Aslı Niyazioğlu – 17. Yüzyıl İstanbul’unda Rüyalar ve Hayatlar (2020)

Nev’îzâde Atâyî’nin ‘Hadâ’ikü’l-Hakâ’ik’ (Hakikat Bahçeleri) adlı eseri,17. yüzyılda kaleme alınmış en kapsamlı biyografi çalışmalarından biri.

Atâyî’nin eserini sıra dışı kılan asıl husus, yalnızca bini aşkın kişinin özgeçmişini kayda geçirmesi ve haklarında ilginç hikâyeler anlatması değil.

Kitabı, özellikle de elimizdeki çalışma bağlamında ayrıca ilgi çekici kılan özelliği, ulema ve mutasavvıf çevrelerinin paylaştıkları rüyalara da yer vermesi.

İşte, erken modern Osmanlı kültür tarihçisi Aslı Niyazioğlu, Atâyî’nin bu eserini derinlemesine inceleyerek rüyaların penceresinden Osmanlı entelektüel hayatına bakıyor.

Atâyî’nin eserini bir “yaşam anlatısı” olarak ele alan Niyazioğlu, bu kitaptaki rüyalar ve hikâyelerden yola çıkarak o dönemde yaşayanlarla ölülerin dünyaları arasındaki ilişkiler ağını irdeliyor.

  • Künye: Aslı Niyazioğlu – 17. Yüzyıl İstanbul’unda Rüyalar ve Hayatlar, Doğan Kitap, tarih, 193 sayfa, 2020

Anne Sverdrup-Thygeson – Böcekler Gezegeni (2020)

İnsan ekosistemin dengesiyle oynadıkça kendi geleceğini de tehlikeye atıyor.

Gezegeni plastiğe boğduk, her yıl büyük miktarda kimyasalı doğaya bırakıyoruz, türleri yerlerinden ediyoruz.

Sonuç, yeryüzünün tatlı su kaynaklarının tükenmesidir.

Bu durum, böcekler için de geçerli, çünkü bizim yaptıklarımız, onların gezegenini de tümüyle dönüştürüyor.

Başka bir deyişle, doğada dönüşen her şey, eninde sonunda gelip bizi de etkiliyor.

Böcek türlerinin sayısındaki azalma ya da böceklerin yok olması, ekosistemde sudaki halkalar gibi bir etkiyle çok büyük sonuçlara yol açacak mahiyette.

İşte, Norveç Yaşam Bilimleri Üniversitesi koruma biyolojisi profesörü ve aynı zamanda Norveç Doğa Araştırmaları Enstitüsü’nde bilim danışmanı olan Anne Sverdrup-Thygeson, bu küçük dostlarımızı daha yakından tanımamıza olanak sağlayacak güzel bir kitapla karşımızda.

‘Böcekler Gezegeni’, yeryüzünde 479 milyon yıldır bulunan, fakat bugün başları dertte olan böcekler hakkında enfes bir eser.

  • Künye: Anne Sverdrup-Thygeson – Böcekler Gezegeni: Tuhaf, Yararlı ve Hayranlık Uyandırıcı Dostlarımız Üzerine, çeviren: Dilek Başak, Koç Üniversitesi Yayınları, bilim, 200 sayfa, 2020

Christopher Duggan – İtalya’nın Kısa Tarihi (2020)

Roma İmparatorluğu’nun külleri üzerine inşa olmuş İtalya, Avrupa’nın en özgün ülkelerindendir.

Modern İtalya tarihi konusunda uzun yıllar ders vermiş, özellikle ülkenin 19. ve 20. yüzyıl tarihi konusunda bir otorite olan Christopher Duggan, İtalya’nın siyasi, ekonomik, sosyal ve kültürel tarihi hakkında bu enfes kitabıyla karşımızda.

Duggan, İtalya’nın tarihini Roma İmparatorluğu’nun çöküşünden günümüze uzanarak ele alıyor ve İtalya’nın iki yüzyıldır ulus devlet olma yolunda karşılaştığı zorlukları gözler önüne seriyor.

İtalya’nın Avrupa’daki yeri nedir?, İklimi, yeraltı kaynakları ve coğrafyası bu ülkenin tarihini nasıl etkiledi?, ülke tarihinde materyalistler ve idealistlerin ulus devlet yaratma programları arasındaki farklar nelerdi? gibi sorulara doyurucu yanıtlar bulmak isteyenlerin muhakkak edinmesi gereken bir kitap.

  • Künye: Christopher Duggan – İtalya’nın Kısa Tarihi, çeviren: Tuna Erkmen, Boğaziçi Üniversitesi Yayınevi, tarih, 332 sayfa, 2020

Charlie Champbell – Günah Keçisi (2020)

Günah keçisi olgusu, Âdem ile Havva meseline kadar uzanır.

Burada günah keçisi, yasak meyveyi getiren yılandı.

Tarih boyunca, suçluluk duygumuzu başka yere yönlendirmek ve sorumluluk almaktan kurtulmak için sürekli günah keçileri ilan ettik.

Açıkçası, bunda da çok başarılı olduk.

Charlie Champbell, insanoğlunun binlerce yıl öncesinden günümüze karşılaştığı tarihsel ve sosyal felaketlerle nasıl baş ettiğini, daha da önemlisi toplumsal veya bireysel başarısızlıklarımızı yükleyebileceğimiz bir günah keçisine ne denli bağımlı olduğumuzu ortaya koyuyor.

Champbell’ın burada, tarihten aktardığı ve birçoğu bugün ulaştığımız gelişmişlik seviyesinde gülünç kaçan günah keçisi vakaları, temelde insan olarak ne kadar da az değiştiğimizi gözler önüne seriyor.

Kitaptan iki alıntı:

“Yirmi birinci yüzyılda, ne yapacağımıza, neye inanacağımıza, ne yiyeceğimize yani her şeye dair hiç olmadığı kadar çok seçenekle karşı karşıyayız. Benzer bir şekilde, işler yolunda gitmediğinde suçlanabilecek şeylere dair de çok daha geniş bir seçenek yelpazesine sahibiz. Atalarımız, kadınlar, Yahudiler veya birtakım hayvanlar gibi uzun ömürlü günah keçileriyle yetinmek zorundayken, biz hayal kırıklığına uğradığımız durumlarda çok daha yaratıcı şekilde suçlamada bulunabiliyoruz. Hiçbir koşulda yapmayacağımız tek şey ise kendimizi olduğumuz gibi kabul etmek. Daima bir şeylerin neden mükemmel olmadığına dair farklı açıklamalar bulmaya çalışıyoruz ve bunlar genellikle hiçbir anlam ifade etmiyor.”

“Hepimizi etkileyen daha büyük felaketler için sayısız komplo teorisi üretilmiştir ve hepsi de birtakım karanlık güçlere bağlanmıştır: Masonlar, İlluminati ya da dev kertenkeleler; komünistler, Yahudiler ya da Katolikler. Kişisel sorunlarımız içinse her zaman sonu gelmez açıklamalarımız vardır ve tüm sistem de daha güvenilir açıklamalar üretmek için çalışır. Günümüzde suçlama, diğer ürünler gibi satın alınabilecek ve satılabilecek bir meta haline geldi. Bunun ticaretini yapanlar da olağanüstü bir şekilde başarılı oldular.”

  • Künye: Charlie Champbell – Günah Keçisi: Başkalarını Suçlamanın Tarihi, çeviren: Gizem Kastamonulu, İthaki Yayınları, 144 sayfa, 2020

Alexander Beecroft – Dünya Edebiyatının Ekolojisi (2020)

Farklı toplumların edebiyatları, birbiriyle nasıl etkileşime girer?

Alexander Beecroft, bu soruya doyurucu yanıtlar verdiği eldeki incelemesinde, modern öncesi metinlerin tarihsel olarak nasıl dolaştığını ve alımlandığını izliyor.

Beecroft’a göre herhangi bir edebiyat, yalnızca metin analiziyle anlaşılamaz.

Çünkü bir edebiyatı tam olarak anlamanın biricik yolu, onu siyasi, ekonomik, sosyokültürel ve dini çerçevede, aynı zamanda etkileşimde olduğu diğer diller ve edebiyatlarla ilişkisi içerisinde ele almalıyız.

İşte kitabında tam da bunu yapan Beecroft, edebi ekolojiler ile edebi metinlerin üretildiği ve dolaşıma girdiği çevreler arasında gezinerek disiplinlerarası bir okumaya koyuluyor.

Antik, modern, Batılı veya Batılı olmayan edebiyatları için zengin kuramsal değerlendirmeler arayanların özellikle ilgiyle okuyacakları bir çalışma.

  • Künye: Alexander Beecroft – Dünya Edebiyatının Ekolojisi: İlkçağlardan Günümüze, çeviren: Didem Dinçsoy, Koç Üniversitesi Yayınları, inceleme, 352 sayfa, 2020

Umut Tümay Arslan – Kat (2020)

Sinema çalışmaları alanındaki özgün katkılarıyla bildiğimiz Umut Tümay Arslan, bu sefer sinema ve etik ilişkisine çok yönlü bir bakışla odaklandığı ‘Kat’ ile karşımızda.

Arslan, filmleri ses, bakış, uzam, zaman, renk, mizansen, beden, alan, alan-dışı gibi parçalara ayırıp, her birinin özerk bir biçimde hareket ettiği anlara odaklanıyor.

Sinemanın bu unsurlar arasında süreklilik ve bütünlük kurduğu yerleşik gerçeklik düzeninin bozulmasının, sinemanın etik ve politik kabiliyetini ürettiğini belirten yazar, filmlerin gündelik gerçekliği kesinti ve bozulmaya uğrattıklarında bizi ikamet ettiğimiz yerden koparabilecek etik karşılaşmalara imkân verdiklerini söylüyor.

Yazar bu karşılaşmaları, sinemanın gerçeklikle sahip çıkmamız gereken ilişkisine, sinemanın parçalara ayırdığı yüzeylerine ve temsil politikalarına odaklanarak tartışıyor.

Hareket ve sinema, sinemanın maddi estetiği, arzunun politik boyutu, felaket-sonrası hafıza, hınç etiği ve sinemada Türklük ethosu da, bu tartışmada karşımıza çıkan pek çok kavramdan birkaçı.

  • Künye: Umut Tümay Arslan – Kat: Sinema ve Etik, Metis Yayınları, sinema, 368 sayfa, 2020

Gülnur Acar Savran – Beden, Emek, Tarih (2020)

Gülnur Acar Savran’ın bu aralar temin edilemeyen ve yeni baskısıyla raflardaki yerini alan ‘Beden, Emek, Tarih’ adlı bu eseri, özellikle yapısalcılık sonrası dönemde ortaya çıkan yaklaşımların feminist teori ve politika üzerinde kurduğu hegemonik etkiyle hesaplaşmasıyla önemli.

Kitap esas olarak, kamusal/özel, eşitlik/farklılık, evrensel/yerel, üretim/yeniden üretim, değişim değeri/kullanım değeri gibi ikiliklerin aşılması için nasıl bir perspektif geliştirebileceğimizi tartışıyor.

Savran, hegemonik paradigmadaki bu ikiliklerin Aydınlanma düşüncesinin özgül yapısından kaynaklanan ikili karşıtlıklar olarak kavramlaştırıldığını ve bunların, salt söylemsel, ideolojik ya da pratik olarak kurulmuş düşünsel kurgular olduğunu belirtiyor.

Diyalektik kavrayış çerçevesinde, bu ikiliklerin zemininde patriarkal ve kapitalist ilişkiler evreninin yer aldığını gözler önüne seren Savran, bu ikilikleri aşmanın, onların ötesine geçmekle, ancak bu ikilikleri besleyen toplumsal evrenin sınırlarının dışına çıkmakla mümkün olabileceğini belirtiyor.

Kadınların ev emeğinin özgül niteliği, özel/kamusal ikiliğinin –Türkiye toplumunda hüküm sürmekte olan patriarka türünün özgüllüklerinden kaynaklanan– melez yapısı, feminist politikanın ayırıcı özelliklerinden birisi olan özel alanın politikasının sınırları ve imkânları kitap boyunca teorik bir irdelemenin temelini oluşturuyor.

“Kadın-erkek eşitliği mi, kadınların özgül kimliğinin olumlanması mı” tartışmasına da müdahil olan Savran, cinsel yönelimle ilgili biyolojist yaklaşımların ve cinsiyet/toplumsal cinsiyet ikiliğiyle ilgili inşacı teorilerin çıkmazlarını da ortaya koyuyor.

  • Künye: Gülnur Acar Savran – Beden, Emek, Tarih: Diyalektik Bir Feminizm İçin, Dipnot Yayınları, feminizm, 376 sayfa, 2020

Roland Boer – Dinin Eleştirisi (2020)

Roland Boer, daha önce yayımlanan önemli çalışması ‘Cennetin Eleştirisi’nde, 20. ve 21. yüzyılların sekiz önemli Marksist düşünürünün çalışmaları yoluyla Marksizm ve teoloji ilişkisini eleştirel bir bakışla sorgulamıştı.

Yazar şimdi de, ilk kitabının tamamlayıcısı olarak materyalist bir teolojinin imkânları üzerine düşünüyor.

Burada, Marksizm ile teolojinin kesişiminde bulunan bir düşünme tarzına başvuran Boer, büyük dinlerin ekonomik, sosyal ve ideolojik tarihlerinin Marksist ilhamlı yeniden inşalarına girişiyor.

Boer’e göre Marksizm hem seküler hem de anti-seküler yapıdadır.

Sekülerdir, çünkü analiz ve eyleminin kavramlarını bu dünya ve bu çağdan, yani kapitalizmden alır; onun çelişkilerini görüp çöküşünü gerçekleştirmek amacıyla kapitalizmin daha derindeki mekanizmasını, onun üretim ve dolaşım biçimlerini, sınıf ve sınıf çatışmasını, kurum ve ideolojileri anlamaya çalışır.

Anti-sekülerdir, çünkü bu kapitalist çağın sona ermesini hedefler, başka bir deyişle bir gelecek dünyaya, bir biçimde daha iyi olacağı umulan bu çağın ötesinde bir çağa bakmaktadır.

Ve tam da bu nedenle analiz ve eyleminin kavramlarını aynı zamanda bir diğer dünya ya da çağdan aldığı söylenebilir.

İşte bu kavramsallaştırmadan yola çıkan Boer, Marksizm ve teoloji ilişkisini çok yönlü bir şekilde tartışıyor.

  • Künye: Roland Boer – Dinin Eleştirisi: Marksizm ve Teoloji Üzerine II, çeviren: Deniz Ali Gür, Ayrıntı Yayınları, inceleme, 304 sayfa, 2020

Jonathan Harris – Konstantinopolis (2020)

Bizans dönemi İstanbul’u üzerine çok iyi bir çalışma.

Ağırlıklı olarak Bizans tarihi üzerine yaptığı çalışmalarla bildiğimiz Jonathan Harris, var olduğu dönemde Avrupa’nın en büyük şehri olan Konstantinopolis’i çok yönlü bir şekilde izliyor.

Bizans döneminde İstanbul’un ilahî bir şekilde atanmış kutsal bir imparator tarafından kurulduğu; Roma ile Kudüs kadar kutsal olduğu sorgusuz kabul ediliyordu.

Bizans imparatorları da şehrin etrafında oluşmuş olan bu manevî atmosferi artırmak için ellerinden geleni yaptılar.

Konstantinopolis’in ve imparatorluğun bin yıldan fazla bir süre ayakta kalmasında bu efsanenin yeri önemlidir.

İşte Harris de, İstanbul’u bu yönüyle işleyen ilk tarih çalışmasına imza atmış.

Kitap, dönemin Konstantinopolis’ini, manevi unsurlar ile siyasi unsurlar, efsane ile gerçek arasında vücut bulan bu etkileyici ilişkiyi merkeze alarak inceliyor.

  • Künye: Jonathan Harris – Konstantinopolis: Bizans’ın Başkenti, çeviren: Tevabil Alkaç, Alfa Yayınları, tarih, 424 sayfa, 2020

Donetella della Porta ve Mario Diani – Toplumsal Hareketler (2020)

Bu kitap, toplumsal hareketlerin sosyolojisi hakkında tam bir başvuru kaynağı.

Donetella della Porta ve Mario Diani, toplumsal hareketlerin 1960’lardan itibaren hızla sosyolojinin gündemine oturmaya başlamasını, 80’li yıllarda popülerlik kazanmasını ve oradan da günümüzdeki sağlam zeminini edinmesine uzanan süreci adım adım izliyorlar.

Bu alanda yürütülen temel sorun ve tartışmaları bir araya getirmesiyle önemli bir boşluğu dolduran çalışma, aynı zamanda neoliberal küreselleşmeye muhalefet, ekoloji, yeni medya, kamu politikaları ve toplumsal cinsiyet eşitliği gibi konularda milenyum sonrası örgütlenen toplumsal hareketleri de ayrıntılı bir şekilde inceliyor.

Kitap, bu alandaki kilit soruları ele alırken de sosyal bilimlerdeki araştırma ve ampirik çalışmalardan da bolca yararlanıyor.

Toplumsal hareketler içinde örgütlenme, toplu eylemde sembolizm, kimlik ve toplumsal değişimi tartışan; temel eylem mekanizmalarının nasıl işlediğini irdeleyen; sosyal bilimler öğrencileri ve araştırmacılar için kavramsal bir çerçeve sağlayan çalışmanın, yenilenmiş ikinci baskısıyla Türkçeye kazandırıldığını da ayrıca belirtelim.

  • Künye: Donetella della Porta ve Mario Diani – Toplumsal Hareketler, çeviren: Pelin Çakır ve Ceren Gülbudak, İş Kültür Yayınları, sosyoloji, 504 sayfa, 2020