Kolektif – Toplumsal Cinsiyet ve Medya Temsilleri (2020)

Medyanın kurgulandığı dünyada erkekler, kadınlar, LGBTİ bireyler nasıl temsil ediliyor?

Bu güzel derleme, toplumsal cinsiyetlerin medyada temsil edilme biçimlerindeki açık sorunları farklı yönleriyle irdeleyerek bu soruya tatmin edici yanıtlar veriyor.

Medya bütün yaşamımızı etkiler, dolayısıyla medyadaki toplumsal cinsiyet temsilleri de bizlere nasıl bir erkek veya nasıl bir kadın olmamız gerektiğini de vaaz eder.

Medya bireylerin düşünceleri, davranışları ve değer yargılarının oluşumu, pekiştirilmesi ve bunların değişiminde de önemli roldedir.

İşte bu derleme de, medyanın etkileme gücünün toplumsal cinsiyet temsillerine ne gibi vurgular yaptığını izlemesiyle çok önemli.

Kitap, rekabetin hızla yayıldığı ve vahşileştiği medya ortamında var olan temsillerin çarpıklığını ve bunların statükoyu nasıl beslediğini ya da bazılarını nasıl ettiğini gözler önüne seriyor.

  • Künye: Kolektif – Toplumsal Cinsiyet ve Medya Temsilleri, derleyen: Şahinde Yavuz, Heyamola Yayınları, medya, 344 sayfa, 2020

André Comte-Sponville – Hayat Yaşamaya Değer (2020)

Kült yapıtı ‘Büyük Erdemler Risalesi’ ile bildiğimiz André Comte-Sponville, şimdi de söyleşileri ile karşımızda.

André Comte-Sponville ile François L’Yvonnet’nin son yirmi yıl içinde yaptığı söyleşileri bir araya getiren kitap, düşünürün entelektüel gelişimi, okumaları, üstatları ve düşüncesinin büyük eksenleri hakkında harika bir bilanço çıkarıyor.

Burada, kendisini felsefeye iten etkenlerin neler olduğu sorusuna “Yaşamdaki zorluklar, düşünme tutkusu” yanıtını veren André Comte-Sponville, filozof olmanın ne anlama geldiğinden felsefenin ne olduğuna, kendisine yol gösteren düşünürlerden mutluluğa, siyasetten sanata, ahlaktan etiğe ve bugün felsefe yapmanın ne anlama geldiğine kadar pek çok konu üzerine fikirlerini bizimle paylaşıyor.

‘Hayat Yaşamaya Değer’ kitabının da gösterdiği gibi, herkes fikir sahibi olabilir ama bir düşünce geliştirmek tamamen farklı bir iştir ve bu bağlamda André Comte-Sponville de kesinlikle en derin düşünürlerden biridir.

  • Künye: André Comte-Sponville – Hayat Yaşamaya Değer, söyleşi: François L’Yvonnet, çeviren: Ercüment Tezcan, İletişim Yayınları, söyleşi, 408 sayfa, 2020

Bernard Lewis – Hata Neredeydi? (2020)

Avrupa nasıl oldu da silah teknolojisinde, sanayi ve ticarette, yönetimde, eğitimde ve kültürel hegemonyada İslam dünyasının önüne geçti?

Ortadoğu araştırmaları alanının önde gelen isimlerinden olan Bernard Lewis, yeni bir çeviriyle raflardaki yerini alan bu enfes çalışmasında, 18 ile 20. yüzyıllar arasında Batı ve Ortadoğu kültürleri arasındaki farklılıkları merkeze alarak bu soruya çarpıcı yanıtlar veriyor.

İki kültür arasındaki uçurumu Hıristiyanlık ve İslam, müzik ve sanat, kadınların konumu, laiklik ve sivil toplum, saat ve takvim gibi farklı yönleriyle irdeleyen Lewis, yüzyıllar boyunca hem askerî ve ekonomik anlamda hem de uygarlık sanatları ve bilim gibi alanlarda öncü olan İslam dünyasının, nasıl olup da aynı yüzyıllarda “barbar” ve “dinsiz” olduğu iddia edilen Hıristiyan Avrupa’nın gerisinde kaldığını çok yönlü bir şekilde irdeliyor.

Kitap, Doğu’nun Batı tarafından nasıl alt edildiğinin, gölgede bırakıldığının ve tahakküm altına alındığının hikâyesi olarak muhakkak okunmalı.

  • Künye: Bernard Lewis – Hata Neredeydi?: Doğu’nun 300 Yıldır Cevabını Aradığı Soru, çeviren: M. Murtaza Özeren, Kronik Kitap, tarih, 192 sayfa, 2020

Michel Foucault – Eleştiri Nedir? (2020)

‘Eleştiri Nedir?’, Michel Foucault’nun 1978 ve 1983’de verdiği iki ayrı konferansı bir araya getiriyor.

İki konferansında da Foucault, Kant’ın ‘Aydınlanma Nedir?’ adlı metnine referans yaparak Aydınlanma’yı felsefi ve tarihsel bir sorgulamaya tabi tutuyor.

Düşünür burada, hem Kantçı yaklaşımı çok yönlü bir bakışla irdeliyor ve alternatif bir Kantçı yaklaşımı tartışıyor hem de kendi felsefi pratiğinin soykütüğüne yeni bir yön vermeye girişiyor.

Bu iki konferansın diğer bir özelliği de, Foucault düşüncesinin 1978 ile 1983 arasındaki evrimi hakkında bize fikir vermesi.

Foucault’nun ‘Aydınlanma Nedir?’i nasıl farklı biçimlerde okuduğuna tanık olduğumuz konferanslar, aynı zamanda Foucault’nun kendi tarihsel ve felsefi perspektifini olduğu gibi şimdiki ve geçmişteki çalışmalarını da, Kant’ın bu metniyle başlattığını gösteriyor.

‘Eleştiri Nedir?’, Aydınlanma, bilgi, iktidar ve özne arasındaki ilişkiler üzerine düşünmek isteyenlerin severek okuyacağı bir çalışma.

  • Künye: Michel Foucault – Eleştiri Nedir?: Kendilik Kültürü, çeviren: Murat Erşen, Ayrıntı Yayınları, felsefe, 2020

Steen Eiler Rasmussen – Şehirler ve Yapılar (2020)

Mimarlık literatüründe özel bir yere sahip olan ‘Şehirler ve Yapılar’, yalnızca mimari ve şehircilik alanında değil, kültür tarihi alanında da önemli bir kitaptır.

Pek çok çizimle zenginleşen kitap, bir yapıyı yalnızca kendi başına bir eser olarak değil, aynı zamanda içinde bulunduğu şehirle ilişkisi içinde ele alıyor.

Kentlerin belirli ideallere işaret eden varoluşlara sahip olduğunu belirten Steen Eiler Rasmussen, anıtlar ve yapıları tek tek bir bütünün parçası olarak değerlendiriyor.

Pek çok şehir ve yapıyı inceleyen çalışma, şehirlere ve buralardaki anıtsal yapıtlara farklı bir gözle bakmamızı sağlıyor.

  • Künye: Steen Eiler Rasmussen – Şehirler ve Yapılar, çeviren: Deniz Özden, Arketon Yayıncılık, mimari, 208 sayfa, 2020

Taner Akpınar – Pedagojik Tahakküm (2020)

Barış imzacılarının başına gelenlere baktığımızda da gördüğümüz gibi, üniversiteler, tarihsel süreçte büyük ölçüde egemen sınıfların tahakkümü altında güç ve iktidar ilişkilerinin yeniden üretimine katkı sunan bir işlev gördü.

Bugünkü üniversiteler de, neredeyse tümüyle egemen konumdaki yeni liberal ideolojinin tahakkümü altındadır.

Taner Akpınar’ın bu önemli çalışması ise, bu tahakkümü sosyal bilimlerdeki öğretim süreçlerini merkeze alarak inceliyor.

Akpınar, sosyal bilimlerdeki öğretim süreçlerinin, pedagojik olarak, tümüyle egemen ideolojiye göre kurgulandığını gözler önüne seriyor.

Çok değerli bir ifşa olarak okunabilecek kitap, sosyal bilim öğretimi görenlere, egemen ideolojinin hangi araçlar ve yollara başvurarak tümüyle taraflı yaklaşımını, nesnel bilimsel gerçekliğin kendisiymiş gibi aşıladığını gösteriyor.

  • Künye: Taner Akpınar – Pedagojik Tahakküm: Sosyal Bilim Öğretiminde Pedagojik Sorunlar, Nika Yayınevi, bilim, 135 sayfa, 2020

Heinz Halm – Şiiler (2020)

Yakın zamanda burada ‘Haşhaşiler’ adlı kitabına yer verdiğimiz Heinz Halm, şimdi de Kerbela olayından bugüne Şiîliğin geçirdiği dini ve siyasi dönüşümün hikâyesini sunuyor.

Bugün Şiilik, İran ve genel olarak Orta Doğu’nun diğer bölgelerinde, daha ziyade siyasi bir olgu olarak karşımıza çıkıyor.

Halm ise, Şiîlerin inançlarının ve temelini tövbe ritüellerinin ve matem törenlerinin oluşturduğu dini geleneklerinin bin üç yüz yılı aşan bir tarihe sahip olduğunu ayrıntılı bir şekilde ortaya koyuyor.

İslam’ın heterodoks bir yorumu olarak Şi’a, tarih boyunca sînezenlerin ve zencirzenlerin kanlı matem törenlerini öne çıkararak “sapkın” bir inanç olarak gösterildi.

Buna rağmen Şiîlik, ortaya çıkışından 1979 İran Devrimi’ne kadar defalarca şekil değiştirerek varlığını sürdürmeyi başardı.

İşte Halm’ın çalışması, Şiîliğin bu ve bunun gibi önemli starihsel dönüm noktalarına yakından bakmak için çok iyi fırsat.

  • Künye: Heinz Halm – Şiiler, çeviren: Muhammet Mertek, Runik Kitap, tarih, 110 sayfa, 2020

Fuat Keyman ve Berrin Koyuncu-Lorasdağı – Sekiz Kentin Hikâyesi (2020)

2014 yılında yürürlüğe giren bir kanun ile on dört il büyükşehir statüsüne çıkarılmıştı.

Bu kanuna göre bugün Türkiye nüfusunun % 92.5’i kentlerde yaşıyor.

Durum böyle olunca bu kentlerin iyi, adil, demokratik yönetimi, sadece kendilerinin geleceği için değil, kendilerine komşu kentlerin ve Türkiye’nin ekonomisinin, siyasi istikrarının ve kültürel birlikte yaşamasının geleceği için de kritik önem taşıyor.

İşte Fuat Keyman ve Berrin Koyuncu-Lorasdağı imzalı ‘Sekiz Kentin Hikâyesi’ adlı bu önemli çalışma da, Türkiye’de sermaye-mekân diyalektiğinin kentlerdeki yansımasının nasıl yönetileceği sorusuna cevap arayarak kentleşme ve kent olgusunu eleştirel bir biçimde ele alıyor.

Başka bir deyişle yazarlar, 2000’li yılların başından itibaren Türkiye’de ekonomik neoliberalleşmeden nemalanarak yükselen İslami / mütedeyyin burjuvazinin neden olduğu büyük yıkımın sosyal, kültürel ve siyasal anlamdaki yansımalarını irdeliyor.

Yazarlar, neoliberal hegemonyanın hâkimiyetini sınırlamanın, başka bir deyişle “kâr için değil, insanlar için kentler” anlayışının benimsenmesi için de “yeni yerellik” olarak kavramsallaştırdıkları bir yaklaşımdan hareket ediyor.

Burada tanımlandığı şekliyle “yeni yerellik”, kâr yerine toplumsal ihtiyaçları gözeten ve yerelden demokratik katılımı mümkün kılan bir kent siyaseti ve böylece kentlerin adalet, demokrasi ve farklılık siyasetine dair mücadele için taşıdıkları önemi ifade ediyor.

Yazarlar bu tartışmayı da Kayseri, Konya, Gaziantep, İzmir, Denizli, Eskişehir, Diyarbakır ve Şanlıurfa kentlerini merkeze alarak yapıyor.

Türkiye’de kentler, kent çalışmaları, kentler ve rant, yerel yönetim ve yerellik gibi konularda düşünen ve çalışan herkesin okuması gereken bir kitap.

  • Künye: Fuat Keyman ve Berrin Koyuncu-Lorasdağı – Sekiz Kentin Hikâyesi: Türkiye’de Yeni Yerellik ve Yeni Orta Sınıflar, Metis Yayınları, kent çalışmaları, 312 sayfa, 2020

Kolektif – Yeni Gazetecilik (2020)

Bugünün post-endüstriyel, ağlaşmış haber ekosisteminde, içerik profesyonel gazeteciler kadar yurttaş gazeteciler ve robotlar tarafından da oluşturulur.

Peki, böylesi bir zamanda nitelik ve etik standartlardan ödün vermeden, gazeteciliği bu yönde dönüştürmek mümkün mü?

İşte bu şahane derleme, bu soruya tatmin edici yanıtlar veriyor.

Kitaba katkıda bulunan yazarlar, bugün haberciliğin nasıl dönüştüğünü kapsamlı bir şekilde ortaya koydukları gibi, nitelikli haber içeriklerinin nasıl oluşturulacağı, dağıtılacağı ve sunulacağını; dijital, ağ tabanlı döneme uygun yeni habercilik yöntem ve tekniklerinin nasıl kullanılacağını; okuyucuların haber süreçlerine ve etkileşime nasıl dâhil edileceğini ve dijital ve mobil ortama uygun yeni yönetsel ve organizasyonel stratejilerin nasıl geliştirilebileceğini ortaya koyuyor.

Yeni gazetecilik uygulamalarıyla ilişkili kuramsal ve ampirik çalışmalar hakkında aydınlanmak isteyen okurların kaçırmak istemeyeceği bir çalışma.

Daha da güzeli kitap, buradan ücretsiz olarak da indirilebiliyor.

  • Künye: Kolektif – Yeni Gazetecilik: Mecralar, Deneyimler, Olanaklar, derleyen: Barış Çoban, Bora Ataman ve Özlem Erkmen, Kafka Kitap, medya, 402 sayfa, 2020

Pierre Bayard – Önceden İntihal (2020)

Bir yazar, kendisinden sonra gelen, gelecekteki bir yazardan intihal yapabilir mi?

‘Önceden İntihal’in cins, hınzır ve zeki yazarı Pierre Bayard’a göre evet.

Daha önce yayımlanan ‘Okumadığımız Kitaplar Hakkında Nasıl Konuşuruz?’ ile bildiğimiz Bayard, şimdi de “önceden intihal” olarak tanımladığı bir kavramla karşımızda.

Yazara göre “önceden intihal”, bir yazarın, kendisinden sonra gelen, gelecekteki bir yazardan esinlenmesi, ondan aşırmasıdır.

Bayard, okuru bu saçma sapan teze ikna etmek için enteresan argümanlara başvuruyor.

Yazara göre, edebiyatta her yeni yapıt kendi öncellerini yaratır, onları okuma biçimimizi kökten değiştirir, kendisiyle sonlanan bir şecere oluşturur, yeni bir hat çizer.

Hatta bu kimi örneklerde, selefini intihal yapmış gibi gösterecek kadar güçlüdür.

Bayard, bütün bunları da ciddi bir kuramsal araştırma kisvesi altında ele alıyor.

Yazar bunu yaparken de, bizi edebiyat tarihi, karşılaştırmalı edebiyat, metinlerarası göndermeler, eleştiri ve okurun belleğinin kendine has işleyiş mekanizması gibi ilginç konular üzerine düşünmeye davet ediyor.

  • Künye: Pierre Bayard – Önceden İntihal, çeviren: Soner Sezer, Everest Yayınları, deneme, 200 sayfa, 2020