Masis Kürkçügil – Bir Başka Tarih Mümkün müydü? (2023)

“Tehcir miydi, soykırım mıydı?” Yoksa 1915, yine yaygın resmi görüşün ileri sürdüğü gibi, bir “mukatele”den mi ibaretti?

Yanlış bir hayatı doğru yaşamanın güçlüğünü akla getiriyor bu sorular: Gecikmiş bir soruya, kaybedilmiş bir imkâna sadece tarihe değil bugüne de ışık verecek bir bağlam kazandırmak da aynı ölçüde zor.

Masis Kürkçügil’in “Ermeni meselesi”yle ilgili yazılarını, söyleşilerini ve değinilerini bir araya getiren bu kitap, bu zor işe girişiyor.

Sadece 1915’e değil, 1908’de Ermeniler açısından kaybedilmiş inkılabın şifrelerine ve “unutulmak istenmiş” bir tarihe odaklanıyor.

Geçmişe bugün yaşayanları da özgürleştirecek soruyu yöneltiyor: “Bir başka tarih mümkün müydü?”

Tarihe Marksist bir bakış açısıyla yaklaşan, yıllardır sosyalist devrimci siyasetin içinden gelen Kürkçügil’in yazıları, geçmişin bu büyük olaylar dizgesine ışık tutuyor.

Kürkçügil, Ermeni siyasi partileri Hınçaklar ve Taşnakların tarihsel serüvenlerini, Taşnakların İttihat ve Terakki ile ilişkilerini, 1908’de İttihatçılarla Ermeni örgütleri arasında kurulan ittifakın birkaç yıl içinde nasıl berhava olduğunu analiz ediyor.

Ermeni meselesini Paramaz’dan Manuşyan’a, Rakovski’den Rosa Luxemburg’a, Armen Garo’dan Hagop Babigyan’a, Talat Paşa’dan Cemal Paşa’ya ve nihayet Hrant Dink’e uzanan geniş bir tarihsellikte ve perspektifte irdeliyor.

  • Künye: Masis Kürkçügil – Bir Başka Tarih Mümkün müydü?: Ermeni Meselesi Üzerine Yazılar, Ayrıntı Yayınları, tarih, 208 sayfa, 2023

Alain Badiou – Siyasetin Böyle Sabahları da Olabilir (2023)

Pandemi, ekonomik kriz ve artan siyasal baskı karşısında bizler “hareketsizlikten” yakınaduralım, Alain Badiou, başta Sarı Yelekler hareketi olmak üzere Fransa’daki yakın dönem örneklerine bakarak bu tür hareketliliklerin her zaman hayra yorulamayacağını savunuyor.

Sınıfsal çatışmada önemli ve belirleyici bir taraf haline gelen, günümüz “demokrasilerinin” en büyük destekçisiyken günden güne irtifa kaybeden orta sınıfın, içinde konumlandığı dünyanın dışına çıkarılamadığı takdirde despotizme çanak tutan, salt tepkisellikle malûl bir irticai söylemin içine sıkışıp kalacağını ileri sürüyor.

Yeni bir komünizm tahayyülünün gerekliliğine işaret eden Badiou, bu tahayyülün varoluşsal zeminini de Avrupa’ya tebelleş o lan göçmenlik ya da kendi deyimiyle göçer proletarya meselesinin yaratabileceği “yabancılıkta” arıyor.

Alain Badiou’nun 2016-2020 arasında kaleme aldığı yazılardan oluşan ‘Siyasetin Böyle Sabahları da Olabilir’in, farklı başlıklar altında çeşitli kavramların irdelendiği ilk kısmında filozofun dünyanın gidişatına nereden baktığını ortaya koyan teorik bir çerçeve çizilirken, ikinci kısmında güncel yakıcı problemleri yine bu çerçevede, gelecek ufkunu hiç kaybetmeden sorgulayabileceğimiz bir tartışma düzlemi sunuluyor.

  • Künye: Alain Badiou – Siyasetin Böyle Sabahları da Olabilir, çeviren: Alp Tümertekin, Sel Yayıncılık, siyaset, 112 sayfa, 2023

Jürgen Habermas – Kamusallığın Yeni Bir Yapısal Dönüşümü ve Müzakereci Demokrasi (2023)

Jürgen Habermas, 20. yüzyılın sosyal teoride en etkili eserlerinden biri olan kitabının, ‘Kamusallığın Yapısal Dönüşümü’nün temel tezlerini günümüz medya ve sosyal medya koşullarında yeniden tartışmaya girişiyor.

Buna bağlı olarak, politik kamusallığı çökertmesinden endişe ettiği sağ popülizme karşı müzakereci demokrasinin olanaklarını sorguluyor.

‘Kamusallığın Yeni Bir Yapısal Dönüşümü’, çağın olağanüstü üretken filozofu Habermas’ın kamusal entelektüel kimliğinin altını çizen bir olgunluk eseri.

Kitaptan bir alıntı:

“Sosyal medyalarla, bütün kullanıcıları anlık-kendiliğinden ve hiçbir sınamaya tâbi olmayan müdahalelere davet eden serbestçe girilebilir alanlar oluşuyor. (…) Beğeni ve hoşnutsuzluk tıklarına indirgenerek etkisizleşmiş bu plebisiter ‘kamusallığın’ altyapısı, teknik ve ekonomik niteliklidir. Fakat ilke olarak, adeta redaksiyonel kamusallığın koşullarından azat olmuş, kendi bakış açılarından ‘sansürden’ kurtulmuş bütün kullanıcılar serbestçe girilebilen bu medya alanlarında anonim bir kamusal topluluğa hitap edebilir ve onun onayını almak için tanıtım yapabilirler. Bu alanlar tuhaf bir anonim mahremiyet kazanıyor gibi görünüyor: bugüne kadarki ölçütlere göre ne kamusal ne özel sayılabilirler, daha ziyade şimdiye dek özel mektup alışverişine tahsisli bir iletişimin şişip kabararak kamusallığa dönüşmesi olarak kavrayabiliriz bunu.”

  • Künye: Jürgen Habermas – Kamusallığın Yeni Bir Yapısal Dönüşümü ve Müzakereci Demokrasi, çeviren: Tanıl Bora, İletişim Yayınları, siyaset, 88 sayfa, 2023

Rebecca Solnit – Bu Kimin Hikâyesi? (2023)

Günümüzde anlatılan hikâyelere son şeklini kimler verecek?

İşte günümüzde bu önemli güce sahip olmak isteyenler arasında büyük bir mücadele hüküm sürüyor: Kadınlar, beyaz ya da heteroseksüel olmayan insanlar kendilerine ait olan başka başka hikâyeler anlatırken erkekler, özellikle de beyaz erkekler öteden beri anlatılan eski hikâyelere ve kendi merkezi konumlarına sıkı sıkıya tutunmaya çalışıyorlar.

‘Bu Kimin Hikâyesi?’nde Rebecca Solnit, son yıllarda ortaya çıkan #MeToo, #BlackLivesMatter ve benzeri hareketleri tarihi bir perspektife oturturken, bu tür değişimlerin ortaya çıkması için cesaret ve kararlılık gösterenleri, karınca kararınca yapılan katkıların birikimsel etkilerini ele alarak bize umut dolu bir hikâye anlatıyor.

Bundan neredeyse yetmiş yıl önce Alabama’da otobüsteki yerinden kalkmayan Rosa Parks’ın bugünün aktivistlerinden Greta Thunberg’e ilham verebildiğine dikkat çeken Solnit, başarısızlığa mahkûm görülen cılız eylemlerin bile, yadsınamayacak bir hakkı savunuyorsa mutlaka bir sonuç doğuracağını söylüyor.

Solnit, hepimize umut aşılıyor.

Kitaptan bir alıntı:

“Umutluyum, çünkü yoksulluğun nedenleri, iklim değişikliği gerçeği ya da kadınların eşitliği söz konusu olduğunda hakikati anlatan, bizim hikâyelerimiz. Umutluyum, çünkü bu hikâyeler daha fazla insanı bize katılmaya yüreklendiriyor.”

  • Künye: Rebecca Solnit – Bu Kimin Hikâyesi?: Eski Çatışmalar, Yeni Tartışmalar, çeviren: Asude Küçük, Minotor Kitap, siyaset, 224 sayfa, 2023

Hakan Olgun – Konut Politikası (2022)

İktidarların konut sorununa yaklaşımı, o ülkedeki demokratik işleyişin niteliğiyle birebir alakalıdır.

Bu çalışma, konut sorununun daha ziyade piyasanın çözümüne havale edildiği ‘liberal’ refah sistemi, kamunun sektöre bundan daha fazla müdahalesini öngören ‘korporatist/muhafazakâr’ refah sistemi, konutun meta olmaktan büyük ölçüde çıkarıldığı ‘sosyal demokrat’ refah sistemi ve sektörde devletin kayda değer bir yerinin olmadığı ‘rudimenter’ refah sistemine dâhil dört farklı ülkede uygulanan konut politikalarını ele alıyor.

Dâhil oldukları refah sisteminin iyi birer temsilcisi olduğu düşünülen bu ülkeler, sırasıyla Britanya, Fransa, İsveç ve Türkiye’dir.

Söz konusu ülkelerdeki konut politikalarını geniş bir tarihî perspektiften ele alan çalışma, ülkelerin bu süreçte hangi politika güzergâhlarını takip ettiklerini, konut sorununa hangi politika araçlarıyla yaklaştıklarını, uyguladıkları politikaların kimi kesişme ve ayrışma noktalarını ve nihayet politika tercihlerindeki değişimlerin, ülkelerin ait oldukları refah kategorisinde herhangi bir değişime sebep olup olmadığını ana hatlarıyla ortaya koyuyor.

  • Künye: Hakan Olgun – Konut Politikası: Ülke Deneyimleri, İdealKent Yayınları, siyaset, 353 sayfa, 2022

Selahattin Yıldırım – Türkiye’de Yeni, Toplumcu, Demokratik Belediyecilik (2023)

1970’lerde CHP’nin İstanbul, Ankara, Adana, İzmit ve Çanakkale’deki toplumcu belediyecilik deneyimleri başarıya ulaşmıştı.

Selahattin Yıldırım da, 1973-80 Türkiye demokratik ya da toplumcu belediyecilik hareketini ayrıntılı şekilde izliyor.

Yıldırım, bu belediyecilik hareketinin dönüşümcü, alternatif hegemonya arayışçı, deneme / sınamacı, sezgiselci, gündem belirleyici, yenilikçi, dünyaya açılmacı, farklı bir hukuk yorumu izleyici, bütüncül yaklaşımcı, yeni bir siyaset insanı ve anlayışı oluşturucu niteliklere sahip olduğunu belirtiyor.

Bu belediyecilik hareketinin, “Kentsel Politiko-Sosyal bir Hareket” olarak tanımlanabileceği düşünen yazar, kentsel düzen ya da güç dengeleri içinde -giderek de ülkesel boyutlara ulaşmayı hedefleyen belirli yapısal değişimler, güçlü etkiler yaratmaya yönelik, düşünsel, siyasal, toplumsal ve mekânsal pratikler bütünü olduğunu söylüyor.

  • Künye: Selahattin Yıldırım – Türkiye’de Yeni, Toplumcu, Demokratik Belediyecilik, 1973–1980, Scala Yayıncılık, inceleme, 224 sayfa, 2023

Mutlu Arslan – Hepimizin Hikâyesi (2023)

Ulaştığı kitlesellik ve yarattığı deneyimlerle, bugünden bakıldığında oldukça kısa görünen bir zaman aralığında, toplumsal mücadeleler tarihimize damgasını vuran Devrimci Yol, bazı yörelerde çok daha derin etkiler yaratmıştır.

Anadolu’nun batısında küçük bir şehir olan Uşak da bunlardan biridir. Devrimci Yol dergisinin 1977 Mayıs’ında yayınlanan ilk sayısının manşetinde “Uşak Halkının Direnişi” yer alır.

İç savaş döneminin en yoğunlaştığı günlerde toplumu teslim almaya çalışan faşist saldırganlığa karşı verilen bu “yiğit direniş”, ülke çapında yürütülen mücadeleye örnek gösterilir.

17-18 Mart 1977 Uşak Direnişi, şehirde terör estiren faşistlere karşı canı pahasına direnen devrimci gençlerin kararlığının olduğu kadar, evlatlarına sahip çıkan Uşaklı ailelerin gözü kara cesaretinin de ürünüdür.

Devrimci hareketin ikirciksiz siyasal söylemiyle yoğrularak büyüyen bu kararlılık ve cesaret, kısa zamanda şehrin tüm mahallelerini özgürleştirmiş, köylerde eşi benzeri olmayan tarihsel pratikler yaratmıştı.

Ve elbette bu uğurda büyük bedeller ödenmişti.

‘Hepimizin Hikâyesi’, büyüdüğü sokaklara eli kanlı faşistlerin gölgesi değmesin diye yalın bilek kavgaya tutuşanları; hayatlarını devrim mücadelesine katarak aramızdan ayrılan gencecik insanları; tutulamayan yasları, akıtılamayan göz yaşlarını, yakılamayan ağıtları ve her şeye rağmen küllenmemiş bir umudu anlatıyor.

‘Hepimizin Hikâyesi’, onu yaratan devrimcilerin mütevazı suskunluğu ardında yıllardır saklı kalmış görkemli bir mücadele tarihini anlatıyor.

Kitaba katkıda bulunan isimler ise şöyle: Ahmet Akkuş, Ahmet Savaştürk, Akın Yalçın, Alpay Bozkurt, Arslan Civan, Asude Güngör, Aydın Çağlayan, Aydoğan Sunal, Bahri Öner, Bilal Kul, Bülent Akın, Celile Üstüntaş, Cemal Gürsel Kırıcı, Ecevit Genç, Ertan Yıldırım, Fırat Güray, Gülfer Gültepe Keskin, Gülnur Sevinç, Hacer Bozkurt, Hasan Peker, Huriye Yıldırım, Hüdai O. Akcura, Hüdayi Mohan, Hüsamettin Aytaş, İbrahim Akın, İbrahim Uçar, İsmail Ertürk, İsmail Küçükakın, Kemal Türkekul, Mahmut Uludağ, Mehmet Erdal, Mehmet Soyatlar, Mesut Güngör, Muammer Sakaryalı, Mustafa Uysal, Mutlu Arslan, Müfide Akkuş Karakaya, Nihat Fırat, Osman Karakaya, Osman Mercimek, Önder Güner, Ragıp Atılgan, Ramazan Şenkul, Recep Çiydem, Semiha Durak, Sevil Kul, Sultan Kulalı, Süleyman Oktay, Süreyya Martin, Şefika Sakaryalı, Tahsin Özer ve Zekai Kömürcü.

  • Künye: Mutlu Arslan – Hepimizin Hikâyesi: Uşak’ta Devrimci Mücadele (1975-1981), Sol Kültür Yayınları, siyaset, 432 sayfa, 2023

Özen B. Demir – Tıp ve Tarih (2023)

Son yirmi ile yirmi beş yılda, modern tıp ideolojisi eleştirel sosyal teori tarafından yerden yere vuruldu.

Şimdilerdeyse, bir yandan piyasanın “performans” tazyiki “iyi hekimlik” şiârını tehdit ediyor, hatta imkânsız kılıyor…

Bir yandan da ülkede hekimlerin ve sağlıkçıların popülist hınç siyasetinin hedefine konarak (sadece mânen değil, bilfiil) yere çalındığı günlerden geçiyoruz.

Oysa “Türk modernleşmesi” denen toplumsal tecrübede hekimler geniş roller oynadılar; siyasette, sanatta, “toplum önderliği”nde öne çıktılar.

Hekimler, tedavi ve ameliyat makamında, beste ve siyaset de yaptılar.

Bu tarihsel tecrübede tıbbî mecazlar da büyük yer üstlendi: Toplumsal meselelere tababet terimleriyle “neşter atıldı”, böylelikle “teşrih edilmiş” oldular.

  • Peki hekimler, hekimlik sıfatıyla kendi fâilliklerini nasıl kurdular; yani mesleklerine nasıl bir anlam yüklediler, hekimlik pratiğini nasıl gördüler, bu pratik içinde kendilerine nasıl bir rol biçtiler?
  • Siyaseti, toplum bilgisini, gayrinizamî harbi, fen bilimlerini, biyolojik mühendisliği birleştiren bir “aşırı tabiplik” sorunu (Özen B. Demir’in kitapta kullandığı, en olumlu anlamıyla provokatif tabir ile) varsa ortada, bunun “tedavisi” nasıl mümkündür?
  • Hekimlik, hayat ve ölüm üzerindeki yarı-tanrısal iddiasının berisinde; nasıl olanca alçakgönüllülüğü, olanca merakı ve olanca heyecanıyla, hayatla ve ölümle meşgul bir zanaata dönüşebilir?

Demir, hem teorinin, sadece tıp eleştirisi literatürünün değil “bütün” sosyal teorinin alet-edevatına el atarak, hem de hekim biyografilerine, deneyimlerine, hekimliğin toplumsal tarihine eğilerek, bu sorular etrafında geziyor.

  • Künye: Özen B. Demir – Tıp ve Tarih: Türkiye’de Hekim Öznelliği (Taşkın Bir Polemik), Nota Bene Yayınları, tıp, 589 sayfa, 2023

Zygmunt Bauman – Akışkan Modernite (2023)

Zygmunt Bauman, Akışkan Modernite’de donanım odaklı “ağır” ve “katı” moderniteden yazılım tabanlı “hafif” ve “akışkan” moderniteye nasıl geçtiğimizi inceliyor.

Bu geçişin insanlık durumunun tüm yönlerine derin bir değişiklik getirdiğini ortaya koyan Bauman, müşterek insan yaşamına anlam katmaya yarayan beş temel kavramın –özgürleşme, bireysellik, zaman/mekân, emek ve cemaat– birbirini izleyen cisimleşmelerinin ve anlam değişikliklerinin izini sürmekle kalmıyor, aynı zamanda değişen sosyal ve politik yaşam koşullarının parlak bir analizini de sunuyor.

Kitaptan bir alıntı:

“‘Modern olmak’ demek, modernize etmek demektir – takıntılı, saplantılı bir şekilde modernize etmek; kimlik bütünlüğünü korumak bir yana, sadece ‘olmak’ değil, tamam olmaktan kaçarak, hep tanımsız kalarak, sonsuza dek ‘oluş’ içinde bulunmak. Bir yapının son kullanma tarihi geçip artık işe yaramaz ilan edildiğinde yerine yeni bir yapının konması, bir sonraki gerekliliğe kadar işe yarayacak geçici bir çözümden başka bir şey değildir. Her zaman bir şeyin ‘post-’u olmak, modernitenin ayrılmaz bir parçasıdır. Zaman geçtikçe modernite de, efsanevi Proteus gibi şekil değiştirir… Bir süre önce adına (yanlış bir şekilde) postmodernizm denilen ve benim daha yerinde bir ifadeyle ‘akışkan modernite’ demeyi tercih ettiğim olgu, değişmeyen tek şeyin değişim, kesin olan tek şeyin ise belirsizlik olduğunun gittikçe kesinleşen kanıtıdır. Yüz yıl önce ‘modern olmak’ demek, mümkün olan ‘en üst mükemmellik aşaması’na ulaşmaya çalışmak demekti – şimdi ise sonu gelmeyen bir gelişme süreci, ulaşılabilecek bir nihai amacın ve böyle bir isteğin olmaması demek.”

  • Künye: Zygmunt Bauman – Akışkan Modernite, çeviren: Sinan Okan Çavuş, Tellekt Kitap, siyaset, 296 sayfa, 2023

Michel Foucault – Hapishaneye “Alternatifler” (2023)

“Hapishaneye sözde alternatiflerle, hapishaneden çok daha kötü olacak bir şeye hazırlıyorlar bizi.”

Michel Foucault ‘Gözetleme ve Cezalandırma’ metninin yayımlanmasından hemen sonra, 1976’da Montreal’e bir konferansa davet edilir, konu hapishanelere alternatif olarak sunulan uygulamalardır.

Bu kitap Sylvain Lafleur’ün editörlüğünde Foucault’nun o konferanstaki konuşma metni ile sunduğu fikirler üzerine yapılmış mülakatları bir araya getiriyor.

Foucault o konuşmada hapishaneye özgü sözde alternatifleri hapishanenin özgür dünyaya taşması; hapishaneye özgü iktidar biçimlerinin kanserli bir doku gibi hapishane duvarlarının ötesine yayılması olarak gördüğünü dile getirir.

Aynı zamanda hapishanelerin ortaya çıkışı, yasadışılıkları nasıl yarattığı, yasadışılıkların kapitalizmin gelişimindeki etkisi ve nihayet yasadışılıkla iktidar arasındaki ilişkiler üzerine önemli değerlendirmeler yapar.

Bu çalışma hapishanelerin dışına taşmayı durmaksızın sürdüren gözetim aygıtlarını, diğer bir deyişle gözetlemenin ve kapatılmanın sadece mahkûmları değil bütün nüfusu ilgilendirdiği günümüz dünyasını yeniden tartışmaya vesile oluyor.

  • Künye: Michel Foucault – Hapishaneye “Alternatifler”, çeviren: Murat Erşen, Ayrıntı Yayınları, siyaset, 80 sayfa, 2023