Kolektif – Sosyoloji Kitabı (2015)

Bir disiplin olarak ortaya çıkışından küresel çağdaki konumuna, sosyolojiyi temel yönleriyle ele alan bir çalışma.

Pek çok açıklama, şekil ve görsel barındıran kitap, sosyal eşitsizliklerden kültür ve kimliğe, iş ve tüketimcilikten aileler ve yakınlıklara, sosyolojinin ana konularını açıklıyor.

  • Künye: Kolektif – Sosyoloji Kitabı, editör: Sam Atkinson, çeviren: Tufan Göbekçin, Alfa Yayınları

John Urry – Mekânları Tüketmek (2018)

Sosyoloji profesörü John Urry’nin bundan tam yirmi yıl önce Türkçeye çevrilmiş bu çalışması, kente bakışımıza yeni bir boyut kazandıran, kent sosyolojisi alanında güncelliğini bugün de koruyan eserlerden.

Kitap şimdi, nihayet yeni bir baskıyla raflardaki yerini aldı.

Urry burada, sanayileşmeyle birlikte kentlerde gelişen doğadan kopuk yeni yaşam tarzının izini sürüyor ve bu tarzın hem kentsel alanda ve banliyölerde hem de kırsal alanda yarattığı muazzam değişimi gözler önüne seriyor.

Urry bunu yaparken, ortaya dört tez koyuyor.

Bunlar, özetle şöyle:

  • Yerler artan bir biçimde, malların ve hizmetlerin karşılaştırıldığı, değerlendirildiği, satın alındığı ve kullanıldığı tüketim merkezleri olarak yeniden yapılandırılmaktadır.
  • Yerlerin kendileri bir anlamda, özellikle görsel açıdan tüketilmektedir. Burada önemli olan, hem ziyaretçiler hem de yerel insanlara yönelik çeşitli tüketici hizmetlerinin sağlanmasıdır.
  • Yerler kelimenin gerçek anlamında tüketilebilmektedir; insanların bir yere ilişkin anlamlı buldukları şey (endüstri, tarih, binalar, yazın, çevre) zaman içinde kullanılarak azalmakta, bitirilmekte veya tüketilmektedir.
  • Yerelliklerin bazı kimlikleri tüketmesi de olasıdır; sonuçta böylesi yerler, gerçekten de neredeyse her şeyin tüketildiği yerlere dönüşürler. Bu tüketim ziyaretçiler veya yerel insanlar ya da her ikisi açısından da geçerli olabilir.

Ayrıca yerin değişen çözümlemesiyle, özellikle 1970’lerin sonu ve 1980’lerde ekonomik açıdan neredeyse her yerin olağanüstü dönüşümüyle de ilgilenen Urry, görsel açıdan yer tüketimi üzerinde de duruyor; mal ve hizmet tüketimi çözümlemesindeki kimi nosyonlarla yer tüketimini birleştiriyor.

  • Künye: John Urry – Mekânları Tüketmek, çeviri: Rahmi G. Öğdül, Ayrıntı Yayınları, sosyoloji, 384 sayfa, 2018

 

Jürgen Habermas – Sosyal Bilimlerin Mantığı Üzerine (2018)

Jürgen Habermas’ın sosyal bilimlerin felsefesi alanında klasikleşmiş yapıtı ‘Sosyal Bilimlerin Mantığı Üzerine’, yeni baskısıyla raflardaki yerini aldı.

Sosyal bilimlerin doğası ve yöntemleri üzerine derinlemesine düşünen Habermas, pozitivizmden yorumbilgisine, sosyolbilimsel işlevselcilikten bilgi kuramına ve tarih felsefesine pek çok konuyu tartışıyor.

Kitapta,

  • Doğal bilimler ile sosyal bilimler arasındaki geleneksel ayrımın ne olduğu,
  • Sosyal eylemin karakteristikleri,
  • Toplumsal gereklilik açısından dil teorisinin göndermeleri,
  • Yorumbilimin doğası, işlevi ve sınıflamaları,
  • İşlevselcilik ve sistem teorilerinin güçlü ve zayıf yönleri,
  • Karl Popper’ın sosyal bilimler felsefesine bakışı,
  • Ve bunun gibi ilgi çekici konular ele alınıyor.

Habermas’ın çalışması, bu alanda çalışanlar için rehber nitelikte bir eser olmaya devam ediyor.

  • Künye: Jürgen Habermas – Sosyal Bilimlerin Mantığı Üzerine, Alfa Yayınları, felsefe, 668 sayfa, 2018

Aksu Akçaoğlu – Zarif ve Dinen Makbûl (2018)

AKP’nin iktidara gelmesiyle birlikte muhafazakâr kesimde de önemli bir dönüşüm yaşandı.

Bu dönüşüm sonucunda, burjuva kültürüyle barışık muhafazakâr bir orta sınıf beğenisi yaygınlaştı.

Bu yeni muhafazakâr beğeni de asıl olarak, eski bir gecekondu mahallesi olan Çukurambar’daki sosyo-mekânsal dönüşümle özdeşleşti.

Peki, Türkiye’nin tek kurtuluş yolu olarak Milli Görüş Hareketi’nin adil düzen programını gören muhafazakârlar yirmi yıl sonra bugün nereye buharlaştı?

İşte Aksu Akçaoğlu’nun bu önemli çalışması, Kasım 2012 – Haziran 2013 tarihleri arasında Çukurambar’da yürütülmüş bir etnografik araştırmaya dayanarak, muhafazakâr siyasetteki dönüşümün, muhafazakâr orta sınıf hayat tarzları ve stratejileri üzerindeki etkilerini sorguluyor.

Kitap, İslâmcı muhalefetin kapitalizm tarafından nasıl massedildiğini bizzat İslâmcıların gündelik hayat deneyimleri üzerinden izlemek isteyenler için harika bir çalışma.

  • Künye: Aksu Akçaoğlu – Zarif ve Dinen Makbûl: Muhafazakâr Üst-Orta Sınıf Habitusu, İletişim Yayınları, inceleme, 172 sayfa, 2018

Zygmunt Bauman – Akışkan Hayat (2018)

Savaşlar, kitlesel göçler, çevresel tahribatlar…

Hayatın büyük krizlerle boğuştuğu bugün, ayrı ayrı bireyler olarak nasıl bir küresel sorumluluk alabiliriz?

Zygmunt Bauman, tam da çaresizliğimizin doruğa ulaştığı bu dönemde ne gibi çıkış yolları yaratabileceğimiz üzerine düşünüyor.

Bauman “Akışkan hayat”ı, kısaca, sürekli belirsiz koşullarda yaşanan kararsız, riskli bir hayat olarak tanımlıyor.

Akışkan bir toplumda, eylemin koşulları ve bunlara karşılık versin diye tasarlanmış stratejilerin hızla eskidiğini, aktörler bunları düzgünce öğrenecek fırsatı dahi bulamadan köhnediğini söyleyen Bauman’a göre, geçmişte başarıyla hayata geçirilmiş stratejilere ve taktiksel hamlelere dayanmak amacıyla deneyimlerden dersler çıkarmanın, bundan dolayı hatalıdır.

Kitaptan birkaç alıntı:

“‘Akışkan modernlik’, içinde üyelerinin davranışlarını alışkanlıklara ve rutinlere dönüştürme fırsatı dahi bulamadan hızla değiştirdiği bir toplumdur. Hayatın ve toplumun akışkanlığı birbirini besler ve pekiştirir. Akışkan yaşam, aynı akışkan modern toplum gibi uzun süre biçimini veya rotasını koruyamaz.”

“Akışkan bir modern toplumda, bireysel başarılar katılaşıp kalıcı varlıklara dönüşemez çünkü kısa sürede varlıklar yükümlülüklere, beceriler engellere dönüşüverir.”

“Akışkan modern toplumda, atık imha endüstrisi, akışkan yaşamın ekonomisi içinde belirleyici konumları ele geçirir. Bu toplumun bekası ve üyelerinin refahı, hangi ürünlerin atılacağını hızla belirlemeye ve atıkların hızlı, etkin bir şekilde imha edilmesine bağlıdır. Bu toplumda evrensel kullan-at ilkesinden muaf kalabilecek hiçbir şey yoktur ve hiçbir şey onun kollarından kurtulamaz.”

“Akışkan modern toplumda yaşam, gerçek hayatta oynanan kötü ve sinsi bir sandalye kapmaca oyunudur. Yarışın esas ödülü, yok edilenlerin saflarına atılmaktan (geçici surette) kurtulmak ve atıkların arasına konmaktan kaçınmaktır. Ve rekabetin küreselleşmesiyle birlikte, koşu artık küresel bir pistte yapılmak zorundadır.”

“Merkezcil ve merkezkaç, yerçekimsel ve itici güçler; huzursuz olanları yerine tutmak ve hoşnutsuzluğun huzursuzluğa dönüşmesini engellemek üzere bir araya gelirler. Karşılarına yığılan zorlukları yenmeye çalışacak kadar öfkeli ve çaresiz olanlar yasadışı ilan edilme ve toplumdan dışlanma riskini alırlar. Cesaretlerinin bedelini de bedensel ıstıraplar ve fiziksel travmalarla öderler.”

  • Künye: Zygmunt Bauman – Akışkan Hayat, çeviren: Akın Emre Pilgir, Ayrıntı Yayınları, inceleme, 208 sayfa, 2018

Veysel Gürhan ve Nazife Gürhan – Osmanlı Taşrasında Zengin Sınıf (2018)

Osmanlı taşrasında zenginlik ve servet oluşumunu, 1750-1800 yılları arasındaki Diyarbakır zenginlerinin dünyasına inerek irdeleyen özgün bir çalışma.

Bu kitabın yazarlarından biri tarihçi, diğeri de sosyolog.

Dolayısıyla çalışmanın, konuya her iki disiplinin verileri ışığında yaklaşmalarının, kitabı ayrıca özgün kılan hususların biri olduğunu söyleyebiliriz.

Veysel Gürhan ve Nazife Gürhan, Osmanlı zengin sınıfının tarihsel arka planını irdelerken, Osmanlı toplumunda ortaya çıkan sınıfsallaşma süreçlerinin ekonomik ve kültürel sermaye çerçevesinde nasıl oluştuğunu, söz konusu dönemdeki servet edinme ve tüketim araçlarının yoksul ve orta halli gruplardan ne gibi farklılıklar gösterdiğini ve zengin kesimin bu imkânlardan yola çıkarak nasıl bir hareket alanı kazandığını ortaya koyuyor.

Tarih ve sosyoloji meraklılarının ilgiyle okuyacağı bir inceleme.

  • Künye: Veysel Gürhan ve Nazife Gürhan – Osmanlı Taşrasında Zengin Sınıf: Diyarbekirli Zenginler (1750-1800), Phoenix Yayınları, tarih, 192 sayfa, 2018

Asuman Suner – Hong Kong – İstanbul (2018)

“İnsan yabancı bir şehre dikkatle bakarken, karşısında bir diğer şehrin silueti belirir daima. Kişinin kendi şehridir bu.”

Asuman Suner’in bu özgün çalışması, son otuz yıllık süre zarfında, Asya’nın iki ucunda iki liman kentinin, Hong Kong ve İstanbul’un yaşadığı dönüşümü izliyor.

Ağırlıklı olarak Hong Kong’u irdeleyen ve buradan bakarak İstanbul’u okuyan Suner, bunu yaparken, iki kent arasındaki benzerlikler kadar iki kenti birbirinden ayıran farklılıkları da merkeze alıyor.

  • Hong Kong’un kuruluşundan bu yana geçirdiği dönüşüm,
  • Afyon Savaşları’nın Çin’in yenilgisiyle sonuçlanmasının ardından Britanya İmparatorluğu tarafından sömürgeleştirilen Hong Kong adasının, on dokuzuncu yüzyılın ikinci yarısı boyunca bir “ticaret kolonisi” olarak yapılandırılması,
  • Yirminci yüzyılın ilk yarısında bölgede yaşanan çalkantılı siyasi süreçlerin etkisiyle yaşanan demografik, ekonomik, toplumsal değişim,
  • 1970’lerden itibaren kentin hızlı bir gelişim sürecine girerek önce kapitalist bir metropole, ardından önemli bir finans merkezine dönüşümü,
  • Bugünün Hong Kong’u tanımlayan yapısal sorunlar ve çatışma alanları bağlamında 2014 Şemsiye Hareketi’nin ne anlama geldiği,
  • Georg Simmel ve Walter Benjamin’in modern kent deneyimini kavramsallaştırma şekilleri ışığında yazarın kendi Hong Kong deneyimi,
  • İstanbul’un merkezinde yaşanmakta olan dönüşüm ve İstanbul kültür hayatının 1990’lardan 2010’lara yaşadığı inişli çıkışlı değişim ile Hong Kong kültüründeki dönüşüm arasındaki ilişki…

Suner bu konuları modern kent deneyimi, küresel kent, yabancılık, dikeylik, yoğunluk, tempo, güvenlik, para, tüketim, mesafe ve şehri şahsileştirmek gibi kavramlara başvurarak irdeliyor ve bunu yaparken de “‘Şehrin şahsileşmesi’ ne anlama geliyor?”, “Şehirler insanların kişisel hikâyelerine, hayat maceralarına nasıl giriyor?” ve “Şehir kişiyi nasıl şekillendiriyor?” gibi soruların yanıtlarını arıyor.

  • Künye: Asuman Suner – Hong Kong – İstanbul: Şehri Şahsileştirmek, Metis Yayınları, şehir, 264 sayfa, 2018

Kolektif – Ölme Üzerine Bir İnceleme (2015)

Ölüm gibi karmaşık ve ihtimallerle dolu bir olguyu; tüm insanların ortak yazgısını klişelerin ötesinde irdeleyen makaleler bu kitapta bir araya getirilmiş.

Kitabın bilimci ve klinisyen yazarları, ölümün neden basitçe üzücü veya kötü bir durum olarak kavranmaması gerektiğini tartışıyor.

Tıp biliminin ölüme bakışı, ölme ve sanat ilişkisi, edebiyatta ve sinemada ölme olgusunun işlenişi gibi birçok konuyu ele alan kitap, ölmek gibi karmaşık, çeşitli, şaşırtıcı ve ihtimallerle dolu bir deneyimi daha dikkatli bir şekilde gözden geçirmek için iyi bir fırsat.

  • Künye: Kolektif – Ölme Üzerine Bir İnceleme, hazırlayan: Allan Kellehear, çeviren: Barış Zeren, Boğaziçi Üniversitesi Yayınları

Etienne Copeaux ve Claire Mauss-Copeaux – Taksim! (2009)

‘Taksim!: Bölünmüş Kıbrıs’ başlıklı elimizdeki eser, yazarların Kuzey Kıbrıs Türk cemaatindeki on yıllık araştırmalarının ürünü.

Yazarlar çalışmalarında, Kıbrıs’ın iki kesimi arasındaki tarihsel çatışmanın izlerini sürüyor.

Kıbrıs’ta yaşanan çatışmalar, 1974’te imzalanan Taksim anlaşmasıyla yeni bir evreye girdi.

Zira Ada’yı ikiye bölen anlaşma, bu coğrafyanın toplumsal dokusunu da büyük tahribata uğrattı.

İşte, Copeaux çiftinin Türk kesiminden insanlarla yaptığı söyleşilerden oluşan çalışmaları, iki halk arasındaki ayrışmanın, yaşanan trajik çatışmaların derli toplu bir tarihini vermesiyle dikkat çekiyor.

  • Künye: Etienne Copeaux ve Claire Mauss-Copeaux – Taksim!: Bölünmüş Kıbrıs, 1964-2005, çeviren: Ali Berktay, İletişim Yayınları, inceleme, 310 sayfa

Ahmet Özcan – “Ama Eşkıyalık Çağı Kapandı!” (2018)

Koçero, Hamido, Hekimo…

Ahmet Özcan’ın bu özgün çalışması, Kürt eşkıyalarının “adi” olarak yaftalanan suçlarının özünde ne kadar siyasi nitelik ve vurgular barındırdığını gözler önüne seriyor.

“Ama Eşkıyalık Çağı Kapandı”, eşkıyalığın hem romantik hem de tarihsel-sosyolojik yönleriyle sağlam bir analizini sunmasıyla dikkat çekiyor.

Çalışma, eşkıyalığın Kürt toplumunun geçirdiği değişimlerin yanı sıra, siyaset, radikalleşme, askerîleşme ve bilhassa bölgesel krizlerle yakından ilgili olduğunu ortaya koyuyor.

  • Yaşar Kemal’in soylu ve sosyal eşkıyaları,
  • Kemal Tahir’in mücrim ve karşı-sosyal eşkıyaları,
  • Türk sinemasında eşkıya romantizmi,
  • Geç Osmanlı ve erken Cumhuriyet dönemlerinde eşkıyalık,
  • Ulusal yazılı basında ve devlet belgelerinde, 1950-1970 arası son Kürt eşkıyalık çağının işlenişi,
  • Demokrat Parti iktidarında Kürt eşkıyalığının yeniden yükselmesinin nedenleri,
  • Komando birlikleri ve askerî operasyonlarla yürütülen, 1960-1970 arası “eşkıya avı”,
  • Kürtlerde son Kürt eşkıyalığının tarihsel bağlamı ve toplumsal yapısı…

Özcan kitabında bütün bu konuları ayrıntılı bir şekilde irdeliyor ve beri yandan Türkiye’deki eşkıyalık araştırmalarının eleştirel bir analizini yapıyor.

  • Künye: Ahmet Özcan – “Ama Eşkıyalık Çağı Kapandı!”: Modern Türkiye’de Son Kürt Eşkıyalık Çağı (1950-1970), İletişim Yayınları, inceleme, 259 sayfa, 2018