündelik yaşamda olduğumuzu sandığımız varlık tarzı olmadığımızı gösteren Saffet Murat Tura, psikiyatrinin köklü problemlerini çözmek bakımından temel bir çerçeve sunuyor.

‘Beynin Gölgeleri’ aynı zamanda zihin felsefesinin önemli sorunlarını irdelemesiyle de alana çok önemli bir katkı sunuyor.

Çalışma, psikiyatri ve felsefesinin buluştuğu bir tartışmaya tanık olmak için çok iyi fırsat.

  • Künye: Saffet Murat Tura – Beynin Gölgeleri, Metis Yayınları, psikiyatri, 352 sayfa, 2016

Siegfried Kracauer – Polisiye Roman (2019)

Polisiye roman, kendi araçlarına ve tekniğine sahip edebiyat tarihinin en özgün türlerindendir.

Yolu Edgar Allan Poe açtı ve Poe’nun gösterdiği yolu takip edenlerden Arthur Conan Doyle, ‘Sherlock Holmes’ serisi ile polisiye romanın standartlarını yükseltti.

Böylece polisiye roman, macera romanlarının, şövalye kitaplarının, kahramanlık efsaneleri ve masalları gibi melez bir ürün olmaktan ziyade, kendi dünyasını özgün estetik araçlarla anlatan başlı başına bir tür halini aldı.

Siegfried Kracauer’in felsefe ve edebiyat eleştirisinin yetkin bir bireşimi olan elimizdeki çalışması, polisiye romanın ortaya çıktığı toplum ve uygarlıkla ilişkisi hakkında harika bir eser.

Polis ve dedektifin olduğu kadar suçun ve suçlunun toplum içinde temsil ettiği konum üzerine derinlemesine düşünen Kracauer, Georg Lukács’ın ‘Roman Kuramı’nın ve Søren Kierkegaard’un felsefesinin izinden giderek bu edebi türün toplumsal içeriği üzerine derinlemesine düşünüyor.

Polisiye romanın, uygarlaşmış ve bütünüyle rasyonelleşmiş toplum fikrine dayandığını ve bu fikri radikal bir tek taraflılıkla kavrayıp estetik bir şekilde stilize ederek ete kemiğe büründürdüğünü belirten Kracauer, polisiye romanın hedefinin uygarlık denen gerçekliği doğasına sadık kalarak aktarmaktan ziyade, en başından beri bu gerçekliğin zihinsel karakterinin altını çizmek olduğunu belirtiyor.

“Polisiye roman uygarlığın yüzüne bir lunapark aynası tutar. Aynadan uygarlığa bakan, kendi canavarlaşmış halinin karikatürüdür. Polisiye romanların çizdiği tablo gayet korkutucudur.” diyen Kracauer,  polisiye romanlarda gerçekliğin suni şekilde devre dışı bırakıldığını ve bunun da kişilerin ve nesnelerin donuk ve kafa karıştıran bir şekilde yan yana ve yer aldığı bir toplumsal durumu gösteren bir tablo sunduğunu söylüyor.

  • Künye: Siegfried Kracauer – Polisiye Roman, çeviren: Dilman Muradoğlu, Metis Yayınları, inceleme, 128 sayfa, 2019

Walter Terence Stace – Hegel üzerine (2019)

Hegelci felsefe, Hegelci diyalektik ve Hegel’in metodolojisi hakkında, çok net ve sistemli bir giriş arayanlara bu kitabı muhakkak tavsiye ederiz.

Walter Terence Stace’in kapsamlı çalışması, Hegel’in bütün kitaplarını didik didik etmesinin neticesinde ortaya çıkmış.

Hegel’i yorumlamaktan çok onu açıklaması ve tanıtmasıyla aslında bu konuya giriş yapmak isteyenler için çok değerli olan çalışma, Hegel’in sistemini kapsamlı bir biçimde ortaya koyuyor, en önemlisi de, Hegel’in bu sistemde hangi akli çıkarımlara başvurduğunu gözler önüne seriyor.

  • Künye: Walter Terence Stace – Hegel Üzerine, çeviren: Murat Belge, Fol Kitap, felsefe, 192 sayfa, 2019

Frank M. Turner – Rousseau’dan Nietzsche’ye Avrupa Düşünce Tarihi (2019)

Avrupa düşünce tarihi hakkında klasikleşebilecek bir kitapla karşı karşıyayız.

Frank Turner, ele aldığı meseleleri alabildiğine rahat ve anlaşılabilir bir şekilde anlatan örneği az bulunur bir akademisyendi.

Turner’ın ölümünden sonra yayımlanan bu kitabı ise, kendisinin uzmanlık alanının en görkemli örneği.

Avrupa entelektüel tarihine yakından bakmak açısından çok fırsat olan elimizdeki çalışma, özellikle öğrenciler ve konuya yeni başlayan okurlar için bir başvuru kaynağı.

Turner’ın Yale Üniversite’sinde verdiği derslerin ürünü olan kitap, Aydınlanma’dan başlayıp 21. yüzyılın başına uzanıyor ve bu süre zarfında Avrupa’da yaşanan radikal değişimi fikir akımları ve öncü figürler üzerinden anlatıyor.

Farklı disiplinleri ustaca bir araya getirmesiyle de dikkat çeken çalışma, açık, akıcı ve öğretici üslubuyla pek çok konuyu aydınlatıyor.

Turner burada,

  • Rousseau’nun moderniteye yaklaşımında öne çıkan vurguları,
  • Darwin’i doğa ve Tanrı arasındaki bağı açıklamaya iten nedenleri,
  • Kapitalizmin liberal düşünceyi nasıl şekillendirdiğini,
  • Liberal düşüncenin kadın hakları konusunda neden sınıfta kaldığını,
  • ABD devlet düzeninin Avrupa’nın demokrasi anlayışını nasıl değiştirdiğini,
  • Aydınlanma’dan sonra sanatçıların neden Gotik anlayışa dönme ihtiyacı duyduklarını,
  • Sanatçı kültünün nasıl yaratıldığını,
  • Avrupalı düşünürleri Marx’ın ilk çalışmalarını keşfetmeye zorlayan nedenleri,
  • Milliyetçiliği ve ırkçılığı ortaya çıkaran koşulları,
  • Nietzsche’nin neden evrensel değerlere savaş açtığını,
  • Ve bunun gibi pek çok önemli konuyu ele alıyor.

Künye: Frank M. Turner – Rousseau’dan Nietzsche’ye Avrupa Düşünce Tarihi, çeviren: Soner Soysal, Kafka Kitap, felsefe, 284 sayfa, 2019

Marcus Steinweg – Tutarsızlıklar (2019)

Marcus Steinweg, içinde bulunduğumuz tutarsızlık çağında yönümüzü nasıl bulacağımız üzerine derinlemesine düşünüyor.

Aforizma, vecize ve notların şahane bir bireşimini sunan ‘Tutarsızlıklar’, çok uzun bir geçmişi olan felsefi bir sorunu, bilincimiz ve gerçeklikle ilgili deneyimimizin tutarsız, çelişkili ve dengesiz olduğu sorununu ele alıyor.

Yeni tanrılara ya da sahte rasyonaliteye tutunmayan yeni bir düşünce tarzını nasıl kurabileceğimizi tartışan Steinweg, bununla da yetinmeyerek realitemizin tutarsızlığını ifade eden ve etkileyen bir düşünce felsefesini formüle etmeye koyuluyor.

Steinweg bunu yaparken de, cinsellik, arzu, gerçeklik, dünya, güncel sanat, eleştirel düşünce ve güzellik gibi pek çok kavramı yeni bir bakışla yorumluyor.

  • Künye: Marcus Steinweg – Tutarsızlıklar, çeviren: Erkal Ünal, İthaki Yayınları, felsefe, 127 sayfa, 2019

Platon – Sofist (2016)

Platon’un “varlık” ve “var olmayan” kavramlarını tartışıp Parmenides’in tezlerini çürüttüğü, bilhassa metafizikçileri yakından ilgilendiren meşhur diyalogu.

Kitap, Platoncu ekolün tilmizlerini, dikotominin kullanım esaslarını ve saf metafizik bir konuda diyalektik modelin nasıl kullanılacağını gösteriyor.

Düşünür, Parmenides’in “Var olmayanın düşünülemeyeceği ve söylenemeyeceği” tezini eleştiriyor, bunu yaparken de varlığın olumsuzlanmasını yokluktan ayırt etmeyi ve doğru ile yanlış yargı veya inancı tanımlamayı amaçlıyor.

Platon’un yaşlılık dönemi eserlerinden olan diyalog, düşünürün külliyatında önemli yer tutmuş metafiziksel ve epistemolojik konular üzerinde yoğunlaşan temel eserlerinden biri.

Kitabın elimizdeki baskısı ise, Emile Chambry’nin önsözü ve Ahmet İnsel’in sonsözüyle yayımlanmış.

  • Künye: Platon – Sofist, çeviren: Cenap Karakaya, İletişim Yayınları, felsefe, 126 sayfa, 2016

Steven Nadler – Mümkün Dünyaların En İyisi (2016)

Leibniz, Arnauld ve Melebranche…

On yedinci yüzyılda yolları kesişen üç filozofun, günah, iyilik, kötülük, adalet ve Tanrı konularını kapsayan tartışması.

Üç düşünürün dört asır önce Tanrı ve kötülük üzerine sordukları soru hâlâ yanıtını bekliyor: Tanrı adilse, iyi insanların başına neden kötü şeyler geliyor?

Bu üç filozofun kötülük üzerine sordukları sorular ve verdikleri yanıtlar, hem felsefe hem de din açısından bugün de geçerliliğini koruyor.

Steven Nadler, roman tadında ilerleyen kitabı, Tanrı ve yaşadığımız dünya üzerine düşünmek için iyi bir fırsat.

  • Künye: Steven Nadler – Mümkün Dünyaların En İyisi, çeviren: Abdullah Yılmaz, Alfa Yayınları, felsefe, 366 sayfa, 2016

Byung-Chul Han – Psikopolitika (2019)

“Kendini özgür sanan performans öznesi aslında bir köledir. Efendisi olmaksızın kendini gönüllü olarak sömürmesi ölçüsünde mutlak köledir. Karşısında onu çalışmaya zorlayan bir efendi yoktur. Salt yaşamı mutlaklaştırarak çalışır.”

Byung-Chul Han, liberal kapitalizmin çağımızda değişen ve oldukça incelikli işleyen yeni iktidar tekniklerini irdeliyor.

Han’a göre, liberal kapitalizm, birebir baskı araçlarını kullanmak yerine, insanın bizzat kendisini baskı altına almasına aracılık eden baştan çıkarıcı, akıllıca yöntemlerle tahakküm kurar.

Han bunu yaparken, Jeremy Bentham’ın “Panopticon”, Walter Benjamin’in “Optik Bilinçdışı” ve Foucault’nun “Disiplin toplumu” kavramları üzerine düşünüyor.

Bu kavramları bir adım ileriye taşıyan düşünüre göre, Psikopolitik dünya bir nevi dijital bir Büyük Birader gibi işlemekte, bireylerin gönüllü olarak verdikleri verileri kullanarak onların davranışlarını yönlendirmektedir.

Han, bu akıllıca tasarlanmış gücün, kolektif bilinçaltının davranış biçimlerinin sınırsız şekilde kontrol altına alınmasına neden olduğunu söylüyor.

Han’ın kitabını, modern kapitalizmin şu anki işleyiş biçimine yakından bakmak isteyenlere öneririz.

Kitaptan birkaç alıntı:

“Neoliberal rejimin iktidar tekniği incelikli, kaygan, akıllı bir biçime bürünmüş olup hiçbir şekilde görünür değildir. Bu rejimde tabi durumdaki özne tabiyetinin farkında bile değildir. Egemenlik ilişkileri tümüyle görüş alanı dışındadır. Bu yüzden de kendini özgür sanır.”

“Yapabilme özgürlüğü, emir ve yasaklar dile getiren yapmalısından daha fazla zorlama üretiyor hatta. Yapmalısının bir sınırı vardır. Yapabilme ise sınır tanımaz.”

“Neoliberalizm bizzat özgürlüğü sömürmeye yarayan çok verimli, hatta zekice bir sistemdir. Heyecan, oyun ve iletişim gibi özgürlüğün pratiğine ve dışavurum biçimlerine ait ne varsa sömürülür. İnsanı iradesine karşı sömürmek verimli olmaz. Yabancı bir gücün sömürüsü fazla kazanç sağlamaz. Ancak özgürlüğün sömürülüşü sayesinde maksimum kazanca ulaşılır.”

“İnsan kendini ancak iyi bir ilişkide, diğer insanlarla mutlu bir birliktelik içinde gerçekten özgür hisseder. Neoliberal rejimin yönelmiş olduğu tümden tekilleşme bizi gerçekten özgür kılmaz. Böylelikle bugün sorulacak soru, kendisini zorlamaya dönüştüren uğursuz diyalektiğinden kurtulabilmek için özgürlüğü yeniden tanımlamamızın, yeniden icat etmemizin gerekip gerekmediğidir.”

“İktidar sadece o en olumsuz biçimlerinde, iradeleri kıran ve özgürlüğe karşı hayır diyen bir güç olarak belirir. Günümüzde iktidar giderek müsamahacı bir biçim almaktadır. Müsamahakârlığı, hatta dostluğu ile olumsuzluğundan sıyrılır ve kendisini özgürlük olarak sunar.”

“Güç kullanarak insanlara emir ve yasaklardan oluşan bir korse giydirmek için büyük çaba harcayan disiplinci iktidar verimsizdir. İnsanların kendiliğinden egemenlik ilişkilerine boyun eğmelerini sağlayan iktidar tekniğiyse çok daha verimli. Engellemek ya da baskılamak yerine harekete geçirecek, motive edecek, optimizasyon sağlayacaktır. Kendine has verimliliği, yasak ve yoksun bırakma yerine hoşnutluk ve tatmin sağlamasından kaynaklanır. İnsanlara boyun eğdirmek yerine, onlarda bağımlılık yaratmayı amaçlar.”

“Akıllı ve dost iktidar kendisine tabi öznelerin iradelerine karşı cepheden iş görmez, onların iradelerini onların çıkarları doğrultusunda yönlendirir. ‘Hayır’dansa ‘evet’ der, baskılayıcı olmaktan ziyade ayartıcıdır. Olumlu duygular uyandırıp bunları sömürmeye çalışır.”

“Bizi teşvik eden ve ayartan özgürlükçü, dost çehreli iktidar, talimat ve emir veren, tehdit eden iktidardan daha etkilidir. Mührü ‘Like/Beğendim’ simgesidir. Tüketerek, iletişimde bulunarak, hatta Like’ı tıklayarak tabi oluruz tahakküm ilişkilerine. Neoliberalizm ‘Beğendim’ kapitalizmidir. Bu kapitalizm disipline etmeyi amaçlayan zorlama ve yasaklarla iş gören 19. yüzyıl kapitalizminden tümüyle farklıdır.”

  • Künye: Byung-Chul Han – Psikopolitika: Neoliberalizm ve Yeni İktidar Teknikleri, çeviren: Haluk Barışcan, Metis Yayınları, siyaset, 104 sayfa, 2019

Slavoj Žižek – Antigone’nin Üç Yaşamı (2016)

Slavoj Žižek, klasik mitolojinin temel eserlerinden olan ve Platon’dan Hegel’e, Kierkegaard’dan Butler’a pek çok felsefeciye ilham kaynağı olmuş Antigone’yi yeniden yazıyor. Antigone’deki olay örgüsünü bozan ve olası üç senaryo olarak yorumlayan düşünüre göre Antigone, dört dörtlük “Bir etik-siyasal egzersiz.”

Žižek, Antigone’yi kendince tercüme ediyor ve yeniden yazıyor; bunu yaparken de metni bir bakıma güncelleştiriyor.

Düşünüre göre, klasik bir eseri canlı tutmanın tek yolu “onu ‘açık’, geleceğe işaret eden bir şey olarak görmek”tir.

  • Künye: Slavoj Žižek – Antigone’nin Üç Yaşamı, çeviren: Erkal Ünal, Encore Yayınları, felsefe, 80 sayfa, 2016