Jacques Rancière – Aisthesis (2019)

Neyin sanat, neyin sanat olmadığına kim karar verir?

Başka bir deyişle sanatsal algı ve yorum rejimi, tarih içinde nasıl dönüşüm geçirdi?

İşte Jacques Rancière’in bu önemli çalışması, her şeyden önce dört dörtlük bir sanatsal modernite tarihi olmasıyla dikkat çekiyor.

Rancière burada, estetiğin kurucu temellerini on dört epizot üzerinden açıklıyor ve böylece estetik rejiminin tarih boyunca nasıl radikal kırılmalardan geçtiğini gözler önüne seriyor.

Kimi zaman bir tiyatro temsili, kimi zaman bir sözlü sunum, bir sergi, bir müze veya atölye gezisi, bir kitap veya kimi zaman bir filmin piyasaya sürülüşü üzerinden ilerleyen Rancière, kitabında,

  • Sanatın algılanması, hissedilmesi ve yorumlanmasına ilişkin bir rejimin nasıl geliştiğini,
  • Gündelik hayatın en bayağı sanatsal figürlerinden konser salonu varyetelerine estetik algının nasıl dönüşümler geçirdiğini,
  • Sanatın, tekdüze hayat karşısında kendini nasıl olup da sürekli yeniden tanımlayıp geliştiğini,
  • Belli bir sanatsal tezahürün sanat paradigmalarında nasıl değişimlere neden olduğunu,
  • Kırık bir heykelin nasıl mükemmel bir sanat yapıtı haline geldiğini,
  • Bitli çocukların görüntüsünün nasıl olup da İdeal’in temsiline dönüştüğünü,
  • Takla atan palyaçoların nasıl şiirsel uzayda bir kaçışa işaret ettiğini,
  • Bir mobilyanın nasıl bir tapınağa, bir merdivenin bir karaktere, yamalı bir tulumun prenslere layık bir giysiye, bir tülün kıvrımlarının bir kozmolojiye nasıl dönüşebildiğini ve bütün bu olguların sanat/estetik denen alandaki yerini kapsamlı bir bakışla tartışıyor.

Rancière bütün bu konuları, genel olarak “sanatın estetik rejimi” başlığı altında ele alıyor.

  • Künye: Jacques Rancière – Aisthesis: Sanatın Estetik Rejiminden Sahneler, çeviren: Ayşe Deniz Temiz, MonoKL Yayınları, felsefe, 336 sayfa, 2019

Mutluhan İzmir – Öznenin Diyalektiği (2019)

Mutluhan İzmir’in  Hegel, Sartre ve Lacan’ı diyaloga soktuğu ‘Öznenin Diyalektiği’, yeni baskısıyla raflardaki yerini aldı.

İzmir’in çalışmasında, özne kavramının felsefede ve psikanalizde nasıl gelişim gösterdiğini enine boyuna irdeleniyor.

Sahnedeki oyuncunun ego olduğunu belirten İzmir, oyun yazarının ve ışıkları yönetenin de “öteki” olduğunu söylüyor.

Fakat yazara göre, “ego” da “öteki” de öznenin yapısının içinde yer alır ve özne doğal olarak bu unsurları içeren diyalektik bir bütündür.

Yazar bu bağlamda Hegel, Sartre, Freud ve Lacan’ın düşüncelerinde özne kuramında kendilik konusunun nasıl ele alındığını irdeliyor.

Çalışma özellikle şu soruların yanıtlarını arayanlar için önemli değerlendirmeler barındırıyor.

  • Özne kuramında bilinçle bilinçdışı nasıl bir bütüne işaret eder?
  • Öznenin “Öteki”yle kurduğu diyalektik ilişki nedir?
  • “Öteki” özne yapısının içinde nasıl işler?
  • “Öteki” ve ego birbirini nasıl etkiler?
  • Farklı ego görünümlerinin birbirlerine entegre edilip edilmemesi neden sağlıklı bir kişiliğin olmazsa olmazıdır?

Künye: Mutluhan İzmir – Öznenin Diyalektiği: Hegel, Sartre ve Lacan, İmge Kitabevi, felsefe, 501 sayfa, 2019

Line Faden-Babin ve Jakob Rachmanski – Kierkegaard ile Denizkızı (2015)

En mutlu kişilerden biri olması gerekirken, kendini büyük bir can sıkıntısıyla boğuşurken bulan Denizkızı ile onun derdine derman olmaya çalışan filozof Kierkegaard’ın karşılaşması.

Kitap bu karşılaşma ve devamında yaşananlardan yola çıkarak varoluşçu felsefenin temalarında aydınlatıcı bir gezintiye çıkıyor.

Kierkegaard, Denizkızı’nın yaşadığı umutsuzluğu çözümleyecek, bunu nasıl aşabileceği konusunda yol gösterecektir.

Line Faden-Babin ve Jakob Rachmanski’nin kitabı, Lucia Calfapietra’nın usta işi çizimleriyle zenginleşmiş.

  • Künye: Line Faden-Babin ve Jakob Rachmanski – Kierkegaard ile Denizkızı, resimleyen: Lucia Calfapietra, çeviren: Haldun Bayrı, Metis Yayınları

Andy Merrifield – Karşılaşma Siyaseti (2015)

Kent siyasetini, özellikle kent hakkıyla bağlantısı dâhilinde yeniden yorumlayan bir eser.

Andy Merrifield mekân siyaseti alanında uzun zamandır çalışıyor.

Merrifield’ın burada, Lefebvre ve Althusser’i diyaloğa sokması, kitabın en özgün yanlarından biri.

Yazar bu diyalogdan yola çıkarak Tahrir’den Gezi’ye ve Wall Street’e birçok örnek eşliğinde, bizi “kent hakkı” üzerine yeniden düşünmeye davet ediyor.

  • Künye: Andy Merrifield – Karşılaşma Siyaseti, çeviren: Soner Torlak, Tekin Yayınevi

Kolektif – Çağdaş Fransız Felsefesi (2019)

Çağdaş Fransız felsefesi hakkında iyi bir derleme.

Kitabı benzer türdeki çalışmalardan ayıran en önemli husus, hem konuyu çok daha geniş bir kapsamda irdelemesi hem de aynı zamanda bir felsefe tarihi çalışması olarak tasarlanması.

Kitapta, Paul Janet, Henri Bergson, Gabriel Marcel, Jacques Lacan, Jean-Paul Sartre, Emmanuel Levinas, Albert Camus, Paul Ricoeur, Gilles Deleuze, Michel Foucault, Jacques Derrida, Alain Badiou ve Jacques Rancière üzerine makaleler yer alıyor.

Kitaba katkıda bulunan isimler ise şöyle: Ülker Öktem, Ali Osman Gündoğan, Emrah Akdeniz, Faezeh Abedkouhi Akdeniz, Ogün Ürek, Cevriye Demir Güneş, Feyza Şule Güngör, Eren Rızvanoğlu, Kasım Küçükalp, Ufuk Bircan, Banu Alan Sümer, Murat Erşen ve Fatma Erkek.

Kitabı, çağdaş Fransız felsefesinin önde gelen aktörleri üzerine pratik bir çalışma arayanlara tavsiye ediyoruz.

  • Künye: Kolektif – Çağdaş Fransız Felsefesi, editör: Işıl Bayar Bravo, Hamdi Bravo ve Banu Alan, Phoenix Yayınları, felsefe, 392 sayfa, 2019

Frederick C. Beiser – Hegel’den Sonra (2019)

Daha önce Hegel felsefesini geniş bir perspektifte irdelediği ‘Hegel’ adlı kitabıyla bildiğimiz Frederick Beiser, şimdi de Hegel sonrası, yani 1840-1900 yılları arasında Alman felsefesinin gelişimini izliyor.

Bazı araştırmacılara göre, Hegel’in ölümünün ardından Alman felsefesi bir gerileme dönemine girmişti.

Onlara göre bu buzul çağında Almanlar, felsefe alanında dikkate değer herhangi bir çalışma ortaya koyamamıştı.

Beiser ise bu görüşe karşı çıkıyor ve özünde Alman felsefesinin bu dönemde çok aktif olduğunu ayrıntılı şekilde ortaya koyuyor.

Beiser, döneme has anlaşmazlık ve çatışma ortamının yüzyılın ikinci yarısını ilk yarısından daha ilginç kıldığını belirtiyor ve bunu somut örneklerle gözler önüne seriyor.

Bu çalışmanın da, yukarıda adını andığımız ‘Hegel’ kitabı gibi, yine açık ve canlı bir üslupla yazıldığını ve Hegel sonrası Alman felsefesi hakkında bizi aydınlatacak nitelikte olduğunu belirtelim.

  • Künye: Frederick C. Beiser – Hegel’den Sonra: 1840-1900 Yılları Arasında Alman Felsefesi, çeviren: Soner Soysal, Hil Yayın, felsefe, 256 sayfa, 2019

Arthur Schopenhauer – Din Üzerine (2009)

‘Din ve Felsefe’de Arthur Schopenhauer, ikisi de sürekli hakikatin izini sürmüş din ve felsefe ilişkisine odaklanıyor.

Din konusu, Schopenhauer düşünüldüğünde dikkat çekicidir.

Zira onun dünya görüşünün görece idealist, fakat mutlak derecede realist olduğunu biliriz.

Kitapta, filozofun inanç ve bilgi; vahiy; Hıristiyanlık; eski ve yeni mezhepler, teizm ve panteizm gibi konuları irdeleyen metinleri yer alıyor.

Ünlü Alman filozof, tarih boyunca birbirine rakip olmuş, birbirini yenmeye çalışmış iki alanı, kendine has bakış açısıyla yorumluyor.

  • Künye: Arthur Schopenhauer – Din Üzerine, çeviren: Ahmet Aydoğan, Say Yayınları, felsefe, 176 sayfa

Alfred North Whitehead – Bilim ve Modern Dünya (2018)

Bilim alanında 17. yüzyılda hız kazanan gelişmeler, modern Batı kültürü ve düşünüşünü nasıl etkiledi?

Alfred North Whitehead’in 1925’te Harvard’ta verdiği derslere dayanan elimizdeki klasikleşmiş yapıtı, bu soruya tatmin edici yanıtlar verdiği gibi, bizi Batı düşünce dünyasının son yüzyıllarında aydınlatıcı bir yolculuğa çıkarıyor.

Her şeyden önce çok iyi bir bilim felsefesi olan çalışma, bilim, felsefe ve yaşam arasındaki ilişkiler konusunda dikkat çekici saptamalar barındırıyor.

Whitebread, söz konusu dönemde, bilimin, yaşam ve varlık kavrayışımızda nasıl devrimci nitelikte değişim yarattığını ve bunun aynı zamanda din ve sanat algımızı nasıl biçimlendirdiğini kapsamlı şekilde tartışıyor.

Modern dünyanın yakın geçmişteki bilimsel zihniyeti hakkında ufuk açıcı bir tartışma arayanlara çalışmayı öneriyoruz.

Kitaptan iki alıntı:

❝Felsefe, işçiler taşı yerinden oynatmadan önce katedraller inşa eder, elementler bu katedrallerin kemerlerini aşındırmadan önce onları yok eder. Tinin inşa ettiklerinin mimarı ve muhribidir; çünkü tinsel olan maddi olandan önce gelir.❞

❝Düşünce çağlar boyunca uykuda bekler ve sonra insanlık, adeta birdenbire, kendini kurumlar içerisinde cisimleştirdiğini fark eder.❞

  • Künye: Alfred North Whitehead – Bilim ve Modern Dünya, çeviren: Sercan Çalcı, Öteki Yayınevi, bilim, 276 sayfa, 2018

John Rawls – Siyasal Liberalizm (2019)

John Rawls, 21. yüzyılın en önemli siyaset felsefecilerinden ve liberal görüşün önde gelen savunucularından.

Düşünürün, bizde ilk baskısı 2007’de yapılan ve şimdi yeni bir baskıyla raflardaki yerini alan bu kitabı, kendisinin ‘Bir Adalet Kuramı’ adlı eserinde sunduğu, hakkaniyet olarak adalet fikrini gözden geçiriyor ve bu fikrin felsefi yorumunu değiştiriyor.

Rawls, istikrarlı, temel ahlaki inançları açısından görece homojen, iyi yaşamın ne olduğu konusunda geniş tabanlı bir uzlaşmaya varmış “iyi düzenlenmiş bir toplumu” varsayıyor.

Ancak modern demokratik toplumlarda uyuşmaz ve uzlaşmaz dinsel, felsefi ve ahlaki doktrinlerin bulunduğunu belirten Rawls, demokrasinin bu aşamada nasıl yaşatılabileceğine odaklanıyor.

Rawls’a göre, bu ideal, herhangi bir siyasal ideal ve ahlâkî tutumun üzerindedir ve özünde de benimsemiş oldukları makul doktrinlerle birbirlerinden farklılaşmış eşit ve özgür yurttaşlar arasında sosyal düzeni, adaleti ve dayanışmayı sağlayacak niteliktedir.

Yazara göre bunun gerçekleşmesi için de, toplumun temel yapıları siyasî bir adalet kavramıyla düzenlenmelidir, bu siyasî kavram makul kapsamlı doktrinler arasında örtüşen bir görüş birliğine sahip olmalıdır ve anayasal esaslar ve temel adalet sorunları mevzubahis olduğunda kamusal tartışmalar bu siyasî adalet kavramına uygun olarak yapılmalıdır.

Rawls’un çalışması, kendisinin 1971’de yayımlanan ve büyük tartışma yaratan ‘Bir Adalet Kuramı’ adlı eserinin devamı olarak okunmalı.

Kitabın sonunda ise, yazarın ölümüyle yarım kalan “Kamusal Aklın Yeniden Ele Alınması” adlı makale de yer alıyor.

  • Künye: John Rawls – Siyasal Liberalizm, çeviren: Mehmet Fevzi Bilgin, İstanbul Bilgi Üniversitesi Yayınları, siyaset felsefesi, 534 sayfa, 2019

Mario Perniola – Sanat ve Gölgesi (2015)

Mario Perniola, bu önemli çalışmasında çağdaş bir sanat felsefesinin olanakları üzerine derinlemesine düşünüyor.

Kitapta,

  • Bugünün sanat deneyiminde gerçekçiliğin geri dönüşü,
  • Geleneksel estetiğin iki temel görüşü olarak “yapıt” ve “haz”,
  • Andy Warhol figürü ve etkileri,
  • Didaktik filmin sınırlarını aşan, buna karşılık gerçekliğin tam temsilini sunmak gibi saf bir iddiada bulunmayan felsefi bir sinemanın olabilirliği,
  • Ve sosyolojik araştırmalara göndermelerle günümüz sanatının durumu gibi ilgi çekici konular tartışılıyor.

Künye: Mario Perniola – Sanat ve Gölgesi: Sanattan Geriye Ne Kaldı? çeviren: Kemal Atakay, İletişim Yayınları, sanat, 118 sayfa, 2015