Hüseyin Özlük – Gözlerimi İstiyorum Komutanım (2008)

Hüseyin Özlük, Güneydoğu’da, bir mayını etkisiz kılmaya çalışırken, mayının patlaması sonucu gözlerini kaybetti.

Kendisinin ‘Gözlerimi İstiyorum Komutanım’ isimli bu anı kitabı da, o süreçte yaşadıklarına yer veriyor.

Özlük’ün yaşadıklarını, bir askerden ziyade bir insan olarak dile getirmesi, kitabı etkileyici kılan başlıca unsur.

“Yeter artık. Bu kanı durdurun. Bana gözlerimi geri veremezsiniz. Bari başkalarına bu acıları yaşatmayın…” diyen Özlük’ün kitabı, bu süreçte yaşadıklarını, olaydan sonraki rehabilitasyon aşamasını ve hayata yeniden tutunabilmek için verdiği olağanüstü çabayı anlatıyor.

Kitap, benzer olayları yaşamış olanlar için moral dayanaklar sunmasıyla da önemli.

  • Künye: Hüseyin Özlük – Gözlerimi İstiyorum Komutanım, Bilgi Yayınevi, anı, 263 sayfa

Normand Baillargeon – Aklın ve Bilimin Işığında Eleştirel Düşünme Kılavuzu (2017)

Eleştirel düşünme, kuşkusuz şahsi bir yetenek.

Fakat bu yeteneğin ortaya çıkıp gelişmesi, demokrasi ile doğrudan ilişkili.

Zira demokratik toplumlarda insanlar düşüncelerini daha rahat, hiçbir baskı altında kalmadan ifade etme özgürlüğüne sahiptir.

Baskının olmadığı yerde birey de kendini daha rahat hisseder ve böylece düşüncesi eleştirel, ilerici bir nitelik kazanır.

Normand Baillargeon’un elimizdeki bu önemli kitabı, bize nasıl eleştirel düşünebileceğimizi adım adım anlatıyor.

Kitabın nitelikli oluşunu sağlayan başlıca husus, öncelikle bizi iktidarın ve medyanın manipülasyonlarından korunma yol ve yordamlarını göstermesi.

Yazar, köprü başını tutmuş, her yere sinmiş bu iki çıkar odağının, bizi yönlendirdikleri ve manipüle ettiklerini anlamak için hangi soruları soracağımızı adım adım açıklıyor.

Dil, mantık, görüntü ve ideolojilerin bizi nasıl tuzağa düşürdüğünü daha iyi kavramak ve ussal yöntemlerle bu engelleri nasıl alt edebileceğimizi görmek isteyenler için tam bir başucu kılavuzu.

  • Künye: Normand Baillargeon – Aklın ve Bilimin Işığında Eleştirel Düşünme Kılavuzu, çeviren: İbrahim Yıldız, Dipnot Yayınları, siyaset, 280 sayfa

 

Güngör Uras – Sanayileşecektik Büyüyecektik N’oldu Bize? (2017)

Dünyada 4. Sanayi Devrimi’nin başladığı söyleniyor.

Peki, biz niye hâlâ birincisini beceremedik.

Güngör Uras’tan, Osmanlı’dan başlayarak Cumhuriyet döneminde ekonomide olan biteni, bilhassa sanayileşme çabalarını merkeze alarak irdeleyen bir rehber.

Kitap, Uras’ın gazete yazılarında yıllardır karşımıza çıkan hayali karakteri Ayşe Teyze’nin soruları ekseninde ilerliyor.

Uras, yalnızca don gömlek, su borusu, hela taşı üretimine dayalı bir üretim yapısına mahkûm olmamamız, dünya pazarında talebi olan mallar üretmemiz gerektiğini söylüyor.

Kitapta,

  • Osmanlı’dan bize kalan kötü mirasın sonuçları,
  • Milli Mücadele dönemi güçlüklerinin ekonomiye ve sanayileşmeye yansımaları,
  • Cumhuriyet’in ilk yıllarından bugüne yaşanan siyasi sorunların büyüme önünde yarattığı engeller,
  • Özelleştirme ile sanayi kuruluşlarının yok edilmesinin bedelleri,
  • Tarım ve hayvancılığın yapısının özelleştirmeyle yıkılışı,
  • Sanayileşme ve büyümenin önündeki yapısal engeller,
  • Ve El koyma ve kaçırtmaların yatırım ve servet birikimine olumsuz etkileri, kitapta ayrıntılı bir şekilde ele alınan kimi konular.

Çalışma, var olan sorunları saptadığı gibi, bunların aşılması için hangi yollara başvurulması gerektiği konusunda kimi öneriler de sunuyor.

  • Künye: Güngör Uras – Sanayileşecektik Büyüyecektik N’oldu Bize?, Doğan Kitap, ekonomi, 168 sayfa

Mustafa Suphi Erden – Türkiye ve İran’da Vatandaşlık ve Etnisite (2017)

Türkiye ve İran gibi hem çok farklı hem de fazlasıyla benzer tarihi, siyasi ve toplumsal özelliklere sahip iki ülke, uzunca bir zamandır birbiriyle karşılaştırılıyor.

Mustafa Suphi Erden’in elimizdeki bu nitelikli çalışması, iki ülkeyi tarihsel, siyasi ve sosyolojik yönleriyle karşılaştırmasıyla, bu konuya ilgi duyanları cezbedecek nitelikte.

İkisi de otoriter modernleşme temelinde yola çıkan Atatürk ile Rıza Şah’ın hedefleri, ne oldu da birbirinden ayrıştı?

Erden’in dört bölümden oluşan kitabının ilk iki bölümü, Türkiye ve İran’ın modern tarihlerini irdeliyor.

Kitabın üçüncü ve dördüncü bölümleri de, İran ve Türkiye’nin devlet oluşumları ile vatandaşlıklarının kapsamlı karşılaştırılmasından oluşuyor.

Bu bölümlerde,

  • İran ve Türkiye’nin imparatorluk mirasları,
  • İki ülkenin muhalefet odaklarının özellikleri,
  • Ulema, esnaf, aktif sosyal güçler, aşiretler ve politik sol gibi, sosyal güç ağları,
  • İran ve Türkiye’de modernleşme reformları,
  • İran ve Türkiye’de vatandaşlık hakları,
  • Ve yönetim stratejileri gibi pek çok konu irdeleniyor.

Çalışma, bu ilgi çekici konuların yanı sıra, İran ve Türkiye hakkındaki temel iddiaları da tartışıyor ve yakın zamanda iki ülkeyi bekleyen olası sorunları da saptıyor.

  • Künye: Mustafa Suphi Erden – Türkiye ve İran’da Vatandaşlık ve Etnisite, İstanbul Bilgi Üniversitesi Yayınları, sosyoloji, 324 Sayfa

Judith Butler ve Athena Athanasiou – Mülksüzleşme (2017)

Feminist kuramcı Judith Butler, felsefi çalışmalarıyla ve özellikle de etik ve siyaset, feminizm, toplumsal cinsiyet, bedensellik, kuir aktivizm, normatif şiddet gibi alanlardaki önemli katkılarıyla bilinen, günümüzün önde gelen entelektüellerinden.

Feminist kuram ve radikal toplumsal düşünceye odaklanan Athena Athanasiou ise Luce Irigaray, Martin Heidegger ve Michel Foucault’nun yapıtlarına getirdiği özgün perspektiflerle bilinen bir isim.

İşte elimizdeki bu kitap, iki ismin 2009’da başlayıp toplantılarla, söyleşilerle ve mektuplarla süren uzun soluklu diyaloglarının neticesi.

Yunanistan’da SYRIZA’nın neoliberal politikalara karşı güçlü bir muhalefet ortaya koyduğu, aynı zamanda Mısır Devrimi’nin en yoğun günlerini yaşadığı bir döneme rastlayan bu diyaloga, söz konusu gelişmelerin rengini verdiğini de bilhassa belirtelim.

Çeşitli hareketlere, gösterilere ve eylemlere değinen yazarlar, kendi uzmanlık alanlarının yanı sıra Heidegger’in teknoloji eleştirisinden, Foucault’nun biyopolitika yaklaşımından, Irigaray’ın çalışmalarından ve hatta Yunan mitlerinden yola çıkarak,

  • Performatif siyasetin ne anlama geldiğini,
  • Yeni direniş imkânlarının neler olduğunu,
  • Siyasal hareketliliğin yeni biçimlerini,
  • Devlet ırkçılığını,
  • Ve kamusal yası, ayrıntılı bir şekilde tartışıyor.

Künye: Judith Butler ve Athena Athanasiou – Mülksüzleşme, çeviren: Başak Ertür, Metis Yayınları, felsefe, 200 sayfa

Adil Okay – 12 Eylül ve Filistin Günlüğü (2008)

’12 Eylül ve Filistin Günlüğü’, 12 Eylül darbesi yapıldıktan sonra Lübnan’a kaçan ve orada İsrail-Filistin savaşına tanık olan Adil Okay’ın, burada bulunduğu bir buçuk yıllık zaman dilimi içinde tuttuğu günlüğünden oluşuyor.

Günlük, kaleme alındığı zaman dilimi içerisinde, hem 12 Eylül darbesini hem de Filistin’de yaşanan savaşı, o zamanlar henüz yirmili yaşlarının ortalarında bir genç olan Okay’ın gözlerinden anlatıyor.

Okay’ın günlüğü, Türkiye’nin sıkıntılı yakın dönemine dair önemli ayrıntılar sunduğu kadar, aynı zaman diliminde, en çatışmalı dönemlerini yaşayan Güney Lübnan’daki Filistin kamplarında yaşananlara dair tanıklığını sunmasıyla da ilgi çekiyor.

  • Künye: Adil Okay – 12 Eylül ve Filistin Günlüğü, Ütopya Yayınları, günlük, 301 sayfa

Ian Robertson – Zafer Sarhoşluğu (2014)

Gücün beyin üzerindeki etkilerini araştıran Ian Robertson, liderlerin beyinlerinde testosteronu artıran gücün, antidepresan ve kaygı giderici özelliklere sahip olduğunu söylüyor.

Gücün denetlenmemesinin, kaçınılmaz olarak beynin işlevlerini çarpıtarak yargı bozukluğu ve risklere karşı kör olmaya yol açacağını savunan Robertson, gücün denetlenmesinde serbest seçimler, liderler için sınırlı görev süresi, özgür basın ve bağımsız yargının ne denli elzem olduğunu gözler önüne seriyor.

  • Künye: Ian Robertson – Zafer Sarhoşluğu, çeviren: Samet Öksüz, Say Yayınları, psikoloji, 327 sayfa

Haldun Derin – Çankaya Özel Kalemini Anımsarken (2017)

Haldun Derin, Atatürk, İsmet İnönü ve Celal Bayar’ın cumhurbaşkanı oldukları dönemde Çankaya Köşkü’nde Cumhurbaşkanlığı Özel Kalem Müdürlüğü yapmıştı.

Cumhurbaşkanı Atatürk’ün Kalemi Mahsusası’nda Şifre İkinci Kâtipliği ile bu göreve başlayan Haldun Derin’in Çankaya anıları, 1945’te İnönü’nün Kalemi Mahsus Müdürü oluşuyla devam ediyor ve ardından Bayar’ın dönemine uzanıyor.

Üç cumhurbaşkanı ve üç dönemin atmosferini, o dönemlerin ileri gelenlerini renkli bir üslupla anlatan Derin, anılarında yalnızca 1930’lu ve 1940’lı yıllarda gördüklerini ve gözlemlerini aktarmıyor, aynı zamanda muhteşem Türkçesiyle bize okurken zevk alacağımız edebi bir tat da armağan ediyor.

Derin gibi, Cumhuriyet’in o erken yıllarında yetişen nesilden şu an aramızda bulunan kimse kalmadı.

Dolayısıyla yazarın elimizdeki anıları da, o döneme dair bilinmeyenleri aydınlatmalarıyla ayrıca önemli ve de anlamlı.

  • Künye: Haldun Derin – Çankaya Özel Kalemini Anımsarken, yayına hazırlayan: Cemil Koçak, Doğan Kitap, anı, 384 sayfa

Vijay Prashad – Ulusun Ölümü ve Arap Devrimi’nin Geleceği (2017)

Bir emekçi devrimi olarak ortaya çıkan Arap Baharı, nasıl oldu da mezhepçi bir boğazlaşmaya dönüştü?

Trinity College’de profesör olan Vijay Prashad, bu önemli çalışmasında, rejim değişikliği felsefesini, Irak’ın mahvedilmesinden Libya’nın harap edilmesine, sahada kendini gösterdiği şekliyle izliyor.

Prashad’ın burada ifade ettiği şekliyle rejim değişikliği, silahlı eylemleri tanımlamaktan ziyade, IMF ve Dünya Bankası’nın dayattığı ekonomik kemer sıkma politikalarını ve mezhepçiliği kışkırtan sosyo-politik gündemleri de kapsamakta.

Yazar, yukarıdaki sorunun yanıtını ararken, bölgesel sorunlara tarihsel bir perspektiften bakıyor ve devrimin sönümlenmesine neden olan faktörlerin sağlam bir analizini ortaya koyuyor.

Kitap Arap Devrimlerinin akıbetini Ortadoğu boyunca adım adım izlerken, aynı zamanda IŞİD’in anatomisini, Türkiye’de AKP iktidarının başını çektiği karşı devrim kampını ve buna karşı mücadele edişte önemli bir güç olarak Rojava Devrimi’nin ortaya koyduğu olanakları da derinlemesine inceliyor.

Prashad, her ne kadar Arap Devrimi’nin artık sönümlenmiş olduğunu ortaya koysa da, ekonomik ve toplumsal eşitsizlikleri ortadan kaldıracak, farklılıkları içeren ve kucaklayıcı bir kültürel bakış açısına sahip bir geleceğin kurulmasının imkânlarının da elimizin altında bulunduğunu düşünmekte.

  • Künye: Vijay Prashad – Ulusun Ölümü ve Arap Devrimi’nin Geleceği, çeviren: Senem Erdoğan, Yordam Kitap, siyaset, 239 sayfa

Sinan Logie ve Yoann Morvan – İstanbul 2023 (2017)

İstanbul, sınırları sürekli zorlanan bir kentsel alan ve doymak bilmez, pervasız bir hırs, bu kentin istimlakini genişletmek için durmadan çaba harcıyor.

Canavar doymak bilmiyor…

AKP’nin “Hedef 2023” sloganının, aslında partinin 21 yıl boyunca iktidarda kalma ve bu süre zarfında da Türkiye’yi, kentlerini ve rejimin kurucu niteliklerini dönüştürmesinin şifresi olduğu, şimdi daha açık.

İktidarın “Hedef 2023” söylemini üzerinde en çok inşa ettiği kent ise, herkesin bildiği gibi İstanbul olageldi.

İstanbul şimdi, kenti tarih, topografya, insan, doğa, sınıf gibi bağlamlarından soyutlayan, her tarafı beton yığınlarına çeviren “Mega projeler”in esiri haline gelmiş durumda.

İşte mimar Sinan Logier ile antropolog Yoann Morvan’ın kaleme aldığı bu kitap, tarihsel bir perspektifle İstanbul’u bir baştan diğerine kat ediyor ve iktidarın dayattığı “mega projelerin” bu kadim şehrin bugünü ve geleceğini nasıl çelişkilerle dolu bir kaosa çevirdiğini gözler önüne seriyor.

Kitap, “Çılgın projelerle” bir şehrin nasıl tüketildiğini ve bu durumun İstanbul’da yaşayan insanların hayatını nasıl tehlikeye attığını daha iyi kavramak için birebir.

  • Künye: Sinan Logie ve Yoann Morvan – İstanbul 2023, çeviren: Nilüfer Şaşmazer, İletişim Yayınları, siyaset, 189 sayfa