Elif Baki – Ulusun İnşası ve Resmi Edebiyat Kanonu (2010)

  • ULUSUN İNŞASI VE RESMİ EDEBİYAT KANONU, Elif Baki, Libra Kitap, inceleme, 187 sayfa

Elif Baki ‘Ulusun İnşası ve Resmi Edebiyat Kanonu’nda, milli eğitim ideolojisinin edebiyat eğitimine bakışını ortaya koyuyor. Baki’nin çalışması, bu ideolojinin, 1930-1980 arasında okutulan lise edebiyat kitaplarına nasıl yansıdığını; edebiyatı kısır birtakım savlarla inşa etme çabasının bu kitaplarda ne şekilde görünürlük kazandığını ve bu yolla öğrencilere ne tür bir edebiyat eğitimi verildiğini gözler önüne sermesiyle dikkat çekiyor. Araştırmasına, Talim Terbiye Kurulu’nun liselerde okutulmasını uygun gördüğü kitapların bir dökümünü yaparak başlayan Baki, ardından, bu metinlerin milli eğitim ideolojisiyle bağlantılarını kuruyor.

Ömer Özer (ed.) – Medyada Şiddet Kültürü (2010)

  • MEDYADA ŞİDDET KÜLTÜRÜ, editör: Ömer Özer, Literatürk Yayıncılık, medya, 576 sayfa

‘Medyada Şiddet Kültürü’, medya-şiddet ilişkisine dikkat çekmeyi amaçlıyor. Medyada sunulan şiddet, ağırlıklı olarak televizyonlara mâledilir. Oysa şiddet tiyatro eserlerinde, romanların dilinde, gazete haberlerinde, çizgi romanda, radyo oyunlarında, sinemada; kısacası akla gelebilecek tüm kitle iletişim araçlarında karşımıza çıkar. Kitapta, söz konusu kitle iletişim araçlarını temsilen birer çalışma bulunuyor. Medyada sunulan şiddetin ekonomisinin de incelendiği çalışmada ayrıca, şiddeti üreten muhabirlerin görüşleri, medya şiddetini inceleyen psikolojik kuramlar ve kadına yönelik şiddette medyanın oynadığı rol konuları da ele alınıyor.

Ulaş Işıklar – Gecenin Çocukları (2010)

  • GECENİN ÇOCUKLARI, Ulaş Işıklar, Avrupa Yakası Yayınları, inceleme, 200 sayfa

Ulaş Işıklar, ilgi çeken kitabı ‘Gecenin Çocukları’nda, son dönem korku sinemasında vampir karakterinin değişimini ve dönüşümünü inceliyor. ışıklar kitabında, vampir karakterlerinin özelliklerini ve bu karakterlerin dönemsel ve kültürel olarak nasıl bir değişim geçirdiklerini örnekler üzerinden değerlendiriyor. Korku kavramını, korkunun ideolojisini ve bir tür olarak korku sinemasını anlatarak çalışmasına başlayan Işıklar, korku sinemasında vampir mitinin, içinde bulunduğu dönemin toplumsal belirleyicileri tarafından yeniden üretildiği ve o dönemde var olan ideolojik ve kültürel anlamların temsil edildiği bir alan olduğunu savunuyor.

Henri Stierlin – İmanın ve İktidarın Hizmetinde İslam Mimarisi (2006)

  • İMANIN VE İKTİDARIN HİZMETİNDE İSLAM MİMARİSİ, Henri Stierlin, çeviren: Ali Berktay, Yapı Kredi Yayınları, mimari, 159 sayfa

Mimarlık tarihçisi Henri Stierlin, ‘İslam Mimarisi’nde, Müslüman yapılarının çok sayıdaki figürlerini, biçimlerini betimleyip açıklıyor ve bunu yaparken de, on yüzyılı aşkın bir süre boyunca görkemli bir atılım ve solukla yaşayan canlı bir sanatın hiç değişmeyen yanlarını ve sonsuz denebilecek çeşitlemelerini sunuyor. İslam dini, çok sayıda örnekten de anlaşılacağı gibi, doğduğu 7. yüzyıldan itibaren görkemli bir mimari geliştirmişti. Stierlin’in çalışması, Emeviler, Abbasiler, İranlılar, Selçuklular, Büyük Moğol İmparatorluğu, Osmanlılar gibi çok farklı bileşenlerce zenginleştirilen bu görkemli mimarinin izini sürüyor.

Martin Heidegger ve Eugen Fink – Heraclitus Üzerine Dersler (2006)

  • HERACLITUS ÜZERİNE DERSLER, Martin Heidegger ve Eugen Fink, çeviren: İbrahim Görener, Kesit Yayınları, felsefe, 253 sayfa

‘Heraclitus Üzerine Dersler’, Martin Heidegger ile Eugen Fink’in Heraclitus’un felsefi fragmanları üzerine yaptıkları yorumlar, konuşmalar ve düşüncelerden oluşuyor. Kitap, klasik metinlerin ayırıcı özelliği olan diyalog tarzında düzenlenmiş ve bu iki ismin 1966-67 öğretim yılında, Freiburg / Breisgau Üniversitesi’nde Heraclitus üzerine yaptıkları seminerin notlarından oluşuyor. Heraclitus’un felsefesi, birkaç fragman üzerinden günümüze ulaşabildi. Yazarların bu seminerdeki asıl amacı, Heraclitus metinlerinin filolojik anlamda bir tartışmasından ziyade, bu metinler üzerinden filozofun ruhani varlığına odaklanmak ve kendisinin düşünce dünyasını analiz etmek şeklinde özetlenebilir. Kitap, Batı felsefesinin önemli kaynaklarından biri olan Heraclitus’u ve kendisinin felsefe tarihindeki önemli yerini öğrenmek isteyenlere önerilir.

Ahmet Hamdi Tanpınar – XIX. Asır Türk Edebiyatı Tarihi (2006)

  • XIX. ASIR TÜRK EDEBİYATI TARİHİ, Ahmet Hamdi Tanpınar, Yapı Kredi Yayınları, inceleme, 566 sayfa

Ahmet Hamdi Tanpınar’ın, ‘XIX. Asır Türk Edebiyatı Tarihi’, bir giriş yazısından sonra, Lâle Devri’nden başlayıp Tanzimat’a kadar uzanan batılılaşma hareketlerinin ele alınmasıyla devam ediyor. Kitap ardından, dönem edebiyatını kapsamlı bir bakışla irdelemeye koyuluyor. Bundan sonra Tanzimat dönemi edebiyatı ve ‘Yeniliğin Üç Büyük Muharriri’ başlığı altında Ahmed Cevdet Paşa, Münif Paşa ve bilhassa Şinasi üzerinde duruluyor. Yeni Osmanlılar Cemiyeti’ni bağımsız bir başlık altında değerlendiren Tanpınar, burada Ali Suavi’yi ele aldıktan sonra ‘Nevilerin Gelişmesi’ başlığı altında, o dönem Türk edebiyatında kullanılan yeni edebi türleri anlatıyor.

Jorge Semprun – Bir Ölü Lazım (2006)

  • BİR ÖLÜ LAZIM, Jorge Semprun, çeviren: Işık Ergüden, Can Yayınları, roman, 165 sayfa

‘Bir Ölü Lazım’, Jorge Semprun’un anılarından yola çıkarak, Naziler döneminde Almanya’daki Buchenwald toplama kampındaki yaşamı, içerideki gizli örgütü ve hapsedilenlerin verdikleri ölüm kalım savaşını hikâye ediyor. İspanya’da Franco hüküm sürerken, Fransa işgal altındadır. Buchenwald toplama kampı Yahudiler,  Alman komünistler ve Fransız direnişçilerle doludur. Semprun da kimilerinin Almanlara daha yakın olduğu, kimilerinin gizli çalışmalar yürüttüğü, kimilerininse ölmek üzere olduğu toplama kampının tutsakları arasındadır. Roman, Semprun’un bu toplama kampından başarısızlıkla sonuçlanan kaçma teşebbüsünü ve onu kurtarmaya çalışan diğer arkadaşlarını hikâye ediyor.

Fakir Baykurt – Kara Ahmet Destanı (2006)

  • KARA AHMET DESTANI, Fakir Baykurt, Literatür Yayıncılık, roman, 403 sayfa

‘Kara Ahmet Destanı’, Irazca’nın torunu Ahmet Oğlan’ın hikâyesine yer veriyor. Şehre göçer göçmez okula yazılan Ahmet Oğlan, çalışkanlığıyla ortaokul ve liseyi bitirir. Ardından çok istediği Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi’ne girer. Baykurt’un romanı, asıl olarak, Ahmet Oğlan’ın üniversiteye geldikten sonra, bilincinde yaşadığı sıçramaya, dönüşüme odaklanıyor. Burada tanıdığı parkalı “abi”ler aracılığıyla, kendisine öğretilenlerle gerçek hayatın birbirinden çok farklı olduğunu, böylece yoksulların, emekçilerin yanında olması gerektiğini anlar. Roman, bir çocuğun, Ahmet Oğlan’ın, direnerek gün gün nasıl aydınlığa çıktığını, nasıl politik bir kimlik edindiğini hikâye ediyor.

Turhan Feyizoğlu – İki Adalı (2006)

  • İKİ ADALI, Turhan Feziyoğlu, Ozan Yayıncılık, biyografi, 444 sayfa

Turhan Feyizoğlu’nun ‘İki Adalı’sı, Hüseyin Cevahir ve Ulaş Bardakçı’nın biyografilerinden oluşuyor. Bilindiği gibi, Cevahir ve Bardakçı, Türkiye sosyalist hareketinde önemli rollere sahip olmuş ve etkileri devam eden iki isim. Cevahir 12 Mart 1971 darbesinden sonra öldürüldüğünde yirmi altı, Bardakçı da yine aynı darbenin ertesinde öldürüldüğünde yirmi beş yaşındaydı. Turhan Feyizoğlu kitabında, bu iki ismin satır aralarında kalan yaşamlarının ayrıntılarını veriyor ve bu yaşamların günümüze kalan yansımalarının peşine düşüyor. Kitap, iki isme dair ayrıntılara yer vermesinin yanı sıra, kapsadığı çok sayıda belge ile Türkiye’nin yakın tarihi hakkında önemli bir kaynak eser.

Ferit Edgü – Kimse (2006)

  • KİMSE, Ferit Edgü, Sel Yayıncılık, roman, 128 sayfa

Ferit Edgü’nin ‘Kimse’si, en çok da ‘Hakkari’de Bir Mevsim’in bir anlamda devamı olması yönüyle ilgi çekici. Bu romanda, ‘Hakkari’de Bir Mevsim’in gizemli anlatıcısının, öğretmenlik yaptığı Hakkari’nin on üç haneli Pirkanis adlı dağ köyünde, kendisiyle yaptığı yalnızlık konuşmalarından oluşuyor. Edgü’nün burada kullandığı ‘Birinci Ses’ ve ‘İkinci Ses’ hem birer roman kahramanı, hem de birbirinden farklı düşüncelerin uzlaşmaya varma çabası olarak okunabilir. Romana, ‘Hakkari’de Bir Mevsim’de olay örgüsüne monologlarıyla katılan kahramanın; anmak, anımsamak, anlamak, sormak ve karşılık aramak gibi konular üzerine, ikinci sesiyle, öteki kendiyle yaptığı diyaloglar veya yalnızlık konuşmaları diyebiliriz.