Naomi Klein – Doppelganger (2024)

2024 Women’s Nonfiction Ödülü’nü kazanan ‘Doppelganger’, internetin aynalar dünyasındaki abartılı yansımaları, kaybolan gerçeklik hissinin yol açtığı baş dönmesini anlatıyor.

Sosyal medyanın kör kuyularında saatler kaybeden, siyasetin günbegün kirlenmesini dert edinen kafa karışıklığı ve yılgınlık içindeki insanları bir an önce silkinmeye, birlik olmaya ve olumlu şeyler adına mücadeleye davet ediyor.

‘Şok Doktrini’, ‘Bu Her Şeyi Değiştirir’ ve ‘No Logo’ gibi, belli dönemlere tanım getiren çoksatarların yazarı Naomi Klein tuhaf bir sorunla yüz yüze gelir: Kendisiyle aynı adı taşıyan ve fiziksel olarak ona benzeyen ancak büsbütün farklı düşüncelere sahip bir kadınla sürekli karıştırılmaktadır.

Gittikçe büyüyen bu sorun karşısında yolunu kaybetme tehlikesi yaşayan yazar bir taraftan da şüpheli ikizinin takipçilerinin tehditleri ve aşağılamalarına maruz kalır.

Kendini adeta tekinsiz bir “doppelganger” hikâyesinin içinde bularak insanların kolayca aşırı uçlara gitmesi, kimliklerin giderek tutarsızlaşması ve bölünmesi üzerine düşünmeye başlar.

Böylece komplo teorilerinin havada uçuştuğu, sosyal medya fenomenlerinin nefret kusan aşırı sağ propagandacılarla birlikte saf tuttuğu, aşı-karşıtları ve demagogların ayna dünyalarında bulur kendini.

Kanıksayıp bir parçası olduğumuz günümüz kültürünün üzerindeki örtüyü yavaş yavaş kaldıran Klein tarihin gerçeküstü bir anına tanıklık ettiğini fark eder.

Bir yanda birer sanal marka haline gelmek için çırpınan, rekabetçiliğin, ayrımcılığın, iptal kültürünün katı bir bencilliğe sevk ettiği insanlar vardır.

Bir yanda da yalanların daha da hızlı yayıldığı, her bir köşesinde demokrasinin ağır darbeler aldığı, iklim krizinin, savaşların hükmündeki bir dünya…

Dijital çağın kimlik, gerçeklik ve toplum üzerindeki etkilerini derinlemesine inceleyen düşündürücü bir eser.

  • Künye: Naomi Klein – Doppelganger: Ayna Dünyaya Yolculuk, çeviren: Ebru Kılıç, Yapı Kredi Yayınları, inceleme, 416 sayfa, 2024

Andrew Baruch Wachtel, Ilya Vinitsky – Rus Edebiyatı (2024)

Andrew Baruch Wachtel ve Ilya Vinitsky’nin imzasını taşıyan bu etkileyici eser, okurlara Rus kültürü ve edebiyatının tarihsel gelişimini disiplinlerarası bir bakış açısıyla sunuyor.

Korkunç İvan’dan Büyük Petro’nun reformlarına, 19. yüzyılın altın çağından Sovyet dönemine kadar uzanan bir panoramayla, edebiyatın toplumsal ve siyasi bağlamlarını derinlemesine inceliyor.

Ayrıca modernizm, avangard hareketler ve sembolizm üzerine yaptığı özgün analizlerle, edebiyatın bireysel ve ulusal kimlik inşasındaki rolünü de gözler önüne seriyor.

Dostoyevski, Tolstoy, Çehov gibi kanonik isimlerin yanında Vasili Jukovski, Andrey Bely ve Andrey Platonov gibi daha az bilinen, ancak edebiyat dünyasında büyük öneme sahip yazarları da kadrajına alarak Rus edebiyatının dönüşüm evrelerini bütüncül bir perspektifle inceleyen eser, araştırmacılar ve edebiyat tutkunları için vazgeçilmez bir başvuru kaynağı.

Orta çağlardan günümüze kadar Rus edebiyatının tüm önemli dönemlerini ve yazarlarını kapsayan kitap, sadece edebi metinleri değil, aynı zamanda bu metinlerin ortaya çıktığı tarihsel, kültürel ve sosyal bağlamları da inceliyor.

  • Künye: Andrew Baruch Wachtel, Ilya Vinitsky – Rus Edebiyatı, çeviren: Ali Karakaya, Vakıfbank Kültür Yayınları, inceleme, 464 sayfa, 2024

Kolektif – Bilge Karasu’yu Düşünmek (2024)

Kasım 2023’te gerçekleştirilen Bilge Karasu Günleri’nde sunulmuş bildirilerin yer aldığı kitap, yazar, düşünür ve çevirmen olarak Bilge Karasu’yu bugün okuyan, değerlendiren, bağlamına oturtan farklı kuşaklardan yazar ve araştırmacıların anı, görüş ve incelemelerini bir araya getiriyor.

Karasu’nun Türkçe hakkındaki değerlendirmelerinden edebiyat tarihimizde kapladığı yere ve üslup özelliklerine, şiirlerinden resim ve müzik hakkındaki görüşlerine, metinlerinin diğer sanatlarla ilişki içinde okunmasına ve elbette anlatılarının farklı yöntem ve bakış açılarıyla çözümlenmesine uzanan yazıların, yaşamöyküsüyle ilgili araştırmaların Karasu okumalarına, onun hakkındaki araştırma ve incelemelere zenginlik katacağını umuyoruz.

Kitaba katkıda bulunan isimler söyle: Abdullah Ezik, Arif Tapan, Cemile Odunkıran, Çağatay Yılmaz, Fatma Berna Yıldırım, Hakan Yücefer, Hasan Turgut, Işılay Kara Tekgül, İmren Gece Özbey, İsa İlkay Karabaşoğlu, Kerem Eksen, Murat Cankara, Murat Özyaşar, Murathan Mungan, Pelin Buzluk, Sema Kaygusuz, Seray Çalışkan, Sylvain Cavaillès, Şerif Eskin, Tansu Açık, Tevfika İkiz, Tunç Tayanç.

  • Künye: Kolektif – Bilge Karasu’yu Düşünmek, hazırlayan: Savaş Kılıç, Seval Şahin, Metis Yayınları, inceleme, 344 sayfa, 2024

Wolfgang Schivelbusch – Nesnelerin Tükenen Hayatı (2024)

Ayak uzun süre yürürse, giydiği ayakkabıyı deforme eder, bir kalıp gibi şeklini kendine uydurur; bazen de ayakkabı ayağı vurur, su toplamasına, hatta nasır tutmasına neden olur.

Wolfgang Schivelbusch insanla eşya arasındaki ilişkiyi hem böyle her gün deneyimleyebileceğimiz örnekler hem de felsefenin derinlikli kuramları yardımıyla, tüm yönleriyle ele alıyor.

Yaratma, üretim, kullanım, tüketim ve yok etme döngüsü üzerinden, insanın nesnelerle kurduğu bağı inceliyor.

Schivelbusch, ‘Nesnelerin Tükenen Hayatı’nda insanla eşya arasındaki bu karşılıklı ilişkiyi düşün ve bilim tarihi boyunca izleyerek uygarlığımızın ve modern ekonomilerin kökenine dair çarpıcı görüler sunuyor.

Kapsamlı tarihsel analizleriyle okurunu, gündelik hayatımızın eşyalarına yeni bir gözle bakmaya davet ediyor.

Schivelbusch, nesnelerin sadece işlevsel araçlar olmadığını, aynı zamanda duygusal bağlar kurduğumuz, kimliğimizi yansıttığımız ve toplumsal statümüzü belirleyen semboller olduğunu vurguluyor.

Yazar, tüketim davranışlarının altında yatan psikolojik nedenleri inceler. İhtiyaçların ötesinde tüketme eğilimimizi, toplumsal baskılar, özdeşleşme ihtiyacı ve mutluluk arayışı gibi faktörlerle ilişkilendirir.

Schivelbusch, tüketim kültürünün tarihsel bir süreç içinde nasıl şekillendiğini göstermekte.

Sanayi Devrimi, modernitenin yükselişi ve reklamcılığın etkisi gibi faktörlerin tüketim alışkanlıklarımıza olan derin etkilerini analiz eder.

Yazar, tüketim kültürünün bireysel ve toplumsal kimlikler üzerindeki etkilerini, çevresel sorunlara olan katkılarını ve eşitsizliklerin artmasındaki rolünü tartışıyor.

  • Künye: Wolfgang Schivelbusch – Nesnelerin Tükenen Hayatı: Tüketim Üzerine Bir Deneme, çeviren: Neslihan Azeri, Kolektif Kitap, inceleme, 176 sayfa, 2024

Jennifer Nagel – Bilgi (2024)

  • Bilgi nedir?
  • Bir şeyin doğru olduğunu düşünmek ile gerçekten doğru olduğunu bilmek arasındaki fark nedir?
  • Bilgi ve hakikat ilişkisi nasıl bir ilişkidir?
  • Görme ve işitme gibi duyularımızın sağladığı bilgi soyut akıl yürütmenin sağladığı bilgi gibi midir?
  • İddia ettiğimiz şeyi biliyor sayılmak için iddiamızı gerekçelendirebilmemiz gerekir mi?

Bu ve benzeri kadim sorular çerçevesinde bilgi felsefesindeki temel sorunları ve paradoksları ele alan Jennifer Nagel çağdaş filozofların mantık, dilbilim ve psikolojiden de yararlanarak açtıkları yeni yolları da tartışıyor.

  • Künye: Jennifer Nagel – Bilgi, çeviren: Ebubekir Demir, İş Kültür Yayınları, inceleme, 152 sayfa, 2024

Marina Warner – Yabancı Büyü (2024)

Mitlerin, peri masallarının ve halk hikâyelerinin önde gelen araştırmacılarından Marina Warner, Binbir Gece Masalları’nın büyük yolculuğuna hasrettiği bu çalışmasında hikâyeleri derin bir kazıya tabi tutuyor.

Anlatının Batılı okura musallat oluşunu pek çok açıdan ele alıyor ve bu hikâyelerden yola çıkıp yeni dünyalar yaratan yazarlarla yönetmenlere işaret ederek çağdaş deneyimin büyülü temellerine bir kez daha tanıklık etmemizi sağlıyor.

‘Yabancı Büyü’de ayrıca Doğu ile Batı arasında vuku bulmuş fakat pek dikkate alınmamış kültürel alışverişler de ortaya konuyor ve gün yüzüne çıkarılıyor.

  • Künye: Marina Warner – Yabancı Büyü: Büyülü Anlar ve Binbir Gece Masalları, çeviren: Funda Başak Dörschel, Berna Kılınçer, Alfa Yayınları, inceleme, 664 sayfa, 2024

Slavoj Žižek – Deli Dünya (2024)

Slovoj Žižek’in bahsettiği “Deli Dünya” psikiyatrik bir delilikten ziyade, toplumların küresel kapitalist sistemdeki koordinatlarını ve yönünü teşhis etme kabiliyetini yitirdiği bir delilikle malul.

Sağ ve sol ayrımının siyasal yapılardaki belirleyici niteliğini kaybettiği bir zamanda üzerimize çullanmış onca kriz ve beladan nasıl sağ çıkabiliriz sorusu ise, bu koleksiyonun tematik çatısını oluşturuyor.

Son birkaç senede çeşitli yayınlarda yer bulmuş bu yazılar, onun teorik satırlarındaki opaklıktan çekinenler için de isabetli bir başlangıç noktası niteliğinde.

  • Künye: Slavoj Žižek – Deli Dünya: Savaş, Filmler ve Seks, çeviren: Fırat Çakkalkurt, Okuyanus Yayınları, inceleme, 188 sayfa, 2024

H. D. F. Kitto – Yunan Tragedyası (2024)

Kitto, Yunan Tragedyası’nda, Yunan oyun yazarının, büyük ahlaki ve entelektüel sorunlarla uğraşmasına rağmen, her şeyden önce bir sanatçı olduğunu ve klasik Yunan tiyatrosunu anlamanın anahtarının her oyunun trajedi anlayışını yakalamaya çalışmak olduğunu savunuyor.

Bu nedenle, “Oyun yazarının aslında şu ya da bu konuda ne söylediğini değil ne söylemeye çalıştığını soracağız,” diyerek Aiskhylos, Sophokles ve Euripides’in oyunlarının parlak bir analizi aracılığıyla bu yazarların kalıcı sanatsal ve edebi ustalığını aktarıyor.

‘Yunan Tragedyası’, Yunan tiyatrosunun biçim ve üslubundaki gelişmeleri kaydetmekle kalmıyor, bu değişikliklerin nedenlerini analiz ediyor, kuşaklar boyu Yunan tiyatrosuyla ilgili tartışılan konularda tüm edebiyatseverler için yeni ve aydınlatıcı bir bakış açısı sunuyor.

  • Künye: H. D. F. Kitto – Yunan Tragedyası: Bir Edebiyat İncelemesi, çeviren: Deniz Türker, Alfa Yayınları, inceleme, 440 sayfa, 2024

Ayhan Yalçınkaya – Alevilikte Toplumsal Kurumlar ve İktidar (2024)

Elinizdeki kitap, imam-hatip liseleriyle, yüksek İslam enstitüleriyle, ilahiyat fakülteleriyle kuşatılmışken, üniversitelerde Alevilik çalışmalarının laikliğe aykırı kabul edildiği, Aleviliğin –o da adı anılmaksızın- “halk inançları, gelenekleri, görenekleri, adetleri”yle ancak folklorun konusu olabildiği bir dönemde, bu alanların dışında, Alevilik üstüne adlı adınca bir üniversitede yazılmış ilk tez olmasa da, ilklerden biridir.

Ama sosyal bilimler alanında Türkiye’nin en köklü kurumlarından biri olan Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi’nde ve genel olarak siyaset bilimi alanından Aleviliğe yönelen ilk çalışmadır.

Bu kitap, Aleviliği ilk kez bir siyaset bilimi konusu haline getirirken aynı zamanda, yine ilk kez, Alevilerin toplumsal kurumlarına yönelerek bu kurumların inşa ettiği devlet-dışı bir siyasallığın ya da siyasal bünyenin varlığına ilişkin iddialar ileri süren bir çalışmadır.

Kitap, göbek bağı “devletlu siyasetle” kesilenlerin karşısına devlet-dışı bir siyasallığın mümkün olduğu ve bu imkânın da Alevi topluluklar içinde hala yaşadığı, Aleviliğin tarih boyunca karşılaştığımız muhalif niteliğinin de tam burada aranması gerektiği savıyla çıkmaktadır.

Ancak bu sav doğrultusunda, elinizdeki kitap bir Alevilik övgüsü değildir.

Bu çalışma ele aldığı nesnenin yanında saf tutmakla birlikte nesnesine teslim olmayan bir tutumu benimsiyor, Aleviliğin kaybettiklerinin ve bu kayıpların ne gibi sonuçlara yol açtığının bir çetelesini tutuyor ve “Arkaik Aleviliğe” ilişkin teorik bir soyutlamadan hareketle günümüz Aleviliğine ve Alevilerine eleştiriler yöneltiyor.

Yazar, bu baskı için kaleme aldığı “Otuz Yıl Önce, Otuz Yıl Sonra” başlıklı bölümde Alevi hareketinin kat ettiği otuz yılı da gözeterek “aksilanet” bir yüksek lisans tez jürisi üyesi gibi, otuz yıl önce yazdıklarının bir öz değerlendirmesini ve eleştirisini yapıyor.

  • Künye: Ayhan Yalçınkaya – Alevilikte Toplumsal Kurumlar ve İktidar, Dipnot Yayınları, inceleme, 312 sayfa, 2024

Kolektif – Bilginin Tarihî Serüveni (2024)

  • Erken modern dönemde farklı kıtaların, ülkelerin hatta şehirlerin sınırları nasıl aşılıp da insanlar bilgi sahibi olabiliyordu?
  • Bu dönemin insanları için ortak bir bilgiden bahsedilebilir mi?
  • Her coğrafya bilinmeyen bir evren miydi, yoksa tüm kısıtlara rağmen erken modern dönemde insanlar sınırları aşan ağlar kurabiliyor muydu?

Sıradan insanlar, bilim insanları ve devletler arasında bilginin nasıl üretildiğini anlatan bu eser, bilginin hangi aracılar eliyle nasıl dönüştüğünü etkili şekilde gözler önüne seriyor.

Ticaret, diplomasi ve bilimin ilerlemesini sağlayan bilgi ağlarını örmelerine rağmen göz ardı edilen aktörler, aslında dünyanın birbirini tanımasını sağlıyordu.

  • Fakat bu aktörler elde ettikleri bilgileri kime nasıl aktarıyorlardı?

Avrupa, Asya, Osmanlı İmparatorluğu ve Amerika kıtaları arasında kurulan bilgi ağları üzerinden bilginin tarihini sunan bu kitap, erken modern dönemin küresel tarihine dair de yeni pencereler aralıyor.

  • Künye: Kolektif – Bilginin Tarihî Serüveni: Erken Modern Dünyada Bilimsel Ağlar, derleyen: Paula Findlen, çeviren: Akın Emre Pilgir, Fol Kitap, inceleme, 600 sayfa, 2024