Muzaffer Şakar – Kadıdan Hâkime (2021)

Bağımsız ve tarafsız olduğu dillerden düşmeyen yargı, nasıl oluyor da bu kadar kolaylıkla manipüle edilebiliyor?

Muzaffer Şakar, Osmanlı’da kadılık, Cumhuriyet dönemindeyse hâkimlik teşkilatının inşası ve yürütülüş biçimi üzerine çok iyi bir tarihsel analizle karşımızda.

‘Kadıdan Hâkime’, hukuka sosyolojik, tarihsel ve felsefi bir bakış açısıyla yaklaşmasıyla bilhassa dikkat çekiyor.

Çalışma, bizde hukuktan ziyade devlete; adaletten ziyade bürokrasiye göre hizalanan yargının seyrini gözler önüne sermesiyle, konuyla ilgilenen herkesin kitaplığında bulunmalı.

  • Künye: Muzaffer Şakar – Kadıdan Hâkime: Bir Mesleğin Yolculuğu, İletişim Yayınları, hukuk, 296 sayfa, 2021

Kolektif – Ulus Baker’i Okumak (2021)

Ulus Baker’in yazılarını estetikten tarihe, felsefeden sosyolojiye, farklı ilgi ve bilgi alanlarıyla etkileşime açan usta işi bir derleme.

Ulus Baker’in yazdıkları, kalıcı izler bıraktı.

2015’ten beri “Ulus Baker Okumaları” adıyla onun metinlerinden biri etrafında hazırlanan sunuşlar ve yürütülen tartışmalar, bu kitapta bir araya getirilmiş.

Çalışma bu yönüyle, Baker’in “derinlere daldıran, uzaklara götüren” yazılarının hakkını veren bir seçki niteliğinde.

Kitaba katkıda bulunan isimler ise şöyle: Şükrü Argın, Ali Artun, Mustafa Çağlar Atmaca, Eylem Canaslan, Özge Çelikaslan ve Alper Şen, Gülsüm Depeli, Toros Güneş Esgün, Beliz Güçbilmez, Can Gündüz, Ahmet Gürata, Fulden İbrahimhakkıoğlu, Emre Koyuncu, Barış Mücen, Oktay Özel, Mehmet Şiray, Özgür Taburoğlu, Latif Yılmaz ve Hakan Yücefer.

  • Künye: Kolektif – Ulus Baker’i Okumak (2015-2019), derleyen: Onur Eylül Kara, İletişim Yayınları, sosyoloji, 352 sayfa, 2021

Gaetano Mosca – Mafya Nedir? (2021)

Mafyayı ortaya çıkaran siyasi ve toplumsal koşullar nelerdir?

Gaetano Mosca, 19. yüzyıl İtalya’sında zayıflamış devlet yapısının doğurduğu otorite boşluğunu mafyanın nasıl maharetle doldurduğunu gözler önüne seriyor.

İtalyan toplum bilimci ve bürokrat Mosca’nın, 1893 yılında Sicilya mafyası tarafından öldürülen Palermo Belediye Başkanı Emanuel Notarbartolo’nun anısına verdiği “Mafya Nedir?” başlıklı konferans, bugün de mafya konusunda başlıca kaynaklardan biri sayılıyor.

Memleketi Sicilya’da mafya örgütlerinin gelişmesine imkân veren toplumsal ve siyasi koşullardan yola çıkan Mosca, benzer koşulların hüküm sürdüğü her toplum için geçerli olabilecek bir analiz yapıyor.

Mosca, 19. yüzyıl İtalya’sında zayıflamış devlet yapısının doğurduğu otorite boşluğunu etkili bir biçimde dolduran mafya örgütlerinin yol açacağı sonucu şöyle betimliyordu: “Güçlünün zayıf üzerinde kurduğu baskı ve sıkı örgütlenmiş küçük azınlıkların, örgütsüz bireylerden oluşan büyük çoğunluk aleyhine uyguladığı despotik yönetim.”

Mosca’nın öngörüsü ne yazık ki bugün için de geçerli.

Mosca’nın bu kitapta ortaya koyduğu derli toplu mafya analizi, sadece bu olgunun kökenlerine ışık tutmakla kalmayıp mafya örgütlerinin faaliyetleri bakımından bir zamanların İtalya’sı ile günümüz Türkiye’sini karşılaştırma imkânı da veriyor.

Yüzyıl öncesinden verdiği bilgelik dolu mesajı ise halen güncel:

“Uyum içinde hareket etme becerisine sahip örgütlü bir azınlık tarafından korkutulup sindirilen ve boyunduruk altında alınan örgütsüz çoğunluğa mensup bireyler adli makamların kanatları altına sığınmaya cesaret edemedikleri müddetçe istismara daima açık olacaklardır.”

Yüzyıl sonra bugün insanlar daha cesur, adli makamların yurttaşlara kol kanat germeye cesaret edip edemeyeceğini ise zaman gösterecek.

Bu önemli çalışma, Baris Cayli Messina’nın sunuşuyla raflardaki yerini aldı.

  • Künye: Gaetano Mosca – Mafya Nedir?: 19. Yüzyıl Sonu İtalya’sından Sosyolojik Bir Analiz, çeviren: Onur Öztürk, Metropolis Yayıncılık, tarih, 80 sayfa, 2021

Tuğba Metin Açer – Başörtülü Yoksul Kadınların Ötekileri (2021)

Kentin periferisinde yaşayan, yoksul başörtülü kadınların ötekileştirilme deneyimleri neler?

Tuğba Metin Açer’in çalışması, yoksul başörtülü kadınların hikâyelerine odaklanmasıyla çok önemli.

1990’lı yıllardan itibaren İslami kimlik politikasında Müslüman kadın kimliğinin en önemli simgesi ve İslami giyim tarzının en önemli unsuru olan türban, siyasi ve toplumsal tartışmaların ana odağı oldu.

Türbanlı kadınların kamusal alanda yaşadıkları ötekileştirilme deneyimleri ise akademik camiada birçok çalışmada ele alındı.

Peki, kamusal alana çıkmayan, çıkamayan yahut çıkmayı tercih etmeyen, eğitim düzeyi düşük, kentin periferisinde yaşayan, yoksul başörtülü kadınların ötekileştirilme deneyimleri hakkında neler biliyoruz?

Örneğin, onların “öteki”leri kimler?

1980’lerden itibaren Siyasal İslam’ın artan gücü, egemenlerin değişmesi ve ekonomik politikalar sayesinde ekonomik konumlarını güçlendirmeleri, sınıfsal konumların farklılaşması anlamını taşıyor.

Öte yandan geçmişte maduniyet ve yaşadıkları mağduriyetleri ile gerek toplumsal gündemde gerekse akademik tartışmaların merkezindeki türbanlı kadınlar, günümüzde lüks tüketimin sınıfsal ayrımları daha belirgin hale getirmesiyle birlikte eleştirilerin odağı haline geldi.

Bu durum, Türkiye’de “Müslüman kadın” kategorisinin heterojenliğine işaret eden önemli bir durum.

Açer’in çalışması ise, “Müslüman kadın” kategorisinin homojen olmadığı varsayımından hareketle, yoksulluk ve yoksunluk sarmalındaki başörtülü kadınların hikâyelerine odaklanarak, farklı eşitsizliklerin kesişimselliğinde “ötekileştirilme” ve “ötekileştirme”yi ele alan özgün bir inceleme.

  • Künye: Tuğba Metin Açer – Başörtülü Yoksul Kadınların Ötekileri, İstanbul Bilgi Üniversitesi Yayınları, sosyoloji, 220 sayfa, 2021

David Frayne – Çalışmanın Reddi (2021)

Birey çalışmayı bilinçli olarak reddedebilir.

David Frayne, çalışmayı reddedenlerle birebir görüşmeler yaparak düzen içinde düzene dâhil olmamanın nasıl mümkün olduğunu anlatıyor.

Modern kapitalist sisteme açık bir karşı koyuş olarak okunabilecek ‘Çalışmanın Reddi’, insanlık dışı çalışma saatlerine, korkunç iş yüküne, güvencesiz çalışma koşullarına, kalıcı ve kitlesel işsizliğe, işsizliğin çalışanlar için bir tehdit olarak kullanılmasına, düşük ücretlere, sağlıksız çalışma mekânlarına yani sistemi var eden her yapıtaşına cepheden karşı çıkıyor.

İstihdama karşı çıkmanın mümkün olduğunu ortaya koyan Frayne, çalışma saatlerini en aza indirmeye çalışanlarla veya çalışmayı tamamen reddedenlerle bire bir görüşmeler yaparak ret sebeplerini ve alternatif bir hayat inşa etmenin olanaklarını gösteriyor.

Kitap, sisteme sağlam gerekçeler sunarak karşı çıkan ve sürdürülebilir alternatif sosyal vizyonlar sunmasıyla dikkat çekiyor.

  • Künye: David Frayne – Çalışmanın Reddi, çeviren: İrem Argat, Islık Yayınları, siyaset, 292 sayfa, 2021

Pierre Bourdieu – Genel Sosyoloji (2021)

Bu kitap, Pierre Bourdieu’nün özgün sosyolojisini daha iyi kavramak için harika bir fırsat.

Bourdieu’nün Collège de France’ta 1981-1983 arasında verdiği dersleri sunan kitap, sosyolojik düşünmenin, sosyolojik yöntemin manifestosu niteliğinde.

Kitapta,

  • Sosyolojinin konusunun ne olduğu,
  • Sosyolojik araştırmanın temel ilkeleri,
  • Sosyolojik aklın hileleri,
  • Gerçeklik ve gerçekliğin temsilleri,
  • Gruplar arasındaki sınırların manipülasyonu,
  • Simgesel sermayenin kurumsallaşması,
  • Sosyoloji için metafizik zorunluluklar,
  • Hane içi libidonun duygusal aktarımları,
  • Ve bunun gibi pek çok ilgi çekici konu ele alınıyor.

Bourdieu, bunları yaparken de, çalışmalarının odağında bulunan habitus, alan ve sermaye kavramlarından yararlandığı gibi, tezlerini örneklerle de destekliyor.

Bu derslerinde, bir pratik kuramı geliştirmeyi, bilimin öznesi ile nesnesi arasındaki ilişkinin bir analizini yapmayı hedefleyen Bourdieu, teorisinin temel kavramlarının birbirine eklemlenişini ve bu kavramları bir araya getiren ilişkilerin yapısını irdeliyor.

  • Künye: Pierre Bourdieu – Genel Sosyoloji: Collège de France Dersleri (1981-1983), çeviren: Zuhal Emirosmanoğlu, İletişim Yayınları, sosyoloji, 540 sayfa, 2021

Serkan Turgut – Kürt Damgası (2021)

Kürt gençlerin, azınlıkta oldukları bir yerde, İzmir’de yaşadıkları dışlanma ve damgalanma pratikleri üzerine ayrıntılı bir sosyolojik analiz.

‘Kürt Damgası’, damgalamanın siyasi-ideolojik hükümlerin ötesine geçerek, Türkiye’deki gündelik faşizmi kanlı canlı bir şekilde gözler önüne sermesiyle dikkat çekiyor.

Serkan Turgut bu çalışmasıyla, Kürt gençlerinin azınlıkta oldukları kentsel alanda ve özellikle okul ortamında, etnik kimliklerine iliştirilmiş damgayla başa çıkma stratejilerini anlamaya, bu gençlerin eşitlik ve tanınma taleplerini hangi repertuar üzerinden yürüttüklerini, ayrımcılığa verdikleri tepkilerle bu sürece ne ölçüde etkide bulunduklarını anlamaya koyuluyor.

Turgut bu amaçla, milliyetçi diskurun yeniden üretildiği okul ortamındaki sıradan bireylere odaklanılarak tarihsel ve siyasal veçhesi ön plana çıkmış bir meselenin böylesi bir alanda nasıl deneyimlendiğini ortaya koyuyor.

  • Künye: Serkan Turgut – Kürt Damgası: Etnik Sınırlar ve Başa Çıkma Stratejileri, İletişim Yayınları, siyaset, 213 sayfa, 2021

Kolektif – Koruma, Kabul ve Entegrasyon (2021)

Türkiye’deki göçmen koruma, kabul ve entegrasyon politikaları ve uygulamaları hakkında kapsamlı ve güncel bir kaynak arayanlara bu çalışmayı şiddetle öneririz.

Kitap, AB projesi olan “RESPOND: Avrupa ve Ötesinde Kitlesel Göçün Çok Düzeyli Yönetişimi” başlıklı araştırmanın Türkiye ayağında yapılan çalışmanın ürünü.

Kitap, Türkiye’deki göçmen koruma, kabul ve entegrasyon politikalarına, düzenlemelerine, uygulamalarına ve deneyimlerine kapsamlı bir bakış açısı sağlamak için farklı kaynaklardan veri derliyor.

Aynı zamanda ilgili uluslararası, ulusüstü, ulusal yasal mevzuatın yanı sıra yargı yetkisi ve hassas grupların korunmasına ilişkin mevzuaatı da içeriyor.

Kitap, mülakatlarla da zenginleşmiş.

Bu mülakatlar, uluslararası koruma korumanın, göçmen kabulünün ve uyumunun kurumsal uygulamasını açıklıyor ve yazarlar da bu mülakatlardan yola çıkarak göçmenlerin kişisel deneyimleri ışığında, koruma, kabul ve entegrasyon politikalarını ve kurumsal pratiklerini eleştirel bir bakışla analiz ediyor.

Son olarak, bu önemli çalışmanın açık kaynak olarak yayımlandığını da özellikle belirtelim.

Kitaba şu linkten ulaşılabilir: https://bit.ly/352dLGm

  • Künye: Ayhan Kaya, N. Ela Gökalp Aras, Susan Beth Rottman ve Zeynep Şahin Mencütek – Koruma, Kabul ve Entegrasyon: Türkiye’de Mültecilik, İstanbul Bilgi Üniversitesi Yayınları, sosyoloji, 296 sayfa, 2021

Edgar Morin – Yolumuzu Değiştirelim (2021)

Koronavirüs, dünyaya dair bütün algılarımızı yerle yeksan etti.

Sosyolog Edgar Morin ise, bu virüsü, gezegene yayılmış Batılı paradigmanın, yani modernite krizinin bir semptomu olarak okuyor.

“Covid-19’un köklü yeniliği siyasal, ekonomik, toplumsal, ekolojik, ulusal ve küresel krizlerin bileşimi olan bir megakrize yol açması oldu,” diyen Morin, yaşadığımız sürecin nasıl bir dönüşüme işaret ettiğini tartışıyor, daha da önemlisi, bu krizi nasıl fırsata çevirebileceğimiz üzerine kafa yoruyor.

Koronavirüs sonrasının da krizin kendisi kadar endişe verici olduğunu, umudun da yeni felaketlerin de taşıyıcısı olabileceğini belirten Morin, tüm insanları bir kader ortaklığına mahkûm eden, herkesi gezegenin biyo-ekolojik yazgısına bağlayan bu pandemiden vakit kaybetmeden ders çıkarmamız gerektiğini söylüyor.

  • Künye: Edgar Morin – Yolumuzu Değiştirelim: Koronavirüsün Öğrettikleri, çeviren: Murat Erşen, İş Kültür Yayınları, siyaset, 104 sayfa, 2021

Pierre Bourdieu – Ayrım (2021)

Pierre Bourdieu’nün ‘Ayrım’ı, günümüz sosyal bilimler alanı açısından çağdaş bir klasiktir.

Kitap, farklı sınıfların kültürel beğenileri ve kültürel tüketim yatkınlıklarına getirdiği özgün kuramsal çerçeveyle göz dolduruyor.

Sınıfsal perspektif ile kültürel analizi bir araya getiren ve sınıfsal tahakkümün kültürel mekanizmalarını ifşaya soyunan Bourdieu’nun çalışmasını özgün kılan başlıca husus, sınıf mücadelesinin gizil bir boyutuna, kültürel tüketimin çok değişkenli ve müphem karakterine odaklanması.

Bu çalışma ile Bourdieu, sınıf savaşının gizil bir boyutuna, kültürel tüketimin çok değişkenli ve müphem karakterine eğilerek, felsefe tarihinin en muamma sorularından birine, yargının kökeni ve işleyişi sorusuna sosyo-tarihsel ve ampirik bir cevap sunmuş oluyor.

Beğeniyi bireyselliğe indirgemeden, onu toplumsal ihtiyacın form değiştirmiş tezahürü olarak görerek beğeninin yaşam tarzını art de vivre olarak dayatmada, konumsallıkları muhafaza etmede ve sınıf mücadelesinde bir koza tahvil etmede ne denli hayati olduğunu saptıyor.

‘Ayrım’, gerek analizlerinin gücü gerekse Bourdieu’nün modelinin dayandığı kuramsal temellerle, özellikle günümüzün hiyerarşik toplumlarında beğeni yargısının kritik sınıfsal niteliğini kavramak bakımından klasikleşmiş bir başvuru kaynağı olmaya devam ediyor.

  • Künye: Pierre Bourdieu – Ayrım: Beğeni Yargısının Toplumsal Eleştirisi, çeviren: Günce Berkkurt ve Derya Fırat, Nika Yayınevi, sosyoloji, 652 sayfa, 2021