R. S. Woodhouse – Ampirist Filozoflar (2019)

Ampirist filozoflar Bacon, Hobbes, Gassendi, Locke, Berkeley ve Hume’un bilgi felsefesine dair görüşleri hakkında çok önemli bir eser.

Kitabın yazarı R. S. Woodhouse, “İnsan bilgisinin ve idelerinin kaynağı nedir?”, “Farklı yollarla elde edilen farklı bilgi türleri var mı?” ve “Bilimin yapısı nasıldır?” gibi sorulara, modern düşüncenin bu kurucu isimlerinin eserlerinde ne gibi yanıtlar bulabileceğimizi tartışıyor.

Woodhouse bunu yaparken, aynı zamanda bu düşünürlerin ahlak ve siyaset felsefeleri üzerine düşünmeyi de ihmal etmiyor.

Kitaptan birkaç alıntı:

“Bilgi, sistematik olarak geliştirilmiş olsun ya da olmasın, duyu-algısı ile başlamaktadır, bu yüzden de duyu-algısının gerçekte ne olduğunu anlamadan fazla bir şey bildiğimiz gibi bir kendini beğenmişliğe kapılmamamız gerekir.”

“İnsan aklını başına alarak ve alçakgönüllülükle tanrısal ve insani şeyler arasında, duyunun ve inancın sağladıkları arasında bir ayrıma gitmelidir; aksi takdirde varacağı nokta ya sapkın bir din ya da hayal ürünü bir felsefe olur.”

“Doğayı araştırmanın dinsizlik olduğu görüşü on yedinci yüzyılda yüzleşilmesi gereken pek çok şeyden biri olmuştur.”

“Ahlakiliği Kutsal Kitap’tan almamız, sadece ona ve otoritesine güvenmemiz ve ahlaki bilgi hakkındaki tüm düşüncelerimizden vazgeçmemiz anlamına gelmez.”

  • Künye: R. S. Woodhouse – Ampirist Filozoflar, çeviren: Gökhan Murteza, Pinhan Yayıncılık, felsefe, 208 sayfa, 2019

M. Nuri Durmaz – Marx’ın Yasaları (2019)

Nuri Durmaz’ın bu çalışması, bizdeki Marx okumalarına zengin bir katkı sunuyor.

Kitap, çok yönlü bir sorgulamayla ilerliyor.

Bir yandan Marx’ın pozitivist mi veya Aydınlanmacı mı olduğu tezlerine karşı, Marx’ın yapıtlarını derinlemesine izleyerek yanıt veriyor, diğer yandan da, Marx’ın yapıtındaki potansiyelleri yeniden öne çıkarıyor.

Bunu yaparken Marx’ın onto-epistemolojisinin yasa fikri üzerinden nasıl anlaşılması gerektiğini sorgulayan Durmaz, modern bilgi yapısının bilim ile felsefeyi ayrıştıran müdahalesiyle yüzleşiyor ve sosyal bilimi birbirinden ilişkisiz mikro iktidar alanlarına dönüştüren güncel katı disipliner ayrıştırma politikasına muhalefet ediyor.

Yazara göre, toplumsal gerçekliğe ilişkin entelektüel faaliyet bir mücadeledir ve dolayısıyla ne bilim ile felsefe ayrıştırılabilir, ne de sosyal bilim disipliner parçalanmışlığa kurban edilebilir.

Zira her iki sistemik müdahale de toplumsal gerçeklik üzerinde eyleyen sosyal bilimin cendereye alınması anlamına gelir.

Kitabın, pozitivist, indirgemeci, mekanizm ve ekonomizm karşısında radikalizmin teorik cephesine katkı sunduğunu söylemeliyiz.

Entelektüel üretimlerin modern bilgi yapısının boğucu kıskacı ile “sterilizasyona” zorlanarak içeriksizleştirildiği bugün, Durmaz’ın çalışması, bir yıkıcı teorik eleştiri olarak radikalizme başvurmasıyla önemli.

Kitap, bu Cuma (19 Nisan) raflardaki yerini alıyor.

  • Künye: M. Nuri Durmaz – Marx’ın Yasaları: Onto-Epistemolojik Bir Okuma, Metis Yayınları, felsefe, 344 sayfa, 2019

Marcus Steinweg – Aşikârlık Dehşeti (2019)

‘Aşikârlık Dehşeti’, felsefeyi, akademinin koridorlarından çıkarıp gündelik hayatın içinde düşünen bir eser.

Alman felsefeci Marcus Steinweg, can sıkıntısından ırkçılığa, aşktan piyasaya, dinden naifliğe farklı konulara dair aforizma ve yorumlarını bizimle paylaşıyor.

Hayata olduğu kadar felsefeye de duyulan kuşkudan taviz vermeyen Steinweg, felsefenin de bir yaşam tarzı olarak özünde bir tutarsızlık deneyimi olduğunu düşünüyor.

Aynı zamanda sanatın felsefeyle buluştuğu bir alanda yer alan kitap, kendimiz ve hayat üzerine yeniden düşünmek için iyi bir fırsat.

Kitaptan birkaç alıntı:

“Mükemmelliyetçilik narsisizmdir.”

“Düşünmek dünyanın geçersizliğini deneyimlemeyi ima eder.”

“Naifler onları epey önce terk etmiş masumiyetlerine sıkı sıkıya tutunanlardır.”

“Yalan söylemek ile sevmek arasında basit bir çelişki yoktur. İkna edici bir biçimde sevenler, aşkın sahici olmayışını kabul etmek için gerekli cesareti toplarlar. Sadece seviyormuş gibi yaptıkları anlamına mı gelir bu? Hayır, yalan söyleme ve sevmenin birlikte olanaklı olduğu düzlemde, âşığın aşk için her şeyi riske attığı anlamına gelir.”

“Kozmos ölçülemezdir. Hiçbir değeri yoktur. Kendi zihninin kozmik kayıtsızlığa kapatmamak temel felsefe deneyiminin parçasıdır.”

“İster sıkıntıdan ister rahatlama duygusuyla ister çaresizlikten ötürü olsun, herkesin önünde ağlamak bugün siyasi bir gerçekliktir. Empati ve hislerin teşhiri, siyaseti bir vicdan dramı ve bir adalet komedisi olarak sahneye koyması bakımından siyasetten giderek uzaklaşan bir toplumun buyruğudur.”

    • Künye: Marcus Steinweg – Aşikârlık Dehşeti: Sahte Kesinlikler, çeviren: Erkal Ünal, İthaki Yayınları, felsefe, 176 sayfa, 2019

Kolektif – Carl Schmitt’in Meydan Okuması (2019)

❝Carl Schmitt, içgörülerinden yararlanarak kendisinden bir şeyler öğrenebileceğimiz bir rakiptir.❞

Carl Schmitt’in 1933’te Hitler’e verdiği destek, onun en bilinen ahlâki kusurlarındandır.

Chantal Mouffe’un derlediği bu kitap ise, Schmitt’i ahlâki kusurlarını yedekte tutup, son derece önemli bir siyasi düşünür olarak ele alıyor.

Daha açık bir ifadeyle kitap, Schmitt’i kayda değer entelektüel niteliklere sahip, kendisiyle alışverişten faydalanabileceğimiz bir hasım olarak tartışıyor.

Derlemeye katılan yazarlar, “Siyaseti dost-düşman ayrımı üzerinden kavramlaştıran bir düşünür, içinde yaşadığımız ‘post-politik’ çağ için bir anlam ifade ediyor mu?”, “Liberal demokratların, Schmitt’in liberalizm eleştirisinden öğrenecekleri bir şey var mı?” ve “Geliştirdiği egemenlik teorisinin küreselleşmiş dünyada hâlâ bir geçerliliği olabilir mi?” gibi sorulara yanıtlar arıyor.

Buradaki metinlerin bir bölümü, siyaset teorisinden jeopolitiğe ve hukuk bilimine uzanan birçok alanda Schmitt’in modern siyasi durumumuzu anlama yolundaki katkısını irdeliyor.

Kimi yazılar da, Schmitt ile aralarında Karl Marx, Max Weber, Hermann Heller ve Max Adler gibi isimlerin bulunduğu düşünürlerle kurulabilecek çoklu bağlantıları tartışıyor.

Schmitt muhalifi, ya bir rakip ya da bir tartışma ortağı olarak tanımlamıştı ve bu yüzden de liberalizmin ancak etik ile ekonomi arasında gidip gelebileceğini ve siyasalın ayırt edici niteliğini ıskalamaya mahkûm olduğunu söylemişti.

İşte buradaki makaleler, Schmitt’in bu meydan okumasına yanıt vermeleriyle de ayrıca önemli olduklarını söylemeliyiz.

Kitapta makaleleri bulunan isimler ise şöyle: Paul Hirst, Slavoj Žižek, Jean-François Kervégan, David Dyzenhaus, Jorge E. Dotti, Grigoris Ananiadis, Catherine Colliot-Thélène, Ulrich K. Preuss ve Agostino Carrino.

  • Künye: Kolektif – Carl Schmitt’in Meydan Okuması, derleyen: Chantal Mouffe, çeviren: Hivren Demir Atay ve Hakan Atay, İletişim Yayınları, siyaset, 295 sayfa, 2019

Réne Descartes – Yöntem Üzerine Konuşma (2015)

Batı felsefesinin ve 17. yüzyıl Rasyonalizminin temel kitaplarından biri…

“Düşünüyorum, öyleyse varım,” önermesini ilk kez burada tartışmaya açan ve doğrudan doğruya insanın sağduyusuna hitap eden Descartes, şüphecilik üzerine inşa ettiği yepyeni bir felsefe-bilim sistemi sunuyor.

  • Künye: Réne Descartes – Yöntem Üzerine Konuşma, çeviren: Çiğdem Dürüşken, Alfa Yayınları

Réne Descartes – Meditasyonlar: Metafizik Üzerine Düşünceler (2015)

Descartes’ın kendini tamamıyla metafizik düşüncelere adadığı bir dönemde yazdığı önemli bir metin.

Burada, Tanrı’nın varlığını ve insanın ruh ve bedeninin ayrı olduğunu ispatlamaya çalışan düşünür, zihin ile irade arasındaki ilişki ve maddi şeylerin doğası üzerine tefekküre dalıyor.

‘Meditasyonlar’ başlığının en çok yakışacağı metinlerden biri olan kitap, Çiğdem Dürüşken’in harika çevirisiyle Türkçeye kazandırıldı.

  • Künye: Réne Descartes – Meditasyonlar: Metafizik Üzerine Düşünceler, çeviren: Çiğdem Dürüşken, Alfa Yayınları

Derek Ryan – Hayvan Kuramı (2019)

1793’te Paris’te kurulmuş olan Ménagerie du Jardin des Plantes dünyanın en eski halka açık hayvanat bahçesidir.

Paris’teki başarının da etkisiyle, 19. yüzyıl boyunca Londra’dan Dublin’e, Amsterdam’dan Kopenhag’a, Berlin’den Brüksel’e büyük şehirlerde hayvanat bahçeleri kurulmaya başlar.

Harriet Ritvo ‘The Animal Estate’ adlı eserinde, egzotik hayvanların hayvanat bahçelerindeki tutsaklığının, sömürgeci kudretlerini sergileme arayışındaki şehir ve ulusları güçlendirmeye hizmet ettiğini söyler.

Derek Ryan’ın ‘Hayvan Kuramı’ ise, tam da bu hayvanat bahçesi sorunundan yola çıkarak düşünce dünyamızda birçok hayvanla yaşadığımız karşılaşmalar ve bunun anlamları üzerine çok güzel bir kitap.

Ryan, hayvanat bahçesi ziyaretlerinin, modern dünyada hayvanlarla karşılaşma biçimlerimize ve bu gibi karşılaşmalar sırasında ne düşünüp ne düşünmediğimize dair önemli soruları beraberinde getirdiği için anlamlı olduğunu söylüyor.

Zira insanlarla hayvanlar arasında, hayvanat bahçesinde olsun, gündelik deneyimlerimizi paylaştığımız evcil hayvanlar ya da masalarımıza gelen etle olsun, insanların sahip olduğu düşünülen türden yeterlilikler ya da değerden hayvanların yoksun olduğuna ilişkin düşüncenin uzun bir tarihi vardır.

Kitap, akademideki hayvan kuramını Nietzsche’den Donna Haraway’e, Freud’tan Peter Singer’a, Martha Nussbaum’dan Heidegger’e ve Merleau-Ponty’den Derrida, Deleuze’e disiplinlerarası bir yöntemle izliyor.

Hayvanlarla hayatın içindeki karşılaşmalarımızı daha iyi anlayabilmek için düşünce dünyamızda hayvanlarla karşılaşmalarımızın asimetrik doğasını daha iyi kavramak açısından birebir.

  • Künye: Derek Ryan – Hayvan Kuramı: Eleştirel Bir Giriş, çeviren: Ayten Alkan, İletişim Yayınları, felsefe, 238 sayfa, 2019

Aliocha Wald Lasowski – Althusser ve Biz (2019)

Birçok entelektüel nesli için hayati bir referans olan Louis Althusser, siyasal aygıtların ötesinde Marksizme olan sadakatini ifade ederek 1950’den 1970’li yıllara kadar siyasal ve felsefi düşünceye yeni bir soluk getirdi.

Aliocha Wald Lasowski, Althusser’i herkesten daha iyi tanımış ve onunla görüşmüş, hatta onunla teşrikimesaide bulunmuş yirmi yazar ve felsefeciyle yaptığı buradaki söyleşileriyle Althusser’in kuramsal üretkenliğini ve etkilerini bir kez daha gözler önüne seriyor.

Bu yirmi söyleşi, Althusser’in çalışma koşullarını, insan ve düşünür olarak kişiliğini ve farklılığını anlamamıza imkân veriyor; ayrıca Fransa’da 1950, 1960 ve 1970’li yılların entelektüel ve siyasal çevrelerini meydana getiren ve şekillendiren düşüncelerin sağlam bir fotoğrafını çekiyor.

Lasowski’nin bu kitap için söyleşi yaptığı isimler şöyle:

Alain Badiou, Étienne Balibar, Olivier Bloch, Régis Debray, Yves Duroux, Maurice Godelier, Dominique Lecourt, Jean-Pierre Lefebvre, Bernard-Henri Lévy, Pierre Macherey, Jacques-Alain Miller, Jean-Claude Milner, Antonio Negri, Jacques Rancière, François Regnault, Philippe Sollers, Emmanuel Terray, André Tosel, André Tubeuf ve Yves Vargas.

  • Künye: Aliocha Wald Lasowski – Althusser ve Biz, çeviren: Ayşe Meral, İletişim Yayınları, felsefe, 256 sayfa, 2019

Hélène L’Heuillet – Komşuluk (2019)

❝Komşuluk, yer üzerinden bağ kurmaktır.❞

Komşuluk, başka bir deyişle birlikte var olma kapasitesi sorunu, özünde politik ve etik bir konudur.

Hélène L’Heuillet de bu ilgi çekici çalışmasında, politik ve etik felsefenin toplumsal ve bireysel bir konu olan komşuluğa yaklaşımını enine boyuna tartışıyor.

Bir arada yaşamanın felsefi ve politik olanakları hakkında özgün katkılar sunan kitap, komşuluk olgusu üzerinden kent yaşamındaki bireyin hayatını çok yönlü bir bakışla masaya yatırıyor.

Konuyu kimlikler, sınırlar, samimiyet, merak, üst komşu ile alt komşu arasındaki tahakküm ilişkileri ve sokakta yaşayan “dış” komşular gibi ilgi çekici bağlamlarda irdeleyen L’Heuillet, bizi bir kez daha kişiliğimiz ve toplumsal rollerimiz üzerine düşünmeye davet ediyor.

  • Künye: Hélène L’Heuillet – Komşuluk: İnsanların Birlikte Varoluşu Üzerine Düşünceler, çeviren: Adem Beyaz, Yapı Kredi Yayınları, felsefe, 208 sayfa, 2019

Carl Gustav Jung – Nietzsche’nin Zerdüşt’ü Üzerine Seminerler (2019)

Nietzsche’nin düşüncelerinin şimdi ne denli değerli ve vazgeçilmez olduğunu açık bir şekilde biliyoruz.

Oysa geçen yüzyılın başında dahi, Nietzsche ismi yakın çevresi dışında pek bilinmiyordu.

Örneğin 1925 yılında Amerika’daki popüler bir felsefe ders kitabında, 19. yüzyıl düşüncesinde Nietzsche’nin adı bile geçmiyordu.

Fakat bir süre sonra bu önemli isim nihayet keşfedildi, bu ilgi günümüzde de artarak devam ediyor diyebiliriz.

İşte Jung’un bu kitabı da, tam da Nietzsche’ye ilgi duyulmaya başlanan bir dönemde yazıldı.

Jung’un 1934-1939 arasında verdiği seminerlere dayanan kitap, filozofun en ünlü eserlerinden olan ‘Zerdüşt Böyle Buyurdu’ üzerine çok boyutlu bir bakışla odaklanıyor.

Kapsamıyla dikkat çeken kitap, düşünürün bu eserini irdelemekle kalmıyor, aynı zamanda Nietzsche’nin düşüncesini baştan sona kat ediyor ve en önemlisi de Nietzsche felsefesinin Batı düşüncesindeki özgünlüğü ve anlamı üzerine derin bir sorgulamaya girişiyor.

  • Künye: Carl Gustav Jung – Nietzsche’nin Zerdüşt’ü Üzerine Seminerler, 1934-1939, çeviren: Turgut Berkes, Alfa Yayınları, felsefe, 1326 sayfa, 2019