Erez Manela – Kendi Kaderini Tayin Hakkı ve Sömürge Karşıtı Milliyetçiliğin Kökenleri (2020)

Birinci Dünya Savaşı sonrasında, Woodrow Wilson’ın ortaya attığı kendi kaderini tayin hakkı, sömürge halkları için büyük umutlara vesile oldu.

Fakat bu ülkelerin bağımsızlık yolunda verdikleri mücadele çok zorlu aşamalardan geçerek ancak gerçekleşti.

İşte Erez Manela, sömürgeciliğin hükmünü yitirmeye başladığı ve ulus-devletlerin ortaya çıktığı bu dönemde ortaya çıkan bu hakkın ve bu hakkı elde etmeye çalışan halkların yaşadığı dönüşümü ve hayal kırıklığını kayda alıyor.

Manela, bu “yeni dünyanın” uzun mücadelelerden sonra bağımsızlığının tanınmasını adım adım izlediği gibi, o dönemde Woodrow Wilson’un sömürge halkları için nasıl bir kurtuluş figürü haline geldiğini, fakat kendi kaderini tayin hakkına kavuşacaklarına inanmış halkların “medeniyet kriteri”ne çarparak nasıl hayal kırıklığına uğradıklarını ve mücadelelerini sokağa nasıl taşıdıklarını da anlatıyor.

Kitap, bu halkların, yüzlerini zaman içinde Wilson’dan, kendi kaderini tayin hakkını ilk kez 1914’te zikreden Lenin’e çevirmelerini aktarıyor ve böylece Büyük Güçler’in çıkarlarının, ilkelerin önüne nasıl geçtiğinin gözler önüne seriyor.

  • Künye: Erez Manela – Kendi Kaderini Tayin Hakkı ve Sömürge Karşıtı Milliyetçiliğin Kökenleri: Wilsoncu Moment, çeviren: Ergin Özler, İletişim Yayınları, tarih, 431 sayfa, 2020

Arthur Schopenhauer – İsteme ve Tasavvur Olarak Dünya (2020)

Schopenhauer’un 1818 yılında bitirdiği fakat ilk basımı 1819 yılında yapılan ‘Die Welt als Wille und Vorstellung’un Türkçe ilk tam çevirisi, ‘İsteme ve Tasavvur Olarak Dünya’ başlığıyla yaklaşık iki yüzyıl sonra yayımlandı.

Bu görkemli yapıtında, dünyayı deneyimin ve bilimin nesnesi olarak irdelemeye koyulan Schopenhauer, aklın başarabileceklerinin sınırları, beden ve dünya arasındaki bağ, dünyaya arzu temelli bağların sanat aracılığıyla ifadesi konularını derinlemesine bir bakışla irdeliyor.

Düşünür bunu yaparken de, anlama, gerçeklik, akıl, idealar, sanat, varoluşun anlamı, zaman ve mekan, nedensellik, bedenin dolaysız nesne oluşu, dış dünyanın gerçekliği, yaşam için felsefe, bilimin sınırları, kendinde şey olarak isteme, doğal bilimlerin sınırları, estetik deneyim, özgürlük ve determinizm ve etik gibi pek çok kavramı tartışıyor.

Kant felsefesinin tamamının en kapsamlı eleştirisi olarak da okunabilecek yapıt, Schopenhauer’un gerçek felsefesine ve dehasına yakından bakmak için çok iyi fırsat.

  • Künye: Arthur Schopenhauer – İsteme ve Tasavvur Olarak Dünya, çeviren: A. Onur Aktaş, Doğu Batı Yayınları, felsefe, 746 sayfa, 2020

Müjdat Takıcak – Matematiğin Felsefesi (2020)

Felsefe ile matematik arasında çok sıkı bir ilişki vardır.

Bu ilişki, Antik Yunan döneminden bugüne değin uzanır.

Müjdat Takıcak’ın bu özenli kitabı ise, matematik felsefesinin uzun tarihi hakkında çok iyi bir giriş.

Yazar burada, Thales, Pythagoras ve Platon gibi filozoflardan başlayarak 17. yüzyılda Newton ile Leibniz’e, oradan Hume, Berkeley, Lock’a ve günümüze uzanarak matematik felsefesinde yer alan tartışmaların  tarihsel olarak nasıl temellendirildiğini açıklıyor.

Matematiğin ontolojisi ve epistemolojisinden matematik felsefesinin farklı uğraş alanlarına pek çok konunun ele alındığı kitap, alanla ilgilenenler için önemli bir çalışma.

  • Künye: Müjdat Takıcak – Matematiğin Felsefesi, Doruk Yayınları, felsefe, 92 sayfa, 2020

Lev Nikolayeviç Tolstoy – Sahte Para Kuponu (2020)

Tolstoy öylesine büyülü bir yazar ki, ondan ne okusak bizi etkiliyor.

‘Sahte Para Kuponu’ da, yazarın son dönem öyküleriyle torununa yazdığı bir masaldan oluşan, böylesine harika kitaplardan.

Viktor Şklovski’nin önsözü ve Isaiah Berlin’in sonsözüyle ayrıca zenginleşen kitapta, Tolstoy’un kitaba adını veren öyküsünün yanı sıra, ‘Fakir İnsanlar’, ‘Düşümde Ne Gördüm’, ‘Çocukluğun Gücü’, ‘Yolcuyla Sohbet’, ‘Yabancı ve Köylü’, ‘Bereketli Topraklar’ ve ‘Kurt’ adlı eserleri yer alıyor.

Öyküler, ağırlıklı olarak kötülüğün iyilik sayesinde yok edilebileceği ana temasını işliyor.

Yazar, küçük bir suçun tıpkı kartopunun çığa dönüşmesi gibi büyük bir felakete yol açabildiğini kendine has kurgusu ve okuru etkisi altına alan sade üslubuyla anlatıyor.

Öyküler ayrıca, dönemin Rus toplumu ile ülkedeki siyasi ve fikri çalkantılar hakkında okuruna fikir de veriyor.

  • Künye: Lev Nikolayeviç Tolstoy – Sahte Para Kuponu, çeviren: Varol Tümer, İletişim Yayınları, öykü, 191 sayfa, 2020

Kolektif – Çivisi Çıkan Dünya (2020)

“… şimdiki ve gelecekteki salgınlara karşı etkili şekilde yanıt verebilmek için gerekli olan demokratik modelleri tartışmalıyız.”

Covid-19 salgını, hayatımızı ve hatta muhtemeldir ki geleceğimizi kökten dönüştürdü.

Bu harika kitap ise, dünyanın önde gelen düşünürlerinin salgın üzerine yaptıkları ufuk açıcı değerlendirmelerini sunuyor.

Felsefe, sosyoloji, antropoloji, siyaset, iktisat ve biyoloji gibi zengin bir arka plandan beslenen buradaki makaleler, hem bugün yaşadıklarımızın sağlam bir muhasebesini yapıyor hem de Covid-19 gibi salgınların geleceğimizi nasıl şekillendireceği konusunda kimi öngörülerde bulunuyor.

Salgının iyi bir muhasebesini yapmak, bugün gelecekte bizi nelerin beklediği üzerine derinlemesine düşünmek için çok iyi fırsat.

Kitaba katkıda bulunan isimler şöyle: David Harvey, Slavoj Žižek, Giorgio Agamben, Alain Badiou, Judith Butler, Mike Davis, Bruno Latour, Adam Tooze, Daniel Tanuro, Sandro Mezzadra, Panagiotis Sotiris, Massimo De Angelis, Ingar Solty, Josh Gabert Doyon ve Rob Wallace.

Kitaptan birkaç alıntı:

“Korona virüsü, hayli elzem bir şeyi tehdit ediyor: ‘müşterek’i.”

“Son yirmi otuz yıldaki deneyimleri hesaba katarak şu soruyu sormaktan asla yorulmamalıyız: Hangi ekonomik kısıtlamalar gerçek ve hangileri hayali?”

“Endüstriyel tarım o kadar kâr odaklıdır ki, bir milyar insanı öldürebilecek bir virüs için seçim yapmak alınmaya değer bir risk olarak görülür.”

“Sadece haddinden fazla tuvalet kâğıdı satın almanın ne kadar saçma olduğunu düşünün!”

“Asıl soru şu: Bu ne kadar sürecek? Bir yıldan uzun sürebilir, ayrıca ne kadar uzun sürerse işgücü dâhil, değersizleşme de o kadar artar.”

“Büyük çaplı davranış değişimleri de dâhil olmak üzere, insan topluluklarının sağlığına gerçekten yardımcı olacak ve aynı esnada zora başvurma ve gözetleme biçimlerini yaygınlaştırmayacak kolektif pratiklerimiz olabilir mi?”

“Korona virüsünü onarıcı biçimde okumak, kendimizi yalıttığımız, sosyal mesafelenme pratiğine uyduğumuz dönemlerde geliştirdiğimiz yeni türde dayanışmalara katılmak demektir.”

“Kendini izole etme talimatı, pandemiye özgü bu yeni zamanda ve mekânda, küresel olarak birbirimize bağımlı olduğumuz gerçeğini yeniden tanımamıza tesadüf ediyor.”

“Yönetici sınıfının elitleri şu anda retorik olsun diye işçi sınıfının sistem açısından öneminden bahsediyorsa da bu ‘tanıma’nın maddi bir karşılığa dönüşüp dönüşmeyeceği net değil.”

“Bu salgının sebep olduğu başlıca tehlike sağlık sisteminin tıkanma ihtimalidir. Bu da kaçınılmaz olarak en yoksul ve güçsüz kesimlerin, özellikle de yaşlı yurttaşların ödediği bedellerin ağırlaşmasına sebep olacaktır.”

“Görünen o ki salgının ortaya koyduğu güçlük her yerde aklın iç faaliyetini dağıtıyor, özneleri mistisizm, masal uydurma, dua, kehanet ve beddua gibi, vebanın hüküm sürdüğü Orta Çağ’da âdetten olan kederli etkilere geri dönmeye zorluyor.”

“Kendimizi izole ederken bile ve hatta tam da böyle yaparken, bilimin kontrol edebildiği hakikatler ve yeni bir siyasetin ayakları yere basan bakış açıları, yerelleşmiş deneyimleri ve stratejik hedefleri dışında hiçbir şeye itimat etmeyelim.”

“Yıllardır ilk defa, evlerine tıkılı kalmış bir milyar insan, şu unutulmuş lüksü keşfetti: kendilerini sık sık, gereksiz yere oraya buraya çeken şeyi düşünme ve onu fark etme zamanı.”

  • Künye: Kolektif – Çivisi Çıkan Dünya: Covid-19 Salgını Üzerine Muhasebeler, derleyen: Erkal Ünal, Runik Kitap, siyaset, 132 sayfa, 2020

Armağan Seçkin – Türk Siyasi Yaşamında Halkçı Parti (2020)

 

12 Eylül darbesinin ertesinde CHP askeri dikta tarafından kapatılmış ve bu durum bir merkez sol partinin yokluğu anlamında büyük boşluğun yaşanmasına neden olmuştu.

Halkçı Parti de, tam bu süreçte, zamanında İsmet İnönü’nün özel kalem müdürlüğünü de yapmış olan Necdet Calp ve arkadaşları tarafından 1983’te kurulmuştu.

Parti bu süreçte önemli bir siyaset yürüttü ve 1985’te SODEP ile birleşerek SHP adını aldı.

Armağan Seçkin’in bu çalışması ise, Halkçı Parti’nin hikâyesini kuruluşundan önceki süreçten başlayarak kapsamlı bir şekilde anlatıyor.

Türkiye’de 1973 genel seçimlerini irdeleyerek başlayan çalışma,

  • 1980 Askeri darbesinin Türkiye siyaset arenasını nasıl yeni baştan domine ettiğini,
  • Darbe ardından devletin hukuki yeniden yapılandırılmasını,
  • Yeni siyasi partiler kanununun yayımlanmasını,
  • Kanunun çıkmasıyla siyasi faaliyetlerin yoğunlaşmasını,
  • Bu süreçte sosyal demokrat kesimin içine düştüğü çıkmazları ve bu çıkmazların oluşturduğu yol ayrımlarını,
  • 1983 Genel Seçimleri’ne katılma hakkını elde eden sosyal demokrat Halkçı Parti’nin kuruluş sürecini,
  • 1983 genel ve 1984 yerel seçim sonucunda Halkçı Parti’de yaşanan dönüşümü,
  • Partinin, sosyal demokrat tabandan gelen baskı sonrasında SODEP ile birleşme sürecinin hangi şartlar altında ve ne şekilde olduğunu,
  • 1984 yılında Halkçı Partili dört milletvekilinin gerçekleştirdiği ve tüm dünyada ses getiren İsrail gezisini,
  • Ve bunun gibi pek çok ilgi çekici konu irdeleniyor.

Kitapta bunun yanı sıra, Halkçı Parti üzerine Kemal Anadol, Tunç Soyer, Aşkın Toktaş, Fikri Sağlar, Yüksel Çakmur ve Bülent Baratalı gibi siyasetçilerle yapılmış birebir görüşmeler de yer alıyor.

  • Künye: Armağan Seçkin – Türk Siyasi Yaşamında Halkçı Parti (1973-1987), Libra Kitap, tarih, 325 sayfa, 2020

Flora Hajdarmataj Rizanaj – Yeni Medyada Gözetim ve Mahremiyetin Dönüşümü (2020)

Bugün bireysel gizliliğimizi, yani mahremiyetimizi yeteri kadar koruyup koruyamadığımız konusunda hepimiz kaygılıyız.

Nihayetinde teknolojinin dört bir taraftan ve gece gündüz demeden kuşattığı, buna mukabil eski mahremiyet anlayışlarının da yerle yeksan olduğu bir dünyada yaşıyoruz.

İşte Flora Hajdarmataj Rizanaj’ın bu değerli çalışması da, çağımıza özgü mahremiyet anlayışının dönüşümünü kayda alıyor ve gözetim kültürünün yeni medyada nasıl ve hangi biçimlerde yeniden üretildiğini ortaya koyuyor.

Kitap, bununla da yetinmeyerek gelecekte mahremiyetimizi bekleyen olası tehditler hakkında öngörülerde bulunuyor ve bunlara karşı nasıl bir strateji geliştirebileceğimizi tartışıyor.

  • Künye: Flora Hajdarmataj Rizanaj – Yeni Medyada Gözetim ve Mahremiyetin Dönüşümü, Gece Kitaplığı, medya, 226 sayfa, 2020

Yılmaz Ceylan – Çokkültürlülük ve Anadolu Aleviliği (2020)

Türkiye’de yaşanan en büyük sorunlardan biri de, Alevilerin devlet katında kendi kimlikleriyle eşit olarak kabul edilmemesidir.

Peki, kendine özgü tarihselliği ve kültürelliği olan Anadolu Aleviliği, çokkültürlülük politikalarına nasıl yanıt verebilir?

İşte Yılmaz Ceylan da, Anadolu Aleviliğini, Batı’da yoğun küreselleşme ve göçler sonucunda ortaya çıkmış çokkültürlülük teorileri bağlamında tartışarak bu soruya aydınlatıcı yanıtlar veriyor.

Kitap, asıl olarak kimlik politikalarına karşı bir çözüm projesi olarak ortaya çıkan çokkültürlülüğün, Alevilik “meselesi” için ne gibi bir çözüm sunacağını irdelemesiyle dikkat çekiyor diyebiliriz.

Ceylan, daha çok İslam dini ve Türk kültürünün birçok özelliğini içinde barındıran Anadolu Aleviliğinin kültürel anlamda kesin çizgilerle ayrışıp ayrışmadığını, çokkültürlülük politikalarla çözüme kavuşabilmesinin mümkün olup olmadığını tartışıyor.

  • Künye: Yılmaz Ceylan – Çokkültürlülük ve Anadolu Aleviliği, Astana Yayınları, inceleme, 267 sayfa, 2020

John Brockman – Meraklı Zihinler (2020)

Bir çocuğu bilim insanı olmaya yönlendiren etkenler nedir?

‘Meraklı Zihinler’, Richard Dawkins’ten Steven Pinker’a, Howard Gardner’dan Daniel Dennet’a ve Ray Kurzweil’a, önde gelen yirmi yedi bilim insanı ve düşünürün, çocukken bilimden nasıl etkilendiklerine dair anılarını barındırıyor.

Örneğin Richard Dawkins, okuduğu Doktor Dolittle kitabının çok etkisinde kalmış.

David Buss, hayatın bazı gerçeklerini New Jersey’de bir kamyon durağında çalışırken öğrenmiş.

Kozmos âşığı Janna Levin, evrenin ucuna yolculuk etme hayalleri kurmuş.

Nicholas Humphrey, bilim insanları hanedanlığının üyesi olarak doğmuş olmanın getirdiği üstünlüklerden bol bol yararlanmış.

Robert Sapolsky, sık sık Bronx Hayvanat Bahçesi’ne gitmiş ve bir dağ gorili olmak istemiş.

Judith Harris’i, yaşıtları arasında yaşadığı yalıtılmışlık ve yalnızlığının bilime yönlendirmiş.

Bu ve bunun gibi pek çok anı barındıran, ayrıca tutkulu ve içten oluşuyla dikkat çeken kitap, bilime ilgi duyan okurları güdüleyecek, onlara ilham verecek türden.

  • Künye: John Brockman – Meraklı Zihinler, çeviren: Ülker İnce, Pegasus Yayınları, bilim, 272 sayfa, 2020

McKenzie Wark – Moleküler Kızıl (2020)

Genel kanı, Soğuk Savaş’ın bittiği, Sovyetler Birliği’nin kaybettiği ve böylece ABD’nin kazandığını söylüyor.

Peki, gerçekten öyle mi?

McKenzie Wark’ın tarihsel eğrisi ise tümüyle farklı.

Yazara göre, Sovyet sisteminin çöküşü Amerikan sisteminin çöküşünün habercisiydi.

İlkine ait yıkıntılar gerçek ve iç karartıcıyken, ikincisinin yıkıntılarının ne olduğu henüz tam olarak anlaşılmış değil.

Wark’a göre, genel metalaşma evreninin durmaksızın genişleyerek gezegenin sınırlarına gelip dayandığı bugün, tarihöncesinin son bulduğu antroposen çağıdır.

İşte ‘Moleküler Kızıl’, tam da bu döneme yanıt verecek yeni bir eleştirel teori ihtiyacını karşılamayı üstleniyor.

Yazar bu amaçla, Sovyet Rusya’nın ilk günlerinden iki Rus Marksist yazarı, Aleksandr Bogdanov ve Andrey Platonov ile 20. yüzyılın düşünürlerini; feminist bilim araştırmaları alanında çalışan Donna Haraway, feminist kuramcı Karen Barad ve bilimkurgu yazarı Kim Stanley Robinson’ı iletişime sokuyor.

Wark, bugünkü antroposen çağda, melankoliye kapılmak yerine alternatif bir gerçeklik yaratmamız gerektiğini söyleyerek söz konusu isimlerin diyalogu neticesinde ne gibi ekonomik, teknik, politik ve kültürel dönüşümler yaratabileceğimizi irdeliyor.

  • Künye: McKenzie Wark – Moleküler Kızıl: Antroposen Çağının Teorisi, çeviren: Cemal Yardımcı, Metis Yayınları, siyaset, 328 sayfa, 2020