Benno Teschke – Uluslararası Tarihsel Sosyoloji (2021)

Uluslararası İlişkilere politik Marksizm perspektifinden bakan çok iyi bir çalışma.

Benno Teschke, Uluslararası İlişkiler teorisinde egemen olan rasyonalizm, yapısalcılık ve pozitivizme alternatif bir uluslararası tarihsel sosyolojinin ana hatlarını çiziyor.

‘Uluslararası Tarihsel Sosyoloji’, Politik Marksizmin Uluslararası İlişkiler disiplinindeki kilit öncülerinden Benno Teschke’nin Uluslararası Tarihsel Sosyoloji (UTS) ile ilgili görüşlerini içeriyor.

Marksist UTS, Dünya Sistemleri Perspektifi, neo-Gramscici Uluslararası Politik Ekonomi, Amsterdam Okulu, Politik Marksizm, neo-Leninizm ve Post-Kolonyal Teoriyi de içeren çeşitli ve zengin geleneklerden beslenir.

Politik Marksizm görüşünden yola çıkan Teschke de, ana akım Uluslararası İlişkiler teorisinde hâkim olan rasyonalizm, yapısalcılık ve pozitivizme alternatif bir UTS’nin ana hatlarını çiziyor.

Teschke yaklaşımını Marksizmin hümanist fail bazlı yorumlarıyla bilimselci yapısalcı yorumları arasındaki tartışmanın eksenine yerleştirerek, toplumsal mülkiyet ilişkilerine dayanan fail bazlı bir Marksist UTS’nin temel savlarını savunuyor.

Teschke’nin asıl hedefi ise Justin Rosenberg tarafından Uluslararası İlişkilere uygulanan Eşitsiz ve Birleşik Gelişme (EBG) Teorisinin yapısalcı görüşler.

Faruk Yalvaç ise, bu kitap için kaleme aldığı giriş yazısında, Marksizmin eleştirel gerçekçi bir yorumundan yola çıkarak, Teschke’nin görüşlerinin temelini oluşturan ve Marx’ın erken çalışmalarıyla geç çalışmaları arasındaki farka dayanan “hümanist” ve “bilimsel” Marksizmin ayrımının hatalı olduğunu belirtiyor.

Yalvaç, Marx’ın ne tamamen hümanist ne de tamamen yapısalcı olduğunu, fakat iki unsurun da bir arada bulunduğu bir toplumsal teori geliştirdiğini ve Marksist bir UTS’nin bu temellerde geliştirilmesi gerektiğini vurguluyor.

  • Künye: Benno Teschke – Uluslararası Tarihsel Sosyoloji, çeviren: Oğulcan Köksal, Nika Yayınevi, sosyoloji, 128 sayfa, 2021

David Madden ve Peter Marcuse – Aşırı Metalaşma Çağında Konutu Savunmak (2021)

“Barınamıyoruz” hareketinden de gördüğümüz gibi, bugün konut hakkı yalnızca ekonomik gücü yetebilenlerin ulaşabildiği toplumsal bir ayrıcalığa dönüşmüş durumda.

Planlamacı Peter Marcuse ile sosyolog David Madden da, bütün dünyayı etkileyen konut krizinin nedenlerini ve sonuçlarını inceleyip ilerici alternatifler ortaya koyuyorlar.

Günümüzde dünyanın bütün büyük kentlerinde konut krizi yaşanıyor.

Buraya nasıl gelindi ve bu konuda neler yapabiliriz?

Konut herkesin ihtiyacı ve hakkıdır.

Fakat bugün, yuvamız olan konutlar birer metaya dönüştürülmekte ve bu durum, kentlerdeki eşitsizliği daha da ağırlaştırıyor.

Gayrimenkul kârları, toplumsal ihtiyaç olarak konuttan daha önemli hale geldi.

Yoksullar daha kötü konutlar için daha fazla ödemek zorunda kalmakta, mahalle toplulukları kentsel yenileme yoluyla seçkinleştirmenin ve yerinden edilmenin şiddetine maruz kalmaktadırlar.

İnsana yaraşır konut sahibi olmak ya da böyle bir konutta yaşamak, bugün ancak ekonomik gücü buna yetenlerin erişebileceği bir toplumsal ayrıcalığa dönüşmüştür.

‘Konutu Savunmak’, konut krizini mercek altına alan kapsamlı bir çalışma.

Marcuse ve Madden, konut krizinin nedenlerini ve sonuçlarını inceleyip ilerici alternatiflere olan ihtiyacı ayrıntılarıyla ortaya koyuyor ve konut krizinin palyatif politika değişiklikleriyle çözülemeyeceğini gözler önüne seriyorlar.

Konut krizinin derin siyasi ve ekonomik kökenleri var.

Bu yüzden de çözüm, krize verilecek radikal bir karşılığı gerekli kılıyor.

Çalışma, tam da böylesi bir ihtiyaca yanıt vermesiyle çok önemli.

  • Künye: David Madden ve Peter Marcuse – Aşırı Metalaşma Çağında Konutu Savunmak, çeviren: Şerife Geniş, İdealKent Yayınları, kent çalışmaları, 198 sayfa, 2021

Elif Dastarlı – Yan Kapıdan Girenler (2021)

Modern Türk sanatının serüveni üzerine yetkin bir sosyolojik inceleme.

Sanat tarihçisi ve akademisyen Elif Dastarlı, özellikle resim sanatını merkeze alarak Türkiye’nin modernleşme sürecini sanat yoluyla izliyor.

‘Yanı Kapıdan Girenler’, evdeki ve sokaktaki hayatın, kadının yaşamının ve özgürlüğünün, sanatçının bir kimlik olarak ispatının, sanayinin gelişiminin, mimarinin hatta sporun modernleşme sürecinde kat ettiği yolu Türk resim sanatının penceresinden sosyolojik bir perspektifle ele alıyor.

Dastarlı, modernleşmenin Batılılaşma ile özdeş tutulmasına dair bakışın eksik-fazla yönlerine değinerek, resim sanatı üzerinden kapsamlı bir okuma yapıyor.

‘Yan Kapıdan Girenler’, doğru yöntemle doğru bilgiyi vermeye ve disiplinin elverdiği ölçüde mesafeyi koruyarak eseri yorumlamaya çalışırken, hem akademik alana bağlı kalıyor hem de herkesin Türk sanatı tarihinin belirli bir dönemini rahatlıkla okuyabilmesini amaçlıyor.

Rafaello’yu, Monet’yi, van Gogh’u tanırken Halil Paşa’yı, Müfide Kadri’yi, Ali Avni Çelebi’yi tanımamanın artık Türkiye’deki okuryazar herkesin aşması gereken bir sorun olduğunu iddia ediyor.

  • Künye: Elif Dastarlı – Yan Kapıdan Girenler: Modern Türk Resminin Analizi, Hayalperest Kitap, resim, 348 sayfa, 2021

Kolektif – Çerkeslerin 21. Yüzyılı (2021)

Günümüz Çerkes sosyolojisi, kültürü, politikaları ve gelecek yönelimleri hakkında muhteşem bir derleme.

Çalışma, Türkiye’deki demokrasi tartışmalarına Çerkesler ve Çerkes diasporası penceresinden büyük katkı sunacak türden.

Kitapta yer alan yazılar zaman zaman tarihe ve Çerkeslerin kült persona non grata’sı Çerkes Ethem’e göndermeler yaparak Çerkeslerin toplumsal tarih içerisinde edindikleri ama pek de tekin olmayan, ikircikli pozisyonlarına ve bu pozisyonun “dışarıdan” nasıl göründüğüne eğiliyor; Çerkeslerin, kendilerine ve dışarıya nasıl baktıklarına ilişkin değerlendirmelerini ve tanıklıklarını paylaşıyor.

Çerkeslerin 1864’ten bu yana siyasi faaliyetleri, örgütlenmeleri ve mücadeleleri kitabın odak noktaları arasında. Çerkes milliyetçiliğinin ve “Çerkes kadını” imajının gölgesindeki kadın sorunu ise toplumsal cinsiyet ilminin verimini kitaba taşıyor.

Diasporada asimilasyon ve gençlerin gelecek öngörülerini tartışan söyleşiler kitaba zenginlik katan öğelerden biri.

Kitap ayrıca, Çerkeslerin Osmanlı döneminden günümüze kadar diasporadan anayurda dönüş girişimlerini özetliyor, dönüş fikrinin gelişimini izliyor ve bir siyasal pratik olarak dönüşün anlamı üzerinde duruyor.

Abhazya Cumhuriyeti’nin dönüş ve kabul politikalarını ve dönüşün hukuki prosedürü üzerine ayrıntılı bir sunuyu da içeren kitap, Türkiye ve Rusya’nın Abhazya ve Güney Osetya politikalarının karşılaştırmalı analizine yer veriyor.

Çerkes diasporasının Türkiye’nin Kuzey Kafkasya politikalarına katkısının neler olabileceğini, ayrıca emperyal güçlerin bölgedeki ağırlıkları ve politik tasarruflarını mercek altına alıyor.

Kitaba katkıda bulunan isimler ise şöyle: Anıt Baba (Papba), Bahar Ayça Okçuğoğlu, Behice Bağ Özveri, Birgül Asena Güven, Bülent Jane, Cahit Aslan, Can Nart, Cumhur Bal, Denef Işık, Elmas Zeynep Arslan, Erdoğan Aydın, Ergün Özgür, Erol Köroğlu, Erol Taymaz, Eylem Akdeniz Göker, Filiz Çelik, Georgy Chochiev, Merih Cemal Taymaz, Muhittin Tolga Özsağlam, Murat Özçelik, Setenay Nil Doğan, Tanıl Bora, Ulaş Sunata ve Yaşar Güven.

  • Künye: Kolektif Çerkeslerin 21. Yüzyılı: Kimlik, Anayurt ve Siyaset, derleyen: Merih Cemal Taymaz ve Sevda Alankuş, Dipnot Yayınları, inceleme, 468 sayfa, 2021

Aslıhan Aykaç – Devletin İşçisi Olmak (2021)

Türkiye Cumhuriyeti kurulduktan sonra işçi sınıfının dinamikleri nasıl bir seyir izledi?

Aslıhan Aykaç, o dönem dünyada yaşanan gelişmeleri de incelemesine dahil ederek Nazilli Basma Fabrikası’nın kuruluş aşaması sürecinde sınıf kimliğinin ve sınıfsal örgütlenmenin dönüşümünü irdeliyor.

Özellikle Türkiye’nin modernleşme surecinin iktisadi politikalarına ışık tutmasıyla büyük önem arz eden çalışma, erken Cumhuriyet dönemi kalkınma, ulusal ekonomi inşası ve sanayileşme hedeflerine yönelik uygulanan politikaların işçi sınıfı oluşumu açısından nasıl sonuçlar verdiğini inceliyor.

Yaklaşık yüz yıllık bir tarihsel süreçte dünya ekonomisindeki gelişmelere paralel olarak uygulanan politikaların toplumsal sonuçlarını gözler önüne seren çalışma, işçi sınıfı oluşumunu, yalnızca tarımsal nüfusun sanayi alanında istihdam edilmesi anlamında değil, aynı zamanda toplumsal yapıdaki dönüşümleri, maddi koşulların ortaklığına dayalı olarak ortaya çıkan sınıf kimliği ve sınıfsal örgütlenme bağlamında da inceliyor.

‘Devletin İşçisi Olmak’, kapitalist üretim ilişkilerinin bir sonucu olarak ortaya çıkan ve genellikle ekonomik ilişkilerin toplumsal sonuçları bağlamında değerlendirilen sınıf ilişkilerini, devlet müdahalelerini de denklemin içine katarak değerlendiren usta işi bir çalışma.

  • Künye: Aslıhan Aykaç – Devletin İşçisi Olmak: Nazilli Basma Fabrikası’nda İşçi Sınıfı Dinamikleri, İletişim Yayınları, inceleme, 183 sayfa, 2021

Frédéric Gros – Michel Foucault (2021)

Michel Foucault’nun düşünceleri üzerine derli toplu bir rehber eser arayanlara bu çalışmayı öneriyoruz.

Kitap, Foucault’nun Collège de France’ta verdiği dersleri yayıma hazırlamış, Foucault’nun çalışmaları hakkında dünya çapında uzman Frédéric Gros imzalı.

Foucault, kuşkusuz 20. yüzyılın en önemli figürlerinden biri.

Sadece felsefeye değil sosyal bilimlerin bütün alanlarına sızan yeni kavramlar ve yeni bakışlar sunmuş bir düşünür, ayrıca çağının siyasal olaylarına kayıtsız kalmamış bir entelektüel.

Frédéric Gros, onun yaşam güzergâhını takip ederek, döneminde olduğu kadar bugün de tartışılmaya devam eden eserlerini birbirine bağlayan halkaları ortaya koyuyor.

‘Foucault’, dışlanan delilikten kapatma mekânı olarak hapishaneye, cinselliğin tarihinden öznelleştirme pratiklerine, biyopolitikadan yönetimselliğe kadar Foucaultcu “arkeoloji”nin temel izleklerini, kavramlarının gelişimini ve geçirdiği değişimleri aktarıyor. Düşünürü tanımak ve eserlerini anlamak için anlaşılabilir bir rehber…

  • Künye: Frédéric Gros – Michel Foucault, çeviren: İsmet Birkan, İletişim Yayınları, inceleme, 126 sayfa, 2021

Jean Baudrillard – Çaresiz Stratejiler (2021)

Jean Baudrillard’dan diyalektiğin ölümü ve nesnenin ölümcül stratejileri üzerine bir tefekkür.

‘Çaresiz Stratejiler’, diyalektik, muhafazakâr veya gerici romantizm ve genel olarak teori hakkında kapsamlı bir eleştiri olarak okunabilir.

Bir yönüyle Baudrillard’ın Batı felsefesi tarihine yaptığı saldırıyı özetleyen çalışma, Amerikan şirketleri, silah yapımı, rehin alma, ihlal, hakikat ve bizzat teorinin kaderi üzerine derin gözlemleriyle tarihsel ve çağdaş alanı bir baştan diğer başa kat ediyor.

Baudrillard’ın devam eden kötülük incelemesinin önemli bir haritası olan bu makale, aynı zamanda bir kuşak üzerinde hesaplanamaz etkisini göstermeye başladığı 1980’lerin Amerikan siyasetinin derin bir eleştirisi.

  • Künye: Jean Baudrillard – Çaresiz Stratejiler, çeviren: Oğuz Adanır, Doğu Batı Yayınları, sosyoloji, 248 sayfa, 2021

José Bové ve Gilles Luneau – Sivil İtaatsizliğe Çağrı (2021)

Prometheus’tan bu yana, baskının olduğu her yerde direniş de vardır.

Fransız çiftçi, siyasetçi ve sendikacı José Bové ile gazeteci-yazar Gilles Luneau, tarihten ve günümüzden çarpıcı sivil itaatsizlik örnekleri eşliğinde, sivil itaatsizliğin etik ve estetik değerlerini açıklıyor.

Mitolojiden çağdaş siyasete kadar, insanın olduğu her yerde baskı, baskının olduğu her yerde direniş vardır.

Prometheus, tanrıların buyruğuna itaatsizlik edip insanlığa ateşi verdi.

Alman kadınlar, Naziler tarafından gözaltına alınan Yahudi eşlerinin ve çocuklarının salıverilmesi için günlerce eylem yaptılar.

Gandhi, namlunun ucunda, “Tuz Yürüyüşü”ne çıktı.

Martin Luther King, hayal ettiği eşitlikçi dünyaya ulaşmak için yollara düşmekten çekinmedi.

Rosa Parks, beyazların tüm aşağılayıcı bakışlarına ve öfkesine rağmen oturduğu yerden kalkmadı.

Kadınlar özgürlüklerini kazanabilmek için ataerkine başkaldırdılar.

Sivil itaatsizlik, meşruluğunu yitirmeyen ve tarihin akladığı şiddetsiz bir direniş biçimi olageldi.

Baskılardan bunalan, kuralların keyfiliği ve haksızlıklar karşısında vicdanına kulak verenlerin başvurduğu, tarihin seyrini değiştirebilen sarsıcı bir güç olduğunu defalarca kanıtladı.

Bu kitap, uygarlaşma serüveninin en görkemli olaylarının bazen en mütevazıları olabildiğini gösteriyor.

“Başka bir dünya” hayalinin, silahlardan, sopalardan ve kaba güçten çok daha etkili olabildiğini gözler önüne seriyor.

  • Künye: José Bové ve Gilles Luneau – Sivil İtaatsizliğe Çağrı, çeviren: Işık Ergüden, Fol Kitap, siyaset, 288 sayfa, 2021

Funda Çoban – Dostoyevski Politikasının Sorunları (2021)

Dostoyevski edebiyatını siyasal sosyoloji bağlamında yeniden yorumlayan özgün bir inceleme.

Funda Çoban, Aristotelesçi politikadan Bahtinyen karnavaleske uzanarak Dostoyevskiyan dünyaya yakından bakıyor.

‘Dostoyevski Politikasının Sorunları’, Platon’un sempozyumundan Aristotelesçi politika ve Bahtinyen karnavaleske; kapitalizm, modernite, ilerleme sarmalından isyan ve ütopyaya; cinsellik söyleminden keşişler, soytarılar ve budalalara Dostoyevskiyan bir yolculuğa davet ediyor.

Çalışma, yazarın Raskolnikov, Nastasya Filippovna, Ivan Karamazov, Yeraltı Adamı, Gruşenka, Prens Mişkin, Stavrogin ve daha nice karakterin oluşturduğu dünyalar içinden geçerek modern sorunları yeni bir bakışla okuyor.

“İlle de dekadans” diyordu Dostoyevski’nin Yeraltı Adamı.

Dekadans çağında edebiyat ve siyasetin yaratıcı yıkımına atfen, eser hem Dostoyevski severleri hem de siyaset sosyolojisi ve tarihle ilgilenen okurlar için önemli bir kaynak.

Kitaptan bir alıntı:

“Fransızların dediği gibi her şey mistik olarak başlar, politik olarak sona erer. Bunu doğrularcasına gizemli bir tutkuyla bağlı olduğum sanatçı dostu Dostoyevski’den yola çıkıp felsefeye, siyaset bilimine, edebiyat eleştirisine ve sosyolojiye gönül vermiş olanlara sesleniyorum. İncelemeyi bitirdikten sonra elinize (yeniden) bir Dostoyevski eseri almaya heves duymanızsa en büyük temennim. Çünkü Dostoyevski tüm karanlığı ve ışıltısı ile kaldırıldığı kitap rafından bize bakmaya devam ediyor.”

  • Künye: Funda Çoban – Dostoyevski Politikasının Sorunları, Nika Yayınevi, inceleme, 384 sayfa, 2021

Jeremy Seabrook – Başka Dünyaların Çocukları (2021)

Üçüncü Dünya ülkelerindeki çocuk işçiler, yüzyıllar öncesindeki kölelik düzeniyle yarışan şartlarda hayatta kalmaya çalışıyorlar.

Jeremy Seabrook, küresel piyasalardaki sömürünün korkunç boyutlarını çocuk işçilerin dünyasına inerek ortaya koyuyor.

Üçüncü Dünya ülkelerindeki çocuk işçilerin hâli, bundan iki yüzyıl önce yurtlarından zorla kaçırılan köle akranlarınınkinden pek farklı değil:

‘Ecel tezgâhlarında’ karın tokluğuna tükeniyor, sakatlanıyor, ölüyorlar.

Eğlence sektöründe istismar edilip Körfez ülkelerinde deve jokeyleri olarak çalıştırılmak üzere kaçırılıyorlar.

Cinsel tacize uğrayıp satılıyor, kapatılıyorlar.

Charles Dickens’ın betimlediği kasvetli ve hoyrat Britanya manzaralarını, başka bir güneşin, başka renklerin hâkim olduğu, başka bir dünyada yeniden yaşıyorlar.

Çocuk işçilerin çoğunluğu Güney ülkelerinde olmasına rağmen, konuyla ilgili tartışmalar genellikle Batı’da ve eğitim-iş ikilemi ekseninde yapılıyor.

Dahası, Batı‘nın suçluluk duygusuyla sunduğu çözüm önerileri ‘kaş yaparken göz çıkarabiliyor’ ve başka değer yargılarına, başka aile yapılarına, başka iklimlere sahip toplumlarda yaşayan çocuk işçilerin hayatlarında öngörülmeyen yıkımlara neden oluyor.

Bu kitap işte bu çelişkiyi gözler önüne serip yoksulluk içinde çalışmak zorunda olan çocukların dünyasını bir de onların gözlerinden görmemize vesile oluyor.

  • Künye: Jeremy Seabrook – Başka Dünyaların Çocukları: Küresel Piyasada Sömürü, çeviren: Onur Gayretli, Fol Kitap, sosyoloji, 232 sayfa, 2021